3. Sayfa, Toplam 4 BirinciBirinci 1234 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 Toplam: 34
  1. #21
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Kurandan ayrıldılar sözünü imanlarını kaybettiler anlamında kullanmadım efenim bunu sizde biliyorsunuz konuyu polemiğe boğmaya gerek yok.

  2. #22
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Sayın Ümmi,
    Derdim polemik yaratmak değil, fakat islama yöneltilen her eleştiri bugün yaşanan islamın gerçek olmadığı şeklinde savuşturuluyor. Neredeyse hiç kimsenin yaşamadığı fakat herkesin haberdar olduğu ama bir türlü kimsenin onun gereğine göre yaşamak istemediği ve asıl islamın o olduğu iddiasıyla karşı karşıya kalıyoruz.
    Asıl islam konusunda bilgi sahibi olan müslümanlar neden asıl olanın gereğine göre yaşamazlar.
    Asıl islama uygun yaşamanın bilinmeyen bir mahsuru mu varki dünyada hiç bir islam ülkesi onun gereğine göre yaşamaz.
    Kurandan ayrılmak isteyenlerin ayrılmaları anlaşılır bir şeydir ama bütün islam ülkelerinin ayrılmış olmasını nasıl açıklıyorsunuz.
    Sizin söylediğinize göre islam ülkeleri kurandan ayrıldıkları için perişan oldular. Peki bu bilgi sadece sizin bildiğiniz bir sır mı? Eğer değilse islam ülkeleri perişanlıklarının sebebini biliyor olmaları gerekir, PERİŞANLIKTAN KURTULMAK İÇİN BİLE OLSA NEDEN KURANA DÖNMEZLER?
    Bu sorulara cevap aradığımızda dayandığımız tezin ne kadar zayıf olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

  3. #23
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Alıntı sabit´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın Ümmi,
    Derdim polemik yaratmak değil, fakat islama yöneltilen her eleştiri bugün yaşanan islamın gerçek olmadığı şeklinde savuşturuluyor. Neredeyse hiç kimsenin yaşamadığı fakat herkesin haberdar olduğu ama bir türlü kimsenin onun gereğine göre yaşamak istemediği ve asıl islamın o olduğu iddiasıyla karşı karşıya kalıyoruz.
    Asıl islam konusunda bilgi sahibi olan müslümanlar neden asıl olanın gereğine göre yaşamazlar.
    Asıl islama uygun yaşamanın bilinmeyen bir mahsuru mu varki dünyada hiç bir islam ülkesi onun gereğine göre yaşamaz.
    Kurandan ayrılmak isteyenlerin ayrılmaları anlaşılır bir şeydir ama bütün islam ülkelerinin ayrılmış olmasını nasıl açıklıyorsunuz.
    Sizin söylediğinize göre islam ülkeleri kurandan ayrıldıkları için perişan oldular. Peki bu bilgi sadece sizin bildiğiniz bir sır mı? Eğer değilse islam ülkeleri perişanlıklarının sebebini biliyor olmaları gerekir, PERİŞANLIKTAN KURTULMAK İÇİN BİLE OLSA NEDEN KURANA DÖNMEZLER?
    Bu sorulara cevap aradığımızda dayandığımız tezin ne kadar zayıf olduğu açıkça ortaya çıkıyor.
    efenim Allah kullarını bu dünyaya atıp hadi bakalım ne yaparsanız yapın dememiştir.Nasıl ki aleme bir nizam koymuş,galaksilere,yıldızlara,Gezegenlere ,atomun elektronlarına,protonlarına yörüngeler tayin etmiş,bitkilerin hayvanların hayatiyetlerini sürdürebilmesi için gerekli proğramı en küçük yapı taşlarına kadar proğramlamış,İnsanında maddi bedeniyle böyle bir proğrama tabi olmasıyla beraber,manasında önüne iki yol koymuştur.Biri Allahın razı olduğu,Diğeri kişinin kendi bencil arzuları.bu konuda kişi tercih yapmada serbest bırakılmış,hangi davranışın hangi sonucu ortaya çıkaracağıda kendisine bildirilmiştir.

    İlk insandan beri,insanın yörüngesinin(sıratı müstakim) ne olması gerektiği bildirilmiş,ama diğer canlılardan farklı olarak bunu insanın kendisi seçmesi için ihtiyar(seçim yapabilme yetisi,irade) sahibi kılınmıştır.
    insanlar bu kurallara uyduklarında maddi manevi huzuru bulmuşlar,bu ölçülerden saptıkları ölçüdede hüsrana düşmüşlerdir.
    İnsan her zaman doğruyu biliyorsa onu uygular diye bir kanun yok.doğruyu bildiği halde yanlışta ısrar eden çok insan var.Örn sağlığa zararlı olduğunu en iyi bilen sigara müptelası dr. lar,adalet tevzi etmesi gerektiği halde Rüşvet alan polisler,hakimler,dini dünyasına alet eden din alimleri,çete kuran askerler,......... gibi .

    bu günkü islam dünyasında kurana sarılarak kurtulacakları bilinci kaybolmaya yüz tutmuştur denilebilir.Ezik bir psikolojiyle avrupa ve amerikanın peşine takılmış durumdadır.Binmişiz alamete,gedeyoz gıyamete yani....Suudi arabistan adeta suudi amerika olmuş,Bir sünni şii kavgası icad edilmiş,Arap devletlerinin ortasındaki bir avuç yahudi müslümanlara kan kustururken,mısır sınır kapısını açma cesareti bile gösteremeyecek acizliği sergilemiş.esad suriyede adeta tanrılığını ilan etmiş,afganistanda rusları dize getiren müslümanlar birbiriyle bir ortak noktaya gelip devlet oluşturamamış,.........vs.vs. Aklı selim sahibi insanlar varsada onların peşine takılanlar azınlıkta kalmış.,sindirilmiş...
    .
    osmanlının dağılmasıyla birlikte parçalanan ümmet,kendi basiretsizliği ve dış güçlerinde soğuk savaş politikalarıyla birbirinden adeta nefret eder konuma getirilmiştir.Oysa kuran,"... ayrılığa düşmeyin,çekişmeyin yoksa ruhunuz gider" buyurur.
    Rasulullah sahabeleriyle otururken ,“Yemek yiyenlerin birbirlerini sofralarına çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır. Ashaptan biri, “Ey Allah’ın Resûlü! O gün sayıca az olacağımızdan mı aleyhimizde birleşecekler? diye sorar. Peygamber (s.a.v) “Hayır, bilakis o gün sayıca çok olacaksınız. Fakat selin önündeki saman ve çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanınızın kalbinden size karşı duyduğu “mehâbeti” (korkuyu) çekip alacak ve kalbinize “vehn” (zâfiyet) atacak. Bu sebeple düşmanınız sizden çekinmeyecek ve korkmayacaktır.” buyurdular. Yine ashaptan biri “Ey Allah’ın Resûlü! “vehn” nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) “dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” diye cevap verdiler. ( Ebû Dâvûd ve Müsned)
    demekki,dünya sevgisi yani masiva ,yani Allahtan başka yerlere gönlün kayması insanda ve toplumda ruhu zayıflatıyor.ve zaafa düşen topluluklarda zayıf bedene hastalık musallat olması gibi hastalanıyor,tedavi olmazsa,tarih sahnesinden siliniyor.yada helak ediliyor.
    kuranda geçmiş kavimlerden pek çok örnek verilir bu konuda.
    yahudiler mesela,mısırda yakup peygamber hanedanından olmalarına rağmen,mısırlıların yönetimi altında köleleştirilmişler,o kadar eziklik psikolojisine girmişler ki,Musa peygamberin o kadar mucizesini görmelerine rağmen,o tur dağına çıktığında,Mısırlıların apis öküzüne taptığı gibi,kendilerine altından bir buzağı heykeli yapıp tapınmaya başlamışlar.Vaadedilen şehre girmeleri emredildiğinde,Rabbinle sen git savaş biz burda oturacağız demişler,...musa peygambere kök söktürmüşlerdir.Yani insan insandır peygamber soyundanda gelse,doğru ve yanlış arasında seçim yapmakta özgürdür.sonucuna da katlanır.
    Nitekim yakup peygamberin oğulları kardeşlerini kuyuya atmış,Nuh peygamberin oğlu ve karısı,Lut peygamberin karısı,İbrahim peygamberin babası kendisine iman etmemiştir.
    herkesin Allaha giden yolu kendi kalbinden geçer.Peygamber oğlu olmak bile imanı garantilemez insana .
    bu günkü müslümanlar kendi elleriyle işlediklerinin cezasını çekiyorlar.Su uyur düşman uyumazken,Uyumalarının,Oyuna gelmelerinin,cahil kalmalarının ve dünyaya aldanıp ahireti satmanın acısını yaşıyorlar.
    yeniden bir uyanışın olacağıyla ilgili hadisler var.bu konuda bendenizde ümitvarım.Eğer bu olmazsa zaten son dönemece girmişiz demektir,kıyamet çok yakın.
    Çünkü yaradılış amacımız,Allaha kulluk.Kulluk eden kalmazsa bu dünyanında manası kalmaz.

    birkaç ay önce muhabbet kuşu almıştık.Onada güzek bir kafes.gerçi kafesten çok omzumuzda,başımızda geziyordu.sadece yem ve su için kafese giriyordu.Bu gün kaçmış perdenin azcık açılan köşesinden çok üzüldüm.Kafeste anlamsız kaldı.bunun gibi,Allaha kullukta,kölelik ve eziyet değil,onun muhabbetini aşkını paylaşmak.zaten o muhabbeti bulan bu dünya kafesindede değildir .ya bu muhabbet yoksa bu kafes gibi dünyanında anlamı yok.çünkü kafes kuş için,dünya insan için var.
    Konu ümmi tarafından (28-09-2012 Saat 01:19 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #24
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Sayın Ümmi,
    Yazdıklarınızdan ve örneklerinizden anladığım, MÜSLÜMANLARIN NEFSİ VE İNANCI ARASINDAKİ ÇATIŞMAYI NEFSİN (EN AZINDAN ŞİMDİLİK) KAZANDIĞIDIR. Müslümanların nefislerine teslim olmalarının sonuçlarını yaşadığını düşünüyorsunuz. Tabi bu açıklama ''neden?'' sorusuna cevap vermiyor. Bir sonucu söylüyor.
    Şüphesiz ki nefislerine mağlup insanlar müslümanlar arasındada olabilir ancak biz bütün islam aleminden söz ediyoruz. Mslümanların batı karşısında ezik ve komplekse kapıldıklarını söylediniz doğrudur. Ancak buda bir sonuçtur neden değil. Batının islamı ezik hale getirmesi ortaçağ karanlığından kurtulması ile mümkün olmuştur. Bu kurtuluşun belirleyici öğesi, dini toplumsal yaşamın dışına taşımaları ve bilimsel düşünüşü hayatın içine taşımaları sayesindedir. Üstelik kimsenin inancından vazgeçmeside gerekmemiştir.
    Ben islamiyetin yapısal bir sorunu olduğunu ve bu yapısal sorunun gelişmenin önünde engel haline gelmesinin şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum islam toplumlarının bu yapısal sorunla yüzleşmeden düzelebileceğini de düşünmüyorum.
    Bu gün bu yüzleşmenin önü de kesilmekte ve tartışılabilir olmaktan çıkartılmaktadır. Tartışmak isteyenler imansızlıkla suçlanarak tartışma başlamadan bitirilmektedir.
    Bu toplumlar inançlarından ve imanlarından hiç bir şey kaybetmeden bu yüzleşmeyi yapabilirler. Bu durum islama zarar değil yarar ve güç getirir. Ancak bazı din tüccarlarının tezgahını bozar. (bu yüzleşmenin sonucu belkide dediğiniz gibi kurana dönmektir ama bu yaşayan ve üç milyar insanın yaşamını perişanlığa döndüren yaşayan islamla yüzleşmeden olmaz)
    Biz yaşayan islamın yapısal bir sorunu olduğunu düşünüyoruz doğrusunu ortaya koymak inançlı insanların işi olması gerekir. Ancak onlar yaşayan islamın yarattığı sorunları görmelerine rağmen bu halinde ısrar etmeyi inançlarının gereği gibi tanımlamaya devam ediyorlar.
    Ben sorunun kişisel bir inanç-nefis çatışmasından daha fazla olduğunu ve yapısal bir sorun olduğunu düşünüyorum. Alakanızla ilgili olarak bu yapısal sorunu tanımlamaya çalışabilirim.

  5. #25
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.719
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    Alıntı ümmi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    hımmm.Matematikten sıfır alan biri mi söylüyor bunu.
    Edebiyatçı olduğum için matematik görmediğimi söylemiştim sn ümmi.

    Unuttunuz sanırım; dünyanın dengesiyle ilgili matematiksel durumları öne süren ve açıklayacak olan sizdiniz, ama açıklamadınız.

  6. #26
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Sayın Ümmi,
    Yazdıklarınızdan ve örneklerinizden anladığım, MÜSLÜMANLARIN NEFSİ VE İNANCI ARASINDAKİ ÇATIŞMAYI NEFSİN (EN AZINDAN ŞİMDİLİK) KAZANDIĞIDIR. Müslümanların nefislerine teslim olmalarının sonuçlarını yaşadığını düşünüyorsunuz. Tabi bu açıklama ''neden?'' sorusuna cevap vermiyor. Bir sonucu söylüyor.

    nefse uymanın bir nedeni yok efenim.sigara müptelasına neden diye soramassınız mesela.sonuçta akciğer hastası olup kolu bacağı kesildiği halde sigara içmeye devam edenler var.toplumlarda fertler gibi hastalanabilir.Birinin helede toplumdaki örnek şahsiyet kabul edilenlerin bir yanlışı sürü psikolojisi ile bir topluma mal olur.

    Şüphesiz ki nefislerine mağlup insanlar müslümanlar arasındada olabilir ancak biz bütün islam aleminden söz ediyoruz.
    efenim şöyle bişi var.nasıl portakal suyu deyince tüm portakal sularının tadı,rengi,yoğunluğu vs.nitelikleri benziyorsa,nefs deyince tüm insanlarında özellikleri böyledir.Tasavvufa göre,nefsini firavunun nefsinden iyi gören olgun bir mümin değildir.Çünkü nefs aynı nefs.
    bu yüzden müslümanlardada olabilir değil,müslümanlarda olanda aynı nefs..Yunus emre,"sen seni ne sanursan ayruğada onu san" der.yukardada söylediğim gibi,toplum olarak dünyaya düşkünlük moda olunca,Allahtan uzaklaşılınca felaketlerede hazır olmak lazım.Cenabı hakkın yarattığı en ahmak mahluk nefstir.(nefsi emmare)çünkü hep aleyhine olanı ister.

    Mslümanların batı karşısında ezik ve komplekse kapıldıklarını söylediniz doğrudur. Ancak buda bir sonuçtur neden değil.
    nedenini söyledik .Hadisi şerifi örnek verdik.Dünyaya düşkünlük

    Batının islamı ezik hale getirmesi ortaçağ karanlığından kurtulması ile mümkün olmuştur.
    Batı ortaçağ karanlığından müslümanlar sayesinde kurtulmuştur.
    bu konuda bir makale buyurun;

    ...................
    Meselâ, R. V. Bodley şöyle der: "Rönesansı İslâmiyete borçluyuz."
    Charles Seignebos ise "Şarklılarla temas ile garplılar medenileştiler. Bu medenileşmenin suret-i vukuu, tamamen malum değilse de, bizim (garplıların) Müslümanlara borçlu olduğumuz şeylerin hesabı çok uzundur" demektedir.
    John Davenport "Hz. Muhammed ve Kur'ân-ı Kerim" isimli eserinde şöyle der: "Müslümanlar arasında, fen ve san'at 600 senelik bir müddet yükseliş hayatı geçirmiş olduğu devrede, bizim Hristiyanlarımız arasında en kaba barbarlık olduktan başka edebiyat dahi sönük yaşıyordu".
    Gustave Le Bon diyor ki: "Avrupa'nın bütünüyle karanlık bir vahşet devri yaşadığı sıralarda İslâmın hâkim olduğu iki büyük şehirde, Bağdat ve Kurtuba'da yeryüzünü parlak ışıklarıyla aydınlatan iki medeniyet sürüyordu."
    Maurice Bucaille de "Kitab-ı Mukaddes, Kur'ân" (Bucaille, 175) isimli eserinde şu satırlara yer verir: "Müslümanların yükseliş çağı olan Miladî 8. ve 12. asırlar arasında, bizim hristiyan ülkelerde bilimsel gelişmeye kısıtlamalar uygulanırken, İslâm üniversitelerinde dikkati çekecek kadar bilimsel araştırmalar ve buluşlar gerçekleştiriliyordu. O dönemde kültürün görülmemiş ve yeni imkânlarının bulunduğu yer, İslâm dünyasıdır. Kurtuba'da Halife'nin kütüphanesi 400.000 cilt kitap ihtiva ediyordu."
    G. Rivoire ise bu hususta "Kuzey Afrika ve Endülüs medeniyeti zirveye tırmanırken bencil ve karamsar bir kısım kilise, hastalığı İlâhî bir ceza olarak kabul ettiklerinden fizikî rahatsızlığı ortadan kaldırmayı hedef alan tıp ilmine karşı takındıkları tavır gibi" demektedir.
    H. G. Vells (Keskioğlu, 63-64) "Kısa Dünya Tarihi" eserinin 162. sayfasında: "Müslümanların her fethettikleri ülkede bilim gelişti. Sekizinci yüzyılda, müslüman olmuş bütün ülkelerde öğretim ve eğitim teşkilatı mevcuttu. Dokuzuncu yüzyıl İspanya'dakİ Kurtuba mektebindeki bilginler, Kahire, Bağdat, Buhara ve Semerkand'daki bilginlerle muhabere ediyorlardı. Aristo'nun ve İskenderiye medresesinin saçtığı, fakat pek uzun bir zaman kısır kalmış olan tohumlar şimdi filizleniyor, meyvelerini vermeye başlıyordu. Matematik, tıp ve fizik bilimleri alanlarında büyük ilerlemeler oldu. Biçimsiz Roma rakamlarının yerini bugün hâlâ kullandığımız Arap rakamları aldı. Sıfır işareti ilk defa icad edilip kullanılmağa başlandı. İslâm düşüncesi, Fransa'nın İtalya'nın ve bütün Hristiyan âleminin ortaçağ felsefesine yeni bir hayat kazandırmıştır."
    Fransız Rosenthal ise İslamiyetin İlime nasıl iyi bir zemin oluşturduğunu şöyle açıklıyor: "İslâm'da olduğu ölçüde hiçbir inanç sisteminde din—ilim kaynaşması ayrılmaz bir şekilde gerçekleşmemiştir."
    Aldo Micli "La Science arabe" isimli eserde "Endülüste birçok hristiyan öğrenci okumakta idi. Doğudan mühim kitaplar getirtiliyordu. İslâm ilim ve felsefesi 9-11. yüzyıllar arasında olgunlaştı ve 12. yüzyıldan başlayarak Sicilya ve Endülüs yolundan batıya geçmeye başladı. Böylece batıda büyük bir tercüme devri açıldı " cümlelerine rastlıyoruz.
    Philip K. Hitti ise "İslâm Tarihi" (Hitti, 3/919) isimli eserinde batının İslâm medeniyetinden etkilenişini şu şekilde açıklıyordu: "Gerçekten de bu bilgi akımı, onikinci asırda o kadar kuvvetli ve canlı bir hale dönüşmüştü ki, Endülüs üzerinden Avrupa'ya taşmaya başlamıştır."
    Corci Zeydan "İslâm Medeniyeti" İsimli eserinde görüşlerini şu şekilde açıklar: "Eski medeniyet, İslâm Tarihi ile biter, halihazır medeniyet ondan meydana gelir." Yine aynı yazar İslâmiyetin medeniyet teşkili için ne kadar müsait bir zemin oluşturduğunu şu cümlelerle açıklar: "Yunanlılar, İranlılar devlet teşkilinden hayli asırlar sonra âlem-i medeniyete isbat-ı vücud edebilmişlerdi. Halbuki müslümanlar devlet teşkil ettikten yalnız bir asır sonra medeniyetlerini, faaliyet-i akliyelerini âleme göstermişlerdir. İkinci ve üçüncü asırlarda ise, İslâm Düşüncesi bütün cihanı istilâ etmiş idi."
    Sigrid Hunke de (Hunke, 18) "İslâm Güneşi" unvanlı kitabında takdirlerini şu şekilde sergiliyor: "İşte bu çağda müslümanların Batı ile 750 yıl kadar devam eden yakın komşulukları esnasında, dünyanın kültür nakleden bir camiası olduğunu, Yunanlılara nazaran beşer kültürünü en az iki misli geliştirip Batı'ya birçok mevzularda doğrudan doğruya tesir ettiklerini kim söyleyebilmekte, bundan kim bahsedebilmektedir?" Yine aynı yazar (Hunke, 125) "Rönesansımızın üstadları, onun için Yunanlılar değil, bilakis müslümanlar oldular" Sİgrid Hunke batının doğudan etkilenişini şu cümlelerle belirtiyor: "Yasaklara ve resmi husumete rağmen Batı, teknik, sağlık, hijyen ve devlet organizasyonu bakımından İslâm medeniyetinin umumi kültür varlıklarına yakınlık peyda etti. Yavaş yavaş onun zihnî mirasını eline geçirdi. Bu sayede asırlarca süren bir uyuklama ve uyuşukluk devresinden kurtularak, nihayet kendi kanaatleriyle emsalsiz bir yükselişe doğru harekete başladı. Tabiatiyle Batı, İslâm medeniyetinden yalnız ilim sahalarında değil, bu arada hayatın bütün sahalarında ve san'atta da yaşayışını daha zengin, daha güzel, daha sıhhî daha mes'ut yapan sayısız küçük fakat mühim ilhamlar aldı." (Hunke, 461)
    Cl. Sanchez Albornoz "Espagne et L'İslâm" isimli eserinde şunları söylemektedir: "Tabiatiyle artık bugün ortaçağın karanlığından bahsetmek yersizdir. Fakat gittikçe düşmüş, bahtsız Avrupa'dan bahsetmek yerinde olur. Bunun karşısında müslüman İspanya'nın o harikulade medeniyetini koymak lazımdır. Arapların İspanya'daki faaliyetleri hakkında incelemeler yapan büyük üstadlar Mağrib — İspanyol kültürünün genişliği, derinliği, parlaklığı konularında bize yeni ufuklar açıyorlar. Bu kültürün felsefe, bilgi, edebiyat, hülasa Hristiyan Avrupa kültürünün bütün kollarının gelişmesinde büyük bir tesiri olduğunu gösteriyorlar. Onlar bu tesirlerden ortaçağ düşüncesinin şâhikaları sayılan Saint Thomas ve Dante'nin bile kurtulamadığını ifade ediyorlar. Hiç şüphe yok, Pirenelerin iki tarafında veya Akdeniz sahillerinde pek çok kimseler, bu önemli tesiri kabul etmekten bir çeşit tiksinti ile çekiniyorlar. Bugün elde bulunan deliller, bu iddiaları kabule bizi mecbur bırakıyor ve hemen hergün bunlara yeni vasika ve delillerin eklenmesi mümkün oluyor. Rönesans hareketinin doğmasından asırlarca evvel, Kurtuba'da coşup akacak büyük bir medeniyet nehrinin ilk menbaları kendini gösteriyor. Bu medeniyet yeni dünyaya antik düşüncenin temellerini aktaracaktır."
    R.Sediltot ile ayni ismi taşıyan Sedillot: "Histoiregenerale des Ara bes" isimli kitabında batının nankörlüğünü şöyle anlatır: "Müslümanları ve onların bütün Ortaçağ boyunca yeni medeniyet üzerine icra ettikleri tesiri unutulmaya mahkum etmekte herhalde hususi bir kasd olsa gerektir."
    Batının nankörlüğü Prof. E.F. Gautier'in "Moeurs et coutumes des Musulmans" isimli eserinde şu şekilde anlatılıyor: "Rönesansın ilk kekeleme anları öyle bir devre tesadüf etti ki, barbarlıktan uyanmakta olan Avrupa, İslâm medeniyetine bitkin bir hürmetle bakmaktaydı: Taklidine imkân olmayan bu örnek karşısında cesaretini kaybeden Garb'ın kolları sarkıyor. Herhalde biz bugün de tamamiyle aksine bir ifrata düşüyoruz. Irkî dalaletlere dayanan bu sersemce nankörlüğümüzden dolayı kendi kendimizi ne kadar ayıplasak yeridir." Yine aynı eserin 282. sahifesinde: "Bizim rönesansımız İslâm medeniyetinin hatırasını çabuk unuttu; halbuki ona karşı çok büyük minnetleri vardır."
    Humbolt "Cosmos" isimli eserde: "Müslümanlara bugünkü anlamında telakki etmeğe alışık olduğumuz ilimlerin gerçek kurucuları gözüyle bakılmalıdır. Onlar, eskilerin hemen hiç bilmedikleri fennî ve İlmî tecrübelerde bulunarak çalışmak seviyesine ulaşmışlardır" demektedir. (A. Rıza, 141-42)
    Auguste Comte (A Rıza 142) da bunu teyid eder: "Müsbet ilimleri Avrupa'ya sokan müslümanlardır" der ve ilave eder: "Fethettikleri ülkelerde, ilmî araştırma eğitimi yapacak mektepler kurar kurmaz, umumi bir şevk, üstün seviyedeki seçkin aydınları, bu yeni ışığa doğru sevketti. Müsbet ilimlerin ehemmiyeti daha başlangıçta papalık tarafından dahi hissedildi ki, ruhbanın birçok kıymetli ileri gelenleri ve bu arada iki papa bile eğitimlerini tamamlamak için Kurtuba'ya gidip İslâm müderrislerinden ilmî müşâhede ve araştırma usulleri eğitimi gördüler."
    Diğer taraftan Draper şunları yazar: "Müslümanlar ilmi geliştirip yazarken, hatta yeni ilimler geliştirirken, Avrupa bugünkü Güney Afrika zencilerinin olduğu kadar medeniydi. Müslümanların felsefede, matematik ve astronomide, kimya ve tıbda elde ettikleri, askerî başarıları ile sağladıklarından daha büyük ve daha devamlıydı." (A. Rıza, 142)
    Dr. Gustave Le Bon da eserinde şu satırlara yer verir:"Müslümanların ilmî çalışmaları ve buluşları incelendiğinde, hiçbir milletin, bu derece kısa bir zamanda bu kadar fazla sayıda keşifte bulunmadığı ve verimli olmadığı görülür." İslâmın müsbet ilim metodu, tecrübe ve müşâhede etmektir. Kitaplarda okumak ve üstadların nazariyelerini tekrarlamak ise Ortaçağ Avrupa'sının metodu olmuştur. Aradaki fark fevkalâde esaslıdır." (A. Rıza, 142)
    Meşhur Fransız matematikçisi Montucla "Histoire des Mathematiques" isimli kitabında hayranlığını şu şekilde anlatır:"Müslümanlar uzun zaman ilmin yegâne sahipleriydi, 11. Yüzyılın karanlıklarını dağıtmaya gelen ilk ışıkları onlara borçluyuz. Bu dönem içinde matematikde şöhret kazanabilmiş herkes ilimlerini Müslümanlardan elde etmişlerdir." (A, Rıza, 170)
    Viardod da "La Civillisation des Arabes" ünvanlı kitabında Müslümanların medeniyete temel teşkil ettiğini şu cümlelerle anlatır: "Dante, Petrarque ve Boccace, Rönesans'ın bu babaları, Provence aydınlarını üstadları sayıyorlardı. Provence aydınları da Arapların müridleri olduklarına göre, edebiyatın olduğu kadar ilmin de yolunu Avrupa'ya açan Araplar olmuştur." (A. Rıza, 179)
    Lecky "Rasyonalist Felsefe Tarihi" adlı kitabında: "Avrupa'nın entellektüel anlamda uyanışı ve canlanışı ancak eğitimin manastırlardan üniversitelere, Muhammedi bilimin ve sanayideki bağımsızlığın kilise saltanatını parçalamasından sonra başlayabilmiştir" demektedir.
    John Davenport ise "Kur'ân ve Mesajı" isimli eserinde şöyle der: "Bilim ve kültür dâvasına Müslümanların gösterdiği saygıdan daha derin bir saygı gösteren millet gelmemiştir. Bir İslâm şairi: "Bir bilgin gördüğüm zaman onu karşılar ve ona değer veririm" der. Hz. Peygamberin birçok hadisi bilim ve kültüre en içten saygı ile doludur. "Bilginlerin mürekkebi şehidlerin kanı gibidir." "Kalem ve mürekkeb -yani eser- bırakanlara cennet kapıları açıktır." "Dünya dört şeye dayanır: Bilginlerin bilgisi, büyüklerin adaleti, iyi insanların ibadeti, yiğitlerin cesareti." Fakat daha önemlisi, müslümanların dünya zenginliğini önemsiz bir şey tanımaları, buna karşılık bilimi en değerli şey saymalarıdır." "Müslümanlar arasında bilim ve sanatlar 600 yıl boyunca parlak bir hayat sürerken bizim aramızda en kaba bir barbarlık egemendi. Edebiyat da en sönük günlerini yaşıyordu."
    Mosheim ise şöyle demektedir: "X. yüzyıldan başlayarak Avrupa'ya yayılan, hikmet, astronomi, felsefe ve matematik gibi bilimlerin Arap okullarından alındığı, özellikle Endülüs müslümanlarının Avrupa felsefesinin üstadı oldukları muhakkaktır."





    Bu kurtuluşun belirleyici öğesi, dini toplumsal yaşamın dışına taşımaları ve bilimsel düşünüşü hayatın içine taşımaları sayesindedir. Üstelik kimsenin inancından vazgeçmeside gerekmemiştir.
    çünkü kilise bilimin önünde büyük bir engeldi.insanlı aforoz bile edebiliyorlar adeta tanrıcılık oynuyorlardı.
    İslam böyle değildir.Aksine düşünmeyi ve ilmi tavsiye eder.
    "Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz
    Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 28) ..

    “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”zümer 9

    Kilise bilgiye Âdem’i cennetten kovduran “yasak meyve” olarak baktı. Hıristiyan kilisesi Eski Yunan’daki tanrılardan ateşi çalan Prometheus efsanesini aynen Âdem-İblis kıssasına uyarladı. Tanrılardan ateşi çalan Promethe yerine Âdem, ateş yerine bilgiyi (elma bilgiyi sembolize eder), Zeus’un yerine de Âlemlerin Rabbini koydu. Sekülarizmi ve laisizmi ve hatta pozitivizmi ve materyalizmi ortaya çıkaran, kilisenin ilme karşı aldığı bu sakat tutumdur.
    Sünnette ilim
    Buhari’nin dediği gibi Hz. Peygamber’in mirası ilim idi.
    13 yıllık Mekke döneminde her türlü baskı şiddet ve saldırıya rağmen Hz. Peygamber’in karşılık vermemesinin temelinde “bilginin değerini” anlaması yatıyordu. Bunun için ilk yaptığı iş müfredatı Kur’an olan bir okul kurmak oldu: Daru’l-Erkam. Efendimizin kendisi Kur’an’ın ilk talebesiydi. Kur’an ona “nasıl okunacağını”, yani “sahih bilgiye nasıl ulaşılacağını” öğretmişti. O da bunu etrafına öğretmeye koyuldu.
    İlmin zıddı cehl idi. Kur’an düşmanı belirlemişti: Cahiliyyet. Bir “kendini bilmezlik” durumu olan cahiliyye, cehaletten besleniyordu. O halde cahiliyyenin beslendiği göbek bağını kesmek ancak ilim ile olabilirdi. Allah Rasulü de bunu yaptı ve mü’minleri Kur’an’ın talebesi yaptı. Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanarak en büyük düşmanının adını “Ebu Cehil” (Cehaletin Babası) koydu.
    Muhalefette yapılan iktidarda da sürdürüldü. Medine’ye göçüldüğünde Daru’l-Erkam’ın yerini Daru’s-Suffa aldı. Bedir’de esir düşen müşriklerden bir servet tutarındaki kurtuluş akçesi almak yerine 10 kişiye okuma yazma öğretmesi karşılığında özgürlük vaat edilmesi hiç de sürpriz olmasa gerek.
    Modern dünyada bilgi ahlaktan ve Allah’tan koparıldı. Bilgi ahlaktan mahrum kalınca kirlendi ve zehirlendi. Zehirlenen bilgi zehirler. Ahlaksız bilgi de sahibini zehirlemeye başladı. Oysa bilgi Allah tarafından insana verilmiş “mukaddes emanet” idi. Bilginin sermayesini insanoğluna Allah vermişti. Fakat insan bu sermayeye ihanet etti. Zehirlenen bilgi adaleti ve erdemi değil, sömürü ve tahakkümü getirdi. Batı bilimi daha iyi bir hayat ürettiği için değil, daha ölümcül silahlar ürettiği için üstün oldu.
    Cahil dindarlık taassup ve dalalet üretir. Cahilin dindarlığı arttıkça sapması da artar. Bilgiyi dindarlığın ve dinin temeline bu dinin sahibi olan Allah yerleştirmiştir. O halde konuyu özetlemek yerinde olacaktır: Hakikatte ilim dindir, din ilimdir.

    Ben islamiyetin yapısal bir sorunu olduğunu ve bu yapısal sorunun gelişmenin önünde engel haline gelmesinin şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum islam toplumlarının bu yapısal sorunla yüzleşmeden düzelebileceğini de düşünmüyorum.
    yapısal sorun islamda değildir efenim.yanlış uygulamalar ona maledilemez.Kuran,Sıratı müstakimin(dosdoğru yolun) yol haritasıdır.yani nasıl bir elektronun atom çekirdeği etrafında yörüngesinde,dünyanın güneş etrafında yörüngesinde.....yapısal bir problem yoksa,insana çizdiği yörüngedede bir problem yoktur.problemi yörüngeden çıkanlar oluşturur.
    Bu gün bu yüzleşmenin önü de kesilmekte ve tartışılabilir olmaktan çıkartılmaktadır. Tartışmak isteyenler imansızlıkla suçlanarak tartışma başlamadan bitirilmektedir.
    Aksine müslümanlar inandıkları değerleri savunamamakta,şeriatçilikle itham edilerek sindirilmekte,inandığı değerleri savunmasına müsaade edilmemektedir.müslümanlar fişlenmekte,Hatta internette bile bazı islami terimlere duyarlı proğramlarla takip edilmektedir.
    şapka kanunundan evvel yazdığı,bir kitaptan dolayı koca bir alim asmış bir milletiz.ezanı arapça aslına döndürdüğü için başbakan asmakla kalmayıp yeni başbakanıda aynı akibetle tehdit edebilen beyaz türklerimiz var.yüzde doksanı müslüman olan bir ülkede küçücük bir başörtüsü meselesini bile çözememiş bir milletiz.

    Bu toplumlar inançlarından ve imanlarından hiç bir şey kaybetmeden bu yüzleşmeyi yapabilirler. Bu durum islama zarar değil yarar ve güç getirir. Ancak bazı din tüccarlarının tezgahını bozar. (bu yüzleşmenin sonucu belkide dediğiniz gibi kurana dönmektir ama bu yaşayan ve üç milyar insanın yaşamını perişanlığa döndüren yaşayan islamla yüzleşmeden olmaz)
    Biz yaşayan islamın yapısal bir sorunu olduğunu düşünüyoruz doğrusunu ortaya koymak inançlı insanların işi olması gerekir. Ancak onlar yaşayan islamın yarattığı sorunları görmelerine rağmen bu halinde ısrar etmeyi inançlarının gereği gibi tanımlamaya devam ediyorlar.
    Ben sorunun kişisel bir inanç-nefis çatışmasından daha fazla olduğunu ve yapısal bir sorun olduğunu düşünüyorum. Alakanızla ilgili olarak bu yapısal sorunu tanımlamaya çalışabilirim.
    efenim islamın değil müslümanların sorunları var.En başında bendenize göre cehalet ve birlik olamamak geliyor.İnançlı insanların gayretleri ancak doğrusunu anlatmak ve elinden geleni uygulamak olabilir.Kitabına uyduranların çoğunlukta olduğu bir toplumda felaket kapıyı çalar.bu gün at izi it izine karışmış durumdadır.bilmem kaç çeşit islam anlayışı türemiştir.kimi izmlerle,kimi milliyetiyle,kimi nefsiyle onu angaje ederek kendisine göre bir müslümanlık anlayışı geliştirmiş,bu kişi helede toplumda önemli bir mevkiye sahipse bi doluda çevresine insan toplamıştır.
    tasavvufçu geçinen bir kısım zevat,abdestten namazdan bi haber,enel haktan dem vurmakta,islam sosyalizmi diye bişiler yumurtlayan bir kısım zevat komünizme islamı yamamaya kalkışmakta,kimisi hristiyanı,yahudiyi cennetlik ilan etmekte,şiisi sünnisini yezitlikle itham etmekte....ilh.
    bununla birlikte hak islamı bilen ve ellerinden geldiğince uygulamaya çalışan insanlarda mevcuttur.İslamı nefsinde tatbik eden insan için iç huzuru vardır.nitekim refah seviyesi yüksek avrupa,amerika ve japonyadaki intihar vakaları yanında islam devletlerindeki vakalar solda sıfırdır.ezilen,çile çeken toplumlarda intiharın daha yüksek olması gerekirdi oysa.Demekki bilim ve teknoloji,iç huzuru sağlamakta yeterli olmuyor.

  7. #27
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    İslamın yapısal sorununu görmeyenler yüzünden islam toplumları perişanlık içindedir. Bir çoğu sizin yukarda yazdıklarınızı söyleyerek asıl sorunu görmezden gelmeye devam ediyorlar. Sizin yazdıklarınızdan anladığım sizinde bu sorunu irdelemek niyetiniz yok. Bunun manası biz perişan halimizden memnunuz demektir. Nihayet müslümanların bakış açısı böyle olduğu sürece islam ülkeleri kendi dinamikleriyle bu perişanlıktan kurtulamazlar.
    Uzun uzun insanda nefs olduğunu yazmışsınız, bu tartışılan bir şey değil benim bahsettiğim nefs'in varlığı yada yokluğu değil. Ona hakim olmak yada onun esiri olmak manasında bir ayırımdır.
    İslamiyetin bilime karşı olmadığı konusunda bir çok ayet ve hadis bulunabilir, ancak bu ayet ve hadislerin bulunması islamiyet ve bilim arasındaki mesafeli duruşu engelleyememiştir. Bildiğiniz gibi islam toplumları bilimsel çalışmalar açısından en geri ülkeler durumundadır. Açık dini hükümlere rağmen o dine inananların hükmün tam tersini yapmasının sebebini izah etmeniz mümkün değildir ''İŞTE BU HALDE SORUNUN YAPISAL OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK ZORUNLULUKTUR''
    islam alimlerinin bilim dünyasına katkıları konulu bir sergi vardı umarım gezmişsinizdir. Ben gezdim, o sergideki bütün buluşları toplasanız, bir cep telefonu, bir ampül, bir televizyon etmez. Bu nedenle bu konudaki iddialar inanmak istediğimiz temelsiz bir senaryodan başka bir şey değildir.
    Ne kadar mükemmel olduğumuzla ilgili birbirimizi kandırmanın bilimsel geriliğimizin üstünü örtmeyeceği açıktır. Bunun için kandi gerçeğimizin farkına varmadan sorunları çözmemiz mümkün değildir ama yazılanlardan anladığım siz dahil müslümanların buna hiç niyeti yok ve olmayacak.

  8. #28
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    sn sabit yapısal sorun dediğiniz nedir açıklarsanız meçhulü taşlama zahmetinden bizi kurtarmış olursunuz.
    din ve bilimi karşı karşıya getirme yanılgısına lütfen düşmeyin.Din ,bilimin alternatifi,yada karşıtı değildir.Fakat günümüzde bilim ve teknolojinin putlaştırılmasına karşıyım bendeniz.ayrı bir din gibi lanse edilmesine karşıyım.
    bilim dalları arasında bile böyle bir kıyas kabul edilemez.Siz diyebilir misiniz ki ;"şimdiye kadar cep telefonu...vs. icad eden psikiyatrist görmedim öyleyse psikiyatri biliminde yapısal bir sorun var."
    İslam bilim ve teknolojiye karşı değildir.
    Bu günkü müslümanların en büyük problemi,cehalettir.Halbuki islamın en büyük düşmanıdır cehalet.bilime karşı çıkan bir müslüman varsa buda onun cehaletindendir.
    Peygamberlerin mirası ilimdir.
    Öğretmenlik peygamber mesleğidir.Böyleyken bilime karşı duran kendi dinini yalanlamış olur.
    Müslümanlar,yeniden ayağa kalkacaksa,bu cehaleti yenmekle olur ancak.Ve inanın müslümanlar kendi dinleri konusunda bile çok cahil.iki şaklabanlık yapıp keramet gösteren yada süssü laflarla evliyalık gösterisinde bulunanın peşine takılıveriyorlar.Bu adam nedir necidir demeden.Mehdiyim diye binlerce insanı peşine takan onlarca adam var.
    Rasulullahın ümmetine karşı şefkatini örnek alan her müslüman,müslümanlardan en önce cehaletin giderilmesinin gerektiği bilincinde olmalı.Çünkü O öyle yaptı.
    Önce Allahı ve kendini öğrenmeli insan elbette.
    yoksa kendini bilmezlerin elindeki bilgi,japonyaya atom bombası olur düşer,Iraka,afganistana,pakistana, demokrasi olup düşer,afrikanın zengin yeraltı yerüstü kaynaklarını sömürüp ahalisini açlığa mahkum eder,açlarına kendi bozuk gıdalarını yollayıp dinlerini değiştirme karşılığı yem eder,sömürür,öldürür,kendisi refah içinde yaşarken sömürdükleri insanlarıda dinleri yüzünden geri kaldılar diye suçlar.
    maddi refahla manevi refahda doğru orantılı değildir.o mazlumların ahı eninde sonunda tutar.Çünkü zulüm payidar olmaz.batı medeniyetinin çöküşü yakındır.Çünkü zulümle,Sömürüyle kurdular o medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavarı.
    .

  9. #29
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesaj
    84
    Rep Gücü
    3076
    Sayın Ümmi,
    Eğer bir şeyin ne olduğuna ve nasıl yapılacağına ilişkin tüm koşullar biliniyor ve yapma iradesine rağmen o şey yapılamıyorsa o noktada var olan soruna Yapısal sorun diyoruz.(Bu soyutlamanın çok kaba bir soyutlama olduğunun ve konu özeline indirgenmiş olduğunun farkındayım, ancak bu kaba soyutlamanın beni sayfalar dolusu ayrıntı yazmaktan kurtaracağını öngörüyorum)
    Bunun anlamı, inşa edilmesi düşünülen şey ile önerilen yol, yöntem ve kuralların, o inşayı kuracak sujenin iradesi arasındaki uyumsuzluktur.
    Konu İslamiyet özeline taşınırsa, Allahın emri(yapılacak, inşa edilecek şey), yapacak kişinin allaha ve onun emrine olan inancı(sujenin iradesi) açıkça ortadayken emrin bir türlü yerine getirilemiyor olması yapısal bir soruna işaret etmektedir.
    Bunun için ileri sürülen bahanelerin hiç biri temel neden sorusuna cevap olmak olanağına sahip değildir.
    Ben islamda yapısal sorunun, İslam dininin aynı zamanda özel olarak bir hukuk önermesine sahip olmasında genel olarakta bir devlet biçimi önermesine sahip olmasında olduğunu düşünürüm.
    İslamiyet batıda var olan devlet, civitas, polis gibi toplumsal hayatın birlikteliğini sağlayan tüm kurumların görevini üstlenerek oluşmuştur. İslamiyetin aynı zamanda bir devlet biçimi olarak doğması ve meşruiyetini allahtan alan bir devlet halinde yaşaması, pratik etkinlikleri yürüten yönetici(bürokrat denilebilir) elitin din tabanlı ideolojik bir küme oluşturmalarını zorunlu hale getirmiştir. Peygamber ve dört halife dönemindeki (asr-ı saadet) yönetici elitin ustalığı bu durumun yaratacağı mahsurları ortadan kaldırmaya ve telafi etmeye yeterli olurken daha sonra bu ustalık sürdürülememiş ve yapısal olarak var olan bu sorunun yarattığı sorunlar giderek büyüyerek bu günkü halini almıştır.
    Bu ideolojik kümenin pratik etkinlikler ve sorunları karşısında gösterdikleri reflekslerin önemli kısmı dinin emri olarak tanımlanmak zorunda kalmıştır. Peygamberin marifet ve yeteneklerine sahip olmayan bu elit pratik etkinlik sorunlarına karşı ürettikleri çözümler ile islam dini arasındaki ilişkiyi korumak marifetini gösterememişler ama kendi reflekslerinide dinin bir parçası olarak tanımlamayı iktidar ilişkilerinin ve meşruiyet sorunlarının gereği olarak ihmal etmemişlerdir.
    Bu sorun sosyolojik olarak değerlendirilmediğinde kişilerin (YANİ YÖNETİCİ ELİTİN) Bireysel kusuru gibi algılanıyor. Halbuki Peygamberin yada en azından onun yetiştirdiği sehabenin becerilerine ihtiyaç duyan bir sistemin sorunlarının bireysel değil yapısal olduğu açıktır. Çünkü sistem üstün nitelikli yönetici eliti zorunlu tutmakta aksi halde yapısal bozulmaya açık hale gelmektedir.
    Bilim hiç bir inanç sistemiyle çatışmaz çünkü inanç bilimin konusu değildir. Bilimle çatışan yönetici ideolojik kümenin kendi refleksleri dir. İslam dininde bu ideolojik küme islamiyetin önerdiği devlet biçiminin gereği olarak meşruiyetini Allah tan alır. Budurumda çatışma sanki din ve bilim arasındaymış algısı yaratır. Bu yapısal sorunun doğurduğu sonuçlardan biridir.
    Bu nedenlerle laiklik din-bilim çatışmasınında sonu olacaktır. Bilindiği üzere artık batıda hiç bir toplum yaşanan hristiyanlığın bilimle çatıştığı iddiası üzerinde durmuyor. İktidar erkini Allah adına kullanılan bir güç olmaktan çıkarmadığınız sürece iktidarların bütün kusurlarından din sorumlu olacaktır. Bilim-din çatışması aynı yapısal sorundan kaynaklanan bir algıdır.

  10. #30
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    [Sayın Ümmi,
    Eğer bir şeyin ne olduğuna ve nasıl yapılacağına ilişkin tüm koşullar biliniyor ve yapma iradesine rağmen o şey yapılamıyorsa o noktada var olan soruna Yapısal sorun diyoruz.(Bu soyutlamanın çok kaba bir soyutlama olduğunun ve konu özeline indirgenmiş olduğunun farkındayım, ancak bu kaba soyutlamanın beni sayfalar dolusu ayrıntı yazmaktan kurtaracağını öngörüyorum)
    Bunun anlamı, inşa edilmesi düşünülen şey ile önerilen yol, yöntem ve kuralların, o inşayı kuracak sujenin iradesi arasındaki uyumsuzluktur.
    Konu İslamiyet özeline taşınırsa, Allahın emri(yapılacak, inşa edilecek şey), yapacak kişinin allaha ve onun emrine olan inancı(sujenin iradesi) açıkça ortadayken emrin bir türlü yerine getirilemiyor olması yapısal bir soruna işaret etmektedir.
    Bunun için ileri sürülen bahanelerin hiç biri temel neden sorusuna cevap olmak olanağına sahip değildir.
    efenim Allahın emir ve yasaklarını uygulamak ütopya değildir.uygulandığında fert ve topluma huzur getirdiği isbatlanmıştır yaşanmış örnekleriyle.

    Ben islamda yapısal sorunun, İslam dininin aynı zamanda özel olarak bir hukuk önermesine sahip olmasında genel olarakta bir devlet biçimi önermesine sahip olmasında olduğunu düşünürüm.
    İslamda devlet biçimi şu olacaktır diye bir önerme yoktur.Özel bir hukuk önermesi dediğiniz hususlardan hangisini ütopik bulduğunuzu da belirtirseniz bildiğimiz kadarıyla cevap vermeye çalışalım.
    bir hadiste,Peygamberimiz kendisinden sonraki yönetimleri şöyle haber vermiştir;

    “Nübüvvet içinizde, Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da –dilediği zaman- ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder, sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat/bir krallık/zalim yönetimler başa gelir; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur” buyurdu ve sonra sustu. (bk. Ahmed b. Hanbel, 4/273)

    1. Peygamberlik dönemi; 23 yıl sürmüştür.

    2. Raşit halifeler devri; 30 yıl sürmüştür.

    3. Saltanat devri; Hz. Muaviye (veya oğlu Yezid) ile başlayan ve Osmanlı devletinin sonuna kadar devam eden süreç.

    4. Ceberût devri; Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra bütün İslam aleminde küçük- büyük devletlerde hüküm sürmüş ve sürmekte olan şiddetli zulüm, istibdat ve ceberut dönemine işarettir. Bu devir -tüm İslam aleminde- artık sekerâta başlamış, her halü kârda yakında ölecektir.

    5. Asr-ı saadete benzer bir dönem; insanların yeniden dine döndüğü, dinsizliğin çöktüğü, ahlaksızlığın iflas ettiği, dindarlık, dürüstlük, ilim ve sırat-ı müstakim yolunun açıldığı bir devir olarak gerçekleşeceğini peygamberimiz haber vermiştir.






    İslamiyet batıda var olan devlet, civitas, polis gibi toplumsal hayatın birlikteliğini sağlayan tüm kurumların görevini üstlenerek oluşmuştur. İslamiyetin aynı zamanda bir devlet biçimi olarak doğması ve meşruiyetini allahtan alan bir devlet halinde yaşaması, pratik etkinlikleri yürüten yönetici(bürokrat denilebilir) elitin din tabanlı ideolojik bir küme oluşturmalarını zorunlu hale getirmiştir. Peygamber ve dört halife dönemindeki (asr-ı saadet) yönetici elitin ustalığı bu durumun yaratacağı mahsurları ortadan kaldırmaya ve telafi etmeye yeterli olurken daha sonra bu ustalık sürdürülememiş ve yapısal olarak var olan bu sorunun yarattığı sorunlar giderek büyüyerek bu günkü halini almıştır.
    müslümanlar 13 yıllık mekke döneminde müslümanların sürekli eziyet gördüğü bir dönemden sonra,medineye hicretten sonra,kalabalık bir toplum oluşmuş ve bir site devleti şeklinde kurumsallaşmak yoluna gitmişlerdir.bu bir zorunluluktu.o zaman Araplar kabileler halinde bir araya toparlanamayan sürekli iç savaşlarla birbirini yiyen bir topluluktu.onların komşuları yahudilerle de sürüp giden savaşlar vardı.devlet,amaç değil araçtır.Yani islamın en üst ideali,bir şeriat devleti kurmak değildir.Hakikatli insan yetiştirmektir.bu insanlarıda hem dışardan gelecek tehlikelere karşı korumak,hem kendi aralarında bir düzen ve disiplin sağlamak bir zorunluluktur.Devlet bunun için vardır.toplum adına ferdin hakkı çiğnenemez,fert adınada toplumunki çiğnenemez.
    İnsan unsurunu tanımadan ortaya atılan her ideolji çökmeye mahkumdur.İnsanıda en iyi onu yaradan bilir.
    ayrıca elit bir yönetim kadrosu olması gerektiği iddiasıda yanlış.islamda elit diye bir tabaka yoktur.hatta peygamberlere iman edenlerin çoğunluğu tarih boyunca hep en alt tabakadan insanlar olmuştur.Bu yönüyle peygamberler tarihin en büyük devrimcileridir.yönetim kadrosunda olmak içinde ehil olmaktan başka şart yoktur.burnu halkalı bir köle bile olsa onun emrine itaat edilmesi emredilmiştri.

    Bu ideolojik kümenin pratik etkinlikler ve sorunları karşısında gösterdikleri reflekslerin önemli kısmı dinin emri olarak tanımlanmak zorunda kalmıştır. Peygamberin marifet ve yeteneklerine sahip olmayan bu elit pratik etkinlik sorunlarına karşı ürettikleri çözümler ile islam dini arasındaki ilişkiyi korumak marifetini gösterememişler ama kendi reflekslerinide dinin bir parçası olarak tanımlamayı iktidar ilişkilerinin ve meşruiyet sorunlarının gereği olarak ihmal etmemişlerdir.
    Bu sorun sosyolojik olarak değerlendirilmediğinde kişilerin (YANİ YÖNETİCİ ELİTİN) Bireysel kusuru gibi algılanıyor. Halbuki Peygamberin yada en azından onun yetiştirdiği sehabenin becerilerine ihtiyaç duyan bir sistemin sorunlarının bireysel değil yapısal olduğu açıktır. Çünkü sistem üstün nitelikli yönetici eliti zorunlu tutmakta aksi halde yapısal bozulmaya açık hale gelmektedir.
    peygamberimizin kendisinden sonraki yönetimleri tasnifini yukarda verdiğim için tekrar etmiyorum.islamda üstünlük takva iledir.kimin ne kadar takvalı olduğunuda sadece Allah bilir.Bu yüzdn elit bir gruptan bahsedilemez.kendini elit gören varsa,kendi prpblemidir.

    Bilim hiç bir inanç sistemiyle çatışmaz çünkü inanç bilimin konusu değildir. Bilimle çatışan yönetici ideolojik kümenin kendi refleksleri dir. İslam dininde bu ideolojik küme islamiyetin önerdiği devlet biçiminin gereği olarak meşruiyetini Allah tan alır. Budurumda çatışma sanki din ve bilim arasındaymış algısı yaratır. Bu yapısal sorunun doğurduğu sonuçlardan biridir.
    Bu nedenlerle laiklik din-bilim çatışmasınında sonu olacaktır. Bilindiği üzere artık batıda hiç bir toplum yaşanan hristiyanlığın bilimle çatıştığı iddiası üzerinde durmuyor. İktidar erkini Allah adına kullanılan bir güç olmaktan çıkarmadığınız sürece iktidarların bütün kusurlarından din sorumlu olacaktır. Bilim-din çatışması aynı yapısal sorundan kaynaklanan bir algıdır.
    efenim hala bilim ve din çaltışması diyorsunuz ya ne diyeyim.Osmanlı imparatorluğu zamanındada bilim ve teknikte müslümanlar batıdan üstündü.ayrıca Şu anki devletimiz şeriat devleti değil ki.Almanlar ve japonlar gibi gibi ikinci dünya savaşınada girmedik.atom bombasıda patlamadı tepemizde yarım asır önce,
    Neden geriliğimizi islama yamamaya çalışıyorsunuz ki hala.islamla yönetilmiyoruz sonuçta .laiklik var.Neden uzaya çıkamadık.Üstelik yarım asırdan fazladır islamla bağlarımız yönetim tarafından bilinçli ve kasıtlı olarak bizi geri bıraktığı gerekçesiyle zayıflatıldı da.neden hala geriyiz sizce.
    efenim yahudiler dinlerine son derece bağlıdır ve bir avuç yahudi bu gün dünyanın ekonomisini,siyasetini,medyasını,yönlendirebiliyor .İsrail ve Yahudi lobisinin baskısı altındaki Obama, parti progr***** "Kudüs İsrail'in başkentidir ve öyle de kalacaktır" ifadesini yeniden ekletiyor.halbuki ne alaka dimi.Yine eski amerika başkanı Bush unda müntesibi olduğu bir hristiyan mezhebi,evangelistler tanrıyı kıyamete zorlama diye bir fikirle dünyayı kana ve göz yaşına boğmayı hedefiyle teknoloji ve bilimi kullanıyor.
    teknoloji ve bilim sadece bir araçtır.Onu insan kullanır.Bu insan vicdansızsa,Kuranda hayvandan aşağı denilen belhum edal ise,bilim ve teknolojiyi zararlı amaçları için kullanır.Çizgi filmlerde bile işleniyor efenim.Çocuklar bile haberdar.Kötü adam teknolojik bir silahı elegeçirir ve dünyanın sonunu hazırlar yada dünyaya hakim olmaya çalışır falan.Bilim ve teknoloji amaç değil sadece araçtır .Düşmanın silahıyla silahlanamayan toplumlarda herzaman ezilmeye mahkumdur.
    ikendini tanrı yerine koyanlar yüzünden insanlar acı çekiyor efenim.Allahın emrini yerine getirmeye çalışanlar yüzünden değil.

Benzer Konular

  1. ateizme cevap ahlaki özgörlök ve tanrı inancı
    kapkale Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 18-09-2012, 05:11 AM
  2. bilimsellik ve tanrı inancı
    kapkale Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-10-2010, 05:55 PM
  3. Uyanalım ! Zaman azalıyor . . . !
    atmaca34 Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-09-2009, 06:12 PM
  4. Dünyadaki kuş türleri azalıyor
    Gül@y Tarafından Evcil Hayvanlar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2008, 05:39 PM
  5. Allah inancı ve bilgisayar
    meys Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 05-09-2008, 11:13 PM
Yukarı Çık