Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Devrimin karşısında devrim olmaz! (mutlaka okuyun)

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisi Vip Salonu Forumunda Devrimin karşısında devrim olmaz! (mutlaka okuyun) Konusununun içerigi kısaca ->> Devrimin karşısında devrim olmaz! Zaman alır. Bazen doğrunun tecelli etmesi zaman alır. Bu, yanlışın doğru olduğu manasına gelmez. Aşk ve ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesaj
    4
    Rep Gücü
    29

    Exclamation Devrimin karşısında devrim olmaz! (mutlaka okuyun)

    Devrimin karşısında devrim olmaz!




    Zaman alır. Bazen doğrunun tecelli etmesi zaman alır. Bu, yanlışın doğru olduğu manasına gelmez. Aşk ve devrim gibi…



    Aşk olmadan devrim olmaz!



    Devrim denen kelimeyi darbeyle özdeş gören işbirlikçi zihniyete tek bir sözüm olacak o da; -devrim- olacak!



    Dedim ya zaman alır… Martıların tüm güzelliği seyreden içindir, balıklar ise üzgündür. Güzellik beş para etmez, ne kadar çirkinsen o kadar feministsindir, ya da ne kadar kinciysen o kadar çirkinsindir. İnsanlığın ortak değerleri liğme-liğme edilmiş, ne kadar güçlüysen o kadar haklısındır.



    İnsanlık bir yerlerde bırakılmış olmalı, unutulmuş ya da… Aynalara bakanlar, gördüklerini kendilerine benzete dursunlar, yorgun bir ölü tahliye olmuş, kimin umurunda! Yavru kedinin üzerinde yüzlerce lastik izi, bas gaza, tabakhanede resital, arka sokaklarda metal bar var… Vur gecelere kendini, çoklu serüvenler, az öpüşüp, hep sevişenler selamlasın aşk yoksunu bedenini. Yok! Sakın ilgilenme, memleket batmış, millet harap, sistem çökmüş, vesaire…



    Devrim mi? O da neymiş…



    Bilemezsin tabi, kimse anlatmadı ki… İstersen bahsedeyim biraz, hı, ne dersin? Bak şimdi dostum, birinci kural; aşk olmadan devrim olmaz. Bu olmazsa olmazıdır devrimin. Aşk olacak bir kere. Nasıl dersen…Elbette havada asılı duran bir şey değil aşk, ya da mutfak dolabında tuzluğun yanında…Aşk, insanın kalbindedir, beyinde aşk olmaz. Beyin hesapçıdır, hesap eder, ölçer-biçer, çıkarcıdır yani. O her şeyi kendisi için ister. Matematik ve fen bilimleri ondan sorulur, hiç üşenmez oturur tanklar tüfekler icat eder. Zaten mertlik de ondan dolayı kayıptır nice zamandır. Düşünürde, düşünür…



    Ya kalp? Yüreğin yani. Nasıl çarpar o bilir misin? Yok böyle bir şey, derler ya, işte öyle. Deli doludur mesela. Kalp ağrır, acır yani, cızz eder… Tanımlayamadığın hüzünlerin en orta yerinde, ağlar kalbin bilir misin… İşte bu yüzden:



    Kalp olmadan aşk, aşk olmadan devrim olmaz.



    Şu Amerikalıların anlayamadığı şey de o olsa gerek. Yani adamlar ömürlerini tükettiler, nereye el attılarsa bir şekilde başardılar, ama iş Türkiye’ye gelince hep bir çuval inciri berbat ettiler. Milyonlarca dolar harcadılar, ajanlarının en seçkinlerini, çevreci-insan hakçı kılıklarla boca ettiler, ama nafile… Hep duvara tosladılar. O duvarda asılı olan fotoğrafa… Ve belki ilk defa bu kadar ileri gidebildiklerinden olsa gerek hep destek tam destek vaziyetteler, Avrupa dahil.



    İlk defa çakal şehre iniyor. Bu alışık olduğumuz bir durum değil elbet. Bizim buna alışmamızı bekleyenler var ise daha çok beklerler. Mesela ben, çakal ulurken uyuyamam…



    Çakalları geldikleri yere göndermek devrimle alakalıdır. Doğal ortamlarında daha mutlu olacakları açıkça ortadayken, iş; çakalları şehre indirenleri bulmak olmalı ve onları hayvan haklarını ihlalden mahkum etmeliyiz. Zaten bizde çevreciyiz ya, amacımız doğal ortamı korumak, dengeyi yeniden sağlamak ya…



    Neden olmasın! Sıra oraya gelirse, yani memleketi savunmaktan fırsat bulursak bir gün, yok öyle gitar çalıp şarkı söyleyerek çevrecilik yapmak. Sen hayatın boyunca bir tane fidan dikme, bir gün olsun kan verme, bir elinde votka, bir elinde kahverengi ne idüğü belirsiz sigara, batı hayranlığı babadan miras, bir de ahkam kesmeler…Hadi oradan… (Hayrettin Karaca gibileri, konu dışıdır.) Bir gün Türksolu okurlarına Hayrettin Karaca’nın, Yaşar Kemal’e verdiği insanlık dersini anlatmak isterim…Konu, Hutu ve Tutsi ve İsveç!



    Gözlerine bakın arkadaşlar. Onların gözlerine. Bomboş bakarlar, sanırsınız ki insan değiller. İfade veya minicik bir anlam dahi göremezsiniz. Bunca iftiralar ve ihanet ortaklığında nefes almak, durmadan-ara vermeden felaket senaryoları üretmek başka nasıl yapılabilir ki… Bir insan sırf kendisi gibi satılık olmadığı için, bir başkasına nasıl atar bu iftiraları? Ve muhteşem bir ortaklık, yanarlı dönerli masalarda votkanın dibine vuranlarla, ağzına içki sürmeyenlerin ihanet kardeşliği, kast-ediyor; ‘yalnız ve güzel ülkeme…’ Kulakların çınlasın Bilge Ceylan…Nerelerdesin?



    İhanetler ve ihanetçiler her kesimden olabilir. Örnek, bir general! Bir gazeteci, bir terzi ya da berber… Ve Amerika yeni tezgahlar peşinde. Mesela, Abdüllatif Şener! Ergenekon dedikleri ise, Türklerin tasfiye harekatının adı! İşte Amerika ilk defa bu kadar yaklaşmışken hedefine, ipin ucunu bırakmak istemiyor. Dahili ve harici düşmanlarımız hiç bu kadar iç içe olmamıştı, hiç bu kadar aymazcasına kendi sonlarına ilerlememişlerdi. Oysa dedelerinin bıraktığı hatıraları adam gibi okusalardı, şimdi içleri daha bir rahat olacaktı. Siz bakmayın onların fütursuzca konuşmalarına ve yazmalarına… Ödleri patlıyor! Geceleri defalarca uykularından uyanıp, yeniden kabuslarına dönüyorlar. Siz bakmayın atıp-tutmalarına, yalnız kaldıklarında kulakları çınlıyor. Dinleme işini abartmaları bundan olsa gerek…



    Oysa biz! Aşk ve devrimi damarlarımızda yaşıyoruz. Varsın bizi alsınlar, varsın en ücra hücrelere atsınlar ne çıkar… O aşk yüreğinde ve devrim damarlarında aktıkça vız gelir. Ölüm bize hoş gelir. On yıl fazla, on yıl eksik ne fark eder… İşte Amerikalıların anlayamadığı da tam bu işte. Bazı akl-ı evveller, hani şu her şeyi bildiğini zanneden, doğu felsefesi kılıklı, batı felsefesi bozmaları var ya, onlar da anlamıyor. Varsa yoksa serbest piyasa… Tam bağımsızlık verelim diyoruz. Yok illa serbest piyasa diyorlar. Tam bağımsız olursan, daha serbest olursun diyoruz. Yok kardeşim adamlar Nato! An-la-mı-yor-lar…



    Ne diyorduk; aşk olmadan devrim olmaz. Nasıl ki; ses olmadan yankı olmaz, bu da öyle bir şey. Yoksa aydınlıktan, güneşten bahsedip karanlığı niyet etmek değildir devrim. Dolayısıyla devrimin karşısında olan -karşı devrim- değildir. Olanın ne olduğu bellidir ve adına ne derseniz deyin, ama devrim demeyin. Bu utancı devrim kelimesine yüklemeyin. Devrimi aşk yoksunu kaypak kadanaların pis ortaklıklarına peşkeş çekmeyin.



    Devrimin yanına Nazım’ı ekleyin, memleket ağlasın…

    Devrimin yanına Deniz’i ekleyin, işbirlikçiler utansın… (Bilmezler ki…)

    Devrimin yanına canımı ekleyin, vatana feda olsun…



    Ve devrimin başına Kemal’imi ekleyin, nankör cemaatçiler utansın… (Hiç sanmam…)



    Biz devrim derken illa da tek bir tip olmaktan bahsetmiyoruz. İlla da söylediğimiz her şeye eyvallah denilmesini beklemiyoruz. Devrim; ortak kaygı ve değerlere sahip insanların bir araya gelip, ters giden bir şeyler var ise, güçlüden yana değil ezilenin yanında olmakla başlayacağı bir süreçtir. Bu süreç, birileri istese de istemese de gideceği yere varır. İşte bu yüzden, baba iseniz veya anne; çocuklarınızı adamsendeci olarak yetiştirmeyin. O na, insanı sevmeyi, karıncayı ezmemesi gerektiğini öğretin. Mustafa Kemal i ezberletmeyin, içersinde hissetmesini sağlayın. Sağlayın ki, en azından yarınlarımıza sahip çıkalım. Yoksa siz aldırmayın, bizden sonra tufan diyenlere. Yok böyle bir felsefe… Öğretmenseniz bildiğiniz her şeyi öğretin ama yanında, onurlu duruşun dayanılmaz hafifliğini anlatın. Anlatın ki, tam bağımsızlığın olmazsa olmazını bilsinler. Batının teknolojisini öğretin, Afrika da yaptıklarını da anlatın. Anlatın ki, teknoloji demenin, medeniyet demek olmadığını bilsinler, o na göre ilerlesinler. Çevreye saygıyı anlatın. Anlatın ki kendilerine saygıları olsun.



    Bu memleket ne çektiyse kendisine saygısı olmayan insanlardan çekti. Kendisine saygısı olmayanlar hep parmak kaldırdılar. Hep eyvallah dediler. Hep kabullendiler. Hep adam sende dediler…



    İşte bu yüzden devrimden önce aşkı bulmak lazım. Aşk; daha önce anlattığım gibi beyinle alakalı değildir. Yürek ister. O nu bulduğunda, devrim başlamıştır. Önüne geçilemez…



    Süper güç, hiper güç tanımaz. Ezer geçer…



    İşte sırf bu yüzden kimse ne mevkisine güvensin, ne de parasına…



    Devrim; ırk din dil ayrımı yapmaz. İşbirlikçilere alerjisi vardır o kadar.



    Son olarak derim ki; devrime, karşı-devrim yapılamaz, yapılırsa o da devrim olmaz. Dolayısıyla, devrimin karşısında devrim olmaz!

    Cem YAĞCIOĞLU



    edebiyatgazetesinden alıntı...
    vatan1881

  2. #2
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    535
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    3469

    Cevap: Devrimin karşısında devrim olmaz! (mutlaka okuyun)

    Alıntı vatan1881´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Devrimin karşısında devrim olmaz!




    Zaman alır. Bazen doğrunun tecelli etmesi zaman alır. Bu, yanlışın doğru olduğu manasına gelmez. Aşk ve devrim gibi…



    Aşk olmadan devrim olmaz!



    Devrim denen kelimeyi darbeyle özdeş gören işbirlikçi zihniyete tek bir sözüm olacak o da; -devrim- olacak!



    Dedim ya zaman alır… Martıların tüm güzelliği seyreden içindir, balıklar ise üzgündür. Güzellik beş para etmez, ne kadar çirkinsen o kadar feministsindir, ya da ne kadar kinciysen o kadar çirkinsindir. İnsanlığın ortak değerleri liğme-liğme edilmiş, ne kadar güçlüysen o kadar haklısındır.



    İnsanlık bir yerlerde bırakılmış olmalı, unutulmuş ya da… Aynalara bakanlar, gördüklerini kendilerine benzete dursunlar, yorgun bir ölü tahliye olmuş, kimin umurunda! Yavru kedinin üzerinde yüzlerce lastik izi, bas gaza, tabakhanede resital, arka sokaklarda metal bar var… Vur gecelere kendini, çoklu serüvenler, az öpüşüp, hep sevişenler selamlasın aşk yoksunu bedenini. Yok! Sakın ilgilenme, memleket batmış, millet harap, sistem çökmüş, vesaire…



    Devrim mi? O da neymiş…



    Bilemezsin tabi, kimse anlatmadı ki… İstersen bahsedeyim biraz, hı, ne dersin? Bak şimdi dostum, birinci kural; aşk olmadan devrim olmaz. Bu olmazsa olmazıdır devrimin. Aşk olacak bir kere. Nasıl dersen…Elbette havada asılı duran bir şey değil aşk, ya da mutfak dolabında tuzluğun yanında…Aşk, insanın kalbindedir, beyinde aşk olmaz. Beyin hesapçıdır, hesap eder, ölçer-biçer, çıkarcıdır yani. O her şeyi kendisi için ister. Matematik ve fen bilimleri ondan sorulur, hiç üşenmez oturur tanklar tüfekler icat eder. Zaten mertlik de ondan dolayı kayıptır nice zamandır. Düşünürde, düşünür…



    Ya kalp? Yüreğin yani. Nasıl çarpar o bilir misin? Yok böyle bir şey, derler ya, işte öyle. Deli doludur mesela. Kalp ağrır, acır yani, cızz eder… Tanımlayamadığın hüzünlerin en orta yerinde, ağlar kalbin bilir misin… İşte bu yüzden:



    Kalp olmadan aşk, aşk olmadan devrim olmaz.



    Şu Amerikalıların anlayamadığı şey de o olsa gerek. Yani adamlar ömürlerini tükettiler, nereye el attılarsa bir şekilde başardılar, ama iş Türkiye’ye gelince hep bir çuval inciri berbat ettiler. Milyonlarca dolar harcadılar, ajanlarının en seçkinlerini, çevreci-insan hakçı kılıklarla boca ettiler, ama nafile… Hep duvara tosladılar. O duvarda asılı olan fotoğrafa… Ve belki ilk defa bu kadar ileri gidebildiklerinden olsa gerek hep destek tam destek vaziyetteler, Avrupa dahil.



    İlk defa çakal şehre iniyor. Bu alışık olduğumuz bir durum değil elbet. Bizim buna alışmamızı bekleyenler var ise daha çok beklerler. Mesela ben, çakal ulurken uyuyamam…



    Çakalları geldikleri yere göndermek devrimle alakalıdır. Doğal ortamlarında daha mutlu olacakları açıkça ortadayken, iş; çakalları şehre indirenleri bulmak olmalı ve onları hayvan haklarını ihlalden mahkum etmeliyiz. Zaten bizde çevreciyiz ya, amacımız doğal ortamı korumak, dengeyi yeniden sağlamak ya…



    Neden olmasın! Sıra oraya gelirse, yani memleketi savunmaktan fırsat bulursak bir gün, yok öyle gitar çalıp şarkı söyleyerek çevrecilik yapmak. Sen hayatın boyunca bir tane fidan dikme, bir gün olsun kan verme, bir elinde votka, bir elinde kahverengi ne idüğü belirsiz sigara, batı hayranlığı babadan miras, bir de ahkam kesmeler…Hadi oradan… (Hayrettin Karaca gibileri, konu dışıdır.) Bir gün Türksolu okurlarına Hayrettin Karaca’nın, Yaşar Kemal’e verdiği insanlık dersini anlatmak isterim…Konu, Hutu ve Tutsi ve İsveç!



    Gözlerine bakın arkadaşlar. Onların gözlerine. Bomboş bakarlar, sanırsınız ki insan değiller. İfade veya minicik bir anlam dahi göremezsiniz. Bunca iftiralar ve ihanet ortaklığında nefes almak, durmadan-ara vermeden felaket senaryoları üretmek başka nasıl yapılabilir ki… Bir insan sırf kendisi gibi satılık olmadığı için, bir başkasına nasıl atar bu iftiraları? Ve muhteşem bir ortaklık, yanarlı dönerli masalarda votkanın dibine vuranlarla, ağzına içki sürmeyenlerin ihanet kardeşliği, kast-ediyor; ‘yalnız ve güzel ülkeme…’ Kulakların çınlasın Bilge Ceylan…Nerelerdesin?



    İhanetler ve ihanetçiler her kesimden olabilir. Örnek, bir general! Bir gazeteci, bir terzi ya da berber… Ve Amerika yeni tezgahlar peşinde. Mesela, Abdüllatif Şener! Ergenekon dedikleri ise, Türklerin tasfiye harekatının adı! İşte Amerika ilk defa bu kadar yaklaşmışken hedefine, ipin ucunu bırakmak istemiyor. Dahili ve harici düşmanlarımız hiç bu kadar iç içe olmamıştı, hiç bu kadar aymazcasına kendi sonlarına ilerlememişlerdi. Oysa dedelerinin bıraktığı hatıraları adam gibi okusalardı, şimdi içleri daha bir rahat olacaktı. Siz bakmayın onların fütursuzca konuşmalarına ve yazmalarına… Ödleri patlıyor! Geceleri defalarca uykularından uyanıp, yeniden kabuslarına dönüyorlar. Siz bakmayın atıp-tutmalarına, yalnız kaldıklarında kulakları çınlıyor. Dinleme işini abartmaları bundan olsa gerek…



    Oysa biz! Aşk ve devrimi damarlarımızda yaşıyoruz. Varsın bizi alsınlar, varsın en ücra hücrelere atsınlar ne çıkar… O aşk yüreğinde ve devrim damarlarında aktıkça vız gelir. Ölüm bize hoş gelir. On yıl fazla, on yıl eksik ne fark eder… İşte Amerikalıların anlayamadığı da tam bu işte. Bazı akl-ı evveller, hani şu her şeyi bildiğini zanneden, doğu felsefesi kılıklı, batı felsefesi bozmaları var ya, onlar da anlamıyor. Varsa yoksa serbest piyasa… Tam bağımsızlık verelim diyoruz. Yok illa serbest piyasa diyorlar. Tam bağımsız olursan, daha serbest olursun diyoruz. Yok kardeşim adamlar Nato! An-la-mı-yor-lar…



    Ne diyorduk; aşk olmadan devrim olmaz. Nasıl ki; ses olmadan yankı olmaz, bu da öyle bir şey. Yoksa aydınlıktan, güneşten bahsedip karanlığı niyet etmek değildir devrim. Dolayısıyla devrimin karşısında olan -karşı devrim- değildir. Olanın ne olduğu bellidir ve adına ne derseniz deyin, ama devrim demeyin. Bu utancı devrim kelimesine yüklemeyin. Devrimi aşk yoksunu kaypak kadanaların pis ortaklıklarına peşkeş çekmeyin.



    Devrimin yanına Nazım’ı ekleyin, memleket ağlasın…

    Devrimin yanına Deniz’i ekleyin, işbirlikçiler utansın… (Bilmezler ki…)

    Devrimin yanına canımı ekleyin, vatana feda olsun…



    Ve devrimin başına Kemal’imi ekleyin, nankör cemaatçiler utansın… (Hiç sanmam…)



    Biz devrim derken illa da tek bir tip olmaktan bahsetmiyoruz. İlla da söylediğimiz her şeye eyvallah denilmesini beklemiyoruz. Devrim; ortak kaygı ve değerlere sahip insanların bir araya gelip, ters giden bir şeyler var ise, güçlüden yana değil ezilenin yanında olmakla başlayacağı bir süreçtir. Bu süreç, birileri istese de istemese de gideceği yere varır. İşte bu yüzden, baba iseniz veya anne; çocuklarınızı adamsendeci olarak yetiştirmeyin. O na, insanı sevmeyi, karıncayı ezmemesi gerektiğini öğretin. Mustafa Kemal i ezberletmeyin, içersinde hissetmesini sağlayın. Sağlayın ki, en azından yarınlarımıza sahip çıkalım. Yoksa siz aldırmayın, bizden sonra tufan diyenlere. Yok böyle bir felsefe… Öğretmenseniz bildiğiniz her şeyi öğretin ama yanında, onurlu duruşun dayanılmaz hafifliğini anlatın. Anlatın ki, tam bağımsızlığın olmazsa olmazını bilsinler. Batının teknolojisini öğretin, Afrika da yaptıklarını da anlatın. Anlatın ki, teknoloji demenin, medeniyet demek olmadığını bilsinler, o na göre ilerlesinler. Çevreye saygıyı anlatın. Anlatın ki kendilerine saygıları olsun.



    Bu memleket ne çektiyse kendisine saygısı olmayan insanlardan çekti. Kendisine saygısı olmayanlar hep parmak kaldırdılar. Hep eyvallah dediler. Hep kabullendiler. Hep adam sende dediler…



    İşte bu yüzden devrimden önce aşkı bulmak lazım. Aşk; daha önce anlattığım gibi beyinle alakalı değildir. Yürek ister. O nu bulduğunda, devrim başlamıştır. Önüne geçilemez…



    Süper güç, hiper güç tanımaz. Ezer geçer…



    İşte sırf bu yüzden kimse ne mevkisine güvensin, ne de parasına…



    Devrim; ırk din dil ayrımı yapmaz. İşbirlikçilere alerjisi vardır o kadar.



    Son olarak derim ki; devrime, karşı-devrim yapılamaz, yapılırsa o da devrim olmaz. Dolayısıyla, devrimin karşısında devrim olmaz!

    Cem YAĞCIOĞLU



    edebiyatgazetesinden alıntı...
    vatan1881
    Emeğine sağlık 1921 yılında Devrim yapıldı
    Dış ve iç düşmanlar ( zayıf, karaktersiz, vatan haini ve kanı bozuk insanlar )
    Yeni devrim için
    Fazla acele etmesinler
    çünkü
    2571 yılına kadar bekleyecekler

Benzer Konular

  1. Buluşma vakti (mutlaka okuyun)
    EXSELANCE Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 15-03-2009, 10:22 AM
  2. 3 Muhteşem Kitap Mutlaka Okuyun
    gundema Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-03-2008, 11:41 PM
  3. msn bilgisayar mutlaka okuyun
    süvari Tarafından Msn, icq, skype, chat, irc, mirc Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 01-01-2008, 03:57 PM
  4. Greyfurt (Mutlaka Okuyun)
    çitlembik Tarafından Alternatif Tıp Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 14-06-2007, 12:57 PM
  5. Efendiler! (MUTLAKA OKUYUN )!!!!!
    serseriozi Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 13-06-2007, 03:57 PM
Yukarı Çık