Kürt sorunundan, Ermeni meselesine,Türk-Rum mübadelesinden kadın özgürlüğüne, başörtüsüne dek Türkiye tabu olarak kabul edilen konular önce romanlarda tartışılıyor...

Kaya Genç haberi
Kürt sorunundan Ermeni meselesine, Türk-Rum mübadelesinden kadınların özgürlüğüne, başörtüsü ve radikal siyasi görüşlere dek Türkiye tabu olarak kabul edilen konuları tartışmayı öğreniyor, her gün yeni bir tabusunu yıkıyor.

Ama bunu biraz da sık sık hapishanelere ve fakirliğe layık gördüğü romancılara borçlu. Onlar gündemi belirliyor, tabu konuları ilk olarak edebiyatçılar konuşturuyor. Türk romanının tabu yıkan örneklerini gözden geçirdik, yazarlar ve eleştirmenlere de 'Romancının cesareti hepimizi geçti mi?' sorduk.....

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI

Pamuk: Başörtüsü meselesinde hiçbirimiz masum değiliz...

Orhan Pamuk 28 Şubatvari bir dönemde geçen romanı Kar'da, demokrat veya cumhuriyetçi hiç birimizin yapamadığını yaptı: Başörtüsü tartışmasından başlayarak iki farklı ideolojiyi en radikal temsilcileri aracılığıyla anlattı. İslamcıları hem katil hem kahraman gibi gösterdi. Darbeci Kemalistlerin de bir mantığı vardı üstelik...

FEMİNİZM

Latife Tekin ve Ay.e Böhürler: Kendi mahallelerini kızdırdılar

Latife Tekin'in liberallerle arasını açan son romanı Muinar, on bin yaşındaki kadın kahramanının öyküsünü anlatırken çok tanrılılığa övgü yaptı. Kitapta doğa, türbana, örtünmeye karşı bir güç olarak öne çıkıyordu. Duvarların Arkasında isimli kitabıyla ise Ayşe Böhürler dini ve siyasi söylemlerin ardındaki Müslüman kadına baktı. İki yazar da kendi 'mahalleler'inde tepkiyle karşılandı.

DİNİ TABULAR

Gürsel, Muhammed'i insan olarak anlattı

2008 başında Nedim Gürsel yayımladığı Allah'ın Kızları kitabıyla Türkiye'nin büyük tabularından birini yıktı, İslamiyet'in peygamberi Muhammed'in hayatına bir romancı olarak baktı. Atatürk ve Muhammed'in farklı kesimler tarafından tabulaştırıldığı bir dönemde Nedim Gürsel, Muhammed'i tarihsel bir figür olarak görebileceğimizi hatırlattı. Herkes kitaptan memnun değildi ama: Gürsel'e hapis istemiyle dava açıldı.

ERMENİ OLAYLARI

Elif Şafak'ın 'soykırım romanı' tabulara ve 301'e takıldı

Ermenilere 1915 yılında reva görülen muamele konusunda Türkiye'de pek az kişi özgürce konuşma imkanı bulabilirken 2006 yılında yayımladığı Baba ve Piç romanında Elif Şafak herkesi şaşırttı. Müslüman-Türk bir aileyle Ermeni asıllı Amerikalı bir ailenin 90 küsur yıllık öyküsünde iki taraf da özgürce konuştu. 'Atalarımızı kestiniz' diyen karakterin sözleri yüzünden dava açıldı ama Şafak aklandı.

TÜRK-RUM MÜBADELESİ

Ya.ar Kemal'den mübadele gerçeği

Lozan'da alınan mübadele kararıyla, Türkiyeli Rumlar Yunanistan'a gönderilmişti. Yaşar Kemal'in 2004 tarihli Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana kitabı savaşlarda yerini yurdunu yitirmiş insanların Ege'deki boşaltılmış bir adaya yerleştirilmesini anlatıyordu. Kemal hem 20. yüzyılın hâlâ izlerini ve güncelliğini koruyan bir büyük acısını önümüze serdi. Akademisyen Erol Köroğlu'na göre bu, roman tarihimizin en insancıl ve şefkatli öykülerinden biri.

CUMHURİYET

Ayşe Kulin'in gözüyle imparatorluk

Osmanlı'nın son günlerinde geçen Veda romanında Ayşe Kulin, iddialı bir projenin peşinden koşan 'Milliciler'le imparatorluk kültürünü kucaklayan 'Osmanlıcılar' arasındaki tartışmayı anlattı. İstanbul Hükümeti'nde bakanlık yapan dedesinin hayatından biyografik detaylarla süslediği öyküsünde Kulin, bir milliyetçinin sürgüne gidişini gösterirken ideolojik tartışmalar arasında iktidar sadık hizmetkarlarını harcadı mesajı verdi.

ÇARŞAF MESELESİ

Çarşaf, Baykal'dan önce Mungan'ın gündemiydi

Murathan Mungan'ın 2004 tarihli Çador romanı, dünyanın her yerinde çok tartışılan bir konuyu, Afganistan ve Ortadoğu ülkelerinde kadına burka ve karaçarşaf giymeyi şart koşan zihniyeti merceğine aldı. En son Deniz Baykal'ın rozet kriziyle tartıştığımız çarşaf ve örtünme meselesini kitap dört yıl önce gündeme getirmişti.

KÜRT SORUNU

Mehmed Uzun yasaklı dille yazdı

Kürt sorununu tartışan ve bunu edebiyat tarihimizde en etkileyici biçimde yapan yazar İsveç'te sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan Mehmed Uzun oldu. Kürt siyasetçiler hapisteyken ve düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı dönemlerde Uzun anlattığı aşk hikayeleri ve kendi öyküsünü dramatize etme biçimiyle Kürt sorununu konuşulur kıldı. Ama Kürtçe televizyonu görmeye ömrü yetmedi.



Romancı cesareti hakkında görüşler


AKADEMİSYEN HASAN BÜLENT KAHRAMAN:
ROMANCININ HAYALGÜCÜNÜ KÜÇÜMSEMEYİN

"Bu konu Türkiye'de üzerinde yeterince durulmuş bir konu değil... Romanın ya da daha geniş anlamda edebiyatın sosyo-kültürel ve siyasal yapının değişimine katkısı yeteri kadar bilinmiyor. Edebiyatın Türkiye'de derin ve sessiz bir gücü var. Romanın kamusal alanda onu tartışan bir nitelikle ve işlevle doğması. Tanzimat da bu doğumun rahmi. Şimdi beğenmediğimiz o Tanzimat romanını farklı bir gözle okursak ne kadar farklı ve önemli bir yerde durduğunu görebiliriz. Türkiye'de siyasal dönüşümün öncüleri siyasal düşünürler değil siyaset yapan ve yazan şairlerdir. Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Attila İlhan hem güçlü şiirler yazmış hem de belli ideolojilerin güçlü savunucları olmuştur. Öteden beri üstünde durduğum bir şey var: Muhayyilenin gücü. Çok etkili bir güçtür o ve siyasetin, toplumsal bilincin, hatta yapılan bir çok araştırmadan biliyoruz ki, bilimin gücünden bile yüksektir. Muhayyile sezer, tasarlar ve ifade eder. Akıllı toplumların yaptığı bu 'deli saçmaları'nın ardına düşmektir. Türkiye bunun tersini yaptı ve bugüne kadar şairlerini hapse tıktı."

ROMANCI BUKET UZUNER:
CESUR HAYALLER KURMALIYIZ

"Devlet veya başka adlarla 'otorite' denen iktidar, tarihte daima insan topluluklarını kontrol altında tutmaya çalışmıştır... Kendi doğası içinde iktidar bunu yapmak zorundadır, ancak doğada karşıtlar daima yan yanadır. Eğer devrimci, yenilikçi fikirlere sahip olan bireyler ortaya çıkıp, 'bize dayatılan ayıp, günah ve yasaklardan başka, daha eşit ve güzel bir dünya var!' demeyi göze almasalardı belki kölelik hala devam ediyor olurdu. Edebiyatta daha cesur söylemlere gereksindiğimiz, daha cesur hayaller kurabilmeye tam da gereksindiğimiz zamanlardayız."

AKADEMİSYEN MURAT BELGE:
SANAT, GÖREVİNİ YAPMIYOR

"Romanların siyasi cesaret açısından çok da ileride olduğunu düşünmüyorum. Kürt meselesi çok işlenmiştir mesela. Konuyu işleyenler Kürtlerdi ve konuyu zaten kendi sorunu olarak görmek zorunda olanlardı. Ermeni kıyımı meselesinde ise bunu bir Türk olarak anlatmak ile Ermeni olarak anlatmak farklı diye düşünüyorum. Biz sonuçta olayın sorumlusu olarak yaşananları anlatmak durumundayız. Talat Paşa'nın defterlerinden bir milyon kişi yok olduğu anlaşılıyor. Bu çok ciddi bir olay. Ermeni kıyımının az yazılmış olması bana daha anlamlı geliyor. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir hepsi romanlarında bu olaylara gönderme yapmışlardır. Ermeni kıyımının insan psikolojisini nasıl etkilediğini kimse bir romanın temel sorunu olarak ortaya koymadı. Elif Şafak'ın girişimi var elbette. O da Ermeni kıyımı meselesi hakkındaki gerçekler öğrenildikten sonra çıkmıştır. Kar romancıların cesareti konusuna daha iyi uyan bir örnek. Orhan Pamuk kendisinin dahil olmadığı bir kesimin psikolojisini anlama çabasına girdi. Niye kizdiklarini ve neye kizdiklarini anlamaya çalıştı. Ama bu sorunlar karşısında sanatın gereğini çok fazla yapmadığını düşünüyorum. Sanat Türkiye'de olayların anlaşılmasına değil anlaşılmamasına katkıda bulunmuştur daha çok."

YAZAR MÜGE İPLİKÇİ:
ROMANLAR BİZE EŞSİZ ANAHTARLAR SUNUYOR

"Ben de edebiyatın günümüze yönelik etkisini önemsiyorum doğrusu... Postmodern bir düşünür olarak algılanıp dışlanıyor gerçi ama Fredrick Jameson edebiyata umut veren bir rol biçmişti ve ben bunu yerinde ve anlamlı buluyorum. Çünkü edebiyat bence ummadığımız bir zamanda hayatı kısıtlayan birçok kapı için eşsiz anahtarlar sunabilir bizlere."

ELEŞTİRMEN
SEMİH GÜMÜŞ: AZINLIKLARI ANLATTIK, AMA...

"Bizim toplumsal kültürümüz geleneksel ve gelenekten gelip onun dışına çıkma konusunda adamakıllı korkak olduğu için, azınlık sorunlarıyla ve Kürt sorunuyla hesaplaşmasını yapamadı. Bizim edebiyatımızda yazarların insani duyarlığı kendiliğinden demokrat ve ilericidir ve azınlıkları toplumsal hayatımızın doğal parçası olarak görmüştür. Özellikle Sait Faik'ten başlayarak, pek çok öykü yazarımız azınlık kültürünü kendiliğinden konu etmiştir. Gene de Kürt sorunuyla Ermeni sorununu farklı... Yakın geçmişe kadar ikisine de pek yaklaşamadı edebiyatımız. Yazdığı kadarıyla da, örtülü bir gerçeklik olarak dile getirdi. Ertelediği bu sorunlarla şimdi daha çok içiçe edebiyatımız."


Sabah Pazar