YÖK, üniversitelerdeki seçimde birinci çıkan bazı adayları eleyince ‘demokrasi’ hatırlandı. Geçen dönemin mağdurlarından Prof. Dr. Mustafa Safran, kendisinin yerine 1 oy alan aday atandığında demokratların nerede olduğunu soruyor.


--------------------------------------------------------------------------------

Üniversitelerde rektörlük seçimi yapıldı, ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) adaylarını belirledi. Şimdi gözler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kimi atayacağına çevrildi. Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, seçimde eşi Merih Yurtkuran birinci çıkınca “Cumhurbaşkanı Gül birinci olan adayları atamazsa, atananlar rektör değil, müdür olur.” demişti. YÖK, Yurtkuran’ın eşini eledi ve Cumhurbaşkanı’na gönderilen listeye dahi koymadı. Şimdi üniversitelerde demokrasi tartışmaları yapılıyor. Geçen dönemki seçimlerde düşük oy almasına rağmen eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan adaylar, şimdi ‘üniversitedeki seçimde birinci çıkanlar demokrasi gereği atansın’ mesajını yaymaya çalışıyor. Bu duruma en fazla tepki gösterenler ise geçmiş dönemde en fazla oy almalarına rağmen atanmayanlar.

Kastamonu Üniversitesi’nde öğretim üyelerinden en fazla oyu alarak birinci olmasına rağmen atanmayan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Safran, bu isimlerin başında geliyor. Ahmet Necdet Sezer Sezer, Prof. Dr. Mustafa Safran’ın yerine 1 oy alan Prof. Dr. Bahri Gökçebay’ı atamıştı. Sezer’in bu atama kararına içerleyen Mustafa Safran, niçin atanmadığı sorusuna hâlâ cevap bulamamış. İyi eğitim aldığını, bilimsel anlamda yeterli, bir üniversiteyi yönetecek kadar bilgili ve tecrübeli olduğunu söyleyen Mustafa Safran, konu açıldığında hemen sinirleniyor ve şöyle konuşuyor: “Benim yerime 1 oy alan, üstelik yaş haddinden emekliliğine birkaç ay kalmış birini atadılar. Niçin atanmadığımı hâlâ bilmiyorum. Bilgi edinme kanunu çerçevesinde eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sordum. ‘Niçin atanmadım? Neyim eksik?’ dedim. ‘Tercih hakkımı kullandım.’ dedi. Ne diyebilirsiniz ki… O dönemde bunu normal karşıladılar. O zaman bu duruma tepki göstermeyenler, şimdi seçimden en yüksek oyu alan kişinin atanmasını istiyorlar. Buna ‘demokrasi’ diyorlar. Demokrasi yeni mi akıllarına geldi? Bir oy alan insan rektör seçilirken, demokrasi neredeydi?”

REKTÖRLER SEÇİM İÇİN SU GİBİ PARA HARCIYOR’

Üniversitelerdeki seçim sistemini de eleştiren Mustafa Safran, mevcut rektörlerin yetkilerini ve gücünü kullanarak avantajlı konuma geldiğine vurgu yapıyor. Görevde kaldıkları süre içinde rektörlerin kadrolaştığına, böylece oy kazandığına dikkat çeken Safran, Gazi Üniversitesi’nde en son yapılan seçimle ilgili gözlemlerini şöyle anlatıyor: “Kadrolaşmaların yanında seçim için su gibi para harcadılar, milletvekili seçiminden fazla para harcadılar. Yemeler, içmeler, otellerde ağırlamalar oldu. Atamalarda hakkı lütuf olarak verdiler.”

Atamaların inanılmayacak boyutlar kazandığını anlatan Mustafa Safran, normal şartlarda rektörün hiç görmeyeceği kişilerin atama sürecinde rektör tarafından özel mülakata alındığını kaydetti. Göreve getirilen kişilerin daha sonra minnet borcunu ödemek için rektör seçiminde lehte oy kullandığına dikkat çeken Prof. Dr. Safran, mülakatların da çoğu zaman kişilerin bilimsel yaklaşımlarından ziyade zihniyetini anlamaya yönelik olduğunu söylüyor. Safran, gördüğü ve bizzat yaşayanlardan dinlediği ilginç bazı uygulamalardan bahsediyor: “Rektör, öğretim üyeliğine atanacak kişilerle mülakat yaptı. Mesela, ramazan ayında odasına çağırıp birtakım testlere tabi tuttu. Çay ısmarladı. Çay içmeyenler ‘Atatürkçü değil, antilaik’ gibi yorumlara tabi tutuldu. 25 yıldır Gazi Üniversitesi’ndeyim, bu seçimde yaşananların hiçbirine geçmişte şahit olmadım. Mülakatlar ve kadrolaşmalar bir tarafa, bu seçimde harcandığı kadar para harcandığını ne gördüm ne duydum. Seçimde birinci çıkabilmek için her yolu mubah gördüler. Baskı, tehdit, şantaj, kadrolaşma vs. her şeye şahit olduk. İnanın üniversite seçimlerinde dönen şey, muhtarlık seçiminde olmaz. Muhtarlık seçimi bana göre daha harbidir.”

En fazla oy almasına rağmen neden atanmadığını bilmediğini anlatan Safran, üniversitelerdeki dengenin eski Cumhurbaşkanı Sezer zamanında bozulduğunu ifade ediyor. Sayran, “Beni herhâlde soruşturdular. Hiçbir şeyimi bulamadılar. Hanım başörtülü değil, çocuklar devlet okulunda okuyor, çocukların gittiği dershaneler kitle dershanesi, anam babam dini bütün insanlardı; ama yıllar önce öldüler. Her hâlde mezarda soruşturmamışlardır. Bana göre atanmayışımın tek sebebi, Millî Eğitim Bakanlığı’nın tarih ders kitabı komisyonunda görev yapmam. Benim kitaplarımı herkes okuyor, sadece AK Partililer okumuyor ki.” diye konuşuyor.

REKTÖRLER HEM HAKEM HEM FUTBOLCU!

4 yıl önce Muğla Üniversitesi’nde öğretim üyeleri tarafından en fazla oyla birinci seçildiği hâlde atanmayan Prof. Dr. Mansur Harmandar ise o dönemde en fazla oyu almanın demokrasi olmadığının savunulduğunu hatırlatıyor. Harmandar şöyle diyor: “O zaman en çok oyu almak demokrasi değildir dediler, bunu savundular. Çıkarları için ‘dün dündür, bugün bugündür’ ilkesini uyguluyorlar. Rektör atamalarında öğretim üyelerinden en fazla oyu alanın atanması beklenir, ancak geçmiş dönemde birinci olmadan haksız yere rektörlük yapanlar var. Bir de göreve geldikten sonra yıllarca kadrolaştılar. Eskiden yüzde 10 oy ile gelip şimdi yüzde 50 oy alanlar var. Çünkü kadrolaştılar. İstedikleri insanları atadılar, kendilerine oy vermeyecekleri atamadılar. Bunun sonucunda da yapılan seçim demokratik seçim olmaktan uzak. Mevcut rektörlerin baştayken aday olmamaları gerekirdi. Çünkü adaletsiz seçim oluyor. Kendileri hem uyguluyor hem de aday oluyor. Bu hem hakem hem futbolcu gibi bir şey.”

DANIŞTAY: REKTÖRÜ İSTEDİĞİ GİBİ SEÇMEK CUMHURBAŞKANININ HAKKI

Üniversiteler, yapılan seçim sonucu en yüksek oyu alan 6 adayı YÖK’e bildirdi. YÖK’te de gizli oyla seçim yapıldı ve en yüksek oyu alan 3 aday Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderildi. Cumhurbaşkanı Gül de 3 adaydan birini rektör atayacak.

2004 yılında Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyelerinin yüzde 72’sinin oyunu aldığı halde atanmayan Prof. Dr. Rıza Ayhan, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i mahkemeye vererek hakkını aramıştı. Danıştay, 2005 yılında verdiği kararında cumhurbaşkanının takdir yetkisini kullanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştı.

Prof. Dr. Rıza Ayhan, mahkeme kararına göre YÖK’ün ve cumhurbaşkanının iradesinin de çok önemli olduğunu kaydederek “Mahkeme kararına göre öğretim üyelerinin seçtiği kişiler doğrudan atandığı zaman YÖK ve cumhurbaşkanı noter vazifesi mi görecek? Birinci sıradakilerin atanmaması Ahmet Necdet Sezer için hukukiyse elbette Abdullah Gül için de hukuki olacak. Bu da Danıştay kararıyla sabit.” diyor.

AKSİYON DERGİSİ | www.aksiyon.com.tr | HAFTALIK HABER DERGİSİ