selam...


BOP ,ABD ve TÜRKİYE..

Bilindiği gibi ABD uzun yıllar önce kendi akademik kuruluşlarında ve siyasi karar mekanizmalarında ( Beyaz Saray,Ulusal Güvenlik Kurulu, Dış İşleri Bakanlığı,Pentagon, CİA, Tink-tank’lar ve Kongre’de ) BOP la ilgili uzun vadeli bölgesel senaryo ve stratejileri belirlemiş ve gerek kendi gerekse dünya konjonktürünün en müsait olduğu bir dönemde düğmeye basarak senaryoyu kısım kısım uygulamaya başlamıştır.

BOP un ambalajında bugüne kadar uygulanan birçok uluslararası projede olduğu gibi daha yüksek standartta demokrasi, insan hakları,ekonomik refah vb özellikle geri kalmış ülke ve toplumlara sempatik gelebilecek yaldızlı ifadelerin yer aldığını görüyoruz

Ancak BOP un gerek uygulama alanındaki birçok ülkede gerekse uluslararası platformlarda pazarlanmasının bugüne kadar birçok siyasi, askeri ve ekonomik projedeki kadar kolay olmayacağa benziyor..

Esasen bir süre önce İstanbul’da yapılan Nato zirvesi, kısa bir süre önce gene ülkemizde gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü İKÖ toplantısı ve yine bu toplantıdan önce ABD de yapılan G 8 ler zirveleri ABD nin bu projeyi bütün ayrıntıları ile hayata geçirmek için uluslararası arenadaki siyasi ve diplomatik çaba ve gayretlerinden sadece birkaçıdır..

Kaldı ki BOP süreci önce Afganistan’da daha sonra Irak’da başlamış olup halen birçok Avrasya ve Kafkas ülkeleri ile Kıbrıs’da devam etmektedir.

Rahmetli Sunalp paşa anlatmıştı, 1960 lı yılların ortalarında İstanbul Harp Akademisinde Kurmay subaylara mezuniyet sınavında gelecek 50 yılda Türkiye’nin en büyük tehdit unsuru nedir? Diye sorulmuş ve doğru cevap “İsrail “ olmuştu.

ABD nin bugüne kadarki Ortadoğu politikalarında BOP ve Kuzey Irak’da Türkiye’nin kırmızı çizgilerine! rağmen etnik kökene dayalı gevşek federasyonun şekillenmesinde İsrail’in belirleyici rolünü inkar etmek mümkün müdür?

Ülkemizi çeşitli sebeblerle adeta merkez üssü seçerek önemli misyon yükleyeceği daha şimdiden anlaşılan mevzubahis projenin ekonomik,siyasi,güvenlik boyutları olduğu kadar bölgedeki ülkelerin din ve dil gibi önemli inanç,etnik ve kültürel değerlerini de etkileyip hatta değiştirmeyi öngören boyutları da olduğu anlaşılıyor...

Bundan evvelki bir yazımıza gündeme getirdiğimiz gibi özellikle son yıllarda gerek ülkemizde gerekse bölge ülkelerindeki misyonerlik faaliyetlerinde,etnik kökene dayalı dil ve lehçelerin konuşulmasında ve buna dayalı yeni azınlıklar yaratılarak ülkelerin birlik ve bütünlüklerinin tehdidine yönelik faaliyetlerde BOP projesine paralel olarak ciddi artışlar görmekteyiz..

BOP Kuzey Afrika’daki Fas ve Cezayir’den başlayıp Afganistan ve Pakistan’a kadar uzanan ve Avrasya ülkelerini de içine alan birçoğu Osmanlının son döneminde bizden ayrılan 22 ülkeyi kapsıyor..

Dikkat edilirse bu ülkeler dünyadaki enerji kaynaklarının ( Petrol ve doğalgaz ) % 50 sine sahipler. Suyun da çok yakın gelecekte stratejik bir madde olacağı düşünülürse bölgenin ve özellikle de ülkemizin neden bu projenin merkezine yerleştirildiği daha iyi anlaşılır..

ABD ile AB liği arasında özellikle BOP un uygulanmasına yönelik birçok konuda anlaşmazlık ve rekabetin devam ettiğini görüyoruz. Yoğun siyasi ve diplomatik temaslara ilave olarak yapılan G8 ve Nato zirvelerinin de bu anlaşmazlık ve rekabeti ortadan kaldıracağına inanmıyoruz..

ABD, üye sayısı 27 ye çıkarılan Nato ‘nun dağılan Sovyetler Birliği tehdidine göre oluşturulan savunma fonksiyonunu yeni tehdit unsurları olarak gördüğü güvenlik,terör,bölgesel krizler vb. ye göre dizayn etmeye çalışıyor..


BOP kapsamında kalan 22 ülkede Nato’ nun birer temsilcilik açacağı ve bu temsilcilikler kanalı ile o ülkelerin askeri ve savunma sanayilerinin Nato norm ve standartlarına uygun hale getirilerek bir taraftan bu ülkelerin ABD ye savunma sanayii olarak bağlı hale getirileceği diğer taraftan ABD deki silah sanayiinin iş hacminin önemli ölçüde arttırılacağı dış basında yer alan haberler arasında


Üzülerek ifade edelim ki ülkemiz, bir taraftan bölgedeki jeopolitik ve jeostratejik konumu sebebiyle kendi yanında yer alması için siyasi baskı yapan bu arada İMF yi de ekonomik baskı aracı olarak kullanan ABD nin,diğer taraftan ekonomik refah ve yüksek standartlı bir demokrasi!. vadedip taviz üstüne taviz kopararak ülke bütünlüğünü tehdit eder hale getiren AB nin arasında sıkışıp kalmıştır.

Türkiye din ,kültür ve medeniyet değiştirmeden, AB liği ve ABD eksenindeki politikaların bölgemizdeki taşaronu olmadan bölgenin ,batının ve dünyanın saygın, demokrat, ve askeri bakımdan güçlü üniter devleti olmak zorundadır.

Artık Türkiye’nin de bu yüzyıl için jeopolitik ve jeostratejik konumuna uygun konsept ,doktrin ve stratejileri geliştirme ve uygulama zamanı gelmiştir..

ZIYA GUNEY…

Ülkemizde BOP projesine hizmet edenler ve onlara yandaşlık edenler ya cahiller, yakın tarihimizi bilmiyorlar, ya da daha kötüsü biliyorlar da bile bile hizmet ediyorlar.

Amerikan misyonerleri Osmanlı ülkesine girdikten sonra fakir-fukara ermeni çocuklarına bedava okullar açarak protestanlık telkinine başlamışlar, bedava inciller ve diğer dinî kitaplar dağıtmışlardır. Amerikan misyonerleri ermenileri asırlarca bir arada yaşadıkları Türkler'e karşı çeteler kurmaya ve Osmanlı Devleti'nin zaafiyetinden dolayı gücünün ulaşamadığı bölgelerde savunmasız kalmış Türkler'i katletmeye teşvik etmişlerdir.(1)
Misyoner okullarında ermenilerin bilinçlenmesi için tüm imkânlar kullanılmaya çalışılıyordu. Bu okullarda ermenilere dinlerinin ve geleneklerinin üstün olduğu âdeta şartlandırılarak öğretiliyordu. Müstakil ermeni okulları dışında Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere, Rusya, Amerika ve İtalya Osmanlı topraklarındaki okullarında ermeni çocuk ve gençlerine özel kontenjanlar ayırıyorlardı.(2) Bilhassa kolejler, dinî mahiyetteki okullar veya hayır cemiyetleri, mâsum görünüşlerine rağmen ermeni komitecilerine eleman yetiştiren, cephane ve silâh temin eden birer fesat yuvalarıydı. General Mayevski bile amerikan misyoner mekteplerinde marangozlar, kunduracılar, dokumacılar, fırıncılarla beraber usta komiteciler, ihtilalciler, propagandacıların da yetiştiğinden şikâyetçiydi.(3)
Misyonerlerin okul ve kiliselerini birer kızgın fırına benzeten ermeni patriği Horen Aşıkyan şöyle yazıyordu:
"Türkiye'nin her yerine dağılmış birçok protestan misyoneri ermeniler arasında faaliyet gösteriyor. İngilizler'in kudretini ve insanî duygularını mübalağalarla anlatıyorlar. İngiliz yardımı ile ermenilerin kalkınmalarının ve bir Ermenistan kurulmasının pek yakın olduğunu vaad ediyorlar. Türlü yerlerde kurdukları okul ve kiliseler için gizlice yaptıkları müfsit projeler, tüten kızgın fırınlardan başka bir şey değildir.(4)
Aslında sadece misyoner okulları kızgın fırın değildi. Ermeni okullarında ders veren amerikalı, ingiliz ve fransız öğretmenler, millet-i sâdıkanın bütün okullarını yangın yerine çevirmişlerdi. Onların ektiği tohumlar, ermenilerin isyankâr olmalarında başlıca etkenlerden biridir.(5)
Türkiye'de uzun yıllar çalışan Whıte, "işe doğru yerden başlamak için okullar açmalıyız" diyor ve devam ediyordu:
- Sorun ermenilerin iyiliği için mümkün olan en yararlı işi hangi yoldan yapacağımızdır. Onlarla ilgili olarak işe doğru uçtan başlamak için ilkokullar açmalıyız. Bir çocuğun kafasında, yetişkininkinden daha kolay iz bırakılabilir.(6)
İşe doğru uçtan başlamak isteyen amerikan misyonerleri Türkiye'de Osmanlı azınlıklarını, özellikle de ermeniler için okullar açtılar. Rev Chambers ve eşi amerikan misyonunca Erzurum'da görevlendirilmişti. Kendisi erkek, hanımı da kız çocuklarını eğitiyordu. O dönemde (1839) Erzurum'da 36 mahalle vardı. Dört mahallede azınlıklar yaşıyorlardı. Sekiz mahalle de karışıktı. Şehirde Sanasaryan Yüksek Okulu'ndan başka altı ermeni okulu bulunduğu halde, amerikalılar her mahallede bir okul açarak(7) ermeni ihtilâlcilerinin emrine verdiler. Amerikan misyonerleri 1858'de Bitlis'e gelmişlerdi. Bir süre sonra amerikan misyonerlerinin telkin ve tesiriyle Bitlis yöresindeki ermeni okullarının sayısı 50'ye yükseldi. Amerikalılar'ın organize ettiği Harput Ermeni Protestan Kiliseler Birliği 1865 yılında kurulmuştu. 1877'de birliğin 22 kilisesi, 83 ilkokulu vardı.(8)
İngiliz arşivlerinde bulunan amerikan misyonerlerle ilgili bir gizli belgede "misyonerlerin ermenileri müslümanlara karşı hazırladıkları ve onlara dinamit yapmayı öğrettikleri, ermenileri her fırsatta İslâmlara karşı kullandıkları"(9) ifade edilmektedir. Ermenilere muhtelif silâhların yapılmasını öğretenler de yine misyoner öğretmenlerdir.(10)

BOP'un en önemli hamleleri:
1- Tarihte Haçlı Seferlerine büyük bela olmuş, bölge devletlerine ve İslamiyet'e kalkan olmuş Türklerin ve Türkiye'nin halledilmesi !
2- İslamiyet'in yoldan çıkarılması, ılımlılaştırılması, bir Hristiyan mezhebi haline getirilmesi.

Bölgedeki devletlerin İran, Suriye gibi bir kaç örnek hariç çoğunluğu zaten fiilen ele geçirilmiş durumda. BOP'un asıl büyük hedefi Türkiye Cumhuriyetidir. Bizi sonunda yeni bir Kurtuluş Savaşı yapmak zorunda bırakacak olan Neo Haçlıların Büyük Ortadoğu Projesi oyununa hiç bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı alet olmamalıdır.

Alintidir.

Saygilar...