Anket: Hangisi Dost?

Uyarı: Açık Ankettir, bu Anketi bütün üyelerimiz görebilir ve oy kullanabilirler.

+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
6. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 45678 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 51 ile 60 Toplam: 88

Türkiye'nin dostu olduğunu düşündüğünüz Ülke hangisi

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisinde ve Vip Salonu Forumunda Bulunan Türkiye'nin dostu olduğunu düşündüğünüz Ülke hangisi Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> bize bizden başkası yar olmaz. türkün türkten başka dostu yoktur. ama koreye biraz ılımlıyım

  1. #51
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesaj
    1
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    7
    bize bizden başkası yar olmaz. türkün türkten başka dostu yoktur. ama koreye biraz ılımlıyım

  2. #52
    - Çevrimdışı
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesaj
    68
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    1870

    dost ülke Azarbaycan

    Azarbaycan ve Türk devletleri dost olmalı.

    Aynı ırkızç

  3. #53
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesaj
    3
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    7
    Yüce Sel İmzalı Bir yazı:

    23 Temmuz 2008


    Şimdi sizlere “düşmanınızın düşmanı” dostunuz mu olur, düşmanınız mı? diye sorsam, “Böyle de soru mu olur? 'Düşmanımızın düşmanı' tabiiki dostumuzdur, bunu bacak kadar çocuk bile bilir” karşılığını vereceğinize şüphe yok.

    Bilsin, zararı yok; biz yine de bilgilerimizi şöyle bir tazeleyelim: İster şahıslar, ister devletler arasında bir güç mücadelesinden bahsediyor olalım, kural aynı: Düşmanımın düşmanı dostumdur. Üçüncü güç veya güçlerin ayrıca düşmanınız olup olmamasıyla değişmeyen bu kurala göre, bir güç mihrakını baş düşman olarak tespit ettiğiniz zaman, o baş düşmanın düşmanı konumundaki üçüncü güç veya güçler dostunuz oluyor.

    Baş düşmanın saldırısına maruz kaldığınız şartlarda, üçüncü güç veya güçlerin ayrıca düşman olup olmaması, hayati bir mesele değil.

    “Hayati bir mesele olmasa da, dilimiz alışmış, asla güç birliği yapmayız!” diye tutturup, çocuklar gibi ayak direrseniz, hakkınızda “Bunun maksadı üzüm yemek değil, bekçi dövmek” diye hüküm kesebilirler. Yalnız dikkat edin; ilkesiz fırsatçılar, liberal çapulcular yüzünden, günlük dilde “gemisini yürüten kaptandır” sözü, nasıl ki “dümenini yürütemeyen aptaldır” anlamında kullanılan menfi bir deyim haline gelmişse; “düşmanımın düşmanı dostumdur” sözünü de “Herkesi salak yerine koy, kullan! Ahlaki, hukuki, siyasi, hiçbir değeri takma. Dümenini yürütmek uğruna yemediğin tek bir halt kalmasın” şeklinde anlama eğilimi yaygındır.

    “Üzümünü yağmalayabildiğine göre, bağın sahibini ne sen sor, ne de sordur” sözü bunlardan çıkma.

    Güç mücadelesinin belli bir anında durumunuzu “Düşmanımın düşmanı dostumdur” sözüyle ifade etmişseniz; bu sizin varlığınıza yönelik tehdit kaynaklarını bertaraf edilme aciliyeti bakımından kendi ölçülerinizle değerlendirmeden geçirip bir “hayati tehdit” tespiti yaptığınızı gösterir. Hayati tehditin kaynağı olan gücün adı, baş düşmandır.

    Baş/esas/stratejik düşman, onun diğer düşmanlarını şu veya bu derecede dost kabul etme zarureti bulunan düşmandır.

    Baş/esas/stratejik düşmanın diğer güçlere yönelttiği tehdit o kadar hayatidir ki, kendi aralarında ayrıca dost ya da düşman olsunlar olmasınlar, varlıklarına kastettiği o güçleri kendisine karşı adeta birleştirir, güç birliği yapmaya sevk eder.

    Baş düşman konumundaki “düşman”ın “düşmanları”, genel bir kural olarak en azından söz konusu baş düşmanın yönelttiği hayati tehlike tamamen bertaraf edilinceye kadar dost güçlerdir.

    Gerek sizin, gerekse dost güçlerin varlık ve bütünlüğüne yönelen tehditin biçimleniş şartları, zaman ve mekan olarak ne kadar yakınlaşıp aynılaşırsa; siz ve dostlarınız aynı baş düşman tespitinde o kadar görüş birliğine varırsınız. Baş düşman tespitinde ne kadar görüş birliğine varırsanız, aranızdaki dostluk ilişkisi de buna bağlı olarak, tarafsız kalmaktan, pasif dayanışmadan, bir istiklal savaşında omuz omuza hareketli bir müttefiklik ilişkisine doğru kuvvetlenir.

    Buraya kadar söylediklerimizi üç cümlede toparlayalım:

    1- Bir güç, halde ve gelecekte kendi bütünlüklerine “hayati tehdit” oluşturduğunu isabetle teşhis eden diğer güçler tarafından tehdit tespitine uygun bir algılamayla, “ortak stratejik düşman” sıfatıyla anılır.

    2- “Ortak düşman” sıfatıyla tanımlanan aynı düşman gücün hedefi olmak, söz konusu gücün hamlelerini bertaraf edebilmek için askeri-siyasi-iktisadi “güç birliğini” haklı ve zorunlu kılar.

    3- Dolayısıyla faili ve maksadı "aynı güç" olan bir saldırıya maruz kalan devletler ve milletler o saldırı karşısında doğal müttefiktirler.

    Bu taraf olarak üç cümlenin hakkını verirsek; Bölgemizi “daha da parçalanmış ortadoğu projesi”yle küçük sömürgeciklere bölemediği taktirde, yakın gelecekte bu topraklardan silip süpürüleceğini farkında olan batı sömürgeciliği ve onun liberal çapulcu ideolojisi baş düşmanımız; bu sömürgeciliğe ve ideolojisine karşı olan bütün samimi vatansever güçler dostumuz, müttefikimizdir.

    Bir güç mücadelesinde baş düşmanınızın saldırısına uğradığınızda, aynı saldırıya maruz kalan başka güçler varsa, düşmanınızın düşmanları olarak o güçlerle birlikte “ortak düşmana” karşı ittifak kurmak yerine, o güçlere karşı baş düşmanınıza yardım edecek olursanız; izlediğiniz dış politikayı “baş düşmanımın düşmanı benim de düşmanımdır” mantığıyla düzenlediğiniz ortaya çıkar ki, bu durumda yalnız bacaklarınızı kesmiş olmakla kalmaz, ilerde bindiğiniz dalı kesmekten hesap vermek üzere sorumlu tutulacağınız çok ağır bir suç işlemiş olursunuz...

    Irak'a yönelik gerek 17 Ocak 91 başarısız İstila Teşebbüsü, gerekse 20 Mart 2003 İstilası sırasında Türkiye'de karar alma makamında bulunan sorumlu siyasi heyetlerle, karar alma sürecini etkileyip yönlendirenlerin; yani Türk devleti, medyası ve siyasi kurumları içine, hakikatlere aykırı bir “canavar Saddam- canavar Kemal” edebiyatıyla sızıp çöreklenen Türk düşmanı Taşnakçı-peşmergeci-Sevrci vatansevmez şebekenin 17 yıl boyunca izlediği Irak politikasının dayandığı “Amerikan özgürlük tanrısının düşmanı, benim de düşmanımdır” anlayışının bizim dilimizle tercümesi tam da budur:

    “Stratejik baş düşmanın düşmanı benimde düşmanımdır!”

    Bizim “stratejik baş düşman” dediğimiz şeyin onların dilindeki adı, “Özgürlük Tanrısı Amerika” oluyor.

    (Onların “özgürlük tanrısı” zannettikleri şeyin Liberal Çapulcu Mitolojideki aslının, bütün dünyada ve Türkiye'de olduğu gibi Kuzey Amerika'da da 20 Mart 2003 Martında tükenmiş bulunan neslini bugünlerde “siyah” olarak hortlatmaya çalışan “Demokrat Eşek”le, bütün Gaspların Ana Sorumlusu “İnanan Fil”in kurumuş dere yatağında birleşmesinden üreyen “Rant, Spekülasyon ve Özgür Çapul Tanrısı” olduğunu unutmadan not etmiş olalım)

    Yani hem ABD'nin dolaylı saldırısına uğruyorsunuz, hem de cepheden maruz kaldığı aynı saldırıya direnip, istiklal savaşıyla karşılık veren Irak'ın meşru yönetimiyle müttefik olmaktan kaçıyorsunuz.

    Nereye?...

    “Irak'ın toprak bütünlüğüne saygılıyız, sevre karşıyız” mavalını okuya okuya, kendi varlık ve bütünlüğünüze saldırıp parçalayarak sevrleştirmek üzere, hakiki özgürlüğün stratejik baş düşmanı tanrı ABD'nin yanına.

    Düşmanın düşmanının dost olduğunu bacak kadar çocuklar bile biliyor ama düşmanı dost kabul edilecek baş düşmanın hangi düşman olduğunu doğru tespit etmeye kazık kadar adam olmak yetmeyebiliyor.

    Şu satırlar Mustafa Balbay'ın “Erdoğan'ın Irak Seferi” başlıklı yazısından;

    “ABD, Bushlaşmış Milletler'den affedersiniz, Birleşmiş Milletler'den Irak'ı işgal izni alırken 5 yıllık bir planlama yapmıştı. 5 yılın sonunda nasıl olsa her şey tamamlanır, ABD Irak'ta varlığını yasal gösterecek adımları atmış olurdu”

    “Birleşmiş Milletlerden işgal izni alırken” ifadesi korkunç sonuçlara yol açabilecek bir bilgilendirme yanlışıyla malul.

    Apaçık tarihi bir hakikat; Waşington-Londra rejimleri Birleşmiş Milletlerden Irak'ı işgal izni almadı. Bu rejimlerin Irak'ı işgal etmek için gösterdiği gerekçelerin hakikate aykırılığı o kadar ortadaydı ki, kağıt üzerine yazılmamış asli görevi, liberal çapulcu terörist sömürgeciliğin, onlara vatan kapılarını açmamakta kararlı devletleri yıkmak, ülkelerini işgal etmek için gerçekleştirdiği saldırılara uluslararası yasallık kazandırmak olan paravan örgüt BM bile, Irak'ın işgaline onay veremedi. Gerek BM üyesi hükümran devlet Irak Cumhuriyetine 20 Mart 2003 tarihinde gerçekleştirilen saldırı, gerekse o saldırıyla birlikte ortaya çıkan ve 5 yıldır devam eden işgal hareketi -sorumlularının mutlaka yakalanıp yargılanmaları icap ettiği hususu uluslararası hukuk metinleriyle, imzalanmış anlaşmalarla sabit- kanun dışı fiillerdir.

    Biliyorsunuz, Irak'a yönelik 91 Saldırısına kağıt üzerinde haklılık kazandıran gerekçe, bu ülkenin BM üyesi Kuveyt'te yasa dışı olarak bulunuyor olmasıydı. BM'den izin alınmamıştı. Ayrıca iki ülke arasında önceden imzalanmış bir anlaşma da yoktu. 91 Saldırısı, kağıt üzerinde Irak'ı Kuveyt'ten çıkarıp, statükoyu korumakla sınırlı, BM adına “yasal” bir saldırıydı.

    Peki, 20 Mart 2003 İstilasında, 91 Saldırısına yasallık kazandıran gerekçelerin hepsi, bu defa Waşington-Londra rejimleri aleyhine, Irak yönetimi lehine mevcut bulunduğu halde, BM Güvenlik Konseyinin derhal toplanıp;

    a- Saldırıyı “uluslararası terörizm olarak şiddetle protesto eden” bir karar aldığını;

    b- Saldırgan rejimlere ambargo uygulaması başlattığını;

    c- İstilacıları Iraktan çıkarıp, meşru yönetimin görevine dönmesini sağlayarak statükoyu tesis etmek üzere BM Bayrağı altında “özgürlük operasyonu” düzenleyecek bir uluslararası güç oluşturulması için üye ülkelere çağrıda bulunduğunu işiten var mı?

    “Her çeşit darbeye ve terörist saldırıya karşı olan" AKP hükümetinin saldırıyı şiddetle kınayıp, “Derhal Irak'tan çekilin!” çağrısı yaptığını peki?

    İşte size cevaplarını bacak kadar çocukların bile bildiği, fakat aklen sağır kazık kadar heriflerin bir türlü işitip kavrayamadığı hakiki sorular.

    Ama ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, boş... Waşington-Londra-Tahran rejimlerinin sahnelediği, AKP hükümetlerinin ve liberal çapulcu medyanın da katıldığı, Irak Cumhuriyeti Devletini tasfiye etmek için gerçekleştirilen darbeyi meşrulaştırma tiyatrosu, Irak'taki kukla yapılanmanın işgal ve darbe mahsulü olduğu hakikatini değiştiremez, unutturamaz.

    Balbay'ın hakikate zıt ifadesini sadece kendisi değil, herkes doğru kabul edecek olsa, tarihin seyri değişir, Irak'ı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onay vermediği, veremediği, elebaşılığını Waşington-Londra rejimlerinin yaptığı bir saldırıyla işgal eden savaş suçlusu uluslararası teröristler adalete hesap vermekten kurtulurlardı.

    İşledikleri belli başlı suçları şöyle bir hatırlayalım;

    1- 20 Mart 2003 tarihinde BM üyesi hükümran devlet Irak Cumhuriyetine BM'nin onaylamadığı bir saldırı düzenlemek.

    2- Nisan ayının ilk haftasında, Bağdat'da darbe yapıp, meşru Irak hükümetinin görev yapmasına engellemek ve bu durumu halen sürdürmek.

    3- 1204 yılında Istanbul'a çekirgeler gibi üşüşüp, ellerine ne geçerse ülkelerine taşıyan haçlı sürüleri gibi Irak'ı yağmalamak, paha biçilemeyen tarihi eserlerini kendi ülkelerine kaçırmak.

    4- Irak toprakları altında bulunan petrolü kitabına uydurarak çalmak.

    5- Milyonlarca Iraklıyı yerinden yurdundan edip, yüz binlercesinin ölümüne yol açmak.

    6- Irak'ın meşru Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i katletmek.

    Saldırıyı, izin alınmış yasal bir işgal sayarsanız, işlenen suçlar da, her yasal işgalde rastlanabilecek ufak tefek haksızlıklar olup çıkar.

    Daha mühimi, eğer bir gün hiçbir devletin çiğneyemeyeceği, çiğnediği taktirde mutlaka cezalandırılacağı bir uluslararası hukuk düzeni yerleşecekse, buna esas teşkil edecek, insanlığı inandıracak, tarihi dönüm noktası niteliğinde bir adımın atılması icap eder. Bu adım, Waşington-Londra rejimlerinin uluslararası terörist saldırı düzenlemek, bu saldırıya dolaylı olarak katılan sömürgelerdeki sorumlu siyasilerin de saldırı ve işgale yardım ve yataklık etmek, darbe mahsulü kuklaları meşrulaştırma faaliyetlerine katılmak suçlarından yargılanıp mahkum edilmeleridir.

    Yaptıkları yanlarına kar kalırsa, kimseyi inandıramazsınız.

    Türkiye Cumhuriyeti anayasasında, bildiğimiz kadarıyla “Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde her çeşit darbeye karşı olmakla yükümlü siyasi iradelerin, başka ülkelerde gerçekleştirilen darbelere dolaylı olarak katılmasında, o darbelerin mahsullerini, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi kurumlarında, mesela 'Irak Devlet Başkanı', 'Başbakan', 'Bakan' gibi hiç bir yasal dayanağı olmayan uydurma payelerle ağırlayıp, Türk Milleti nazarında meşrulaştırma faaliyetleri yürütmesinde bir mahzur yoktur; aksine bu tür faaliyetler çağdaş demokrat olmanın icaplarındandır” şeklinde yorumlanabilecek bir madde bulunmuyor.

    Darbecilik ve terörizm suçlarından asıl yargılanması gerekenler, Türklüğün ortak hafızasında bir büyük değer olarak yerini muhafaza eden Ergenekon Destanının adı verilmiş bir komployla hürriyetleri ellerinden alınan tam bağımsızlıkçı Milli/Ulusal Güçler değil; bu komplonun arkasında bulunan Waşington rejimi ve onun Türk Devleti, siyaseti, medyası içine çöreklendirdiği liberal çapulcu suç ortaklarıdır.

    Milli güçlerin, mahkemeyi, “onları yargılamak adı altında projelerini yürütmeye çalışan Waşington rejimiyle suç ortaklarının Cumhuriyet tarihi boyunca yaptıklarının” Türk Milletinin gözleri önüne belgeleriyle, gizli anlaşmalarıyla serilerek, yargılanacakları bir tarihi mahkemeye çevirecekleri muhakkaktır.

    Samimi vatansever saflarda düşünmek istediğimiz Balbay muhtemelen yanlış hatırlıyor. 20 Mart 2003 İstilasını BM'nin onaylamadığını, dolayısıyla faillerinin uluslararası terörizm kapsamında suç işledikleri hakikatini, eğer olayları yakından takip eden bir gazeteci olarak unutmuşsa; bu hakikati vurgulayan cümleleri, insanların bilgilenmek için baş vurduğu bilgi kaynaklarından birer birer temizleyen Waşington rejiminin zihinlere nasıl sızabildiğinin çarpıcı bir örneği olarak düşünmek lazım.

    Şeytan unutkanlık üzere iş görür...

    Irak'a yönelik iki saldırı, evrensel ve tek uygarlık olma iddası taşıyan bütün uygarlıkların, bütün uluslararası kurumların, kısaca bütün insanlığın geçirildiği tarihi bir imtihandır. Bu imtihanda hiç kimse asıl niyetini gizleyemez. Bir fikrin hakikatini, bir insanın fikren samimi olup olmadığını anlamak istiyorsanız, bu iki saldırı gerçekleşirken konuşup yazdıklarına -işaret edeceğim şu üç hususu göz önüne alarak- bakın

    Hakikat karşısında üç tip insan mevcut.

    1- Hakikati görüp bildikleri halde, sırf şahsi menfaatlerine aykırı olduğu için dile getirmeyip üzerini bilerek örtüp, saptıran kötüler.

    Bunlar zannettirenlerdir.

    2- Hakikati görüp bildikleri halde, birincilerin şerrine uğramaktan korktukları için dile getirmeyip, sessiz kalanlar.

    Bunlar kötülüğe sessiz kalarak suç ortaklığı yapan “iyi” insanlardır.

    3- Yanlış gören ama yanlış gördüğünü hakikat zannedenler.

    Bunların bazıları masum, bazıları mazur görülebilecek zannettirilenlerdir.


    Kaynak: OrduMillet.com

  4. #54
    - Çevrimdışı
    yeni üye elfaba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nerden
    lanetli batıdan
    Mesaj
    75
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    2836
    cevap veriyorum hiç biri

  5. #55
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye yeşeren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Mesaj
    374
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    4214
    wikileaks belgeleriyle birlikte görüldüğü üzere hiç bir ülke diğerine dost değil.

    öyle bile olsa, ticari bağlantılar adına ikili ilişkiler hep diri tutulmalı, ekonomik anlamda birbirleriyle sağlam bağlantıları olan ülkeler arasında düşmanlık olmaz, dost olunmasa bile.

  6. #56
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye kirmizigül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Nerden
    Istanbul, Turkey, Turkey
    Mesaj
    3.149
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    22
    Rep Gücü
    18819
    türkiyenin, dostuyok hele müslüman ülkelerde hic yok ancak
    arkadan vururlar kuyulara zehir dükerek ingilizlerle birlite bize büyük düsmanlik yapmislardir.
    her yüze güleni dosmu saniyorsunuz.

  7. #57
    - Çevrimdışı
    Üyecik eosertable - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2010
    Mesaj
    14
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    238
    Hiçbir inanç veya soy ortaklığı dost olmayı gerektirmez. Ne Filistin ne Azerbaycan ne de başka bir ülke Türkiye'nin dostu olamaz. Sadece çıkar amaçlı yakınlaşmalar olabilir o kadar.

  8. #58
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Apr 2011
    Mesaj
    13
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    0
    bizim Dostumuz yalnız MÜSLÜMANLARDIR...

  9. #59
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Mesaj
    48
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    0

    Arap Düşmanlığı İHANETTİR

    Arapların bizi arkadan vurduğu YALANI İngilizlerin UYDURMASIDIR ve amacları Komşuların,Kardeşlerin arasına FİTNE sokup DÜŞMANLAŞTIRMAKTIR...

  10. #60
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Mesaj
    48
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    0
    Arapların bizi arkadan vurdu PALAVRASI İngilizlerin YALANI VE İFTİRASIDIR ki Müslüman KARDEŞLERİN arasına Düşmanlık ekmek çabasıdır...

Benzer Konular

  1. Türkiye gelişmiş bir ülke mi?
    RABİA Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 61
    Son mesaj: 13-04-2016, 10:47 AM
  2. Yorum: 2
    Son mesaj: 17-08-2012, 11:13 PM
  3. Hangi ülke vatandaşı, Türkiye'de ne kadar gayrimenkule sahip?
    YukseLL Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 31-08-2011, 11:44 AM
  4. En çok gazeteci hapse atan ülke Türkiye
    YukseLL Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-04-2011, 03:25 PM
  5. Dünyada en çok çalışan 3. ülke Türkiye
    YukseLL Tarafından Borsa ve Ekonomi Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 28-03-2010, 12:47 AM
Yukarı Çık