Anket: Sizce Vahdettin hainmidir değilmidir?

4. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 23456 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 31 ile 40 Toplam: 85

Sultan Vahdettin Hainmiydi?

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisinde ve Vip Salonu Forumunda Bulunan Sultan Vahdettin Hainmiydi? Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> MURAT BARDAKÇI(18/07/2005-Hürriyet) Vahdettin her şeyin bittiği bir anda, 4 Temmuz 1918`de tahta geçti, üç ay sonra, 30 Ekim`de Mondros Mütarekesi`ni

  1. #31
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye ResuLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesaj
    975
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    1697

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    MURAT BARDAKÇI(18/07/2005-Hürriyet)
    Vahdettin her şeyin bittiği bir anda, 4 Temmuz 1918`de tahta geçti, üç ay sonra, 30 Ekim`de Mondros Mütarekesi`ni imzalayıp teslim olduk. Yani, dünya savaşının ve yenilginin Vahdettin ile hiçbir alakası yoktur. Hakkındaki tek belgesel biyografiyi yazmış bir kişi olarak şunu söyleyebilirim: Osmanlı tarihinin en şanssız hükümdarıdır, her insan gibi o da bazı hatalar yapmıştır; ama memleketini seven bir kişidir ve ihanetle hiçbir alakası yoktur.
    PROF. METE TUNÇAY(18/07/2005-Hürriyet) Ben öteden beri `Hain padişah Vahdettin` sözünün, o dönemin şartları içinde söylenmiş haksız bir şey olduğunu düşündüm. Vahdettin siyasi anlamda yanlış hesap yapmış olabilir; ama bu Vahdettin`in veya Damat Ferit Paşa`nın hain olduğu anl***** gelmez. Bu, Cumhuriyet`in kuruluş dönemi koşulları öyle gerektirdiği için dolaşıma sokulan bir söyleyiştir. Bugün artık bu meselelere çok daha soğukkanlı bakabilecek ve şefkatle yaklaşabilecek durumdayız.

    YILMAZ ÇETİNER(21/07/2005-Milliyet) Son Osmanlı Padişahı`nın, ülkesinden 82 yıl önce kaçışı (veya ayrılışı) hakkında adil bir karara varabilmek için bence o günlerin şartlarını hatırlamak, incelemek, hiç değilse iyi okumak gerekir. O günlerin ağır şartları içinde Atatürk de `Hain, sefil` demiş olabilir. Ama aynı kelimeleri bir düşünün, kimler kimler için söylemedi. Sultan Vahdettin bence vatan haini değil, yetenekleri olmayan, aciz, hasta bir padişahtı. Günün ağır şartları da üzerine binince Vahdettin yanlışlar yaptı, bocaladı...
    PROF. İLBER ORTAYLI(19/07/2005-Milliyet) ...Bülent Ecevit`in Sultan II. Abdülhamit ve VI. Mehmed Vahdeddin üzerindeki yaftaları yeniden yargılayıp kaldırması yerinde bir davranıştır. Tarihçilerin yazıp söyledikleri, hele bizim gibi memleketlerde çok fazla etkili olmuyor. Ambargoları kaldıranlar, asıl sözü dinlenir siyasi liderler oluyorlar. Bu gerekli. Çünkü bir yerde doğruyu araştıran tarihçinin de güvencesi onların çizgisi oluyor... Vahdeddin ve Atatürk karşı karşıya gelmişlerdir. Ama dost oldukları zaman da vardır. Kim ne derse desin son padişah hazineyi soyup gitmedi. Gittiği yerlerde de Türkiye devleti aleyhinde faaliyette bulunmadı, söz söylemedi. Bu, sürgündeki hanedanın bir ananesi ve takdire değer tavrıdır. Bunları da bilmek gerekir.
    PROF. MURAT BELGE(22/07/2005-Radikal-köşe yazısı) ...Medyadan izlediğime göre Demirel, Hürriyet`i aramış ve `Vahdettin`in hain olmadığını söylemek Türkiye`ye yararlı olur mu?` diye sormuş... `Vahdeddin`in hain olması bizim için yararlıdır` diye bir cümle kurduğumda, çok kişi bunun aslında saçma bir önerme olduğunu anlayabilir. Vahdeddin`in hain olduğunu düşünenler bile, bunun böyle ifade edilmesinin biçimsiz olduğunu söyleyecektir. Ama Demirel`in cümlesi, `Onun hain olmadığını söylemek, Türkiye`ye ne fayda sağlayacak` mealinde bir cümle, bundan başka bir anlama geliyor mu?..

    PROF. REŞAT KAYNAR(18/07/2005-Hürriyet) Padişah Vahdettin`in doğrudan doğruya memlekete zarar vermek için yaptığı bir hareket yok. Dolayısıyla, elimizde Vahdettin`in ihanetini gösterecek bir belge de yok.

    PROF. MİM KEMAL ÖKE(18/07/2005-Hürriyet) Vahdettin ne bazılarının iddia ettiği gibi hain, ne de onlara karşıt olan kesimlerin iddia ettiği gibi, Mustafa Kemal`e Anadolu`ya geçip Milli Mücadele`yi başlatması inisiyatifini kullanan perde arkasındaki gizli kahramandır. Doğrudur, Vahdettin, Mustafa Kemal`i Samsun`a gönderirken, Mustafa Kemal`in ne yapacağını gayet iyi biliyordu. Ve bu projeye de sadece onay vermekle kalmadı, para da verdi. Ancak, bunu saraya yakın çevrelerin telkin ve hatta tazyikiyle yaptı. Bir yerde bu işe zorlandı. Mustafa Kemal`in idam fermanını onaylaması ise tamamen İngiliz baskısının bir sonucudur.

    YILMAZ ÖZTUNA(18/07/2005-Hürriyet) Sultan Vahdettin`in hain olmadığını ben 40 senedir yazıyorum zaten. Kaldı ki, tarihçiler `hain` kelimesini kullanmaz. Çünkü bu siyasi bir kelimedir. Kuruluş yıllarının ateşli dönemlerinde kullanılmış bir kelimedir bu ve öyle bir dönemde de mutlaka kullanılması gerekirdi..


    Kaynak:tumgazeteler

  2. #32
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Masterlord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    29
    Mesaj
    2.287
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    45817

    Post Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı suur_r´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

    İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul' da. Adana iIi Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâl Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusuda İzmir'e çıkartılıyor.

    Nutuk sayfa:5


    kuvvayı milliyeciler hakkında ölüm fetvası çıkaran
    önderlerin asılma emrini verdiren
    yunan ordusunun galibiyeti için dua edilmesini isteyen
    ingilizlerle, osmanlı topraklarının 25 yıl boyunca ingiliz himayesinde kalacak şekilde anlaşma yapmak isteyen adama "vatansever" deyin isterseniz..

    tüm bunları vahdettin niye yaptı sizce

    egitim görmüs bilgili normal bir zekada osmanlı padisahı olan vahdettinin
    baska hesapları vardı

    ingilizleri oylamak
    başardıda.....


    Atatürk samsuna kendimi çıktı
    bandırma vapurunu emrine veren kimdi????
    kendi kurmay subayını tanımıyormuydu

    yiğidi öldür ama hakkını yeme

    yukarda yazdıklarının hepsini taktik icabı yapmıştır vahdettin

    düzenli ordu için zaman kazanılması gerekiyordu
    padisahın kendi yanlarında oldugunu gören ingilizler rahat ve yavaş hareket edeceklerdi
    ve öylede oldu

    ingilizlerin temel düsüncesi
    padisah hem lider hem halife, dolayısıyla padisahı elimizde tuttugumuz sürece ülkeyide elimizde tutarızdı
    başarılı olduklarını düsündülersede heaplayamadıkları hem vahdettinin hem Atatürk'ün zekasıydı


    MURAT BARDAKÇI(18/07/2005-Hürriyet)
    Vahdettin her şeyin bittiği bir anda, 4 Temmuz 1918`de tahta geçti, üç ay sonra, 30 Ekim`de Mondros Mütarekesi`ni imzalayıp teslim olduk. Yani, dünya savaşının ve yenilginin Vahdettin ile hiçbir alakası yoktur. Hakkındaki tek belgesel biyografiyi yazmış bir kişi olarak şunu söyleyebilirim: Osmanlı tarihinin en şanssız hükümdarıdır, her insan gibi o da bazı hatalar yapmıştır; ama memleketini seven bir kişidir ve ihanetle hiçbir alakası yoktur.
    PROF. METE TUNÇAY(18/07/2005-Hürriyet) Ben öteden beri `Hain padişah Vahdettin` sözünün, o dönemin şartları içinde söylenmiş haksız bir şey olduğunu düşündüm. Vahdettin siyasi anlamda yanlış hesap yapmış olabilir; ama bu Vahdettin`in veya Damat Ferit Paşa`nın hain olduğu anl***** gelmez. Bu, Cumhuriyet`in kuruluş dönemi koşulları öyle gerektirdiği için dolaşıma sokulan bir söyleyiştir. Bugün artık bu meselelere çok daha soğukkanlı bakabilecek ve şefkatle yaklaşabilecek durumdayız.

    YILMAZ ÇETİNER(21/07/2005-Milliyet) Son Osmanlı Padişahı`nın, ülkesinden 82 yıl önce kaçışı (veya ayrılışı) hakkında adil bir karara varabilmek için bence o günlerin şartlarını hatırlamak, incelemek, hiç değilse iyi okumak gerekir. O günlerin ağır şartları içinde Atatürk de `Hain, sefil` demiş olabilir. Ama aynı kelimeleri bir düşünün, kimler kimler için söylemedi. Sultan Vahdettin bence vatan haini değil, yetenekleri olmayan, aciz, hasta bir padişahtı. Günün ağır şartları da üzerine binince Vahdettin yanlışlar yaptı, bocaladı...
    PROF. İLBER ORTAYLI(19/07/2005-Milliyet) ...Bülent Ecevit`in Sultan II. Abdülhamit ve VI. Mehmed Vahdeddin üzerindeki yaftaları yeniden yargılayıp kaldırması yerinde bir davranıştır. Tarihçilerin yazıp söyledikleri, hele bizim gibi memleketlerde çok fazla etkili olmuyor. Ambargoları kaldıranlar, asıl sözü dinlenir siyasi liderler oluyorlar. Bu gerekli. Çünkü bir yerde doğruyu araştıran tarihçinin de güvencesi onların çizgisi oluyor... Vahdeddin ve Atatürk karşı karşıya gelmişlerdir. Ama dost oldukları zaman da vardır. Kim ne derse desin son padişah hazineyi soyup gitmedi. Gittiği yerlerde de Türkiye devleti aleyhinde faaliyette bulunmadı, söz söylemedi. Bu, sürgündeki hanedanın bir ananesi ve takdire değer tavrıdır. Bunları da bilmek gerekir.
    PROF. MURAT BELGE(22/07/2005-Radikal-köşe yazısı) ...Medyadan izlediğime göre Demirel, Hürriyet`i aramış ve `Vahdettin`in hain olmadığını söylemek Türkiye`ye yararlı olur mu?` diye sormuş... `Vahdeddin`in hain olması bizim için yararlıdır` diye bir cümle kurduğumda, çok kişi bunun aslında saçma bir önerme olduğunu anlayabilir. Vahdeddin`in hain olduğunu düşünenler bile, bunun böyle ifade edilmesinin biçimsiz olduğunu söyleyecektir. Ama Demirel`in cümlesi, `Onun hain olmadığını söylemek, Türkiye`ye ne fayda sağlayacak` mealinde bir cümle, bundan başka bir anlama geliyor mu?..

    PROF. REŞAT KAYNAR(18/07/2005-Hürriyet) Padişah Vahdettin`in doğrudan doğruya memlekete zarar vermek için yaptığı bir hareket yok. Dolayısıyla, elimizde Vahdettin`in ihanetini gösterecek bir belge de yok.

    PROF. MİM KEMAL ÖKE(18/07/2005-Hürriyet) Vahdettin ne bazılarının iddia ettiği gibi hain, ne de onlara karşıt olan kesimlerin iddia ettiği gibi, Mustafa Kemal`e Anadolu`ya geçip Milli Mücadele`yi başlatması inisiyatifini kullanan perde arkasındaki gizli kahramandır. Doğrudur, Vahdettin, Mustafa Kemal`i Samsun`a gönderirken, Mustafa Kemal`in ne yapacağını gayet iyi biliyordu. Ve bu projeye de sadece onay vermekle kalmadı, para da verdi. Ancak, bunu saraya yakın çevrelerin telkin ve hatta tazyikiyle yaptı. Bir yerde bu işe zorlandı. Mustafa Kemal`in idam fermanını onaylaması ise tamamen İngiliz baskısının bir sonucudur.

    YILMAZ ÖZTUNA(18/07/2005-Hürriyet) Sultan Vahdettin`in hain olmadığını ben 40 senedir yazıyorum zaten. Kaldı ki, tarihçiler `hain` kelimesini kullanmaz. Çünkü bu siyasi bir kelimedir. Kuruluş yıllarının ateşli dönemlerinde kullanılmış bir kelimedir bu ve öyle bir dönemde de mutlaka kullanılması gerekirdi..


    Kaynak:tumgazeteler
    zaten hem benim fikirlerimle aynı fikirde olan yüzlerce tarihçi prof var
    saygılarımla.....

  3. #33
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye suur_r - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    İzmir
    Mesaj
    228
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    11294

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı erkişi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    sadece şu sözüne verilecek cevap bile senin gibilerin yala yapmasına devam etmesi için fırsat olacak ama senin yaptığın vatan haini dediğin veya yaranmaya çalıştığın zihniyeti bile memnun etmez, meşrebimimi merak ediyorsun seni okuyunca sormaya gerek görmedim, sende oku anlayabilme kabiliyetinm varsa anla. ben her önüme gelene hain demem dedim sen dersen sanada sensin derler unutma...

    Atatürk ve cumhuriyet tarihi iki kişiye hain dedi...
    bunlar;çerkez ethem ve vahidettindir..
    bu hainler TBMM tarafından da hain ilan edilmiştir...ancak, bugün yine TBMM hain olmadıkları konusunda bir karar alır ve iade-i itibar kararına varırlarsa durumları değişebilir,soyut olarak tabiii...ama somutta yine haindirler bu değişmez...
    TBMM' ye karşı hala bu kişilerin hain olmadığına inancınız varsa buda beni ilgilendirmez çünkü o sizin mesnetsiz inancınızdır...

    --------Yeni Postalandı 11:26 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 11:11 PM ----------

    Alıntı Masterlord´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    tüm bunları vahdettin niye yaptı sizce

    egitim görmüs bilgili normal bir zekada osmanlı padisahı olan vahdettinin
    baska hesapları vardı

    ingilizleri oylamak
    başardıda.....


    Atatürk samsuna kendimi çıktı
    bandırma vapurunu emrine veren kimdi????
    kendi kurmay subayını tanımıyormuydu

    yiğidi öldür ama hakkını yeme

    yukarda yazdıklarının hepsini taktik icabı yapmıştır vahdettin

    düzenli ordu için zaman kazanılması gerekiyordu
    padisahın kendi yanlarında oldugunu gören ingilizler rahat ve yavaş hareket edeceklerdi
    ve öylede oldu

    ingilizlerin temel düsüncesi
    padisah hem lider hem halife, dolayısıyla padisahı elimizde tuttugumuz sürece ülkeyide elimizde tutarızdı
    başarılı olduklarını düsündülersede heaplayamadıkları hem vahdettinin hem Atatürk'ün zekasıydı




    zaten hem benim fikirlerimle aynı fikirde olan yüzlerce tarihçi prof var
    saygılarımla.....

    taktik hatası başka bişiydir.. ingiliz gemisine binerek kaçmak başka bişi..
    damat ferit paşayı sadrazam yapmak başka bişidir...
    şeyhüslamdan fetva alıp bu fetvaları yunan uçaklarını kullanarak anadolu semalarından halka dağıtmakta başka bişidir...
    bursada genç kızların ırzına geçen yabancı çizmelere ses çıkaramamakta başka bişidir..
    gaziantepte camii minaresine asılan YÜCE VE ULU BAYRAĞIMIZI indirmeye yeltenen hain fransızlara da ses çıkarmmakta başka bişidir...(ALLAHTAN TARİHTE KARAYILAN GİBİ YİĞİTLER VARMIŞTA BAYRAK İNMEDİ!!!!)
    15 mayısta yunanlar izmiri işgal ettiklerinde sarayda boşboş oturup, orduyu dağıtmak ve silahları da ingiliz askerlerinin gözetimine vermek başka bişidir..

    önüne gelen sevr antlaşmasını, imzalamayı düşünmek te başka bişidir..

    30 ekim 1918 tarihinde imzalanan mondros mütarekesine bakınız...

    1. Karadeniz’e geçişi sağlamak için Boğazlar açılacak ve geçiş güvenliğini sağlamak üzere Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki istihkâmlar, müttefiklerce işgal edilecektir.
    2. Osmanlı sınırındaki bütün mayın tarlaları taranacak ve bunların kaldırılmasına yardım edilecektir.
    3. Askerî kuvvetin, sınırların korunması ve asayişin sağlanması için gerekenden fazlası terhis edilecek ve bunların teçhizatı, İtilâf Devletlerine teslim edilecektir.
    4. Güvenlik görevlisi küçük gemiler dışında, bütün Osmanlı donanması teslim edilecek ve donanma Osmanlı limanlarından dışarıya çıkmayacaktır.
    7. İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehlikeye düşürecek olayların patlak vermesi durumunda, başka stratejik nokta ve bölgeleri işgal etme hakkına sahip olacaktır.

    10. Hükümet haberleşmeleri dışındaki bütün telsiz, telgraf ve kablo istasyonları da İtilaf Devletlerince denetlenecektir.
    16. Suriye, Irak, Hicaz, Yemen, Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı orduları, en yakın İtilaf kuvvetlerine teslim edilecektir.
    24. Vilayât-ı Sitte’de (altı vilayet: Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbekir, Sivas, Bitlis) karışıklık çıkarsa, Müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal edebileceklerdir. .


    Mondros Mütarekesinin uygulanışı, şartlarından daha sert bir biçimde cereyan etti. İtilaf Devletleri, mütarekenin 7. maddesine dayanarak, keyfi hareketlerle Osmanlı Devletini parçaladılar.
    bu mütarekeyi imzalamak ta diğer şeyleri yapmakta hainlik değil de nedir? .. bunlar sizin dediğiniz taktik hatası değil.. bunlar hainliktir..
    Konu suur_r tarafından (23-02-2009 Saat 11:31 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #34
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye kızılsevdam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    aydın
    Yaş
    33
    Mesaj
    108
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    488

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı erkişi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Birilerine bu kadar rahat HAİN diyen insanların ki (ergenlik veya insanlık n***** ölçüleri beni üzdü) cevap vermenin bile beyhude olduğunu bile bile sadece hain damgası varmak için gidin kendi kafa yapınızda alanlarda hain arayın demesem içimde kalır.
    Son günlerde kariyeri ve kalitesi tescilli bir yapımcı ve yazarın eseri var ortada adı "MUSTAFA" ve tümü belgelere dayalı, hiç olmazsa onu izleyin belki insafınız varsa biraz insafa gelir ve bu kadar basit "HAİN" lafzını kullanmazsınız beyler, bayanlar.
    sana bişey söyleyeyim her filimde "tecavüzcü coşkun" birine tecavüz eder. ama gerçek değildir bu. çünkü film. ama analşılan sen her izlediğini gerçek sanıyosun. benden de sana tavsiye aç biraz kitap oku, ufkun genişlesin...

  5. #35
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Masterlord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    29
    Mesaj
    2.287
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    45817

    Post Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı suur_r´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Atatürk ve cumhuriyet tarihi iki kişiye hain dedi...
    bunlar;çerkez ethem ve vahidettindir..
    bu hainler TBMM tarafından da hain ilan edilmiştir...ancak, bugün yine TBMM hain olmadıkları konusunda bir karar alır ve iade-i itibar kararına varırlarsa durumları değişebilir,soyut olarak tabiii...ama somutta yine haindirler bu değişmez...
    TBMM' ye karşı hala bu kişilerin hain olmadığına inancınız varsa buda beni ilgilendirmez çünkü o sizin mesnetsiz inancınızdır...

    --------Yeni Postalandı 11:26 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 11:11 PM ----------




    taktik hatası başka bişiydir.. ingiliz gemisine binerek kaçmak başka bişi..
    damat ferit paşayı sadrazam yapmak başka bişidir...
    şeyhüslamdan fetva alıp bu fetvaları yunan uçaklarını kullanarak anadolu semalarından halka dağıtmakta başka bişidir...
    bursada genç kızların ırzına geçen yabancı çizmelere ses çıkaramamakta başka bişidir..
    gaziantepte camii minaresine asılan YÜCE VE ULU BAYRAĞIMIZI indirmeye yeltenen hain fransızlara da ses çıkarmmakta başka bişidir...(ALLAHTAN TARİHTE KARAYILAN GİBİ YİĞİTLER VARMIŞTA BAYRAK İNMEDİ!!!!)
    15 mayısta yunanlar izmiri işgal ettiklerinde sarayda boşboş oturup, orduyu dağıtmak ve silahları da ingiliz askerlerinin gözetimine vermek başka bişidir..

    önüne gelen sevr antlaşmasını, imzalamayı düşünmek te başka bişidir..

    30 ekim 1918 tarihinde imzalanan mondros mütarekesine bakınız...

    1. Karadeniz’e geçişi sağlamak için Boğazlar açılacak ve geçiş güvenliğini sağlamak üzere Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki istihkâmlar, müttefiklerce işgal edilecektir.
    2. Osmanlı sınırındaki bütün mayın tarlaları taranacak ve bunların kaldırılmasına yardım edilecektir.
    3. Askerî kuvvetin, sınırların korunması ve asayişin sağlanması için gerekenden fazlası terhis edilecek ve bunların teçhizatı, İtilâf Devletlerine teslim edilecektir.
    4. Güvenlik görevlisi küçük gemiler dışında, bütün Osmanlı donanması teslim edilecek ve donanma Osmanlı limanlarından dışarıya çıkmayacaktır.
    7. İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehlikeye düşürecek olayların patlak vermesi durumunda, başka stratejik nokta ve bölgeleri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
    10. Hükümet haberleşmeleri dışındaki bütün telsiz, telgraf ve kablo istasyonları da İtilaf Devletlerince denetlenecektir.
    16. Suriye, Irak, Hicaz, Yemen, Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı orduları, en yakın İtilaf kuvvetlerine teslim edilecektir.
    24. Vilayât-ı Sitte’de (altı vilayet: Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbekir, Sivas, Bitlis) karışıklık çıkarsa, Müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal edebileceklerdir. .

    Mondros Mütarekesinin uygulanışı, şartlarından daha sert bir biçimde cereyan etti. İtilaf Devletleri, mütarekenin 7. maddesine dayanarak, keyfi hareketlerle Osmanlı Devletini parçaladılar.
    bu mütarekeyi imzalamak ta diğer şeyleri yapmakta hainlik değil de nedir? .. bunlar sizin dediğiniz taktik hatası değil.. bunlar hainliktir..


    ne yani vahdettinin ne yapmasını bekliyordun

    kılıcını çekip tek basına ingilizleremi yoksa yunanlılaramı saldıracaktı

    ben bilmedigim konularda yorum yapmam
    kurtulus savası ve 1.ci dünya savasını 25 farklı kaynaktan okudum(sonradan okuduklarım hariç)

    hiçbirinde, sadece ilk ve orta okul kitapları hariç
    vahdettin haindir diye yazmaz


    senin dediklerine göre

    vahdettin kurtulus savasına açıktan ve tam destek verecekti
    ankaranın yanında olacaktı

    peki sonra?????
    ingilizler istanbula çok daha önce girecekti

    ardından yunanlılarla birlesip ankaraya yürüyecekti

    sonra...

    elde düzenli ordu yok, kuvayi milliye birlikleri denilen küçük birlikler yeni kurulmakta

    ve kaçınılmaz felaket son, ankara büyük olasılıkla düser, mücedele devri kapanırdı


    vahdettinin o haince davranışları(bana göre plan) ankaraya 1 yıl gibi uzun bi süre kazandırmıştır

    padisahın yanında oldugunu sana ingilizler , fransızlar, italyanlar, ermeniler, yunanlılar acele etmediler

    buda bizi zafere tasıyan yolda en büyük adımlardan biri oldu


    düzenli ordu toplaması için Atatürk e 1 yıl gibi bi süre bile yetmedi

    2 yıldan daha fazla sürede anca kurulabildi düzenli ordu

    ........................

    yani mantıken düsündügün zaman bile vahdettin hain deildir

    ..........................

    mondros u imzalamak zorundaydı çünkü istanbul isgal edilmisti

    bilmem nerdeki kızlara tecavüz edilmisti, ses çıkarılamadı çünkü baskent gitti

    3 yada 5 kızın namusunu deil, tüm vatanın namusunu düsünmek zorundaydılar(Atatürk ve Vahdettin)

    ve planlarıda süperdi
    sonuçta kurtulus savasını biz kazandık


    daha yazılacak bir sürü sey var ama
    bi arkadasımız profların bu konu ile ilgili düsüncelerini aktarmış
    o yazıyı bi okuyun
    ordaki açıklamalar tarihi belgelere dayanılarakta yapılmıştır


    herkese iyi forumlar

  6. #36
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesaj
    1.003
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    1278

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı kızılsevdam´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    sana bişey söyleyeyim her filimde "tecavüzcü coşkun" birine tecavüz eder. ama gerçek değildir bu. çünkü film. ama analşılan sen her izlediğini gerçek sanıyosun. benden de sana tavsiye aç biraz kitap oku, ufkun genişlesin...
    Kimsin tanımak bile istemediğim tiplerdensin, sen diye bana hitap ederek verdiğin cevaba ve okuma tavsiyene cevap vermeye gerek duyarsam kendimi üzerim, kısa bir cevap. Konudaki cevabı "Nasrettin hoca karakaçanın inadını kırmak için elindeki sopayla hafif hafif kafasına vurmuş karakaçan gaz çıkarmış, hoca nüktedan demiş ben nereye vuruyorum ses nerden geliyor......"

    Bu forumda iyiki senin gibiler eksik olmuyor.....cevval ve güya kahramanlar.

  7. #37
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye suur_r - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    İzmir
    Mesaj
    228
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    11294

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Hainliği ve ihaneti savunmak çok zordur.
    Ne kadar savunmaya çalışsanızda tarihin vahdettin hakkında verdiği hüküm değişmeyecektir.. çünkü kendisi haindir…

    vahdettini savunyosun hala.yunan ordusunun galibiyeti için fetva çıkartan adamı.
    anadolu direnişini kafir ilan eden adamı.


    gazi osman paşayı bilirsin misin?
    onun da kaybedecek birşeyi kalmamıştı.tıpkı vadettin gibi....

    ancak gazi osman paşa şerefiyle can vermiştir...
    ...vahdettin hiç değilse kendisini ziyaret eden ingiliz generallerden birini vursaydı yine milletine büyük bir hizmet etmiş olurdu...ve biz ona bugün kahraman derdik.anlatabildim mi?

    vahdettinin siyasi bir gücü kalmamıştı ki ne diye oyalayacak ingilizleri de yunanlarıda....halk kendi başının çaresine bakmaya başlamıştı.kuvvayı milliye hareketini bilirsin.
    padişahtan umunu kesen halkın eseridir.....
    aynı kuvvetlerden sivasta da vardı....sen sanıyor musun ki atatürk oralara yanlız başına gidiyordu?

    kuvvayı milliye milletin ordusudur, kuvvayı inzibatiye halifenin ordusudur...vahdettin fetva çıkardıktan sonra , kendi ordusuyla milli güçlerin öldürülmesi emrini vermiş oldu ve yüzlerce kuvvacı öldürüdü.
    sivas merkezden bi hayli uzak olduğu için inzibatiye ordusu o kadar güçlü değildi.ayrıca sivas halkı çoğunlukla türk ve kürtlerden oluştuğu için, işgal güçlerini çiçeklerle karşılamamışardı istanbul halkı gibi.!!!!
    diyorsunki padişah direk destek veremez... direk destek vermemekle vakit kazandırdı...

    Atatürk'ün şanı samsuna çıkar çıkmaz koca ingiltere de bile duyulmuştu bırak anadoluyu...siz kimi kandırıyorsunuz.. koskoca işgal kuvvetleri bir Mustafa Kemali bulamadılarmı anadoluda öldürmek için...





    Hain Vahdettin Bir İngiliz Savaş Gemisiyle İstanbul'dan Kaçıyor

    17 Kasım 1922 tarihli resmi bir telgrafın ilk cümlesi şuydu :
    "Vahdettin Efendi bu gece saraydan ayrılmıştır." Bu telgrafın bir iki cümlesini daha 18 Kasım 1922 gününe ait Meclis tutanaklarında okumuşsunuzdur. Ancak telgrafın aslında, bu ayrılışa kimlerin yardım etmiş olabileceğinden, kutsal emanetlerin nasıl korunacağından ve daha başka hususlardan söz eden alt yanı da vardır. Aynı gün Meclis'te okunmuş bir mektup suretiyle ona ekli -ajanslarla yayınlanmış- bir bildiri suretini de tutanaklardan bir kez daha okuyalım :

    17.11.1922.
    Mektup Sureti :

    Bir nüshasını ilişik olarak sunduğum resmi bildiride açıklandığı gibi, Zâtışâhâne, İngiltere'nin koruyuculuğuna sığınarak bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılmıştır.
    Harrington


    Mektuba Ekli Bildiri Sureti :
    "Resmen bildirilir ki Zâtışâhâne, bugünkü durum karşısında özgürlük ve yaşamını tehlikede gördüğünden, bütün Müslümanların Halifesi sıfatıyla İngiliz koruyuculuğunu ve aynı zamanda İstanbul'dan başka bir yere götürülmesini istemiştir. Zâtışâhâne'nin isteği bu sabah yerine getirilmiştir. Türkiye'deki İngiliz Kuvvetleri'nin Başkomutanı General Sir Charles Harrington, Zâtışâhâne'yi almaya giderek bir İngiliz savaş gemisine kadar kendisine eşlik etmiş ve Zâtışâhâne, vapurda Akdeniz Filosu Genel Komutanı Amiral Sir De Brook (Sör Bruk) tarafından karşılanmıştır. İngiliz Olağanüstü Komiser Vekili Sir Newill Henderson, Zâtışâhâne'yi gemide ziyaret ederek Kral Beşinci George' a bildirilmek üzere isteklerini sormuştur."

    General Harrington'un Ulviye Sultan adında bir hanıma gönderdiği Fransızca bir mektup da vardır. Bu mektup, hiçbir karşılık verilmemiş olduğu notuyla Refet Paşa'ya gönderilmiş. O da 25 Kasım 1922 tarihinde bize bir suretini göndermişti. Fransızca mektubun bize gönderilen Türkçe sureti şudur :

    Sultan Hanımefendi Hazretleri,
    Şu sıralarda Malta'ya yaklaşmakta olan Padişah Hazretleri'nden, ailesinin durumu hakkında bilgi rica eden bir telsiz aldım. Bu konuda, geçen Cumartesi Yıldız'dan bilgi almış ve Kadınefendi Hazretleri'nin sağlık ve neşelerinin yerinde olduğunu öğrenmiş ve derhal Zâtışâhâne'ye arz etmiştim. Padişah Hazretleri'nin aileleri hakkında yeni bilgiler lütfederseniz onu da derhal Zâtışâhâne'ye sunmakla mutluluk duyarım. Zâtışâhâne'nin içinde bulundukları zorluklar dolayısıyla, en içten dileklerimi Kadınefendi Hazretleri'ne ve pek saygıdeğer ailelerine sunmama izin vermenizi ve en derin saygı ve tazimlerimin kabulünü rica ederim.
    Harrington

    Beyler, bu son mektup, üzerinde durulmaya değer nitelikte değildir. Bundan başka, General Harrington'un, İstanbul'daki askeri memurumuza yazdığı mektup ile ekinde yazılanlar üzerinde görüş belirtmeyi de gereksiz bulurum.


    Soylu Bir Ulusu Utanılacak Bir Duruma Düşüren Sefil
    Kamuoyunu gerçek durumla karşı karşıya bırakmayı yeğlerim. Sultanlığın atadan oğula geçmesi gibi sakat bir yöntemin sonucu olarak, büyük bir makam, görkemli bir unvan kazanabilmiş bir sefilin, gururu çok yüksek, soylu bir ulusu nasıl utanılacak bir duruma düşürebileceği o zaman daha doğal biçimde anlaşılır.

    Gerçekten de hangi nedenle ve ne biçimde olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve yaşamını ulusu içinde tehlikede görebilecek kadar adi bir yaratığın, bir dakika bile olsa bir ulusun başında olduğunu düşünmek ne hazindir! Şükre değer bir durumdur ki bu alçak, mirasına konduğu Sultanlık makamından ulusça atıldıktan sonra alçaklığını sonuna kadar getirmiş oluyor. Türk ulusunun bu işte önce davranması elbette takdire değer.

    Aciz, adi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir; ancak böyle bir yaratığın bütün Müslümanların Halifesi sıfatını taşıdığını ifade etmek elbette doğru değildir. Böyle bir düşünce tarzının doğru olabilmesi, öncelikle, bütün Müslüman ulusların tutsak olmaları koşuluna bağlıdır. Oysa dünyada gerçek böyle midir? Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca özgürlük ve bağımsızlığa simge olmuş bir ulusuz! Değersiz yaşamlarını iki buçuk gün daha çok ve sefilce sürükleyebilmek için, her türlü düşkünlüğe katlanmakta bir sakınca görmeyen halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik. Böylece, devletlerin, ulusların birbirleriyle olan ilişkilerinde, kişilerin, özellikle bağlı bulundukları devlet ve ulusun zararına da olsa kişisel durumlarından ve kendi yaşamlarından başka bir şey düşünemeyecek pespayelerin herhangi bir önemi olamayacağı biçimindeki bilinen gerçeği bir kez daha ortaya koymuş olduk. Uluslar arasındaki ilişkilerde mankenlerden yararlanma yöntemine rağbet etme dönemine son vermek uygar dünyanın içten bir dileği olmalıdır.



    --------Yeni Postalandı 09:44 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 09:39 PM ----------

    Tarih yalan söylemez Vahdettin haindir

    30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı.

    12 gün sonra 13 Kasım’da İtilaf Devletleri’nin Yunan gemileri de dahil 55 parçadan oluşan donanması İstanbul Boğazı’na demirledi.

    Savaş gemileri toplarını Padişah Vahdettin’in oturduğu Dolmabahçe Sarayı’na çevirdi.

    Önce Fransız askerleri sonra İngiliz askerleri karaya çıkarak fiili işgali başlattılar.

    İstanbul’un işgali ülkede büyük infial yarattı.

    Vahdettin ise tahtının derdine düşmüş, İngilizlere yaranmak için yollar arıyordu.

    Bunun için gazeteci Sait Molla’yı kullanıyordu.

    Sait Molla makalelerinde İngilizlere övgüler düzüyor, bir yandan da "İngilizleri Sevenler Derneği"ni kuruyordu.

    Bu derneğin bir numaralı üyesi Padişah Vahdettin, bir süre sonra sadrazamlığa getireceği eniştesi Damat Ferit ise ikinci üyesi oluyordu.

    24 Kasım’da Vahdettin İngiliz The Daily Mail gazetesine şu demeci veriyordu:

    ".... İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Harbi’nde İngilizlerin müttefiki olan babam Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Şimdi bu sebepten memleketim ile Büyük Britanya arasında öteden beri mevcut dostane münasebetleri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden gelini yapacağım."

    Padişah Vahdettin bu güvenceleri ülkesini işgal edenlere veriyor ve onlara olan bağlılığını gösteriyordu.

    Vahdettin’in tek düşündüğü ülkesi değil, tahtıydı.

    İngilizlerin Türkiye yönetimine el koymasını istiyordu. Bunu da onlara her fırsatta aracılarla iletiyordu.

    Ancak İngilizler öteki müttefikleri tedirgin edeceği için Vahdettin’in bu önerilerine sıcak bakmıyordu.

    Vahdettin son çare olarak İngiltere yanlısı olmakla tanınan eniştesi Damat Ferit’i sadrazamlığa getirdi.

    30 Mart 1919 günü Sadrazam Damat Ferit’i İngiltere Yüksek Komiser yardımcısı Amiral Webb’e gönderdi.

    Padişah, sadrazamı aracılığıyla İngilizlere bağlılığını ve onlara karşı duyduğu sevgiyi yineledi.

    Sadrazam Damat Ferit, Amiral Webb’e Padişah’ın Türkiye’nin İngilizlere yenildiğini, bu nedenle Türkiye’nin yalnız İngiltere’ye biat ettiğini belirttiğini söyledi.

    Daha sonra da cebinden çıkardığı Padişah’la birlikte hazırladıkları memerandumu Amiral Webb’e verdi.

    Memerandumda 15 yıl boyunca İngiltere’nin Türkiye’yi yönetmesi isteniyordu.

    Vahdettin’in ülkeyi İngilizlere teslim etme ihaneti Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması sonucunda gerçekleşmedi.

    Ve tarihler 17 Kasım 1922’yi gösterdiği gün Vahdettin İngiliz savaş gemisi Malaya’ya gizlice binerek ülkesinden kaçtı.

    İşte Padişah Vahdettin budur...

    Bugün Vahdettin’in adını vermeden onun ülkesine ihanet ettiğini ima eden bir ilkokul çocuğunun yazdığı kompozisyonu ülkenin valisi, kaymakamı sorguluyor.

    Soruşturmalar açılıyor, harıl harıl suçlu aranıyor.
    Ankara ise bu gelişmeleri seyrediyor.
    Şimdi şu soruyu ülkesini seven herkese soruyorum:
    "İşgalci kuvvetlere ülkesini peşkeş çeken, 15 yıl süreyle İngiliz boyunduruğunu kabul eden bir padişaha ’Hain’den başka hangi sıfat verilebilir?"
    Tarih yalan söylemez.
    Vahdettin bir vatan hainidir...


    --------Yeni Postalandı 09:46 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 09:44 PM ----------


    Bu da Şehzade Seyfettin’in mektubu; Halimiz bedbaht


    Almanya ve İtalya, Ata’ya 19 kez suikast düzenledi
    ‘İngiliz Belgeleriyle Vahdettin ve Osmanlı Hanedanı’ adlı kitapta Almanya ve İtalya’nın Osmanlı’yı diriltmek istediği, bu olmazsa B planında Atatürk’ün öldürülmesi yer alıyor...

    Erciyes Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyeleri’nden Prof. Dr. Metin Hülagü’nün yazdığı ve önümüzdeki ay okurlarla buluşacak olan “İngiliz Belgeleriyle Vahdettin ve Osmanlı Hanedanı” adlı kitapta yer alan belgeler büyük yankı uyandırdı. Sultan Vahdettin 17 Kasım 1922’de İngilizlere ait Malaya adlı gemiyle İstanbul’dan kaçmış, Malta’ya geçmişti. Osmanlı Hanedanı için de sürgün yılları başlamıştı. İngiliz belgelerine göre o dönemde yaşanan süreç bugünkü Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir benzeri ya da ’erken aşaması’ydı. Peki bu sürgün yıllarında Vahdettin neler yapmış, kimlerle temas kurmuş? Prof. Hülagü ile yaptığımız röportajı yayınlamaya devam ediyoruz...

    Mussolini, Osmanlı’yı diriltmek için Vahdettin’e rüşvet teklif etti

    Prof. Dr. Metin Hülagü, Mussolini’nin dönemin Büyük Ortadoğu Projesi için Vahdettin’e Osmanlı’yı canladırmayı teklif ettiğini söylüyor. Bunu teklif ederken de tabii yüklü miktarda para da öneriyor. Prof. Hülagü, şöyle devam ediyor;

    “Özellikle, geç sömürgeci ülkeler arasına katılan Almanya ve İtalya yeni Türkiye Cumhuriyeti’nden rahatsız oluyorlar. Tekrar Osmanlı’nın kurulması, Ortadoğu projelerine uygun. O tarihlerdeki amaç da bugünküyle aynı. Zengin petrol yataklarına sahip olmak. Bir bakıma o dönemin Büyük Ortadoğu Projesi bu. İtalya ve Almanya bir taraftan, İngiltere diğer taraftan projelerini hayata geçirmeye çalışıyor. Kilit ülke ise hala Türkiye. Bu yüzden Mussolini, Şehzade Sami ile bir görüşme yapıyor. İngiliz istihbarat raporlarında Mussolini’nin bu görüşmede Vahdettin’e yüklü miktarda para teklif ettiğini öğreniyoruz. Ayrıca Vahdettin’i tekrar iktidara getirmek için de destek sözü veriyorlar. Şehzade Sami bu teklifi Vahdettin’e iletiyor ama yine aynı istihbarat raporlarından anladığımıza göre Vahdettin bu öneriye sıcak bakmıyor, reddediyor. Mussolini ile diyaloğa geçmiyor. Ancak Mussolini’nin bir B planı var. Sadece Vahdettin’in üzerine oynamıyor.”

    Belgeler özellikle Sultan Vahdettin’in İstanbul’dan ayrıldığı 1922 ile öldüğü 1926 tarihleri arasındaki yaşadıklarını aydınlatırken; Osmanlı Hanedan üyelerinin 1940’lı yıllardaki sıkıntılarını da gözler önüne seriyor.

    Bu da Şehzade Seyfettin’in mektubu; Halimiz bedbaht

    ŞEHZADE Seyfettin, 6 Mart 1926 tarihinde Nice’den müslüman Radhanpur Naibi’ne bir mektup yolluyor. 371/11555 sayılı belgeye göre mektupta Şehzade Seyfettin yaşadıkları sıkıntıları şöyle dile getiriyor:

    “Ekselansları...

    Yabancı bir diyarda maruz kaldığımız bedbaht halimizi siz ekselanslarının dikkatlerine saygıyla sunmayı dileriz.

    Maişetimizi sağlayabilmemiz için hiçbir garanti sağlanmadan ülkemizden sınır dışı edildik. Özel mülkümüz müsadere edildi. Ailemiz ve biz Avrupa’da neredeyse dilenci haline geldik.

    Ecdadımız haşmetli hükümdarlardı ve asırlarca İslam’ın şanını muhafazaya çalışmışlardı. Onların torunları olarak bizlerin, her ne kadar hata bizden kaynaklanmıyorsa da, önde gelen Müslüman büyükleri ve ileri gelenlerinden yardım istemeye mecbur olmamız talihin acı bir cilvesidir. Siz ekselansları Müslüman bir hükümdarsınız.

    Yardımlarınızı bizden esirgemeyeceğinizi ve bizi içinde bulunduğumuz elemden kurtaracağınızı ümit ederek sizin cömertliğinize ve insaniyet-perverliğinize müracaat etme cesareti gösteriyoruz. (...)”

    Vahdettin parası bitince Lord Cruzon’a ‘Yardım edin’ mektubu yazdı


    Prof. Metin Hülagü, belgelerde Vahdettin’in kendine yakın gördüğü birçok dünya liderine mektuplar yazdığının ortaya çıktığını belirtiyor. Vahdettin, İstanbul’dan kaçarken yanına aldığı 50 bin lira kendisini ve mahiyetindekileri 2 yıl idare ediyor. Ancak daha sonra beş parasız kalıyor. Mesela...Vahdettin 4 Ağustos 1924’te San Remo’dan dönemin ingiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a bir mektup yazıyor. 371/10227 sayılı belgeli mektupta da Vahdettin’in son çırpınışlarına şahit oluyoruz;

    “Dostum Lord Curzon,

    Bildiğiniz üzere iki yıl evvel Ankara İhtilal Komitesi hilafet ve saltanat haklarına saldırıda bulundu. Bu saldırı o zaman uygulamaya konmuş olan siyasetin bir habercisiydi ve hanedanın irsî başkanı olarak, şahsî haklarımı ve hanedanım haklarını savunma yolundaki tüm gayretlerime rağmen, nihaî olarak ülkemi terk etmek zorunda kaldım. İyi bir kaderim yoktu. Tüm gayretlere rağmen sıkıntılarıma bir türlü çözüm bulamadım ve bezgin bir şekilde, gelişmeleri beklemeye karar verdim. O zamandan sonra, Ankara İhtilal Komitesi iktidardaki hanedanı tüm haklarından mahrum bırakmaya azmetmiş ve birkaç gün içerisinde kendilerini sınır dışı etmiştir. Bu durumdan dolayıdır ki, bugün ben ve hanedan üyeleri çaresiz, korumasız, parasız pulsuz bir halde yahut kimi Avrupa’da, kimi Suriye’de ümitleri zincire vurulmuş bir şekilde, ama tümü sefalet içerisinde yaşamaya mahkûm olmuş bir durumdadır.

    Resmî olarak belirlenmiş en son müracaat tarihi olan 1925 Martı’nın birinden sonra Türkiye’de hâlihazırda hanedan üyeleri adına kayıtlı bulunan bütün mallar İhtilal Komitesi’nin eline geçecektir. Bu durum dolayısıyladır ki, cevap olarak Türkiye’nin iç işlerine karışmalarının mümkün olmadığını ve dolayısıyla yardım edemedikleri için esef duyduklarını belirten büyük devletler liderlerine resmî olarak müracaat etmek zorunda kaldım. Şayet şimdi size müracaat ediyorsam, tabiîdir ki bu müracaat siyasî değil, tamamıyla insanî mülahazalarla olmaktadır ve sizin gerçekten değer verdiğim fikir ve tavsiyenizi almak için bunu yapmaktayım. Bu vesile ve inançladır ki, size ve burada benim özel banka işlerimi deruhte etmekte olan Biddulph’a ve sizin son derece takdir ettiğim samimi anlayış ve dostluğunuza, geçmişte olduğu gibi, itimat edebileceğimi umarım.”

    Duce’nin Osmanlı planları tutmadı

    4 KasIm 1937 tarihli belgede Mr. Keith Hugh Williams’ın kaleme aldığı istihbarat raporunda Mussolini’nin (Lakabı Duce)Vahdettin’e para teklif ettiği; Almanya ve İtalya’nın Atatürk’e yönelik 19 suikast girişiminde bulundukları belirtiliyor. Ancak Vahdettin, rüşveti reddediyor.

    İsmet İnönü’yü başa geçirmek istiyorlardı

    Prof. Metin Hülagü, Türkiye’deki yönetimi kontrol altında tutmak için Vahdettin’e rüşvet önerisi dışında B planını da aynı anda yürütüyor. İngiliz belegelerine göre Almanya ve İtalya, Atatürk’ün yerine İsmet İnönü’-yü Cumhurbaşkanı yapmak istiyor. Bu nedenle Atatürk’e 1919 ile 1937 yılları arasında tam 19 kez suikast düzenliyorlar. Prof. Hülagü, kitabında o günleri şöyle anlatıyor;

    Daha çok Almanlar

    “B planını 4 Şubat 1937 tarihli belge açıklıyor. O da Atatürk’ün yerine İsmet İnönü’yü Cumhurbaşkanı yapmak. Amaç, ’daha kontrol edilebilir bir hükümet’ kurmak. Şaşırdığımı itiraf etmeliyim, İngiliz belgelerine göre bu amaçla 1923-1937 yılları arasında Almanya ve İtalya Atatürk’e tam 19 kez suikast düzenlemiş. İngiliz arşiv vesikaları arasında yer alan 4 Kasım 1937 tarihli bir rapor ve memoranduma göre Mustafa Kemal Atatürk, on yılı aşkın bir süre içerisinde daha ziyade Almanlar tarafından düzenlenen ve idare edilen ama İtalya’daki Mussolini idaresinin de desteğini gören 19 suikast teşebbüsüne maruz kalmış. Belgede bu suikastlar dizisinin sonuncusunun ise 1938 yılı Şubatında düzenleneceği ileri sürülmüş. Söz konusu raporda yer alan istihbarî bilgiler Mr.Keith Hugh Williams’ın vermiş olduğu bilgilere dayanıyor. İngiliz istihbarat servisinin sahip olduğu bilgilere göre Mr. Keith Hugh Williams ticaretle meşgul olan, ancak kısa bir süre önce iflas etmiş bulunan biri. Ancak Mr. Keith Hugh Williams suikastlarla ilgili raporun kaleme alındığı tarihlerde altın piyasasındaki ticarî faaliyetleri neticesinde zengin çevrelerdeki yerini yeniden elde etmiş, eski ticarî itibarını tekrar kazanmış ve hatırı sayılır bir sermayedar olmuş. İngiliz arşivindeki Müfettiş Ohas Buckell’in imzasını taşıyan mezkûr rapora ve başka bir memoranduma göre suikastların hedefi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü öldürmek ve eski Osmanlı hanedanını işbaşına yeniden getirmek olarak gösteriliyor!”


    --------Yeni Postalandı 09:48 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 09:46 PM ----------

    İngilizlere hayran bir padişah !
    İngiliz devleti gizli belgeleri Vahdettin'in bütün ümidini İngiltere'ye bağladığını açıkça ortaya koyuyor
    Padişahın İngiliz milletine karşı beslediği sevgiyi anlattığı sözlerine karşı İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe 4 Aralık 1918'de Londra'ya gönderdiği gizli notta, padişahın gazeteci Price'a söylediği sözlerle ilgili olarak "Sultanın zekâ ve karakter sahibi bir zat olduğu, Britanya'ya tam bir sempati beslediğini" bildirmiştir. (7)
    Padişah bir süre sonra çok yakın adamı Sami Bey' i İngiliz Ordu Karargâhı'na gönderir. Jaeschke İngiliz devlet arşivindeki gizli belgelere dayanarak bu görüşmeyi ortaya çıkarmış ve İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne' nin 16 Aralık 1918 tarihinde Londra'ya gönderdiği raporundan aktarmıştır. Bu rapora göre Padişah Vahdettin'in İngilizlerden istedikleri şunlardır: (Rapor: İngiliz gizli devlet arşivindedir.

    Numarası FO/371/3421, 214122, 4164, 695'tir.)
    "1. İngiltere Türkiye'nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ele almalıdır.
    2. İngiliz memurları kontrol amacıyla memleket içerlerine gönderilmelidir.
    3. İngiliz subayları idareye yardımda bulunmalıdır.
    4. Padişah bütün ümidini İngiltere'ye bağladığını ve gerçek ve son dostluğu ingiltere'den beklediğini açık bir biçimde belirtmiştir."
    İşte Padişah Vahdettin. Daha ne denilir? Güneş balçıkla sıvanır mı?
    Padişah Vahdettin'in ihanete varan başka girişimleri hakkında yüzlerce belge vardır. Ayrıntıya girmeden daha önemli bir belgenin özetini verelim.
    30 Mart 1919'da Padişah, Sadrazam Damat Ferit'i, İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe'ye gönderdi ve bir proje sundu. Bu proje Osmanlı Devleti'nin, İngiltere'ye mutlak teslimiyet projesidir. Bakınız bu projede neler öneriliyor:
    1. Ülkemiziniç ve dış güvenliği 15 yıl boyunca İngiltere tarafından sağlanacaktır. İngiltere bu amaçla gerekli gördüğü yerleri işgal edebilecektir.
    2. Doğu'da bağımsız bir Ermeni Cumhuriyeti oluşturulacaktır.
    3. Genel ve yerel seçimler İngilizlerin gözetimi altında yapılacaktır.
    4. Her ilde bir İngiliz konsolosu bulunacak ve 15 yıl süreyle valilerin danışmanlığını yapacaklardır.
    5. Hükümette her bakana bir İngiliz müsteşar verilecektir. (9) (Gizli Belge No: FO: 371-4156)
    Bir İngiliz manda idaresi kurulmasının utanç verici belgesidir bu... Bir vatana daha başka nasıl ihanet edilir ki?
    Padişah tarafından gelen önerilerden sonra İngiliz Amiral Webb , Londra'ya gönderdiği şifreli notada, Vahdettin adına Sadrazam Damat Ferit' in bu teklifleri için şöyle diyor:
    "Osmanlı Devleti İngiltere'ye tamamen boyun eğmiştir" (Webb'in kullandığı deyim 'total submission' dır. Yani tümden boyun eğme).
    Bunlar İngiliz devlet arşivi belgeleridir. Sakın bunlar reddedilmeye kalkışılmasın, başka belgeler de çıkarırız.
    Gazeteci Armağan'ın tarihi yorumlama biçiminde 'hata'sız bölümler bulmak çok zordur
    Tarihi gerçeklere gelince
    Şimdi yazar Armağan'ın bu yazısındaki diğer saptırmalara kısaca değinelim.
    Yazara göre "Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa'yı Edirne'ye, Ali Fuat Paşa'yı Ankara'ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa'yı Erzurum'a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin'le görüştükten sonra dördüncü ve merkezi ayağı oluşturmak üzere Samsun'a doğru yola çıkacaktır." (Zaman, 27 Kasım 2007)
    Breh, breh, breh...!!!!
    Bu paragrafa bakarsanız Padişah Vahdettin efendimiz Kurtuluş Savaşı için adeta büyük bir plan yapıyor. En önemli generallerini birer birer Anadolu'ya gönderiyor. Bunları tayin ettirmeyi başarıyor. Sonunda bunları "toparlamak ve organize ekmek" yani eşgüdümünü sağlamak için Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderiyor.
    Yazar neredeyse kendini alamayıp "Daha sonra Padişah Vahdettin de Anadolu'ya geçti ve ordulara komuta ederek Türk yurdunu işgal eden düşmanı denize döktü" diyecek.
    Canım, böyle vatanperver bir Padişah'a bizler haksızlık yapıyoruz. Yazar Armağan'a inanmalı, tüm belgeler yakılmalı ve tüm tarih kitapları yeniden yazılmalıdır.
    Alternatif tarihçiler belge vermese de onlara inanılmalıdır.
    Vahdettin'le ilgili paragraftaki yanlışların hangisini düzeltmeli... Hani deveye "Boynun neden eğridir" diye sorulduğunda o da yanıt verdi: "Nerem doğru ki?.."
    Kısaca bu paragraftaki saptırmaları doğrulayalım:
    1. Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa 1. Dünya Savaşı'nın sonunda, Mondros ateşkesinin imzalanmasından sonra Trakya'da 1. Ordu Komutanlığı'na tayin edilmişti.
    Amasya Genelgesi'ne imza koyduğu için 20 Nisan 1920'de Padişah ve İstanbul hükümeti tarafından görevden alındı. 13 Mayıs 1920'de Trakya - Paşaeli Kuvayı Milliye Derneği'nin kongresinde kongre kararıyla "Trakya Milli Kuvvetler Komutanlığı'na" getirildi.
    2. Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mondros ateşkesinde Suriye cephesinde bulunuyordu. Atatürk Yıldırım Orduları Komutanı olunca kendisini vekâleten 7. Ordu Komutanlığı'na getirdi. Uhdesinde 20. Kolordu Komutanlığı da vardı. Bir süre sonra karargâhını Konya'ya taşıdı. Eskiden beri bu kolordunun başındaydı, hiçbir değişiklik ve yeni atama ile karşılaşmadı. 20 Aralık 1918'de hastalığı nedeniyle bir süre İstanbul'a geldi. Daha sonra Şubat 1919'da kolordusunun başına döndü.
    Amasya bildirisini imzaladığı için görevinden azledildi. Ancak bu emri dinlemedi, kolordusunu terk etmedi. Sivas Kongresi kararıyla Batı Anadolu Genel Kuvayı Milliye Komutanlığı' na atandı. İstanbul Divanı Harp Mahkemesi, Ali Fuat Paşa hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.
    3. Kazım Karabekir Paşa, Mondros ateşkesinden sonra İstanbul'a geldi. Önce Tekirdağ'da 14. Kolordu Komutanlığı'na, ardından Genelkurmay'daki arkadaşlarının yardımıyla Nisan 1919'da Erzurum'daki Kolordu Komutanlığı'na atandı. Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Padişah'ın azlettiği ve tutuklanmasını istediği Mustafa Kemal'i tutuklamadı, yani Padişah'ın emrini dinlemedi.
    4. Mustafa Kemal'e gelince; Anadolu'ya gönderilmesi, Karadeniz'de çıkan Pontus çetelerini durdurmak amacıyla olmuştur.
    Geniş görev talimatının hazırlanışında Padişah'ın hiçbir rolü olmamıştır. Bu talimat, Osmanlı Genelkurmayı'ndaki kendisini seven ulusalcı generallerin yardımıyla ve kendisi tarafından hazırlanmıştır. (Yakında çıkacak olan kitabımızda bu konunun belgeleri ortaya konacaktır.)
    Ancak Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkar çıkmaz yaptığı ulusalcı girişimler İngilizlerin hemen dikkatini çekti ve henüz Anadolu'ya çıkalı 15 gün olmuşken 6 Haziran 1919'da işgal güçleri Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne, Mustafa Kemal'in hemen İstanbul'a geriye çağrılmasını hükümetten istedi. 8 Haziran'da (17 gün sonra) İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe hükümete resmen yazarak "Karışıklık çıkaranların başını Mustafa Kemal çekiyor" dedi. (11) (Gizli Belge No. FO/371-4158, 94625, ayrıca F=/371-4158-94610)
    Amasya Bildirgesi'nin yayımlanması üzerine 23 Haziran 1919'da hükümet Mustafa Kemal'i görevinden alındı. (Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçeli henüz 34 gün olmuş.)
    Mustafa Kemal bu kararı dinlemedi ve Erzurum'a gitti.
    7/8 Temmuz 1919 gecesi Erzurum'da Mustafa Kemal'i telgraf başına çağırdılar. Padişah ve Saray bizzat Mustafa Kemal'le iletişim kurdu. İstanbul'a acele dönmesi ve Erzurum Kongresi'ni toplamaması istendi. Kabul etmeyince, Padişah tarafından Mustafa Kemal görevlerinden azledildi. Bunun üzerine Mustafa Kemal ordudaki görevlerinden istifa etmiştir. (Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçeli henüz 50 gün olmuştur.)
    Hani Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal'i vatanı kurtarmak için göndermişti?
    Bir padişah vatanı kurtarmak için örgüt kurmak üzere Anadolu'ya gönderdiği bir komutanı daha 50 günlük görevdeyken hiç azlededer mi? Mantık ve akla uyar mı?..
    Bu da yetmedi, İstanbul Divanı Harbi, Mustafa Kemal'i yokluğunda yargıladı ve onun hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.
    Nasıl oluyor da Anadolu'yu örgütlemesi için padişahın gönderdiği iddia edilen Mustafa Kemal'in idam kararını, kendisini Anadolu'ya gönderen padişah onaylamaktadır!
    Böylece bu iddialar saflık değil midir? Bu ulusun yarattığı milli mücadeleyi küçümsemek değil midir? Gözleri kör olmak değil midir?
    Bu iddialar, bu yayınlar, işbirlikçilerle birlik olmuş, İngilizlere manda önermiş, Millet Meclisi'ne karşı gelmiş, Kuvayı Milliye'yi sindirmek için isyanlar başlatmış bir kişiyi korumak, Vahdettin'i kollamak için gerçekleri tersyüz etmek değil midir?

    24 Haziran 1919 tarihli belgede Mustafa Kemal'in Anadolu'da karışıklık çıkardığı ve ulusalcıları topladığı anlatılıyor.
    İHANETİN BELGELERİ
    İngilizlere ajanlık yapmak
    Padişah Vahdettin'in ihanetiyle ilgili daha yüzlerce belge vardır. TBMM Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek 7 Mart 1922'de Avrupa'ya gitmek için İstanbul'a gelmiş, fakat sekreterinin bavulunda bulunan gizli belgeler çalınarak Padişah'a sunulmuş, Padişah da bunları İngiliz Yüksek Komiserliği'ne sunmuştur. (Gizli Belge No: F/037/7853 E. 2756) (10)
    Prof. Sonyel , Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz istihbarat servisinin faaliyetlerini incelediği kitabında bu konuyu ele aldığı bölüme "İngilizlere Ajanlık Eden Padişah Vahdettin" başlığını koymuştur. Padişah Vahdettin hakkındaki belgeleri açıklarsak, bir kitap dolusu belge sunmamız gerekecektir.
    Bu inanılmaz olayın belgesinin fotokopisi için: (Bknz Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak Günceli Yakalamak, Cumhuriyet Kitapları 2006 sayfa 153/186)
    Cumhuriyet 09.12.2007
    DİPNOTLAR:
    (1) T. Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, Bilgi, 1997 , İ. Görgülü, Atatürk'ün Özel Yaşamı - Uydurmalar- Saldırılar - Yanıtlar, Bilgi, 2003.
    (2) G. Ward Price, Extra - Special Correspondent , London, George G. Harrap, 1957.
    (3) G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri , T.T.K. 1991, s. 99.
    (4) Minber , 17 Kasım 1918 ve Vakıt 18 Kasım 1918. Atatürk'ün Bütün Eserleri . C.I.S. 290 - 291 (kimi kelimeler ve deyimler bugünkü dile uyarlandı).
    (5) G. Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisini, T.T.K. 1970, s. 8. (Minber, 1 Aralık 1918).
    (6) Bu beyanat 6 Aralık 1918'de The Daily Mail ve The Times 'ta yayımlanmıştır. Bkz. Jaeschke a.g.e. s. 3-4; Lütfi Simavi, Son Osmanlı Sarayında Gördüklerim , Örgün Yayınları, 2004, s. 310-311.
    (7) G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri , s. 3.4.
    (8 ) a.g.e. s. 4.; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele , İstanbul, Cem, s. 144.
    (9) Y. H. Bayur, Atatürk'ün Hayatı ve Eseri , s. 270-273; S. R. Sonyel, Dış Politika c. 1. 150, Jaeschke, a.g.e. s. 5. (İlgili İngiliz Gizli Belgesi: FO/371-4156)
    (10) S. R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servislerinin Türkiye'deki Eylemleri, T.T.K., 1995, s. 238 - 239. Ayrıca Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak - Günceli Yakalamak, Cumhuriyet Kitapları s. 153-186. Kitabımızda bu dehşet verici belgenin fotokopisi de verilmiştir.
    (11) Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk . C. 1. s. 11; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, s. 125, Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s. 342, 385.
    Konu suur_r tarafından (24-02-2009 Saat 10:03 PM ) değiştirilmiştir.

  8. #38
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye kızılsevdam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    aydın
    Yaş
    33
    Mesaj
    108
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    488

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı erkişi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kimsin tanımak bile istemediğim tiplerdensin, sen diye bana hitap ederek verdiğin cevaba ve okuma tavsiyene cevap vermeye gerek duyarsam kendimi üzerim, kısa bir cevap. Konudaki cevabı "Nasrettin hoca karakaçanın inadını kırmak için elindeki sopayla hafif hafif kafasına vurmuş karakaçan gaz çıkarmış, hoca nüktedan demiş ben nereye vuruyorum ses nerden geliyor......"

    Bu forumda iyiki senin gibiler eksik olmuyor.....cevval ve güya kahramanlar.
    kitap okudiyorum sen geçip fıkra okuyosun. .. ee böyle oluncada vahdettin kahramanda olur , kurtarıcıda...

  9. #39
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye onuc13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Yaş
    45
    Mesaj
    559
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    2430

    Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Hain mi ?
    Kim ?
    Vahdettin öyle mi ?
    Vahdettin ve onun gibi insanlara "hain" damgasını yapıştıranların öncelikle perdenin arka tarafında bıraktıkları kahramanlarına iyi bakmak gerekir...
    Arslanların neslini kurutmak için onursuz mücadele verenlerin, çakallara asalet rütbesi takmalarını yadırgamamak gerekir...

  10. #40
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Masterlord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    29
    Mesaj
    2.287
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    45817

    Post Cevap: Sultan Vahdettin Hainmiydi?

    Alıntı suur_r´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hainliği ve ihaneti savunmak çok zordur.
    Ne kadar savunmaya çalışsanızda tarihin vahdettin hakkında verdiği hüküm değişmeyecektir.. çünkü kendisi haindir…

    vahdettini savunyosun hala.yunan ordusunun galibiyeti için fetva çıkartan adamı.
    anadolu direnişini kafir ilan eden adamı.


    gazi osman paşayı bilirsin misin?
    onun da kaybedecek birşeyi kalmamıştı.tıpkı vadettin gibi....

    ancak gazi osman paşa şerefiyle can vermiştir...
    ...vahdettin hiç değilse kendisini ziyaret eden ingiliz generallerden birini vursaydı yine milletine büyük bir hizmet etmiş olurdu...ve biz ona bugün kahraman derdik.anlatabildim mi?

    vahdettinin siyasi bir gücü kalmamıştı ki ne diye oyalayacak ingilizleri de yunanlarıda....halk kendi başının çaresine bakmaya başlamıştı.kuvvayı milliye hareketini bilirsin.
    padişahtan umunu kesen halkın eseridir.....
    aynı kuvvetlerden sivasta da vardı....sen sanıyor musun ki atatürk oralara yanlız başına gidiyordu?

    kuvvayı milliye milletin ordusudur, kuvvayı inzibatiye halifenin ordusudur...vahdettin fetva çıkardıktan sonra , kendi ordusuyla milli güçlerin öldürülmesi emrini vermiş oldu ve yüzlerce kuvvacı öldürüdü.
    sivas merkezden bi hayli uzak olduğu için inzibatiye ordusu o kadar güçlü değildi.ayrıca sivas halkı çoğunlukla türk ve kürtlerden oluştuğu için, işgal güçlerini çiçeklerle karşılamamışardı istanbul halkı gibi.!!!!
    diyorsunki padişah direk destek veremez... direk destek vermemekle vakit kazandırdı...

    Atatürk'ün şanı samsuna çıkar çıkmaz koca ingiltere de bile duyulmuştu bırak anadoluyu...siz kimi kandırıyorsunuz.. koskoca işgal kuvvetleri bir Mustafa Kemali bulamadılarmı anadoluda öldürmek için...





    Hain Vahdettin Bir İngiliz Savaş Gemisiyle İstanbul'dan Kaçıyor

    17 Kasım 1922 tarihli resmi bir telgrafın ilk cümlesi şuydu :
    "Vahdettin Efendi bu gece saraydan ayrılmıştır." Bu telgrafın bir iki cümlesini daha 18 Kasım 1922 gününe ait Meclis tutanaklarında okumuşsunuzdur. Ancak telgrafın aslında, bu ayrılışa kimlerin yardım etmiş olabileceğinden, kutsal emanetlerin nasıl korunacağından ve daha başka hususlardan söz eden alt yanı da vardır. Aynı gün Meclis'te okunmuş bir mektup suretiyle ona ekli -ajanslarla yayınlanmış- bir bildiri suretini de tutanaklardan bir kez daha okuyalım :

    17.11.1922.
    Mektup Sureti :
    Bir nüshasını ilişik olarak sunduğum resmi bildiride açıklandığı gibi, Zâtışâhâne, İngiltere'nin koruyuculuğuna sığınarak bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrılmıştır.
    Harrington


    Mektuba Ekli Bildiri Sureti :
    "Resmen bildirilir ki Zâtışâhâne, bugünkü durum karşısında özgürlük ve yaşamını tehlikede gördüğünden, bütün Müslümanların Halifesi sıfatıyla İngiliz koruyuculuğunu ve aynı zamanda İstanbul'dan başka bir yere götürülmesini istemiştir. Zâtışâhâne'nin isteği bu sabah yerine getirilmiştir. Türkiye'deki İngiliz Kuvvetleri'nin Başkomutanı General Sir Charles Harrington, Zâtışâhâne'yi almaya giderek bir İngiliz savaş gemisine kadar kendisine eşlik etmiş ve Zâtışâhâne, vapurda Akdeniz Filosu Genel Komutanı Amiral Sir De Brook (Sör Bruk) tarafından karşılanmıştır. İngiliz Olağanüstü Komiser Vekili Sir Newill Henderson, Zâtışâhâne'yi gemide ziyaret ederek Kral Beşinci George' a bildirilmek üzere isteklerini sormuştur."

    General Harrington'un Ulviye Sultan adında bir hanıma gönderdiği Fransızca bir mektup da vardır. Bu mektup, hiçbir karşılık verilmemiş olduğu notuyla Refet Paşa'ya gönderilmiş. O da 25 Kasım 1922 tarihinde bize bir suretini göndermişti. Fransızca mektubun bize gönderilen Türkçe sureti şudur :

    Sultan Hanımefendi Hazretleri,
    Şu sıralarda Malta'ya yaklaşmakta olan Padişah Hazretleri'nden, ailesinin durumu hakkında bilgi rica eden bir telsiz aldım. Bu konuda, geçen Cumartesi Yıldız'dan bilgi almış ve Kadınefendi Hazretleri'nin sağlık ve neşelerinin yerinde olduğunu öğrenmiş ve derhal Zâtışâhâne'ye arz etmiştim. Padişah Hazretleri'nin aileleri hakkında yeni bilgiler lütfederseniz onu da derhal Zâtışâhâne'ye sunmakla mutluluk duyarım. Zâtışâhâne'nin içinde bulundukları zorluklar dolayısıyla, en içten dileklerimi Kadınefendi Hazretleri'ne ve pek saygıdeğer ailelerine sunmama izin vermenizi ve en derin saygı ve tazimlerimin kabulünü rica ederim.
    Harrington

    Beyler, bu son mektup, üzerinde durulmaya değer nitelikte değildir. Bundan başka, General Harrington'un, İstanbul'daki askeri memurumuza yazdığı mektup ile ekinde yazılanlar üzerinde görüş belirtmeyi de gereksiz bulurum.


    Soylu Bir Ulusu Utanılacak Bir Duruma Düşüren Sefil
    Kamuoyunu gerçek durumla karşı karşıya bırakmayı yeğlerim. Sultanlığın atadan oğula geçmesi gibi sakat bir yöntemin sonucu olarak, büyük bir makam, görkemli bir unvan kazanabilmiş bir sefilin, gururu çok yüksek, soylu bir ulusu nasıl utanılacak bir duruma düşürebileceği o zaman daha doğal biçimde anlaşılır.

    Gerçekten de hangi nedenle ve ne biçimde olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve yaşamını ulusu içinde tehlikede görebilecek kadar adi bir yaratığın, bir dakika bile olsa bir ulusun başında olduğunu düşünmek ne hazindir! Şükre değer bir durumdur ki bu alçak, mirasına konduğu Sultanlık makamından ulusça atıldıktan sonra alçaklığını sonuna kadar getirmiş oluyor. Türk ulusunun bu işte önce davranması elbette takdire değer.

    Aciz, adi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir; ancak böyle bir yaratığın bütün Müslümanların Halifesi sıfatını taşıdığını ifade etmek elbette doğru değildir. Böyle bir düşünce tarzının doğru olabilmesi, öncelikle, bütün Müslüman ulusların tutsak olmaları koşuluna bağlıdır. Oysa dünyada gerçek böyle midir? Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca özgürlük ve bağımsızlığa simge olmuş bir ulusuz! Değersiz yaşamlarını iki buçuk gün daha çok ve sefilce sürükleyebilmek için, her türlü düşkünlüğe katlanmakta bir sakınca görmeyen halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik. Böylece, devletlerin, ulusların birbirleriyle olan ilişkilerinde, kişilerin, özellikle bağlı bulundukları devlet ve ulusun zararına da olsa kişisel durumlarından ve kendi yaşamlarından başka bir şey düşünemeyecek pespayelerin herhangi bir önemi olamayacağı biçimindeki bilinen gerçeği bir kez daha ortaya koymuş olduk. Uluslar arasındaki ilişkilerde mankenlerden yararlanma yöntemine rağbet etme dönemine son vermek uygar dünyanın içten bir dileği olmalıdır.



    --------Yeni Postalandı 09:44 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 09:39 PM ----------

    Tarih yalan söylemez Vahdettin haindir

    30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı.

    12 gün sonra 13 Kasım’da İtilaf Devletleri’nin Yunan gemileri de dahil 55 parçadan oluşan donanması İstanbul Boğazı’na demirledi.

    Savaş gemileri toplarını Padişah Vahdettin’in oturduğu Dolmabahçe Sarayı’na çevirdi.

    Önce Fransız askerleri sonra İngiliz askerleri karaya çıkarak fiili işgali başlattılar.

    İstanbul’un işgali ülkede büyük infial yarattı.

    Vahdettin ise tahtının derdine düşmüş, İngilizlere yaranmak için yollar arıyordu.

    Bunun için gazeteci Sait Molla’yı kullanıyordu.

    Sait Molla makalelerinde İngilizlere övgüler düzüyor, bir yandan da "İngilizleri Sevenler Derneği"ni kuruyordu.

    Bu derneğin bir numaralı üyesi Padişah Vahdettin, bir süre sonra sadrazamlığa getireceği eniştesi Damat Ferit ise ikinci üyesi oluyordu.

    24 Kasım’da Vahdettin İngiliz The Daily Mail gazetesine şu demeci veriyordu:

    ".... İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Harbi’nde İngilizlerin müttefiki olan babam Sultan Abdülmecit’ten miras aldım. Şimdi bu sebepten memleketim ile Büyük Britanya arasında öteden beri mevcut dostane münasebetleri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden gelini yapacağım."

    Padişah Vahdettin bu güvenceleri ülkesini işgal edenlere veriyor ve onlara olan bağlılığını gösteriyordu.

    Vahdettin’in tek düşündüğü ülkesi değil, tahtıydı.

    İngilizlerin Türkiye yönetimine el koymasını istiyordu. Bunu da onlara her fırsatta aracılarla iletiyordu.

    Ancak İngilizler öteki müttefikleri tedirgin edeceği için Vahdettin’in bu önerilerine sıcak bakmıyordu.

    Vahdettin son çare olarak İngiltere yanlısı olmakla tanınan eniştesi Damat Ferit’i sadrazamlığa getirdi.

    30 Mart 1919 günü Sadrazam Damat Ferit’i İngiltere Yüksek Komiser yardımcısı Amiral Webb’e gönderdi.

    Padişah, sadrazamı aracılığıyla İngilizlere bağlılığını ve onlara karşı duyduğu sevgiyi yineledi.

    Sadrazam Damat Ferit, Amiral Webb’e Padişah’ın Türkiye’nin İngilizlere yenildiğini, bu nedenle Türkiye’nin yalnız İngiltere’ye biat ettiğini belirttiğini söyledi.

    Daha sonra da cebinden çıkardığı Padişah’la birlikte hazırladıkları memerandumu Amiral Webb’e verdi.

    Memerandumda 15 yıl boyunca İngiltere’nin Türkiye’yi yönetmesi isteniyordu.

    Vahdettin’in ülkeyi İngilizlere teslim etme ihaneti Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması sonucunda gerçekleşmedi.

    Ve tarihler 17 Kasım 1922’yi gösterdiği gün Vahdettin İngiliz savaş gemisi Malaya’ya gizlice binerek ülkesinden kaçtı.

    İşte Padişah Vahdettin budur...

    Bugün Vahdettin’in adını vermeden onun ülkesine ihanet ettiğini ima eden bir ilkokul çocuğunun yazdığı kompozisyonu ülkenin valisi, kaymakamı sorguluyor.

    Soruşturmalar açılıyor, harıl harıl suçlu aranıyor.
    Ankara ise bu gelişmeleri seyrediyor.
    Şimdi şu soruyu ülkesini seven herkese soruyorum:
    "İşgalci kuvvetlere ülkesini peşkeş çeken, 15 yıl süreyle İngiliz boyunduruğunu kabul eden bir padişaha ’Hain’den başka hangi sıfat verilebilir?"
    Tarih yalan söylemez.
    Vahdettin bir vatan hainidir...

    --------Yeni Postalandı 09:46 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 09:44 PM ----------


    Bu da Şehzade Seyfettin’in mektubu; Halimiz bedbaht

    Almanya ve İtalya, Ata’ya 19 kez suikast düzenledi
    ‘İngiliz Belgeleriyle Vahdettin ve Osmanlı Hanedanı’ adlı kitapta Almanya ve İtalya’nın Osmanlı’yı diriltmek istediği, bu olmazsa B planında Atatürk’ün öldürülmesi yer alıyor...

    Erciyes Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyeleri’nden Prof. Dr. Metin Hülagü’nün yazdığı ve önümüzdeki ay okurlarla buluşacak olan “İngiliz Belgeleriyle Vahdettin ve Osmanlı Hanedanı” adlı kitapta yer alan belgeler büyük yankı uyandırdı. Sultan Vahdettin 17 Kasım 1922’de İngilizlere ait Malaya adlı gemiyle İstanbul’dan kaçmış, Malta’ya geçmişti. Osmanlı Hanedanı için de sürgün yılları başlamıştı. İngiliz belgelerine göre o dönemde yaşanan süreç bugünkü Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir benzeri ya da ’erken aşaması’ydı. Peki bu sürgün yıllarında Vahdettin neler yapmış, kimlerle temas kurmuş? Prof. Hülagü ile yaptığımız röportajı yayınlamaya devam ediyoruz...

    Mussolini, Osmanlı’yı diriltmek için Vahdettin’e rüşvet teklif etti

    Prof. Dr. Metin Hülagü, Mussolini’nin dönemin Büyük Ortadoğu Projesi için Vahdettin’e Osmanlı’yı canladırmayı teklif ettiğini söylüyor. Bunu teklif ederken de tabii yüklü miktarda para da öneriyor. Prof. Hülagü, şöyle devam ediyor;

    “Özellikle, geç sömürgeci ülkeler arasına katılan Almanya ve İtalya yeni Türkiye Cumhuriyeti’nden rahatsız oluyorlar. Tekrar Osmanlı’nın kurulması, Ortadoğu projelerine uygun. O tarihlerdeki amaç da bugünküyle aynı. Zengin petrol yataklarına sahip olmak. Bir bakıma o dönemin Büyük Ortadoğu Projesi bu. İtalya ve Almanya bir taraftan, İngiltere diğer taraftan projelerini hayata geçirmeye çalışıyor. Kilit ülke ise hala Türkiye. Bu yüzden Mussolini, Şehzade Sami ile bir görüşme yapıyor. İngiliz istihbarat raporlarında Mussolini’nin bu görüşmede Vahdettin’e yüklü miktarda para teklif ettiğini öğreniyoruz. Ayrıca Vahdettin’i tekrar iktidara getirmek için de destek sözü veriyorlar. Şehzade Sami bu teklifi Vahdettin’e iletiyor ama yine aynı istihbarat raporlarından anladığımıza göre Vahdettin bu öneriye sıcak bakmıyor, reddediyor. Mussolini ile diyaloğa geçmiyor. Ancak Mussolini’nin bir B planı var. Sadece Vahdettin’in üzerine oynamıyor.”

    Belgeler özellikle Sultan Vahdettin’in İstanbul’dan ayrıldığı 1922 ile öldüğü 1926 tarihleri arasındaki yaşadıklarını aydınlatırken; Osmanlı Hanedan üyelerinin 1940’lı yıllardaki sıkıntılarını da gözler önüne seriyor.

    Bu da Şehzade Seyfettin’in mektubu; Halimiz bedbaht

    ŞEHZADE Seyfettin, 6 Mart 1926 tarihinde Nice’den müslüman Radhanpur Naibi’ne bir mektup yolluyor. 371/11555 sayılı belgeye göre mektupta Şehzade Seyfettin yaşadıkları sıkıntıları şöyle dile getiriyor:

    “Ekselansları...

    Yabancı bir diyarda maruz kaldığımız bedbaht halimizi siz ekselanslarının dikkatlerine saygıyla sunmayı dileriz.

    Maişetimizi sağlayabilmemiz için hiçbir garanti sağlanmadan ülkemizden sınır dışı edildik. Özel mülkümüz müsadere edildi. Ailemiz ve biz Avrupa’da neredeyse dilenci haline geldik.

    Ecdadımız haşmetli hükümdarlardı ve asırlarca İslam’ın şanını muhafazaya çalışmışlardı. Onların torunları olarak bizlerin, her ne kadar hata bizden kaynaklanmıyorsa da, önde gelen Müslüman büyükleri ve ileri gelenlerinden yardım istemeye mecbur olmamız talihin acı bir cilvesidir. Siz ekselansları Müslüman bir hükümdarsınız.

    Yardımlarınızı bizden esirgemeyeceğinizi ve bizi içinde bulunduğumuz elemden kurtaracağınızı ümit ederek sizin cömertliğinize ve insaniyet-perverliğinize müracaat etme cesareti gösteriyoruz. (...)”

    Vahdettin parası bitince Lord Cruzon’a ‘Yardım edin’ mektubu yazdı


    Prof. Metin Hülagü, belgelerde Vahdettin’in kendine yakın gördüğü birçok dünya liderine mektuplar yazdığının ortaya çıktığını belirtiyor. Vahdettin, İstanbul’dan kaçarken yanına aldığı 50 bin lira kendisini ve mahiyetindekileri 2 yıl idare ediyor. Ancak daha sonra beş parasız kalıyor. Mesela...Vahdettin 4 Ağustos 1924’te San Remo’dan dönemin ingiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a bir mektup yazıyor. 371/10227 sayılı belgeli mektupta da Vahdettin’in son çırpınışlarına şahit oluyoruz;

    “Dostum Lord Curzon,

    Bildiğiniz üzere iki yıl evvel Ankara İhtilal Komitesi hilafet ve saltanat haklarına saldırıda bulundu. Bu saldırı o zaman uygulamaya konmuş olan siyasetin bir habercisiydi ve hanedanın irsî başkanı olarak, şahsî haklarımı ve hanedanım haklarını savunma yolundaki tüm gayretlerime rağmen, nihaî olarak ülkemi terk etmek zorunda kaldım. İyi bir kaderim yoktu. Tüm gayretlere rağmen sıkıntılarıma bir türlü çözüm bulamadım ve bezgin bir şekilde, gelişmeleri beklemeye karar verdim. O zamandan sonra, Ankara İhtilal Komitesi iktidardaki hanedanı tüm haklarından mahrum bırakmaya azmetmiş ve birkaç gün içerisinde kendilerini sınır dışı etmiştir. Bu durumdan dolayıdır ki, bugün ben ve hanedan üyeleri çaresiz, korumasız, parasız pulsuz bir halde yahut kimi Avrupa’da, kimi Suriye’de ümitleri zincire vurulmuş bir şekilde, ama tümü sefalet içerisinde yaşamaya mahkûm olmuş bir durumdadır.

    Resmî olarak belirlenmiş en son müracaat tarihi olan 1925 Martı’nın birinden sonra Türkiye’de hâlihazırda hanedan üyeleri adına kayıtlı bulunan bütün mallar İhtilal Komitesi’nin eline geçecektir. Bu durum dolayısıyladır ki, cevap olarak Türkiye’nin iç işlerine karışmalarının mümkün olmadığını ve dolayısıyla yardım edemedikleri için esef duyduklarını belirten büyük devletler liderlerine resmî olarak müracaat etmek zorunda kaldım. Şayet şimdi size müracaat ediyorsam, tabiîdir ki bu müracaat siyasî değil, tamamıyla insanî mülahazalarla olmaktadır ve sizin gerçekten değer verdiğim fikir ve tavsiyenizi almak için bunu yapmaktayım. Bu vesile ve inançladır ki, size ve burada benim özel banka işlerimi deruhte etmekte olan Biddulph’a ve sizin son derece takdir ettiğim samimi anlayış ve dostluğunuza, geçmişte olduğu gibi, itimat edebileceğimi umarım.”

    Duce’nin Osmanlı planları tutmadı

    4 KasIm 1937 tarihli belgede Mr. Keith Hugh Williams’ın kaleme aldığı istihbarat raporunda Mussolini’nin (Lakabı Duce)Vahdettin’e para teklif ettiği; Almanya ve İtalya’nın Atatürk’e yönelik 19 suikast girişiminde bulundukları belirtiliyor. Ancak Vahdettin, rüşveti reddediyor.

    İsmet İnönü’yü başa geçirmek istiyorlardı

    Prof. Metin Hülagü, Türkiye’deki yönetimi kontrol altında tutmak için Vahdettin’e rüşvet önerisi dışında B planını da aynı anda yürütüyor. İngiliz belegelerine göre Almanya ve İtalya, Atatürk’ün yerine İsmet İnönü’-yü Cumhurbaşkanı yapmak istiyor. Bu nedenle Atatürk’e 1919 ile 1937 yılları arasında tam 19 kez suikast düzenliyorlar. Prof. Hülagü, kitabında o günleri şöyle anlatıyor;

    Daha çok Almanlar

    “B planını 4 Şubat 1937 tarihli belge açıklıyor. O da Atatürk’ün yerine İsmet İnönü’yü Cumhurbaşkanı yapmak. Amaç, ’daha kontrol edilebilir bir hükümet’ kurmak. Şaşırdığımı itiraf etmeliyim, İngiliz belgelerine göre bu amaçla 1923-1937 yılları arasında Almanya ve İtalya Atatürk’e tam 19 kez suikast düzenlemiş. İngiliz arşiv vesikaları arasında yer alan 4 Kasım 1937 tarihli bir rapor ve memoranduma göre Mustafa Kemal Atatürk, on yılı aşkın bir süre içerisinde daha ziyade Almanlar tarafından düzenlenen ve idare edilen ama İtalya’daki Mussolini idaresinin de desteğini gören 19 suikast teşebbüsüne maruz kalmış. Belgede bu suikastlar dizisinin sonuncusunun ise 1938 yılı Şubatında düzenleneceği ileri sürülmüş. Söz konusu raporda yer alan istihbarî bilgiler Mr.Keith Hugh Williams’ın vermiş olduğu bilgilere dayanıyor. İngiliz istihbarat servisinin sahip olduğu bilgilere göre Mr. Keith Hugh Williams ticaretle meşgul olan, ancak kısa bir süre önce iflas etmiş bulunan biri. Ancak Mr. Keith Hugh Williams suikastlarla ilgili raporun kaleme alındığı tarihlerde altın piyasasındaki ticarî faaliyetleri neticesinde zengin çevrelerdeki yerini yeniden elde etmiş, eski ticarî itibarını tekrar kazanmış ve hatırı sayılır bir sermayedar olmuş. İngiliz arşivindeki Müfettiş Ohas Buckell’in imzasını taşıyan mezkûr rapora ve başka bir memoranduma göre suikastların hedefi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü öldürmek ve eski Osmanlı hanedanını işbaşına yeniden getirmek olarak gösteriliyor!”

    --------Yeni Postalandı 09:48 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 09:46 PM ----------

    İngilizlere hayran bir padişah !
    İngiliz devleti gizli belgeleri Vahdettin'in bütün ümidini İngiltere'ye bağladığını açıkça ortaya koyuyor
    Padişahın İngiliz milletine karşı beslediği sevgiyi anlattığı sözlerine karşı İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe 4 Aralık 1918'de Londra'ya gönderdiği gizli notta, padişahın gazeteci Price'a söylediği sözlerle ilgili olarak "Sultanın zekâ ve karakter sahibi bir zat olduğu, Britanya'ya tam bir sempati beslediğini" bildirmiştir. (7)
    Padişah bir süre sonra çok yakın adamı Sami Bey' i İngiliz Ordu Karargâhı'na gönderir. Jaeschke İngiliz devlet arşivindeki gizli belgelere dayanarak bu görüşmeyi ortaya çıkarmış ve İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne' nin 16 Aralık 1918 tarihinde Londra'ya gönderdiği raporundan aktarmıştır. Bu rapora göre Padişah Vahdettin'in İngilizlerden istedikleri şunlardır: (Rapor: İngiliz gizli devlet arşivindedir.

    Numarası FO/371/3421, 214122, 4164, 695'tir.)
    "1. İngiltere Türkiye'nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ele almalıdır.
    2. İngiliz memurları kontrol amacıyla memleket içerlerine gönderilmelidir.
    3. İngiliz subayları idareye yardımda bulunmalıdır.
    4. Padişah bütün ümidini İngiltere'ye bağladığını ve gerçek ve son dostluğu ingiltere'den beklediğini açık bir biçimde belirtmiştir."
    İşte Padişah Vahdettin. Daha ne denilir? Güneş balçıkla sıvanır mı?
    Padişah Vahdettin'in ihanete varan başka girişimleri hakkında yüzlerce belge vardır. Ayrıntıya girmeden daha önemli bir belgenin özetini verelim.
    30 Mart 1919'da Padişah, Sadrazam Damat Ferit'i, İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe'ye gönderdi ve bir proje sundu. Bu proje Osmanlı Devleti'nin, İngiltere'ye mutlak teslimiyet projesidir. Bakınız bu projede neler öneriliyor:
    1. Ülkemiziniç ve dış güvenliği 15 yıl boyunca İngiltere tarafından sağlanacaktır. İngiltere bu amaçla gerekli gördüğü yerleri işgal edebilecektir.
    2. Doğu'da bağımsız bir Ermeni Cumhuriyeti oluşturulacaktır.
    3. Genel ve yerel seçimler İngilizlerin gözetimi altında yapılacaktır.
    4. Her ilde bir İngiliz konsolosu bulunacak ve 15 yıl süreyle valilerin danışmanlığını yapacaklardır.
    5. Hükümette her bakana bir İngiliz müsteşar verilecektir. (9) (Gizli Belge No: FO: 371-4156)
    Bir İngiliz manda idaresi kurulmasının utanç verici belgesidir bu... Bir vatana daha başka nasıl ihanet edilir ki?
    Padişah tarafından gelen önerilerden sonra İngiliz Amiral Webb , Londra'ya gönderdiği şifreli notada, Vahdettin adına Sadrazam Damat Ferit' in bu teklifleri için şöyle diyor:
    "Osmanlı Devleti İngiltere'ye tamamen boyun eğmiştir" (Webb'in kullandığı deyim 'total submission' dır. Yani tümden boyun eğme).
    Bunlar İngiliz devlet arşivi belgeleridir. Sakın bunlar reddedilmeye kalkışılmasın, başka belgeler de çıkarırız.
    Gazeteci Armağan'ın tarihi yorumlama biçiminde 'hata'sız bölümler bulmak çok zordur
    Tarihi gerçeklere gelince
    Şimdi yazar Armağan'ın bu yazısındaki diğer saptırmalara kısaca değinelim.
    Yazara göre "Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa'yı Edirne'ye, Ali Fuat Paşa'yı Ankara'ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa'yı Erzurum'a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin'le görüştükten sonra dördüncü ve merkezi ayağı oluşturmak üzere Samsun'a doğru yola çıkacaktır." (Zaman, 27 Kasım 2007)
    Breh, breh, breh...!!!!
    Bu paragrafa bakarsanız Padişah Vahdettin efendimiz Kurtuluş Savaşı için adeta büyük bir plan yapıyor. En önemli generallerini birer birer Anadolu'ya gönderiyor. Bunları tayin ettirmeyi başarıyor. Sonunda bunları "toparlamak ve organize ekmek" yani eşgüdümünü sağlamak için Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderiyor.
    Yazar neredeyse kendini alamayıp "Daha sonra Padişah Vahdettin de Anadolu'ya geçti ve ordulara komuta ederek Türk yurdunu işgal eden düşmanı denize döktü" diyecek.
    Canım, böyle vatanperver bir Padişah'a bizler haksızlık yapıyoruz. Yazar Armağan'a inanmalı, tüm belgeler yakılmalı ve tüm tarih kitapları yeniden yazılmalıdır.
    Alternatif tarihçiler belge vermese de onlara inanılmalıdır.
    Vahdettin'le ilgili paragraftaki yanlışların hangisini düzeltmeli... Hani deveye "Boynun neden eğridir" diye sorulduğunda o da yanıt verdi: "Nerem doğru ki?.."
    Kısaca bu paragraftaki saptırmaları doğrulayalım:
    1. Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa 1. Dünya Savaşı'nın sonunda, Mondros ateşkesinin imzalanmasından sonra Trakya'da 1. Ordu Komutanlığı'na tayin edilmişti.
    Amasya Genelgesi'ne imza koyduğu için 20 Nisan 1920'de Padişah ve İstanbul hükümeti tarafından görevden alındı. 13 Mayıs 1920'de Trakya - Paşaeli Kuvayı Milliye Derneği'nin kongresinde kongre kararıyla "Trakya Milli Kuvvetler Komutanlığı'na" getirildi.
    2. Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mondros ateşkesinde Suriye cephesinde bulunuyordu. Atatürk Yıldırım Orduları Komutanı olunca kendisini vekâleten 7. Ordu Komutanlığı'na getirdi. Uhdesinde 20. Kolordu Komutanlığı da vardı. Bir süre sonra karargâhını Konya'ya taşıdı. Eskiden beri bu kolordunun başındaydı, hiçbir değişiklik ve yeni atama ile karşılaşmadı. 20 Aralık 1918'de hastalığı nedeniyle bir süre İstanbul'a geldi. Daha sonra Şubat 1919'da kolordusunun başına döndü.
    Amasya bildirisini imzaladığı için görevinden azledildi. Ancak bu emri dinlemedi, kolordusunu terk etmedi. Sivas Kongresi kararıyla Batı Anadolu Genel Kuvayı Milliye Komutanlığı' na atandı. İstanbul Divanı Harp Mahkemesi, Ali Fuat Paşa hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.
    3. Kazım Karabekir Paşa, Mondros ateşkesinden sonra İstanbul'a geldi. Önce Tekirdağ'da 14. Kolordu Komutanlığı'na, ardından Genelkurmay'daki arkadaşlarının yardımıyla Nisan 1919'da Erzurum'daki Kolordu Komutanlığı'na atandı. Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Padişah'ın azlettiği ve tutuklanmasını istediği Mustafa Kemal'i tutuklamadı, yani Padişah'ın emrini dinlemedi.
    4. Mustafa Kemal'e gelince; Anadolu'ya gönderilmesi, Karadeniz'de çıkan Pontus çetelerini durdurmak amacıyla olmuştur.
    Geniş görev talimatının hazırlanışında Padişah'ın hiçbir rolü olmamıştır. Bu talimat, Osmanlı Genelkurmayı'ndaki kendisini seven ulusalcı generallerin yardımıyla ve kendisi tarafından hazırlanmıştır. (Yakında çıkacak olan kitabımızda bu konunun belgeleri ortaya konacaktır.)
    Ancak Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkar çıkmaz yaptığı ulusalcı girişimler İngilizlerin hemen dikkatini çekti ve henüz Anadolu'ya çıkalı 15 gün olmuşken 6 Haziran 1919'da işgal güçleri Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne, Mustafa Kemal'in hemen İstanbul'a geriye çağrılmasını hükümetten istedi. 8 Haziran'da (17 gün sonra) İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe hükümete resmen yazarak "Karışıklık çıkaranların başını Mustafa Kemal çekiyor" dedi. (11) (Gizli Belge No. FO/371-4158, 94625, ayrıca F=/371-4158-94610)
    Amasya Bildirgesi'nin yayımlanması üzerine 23 Haziran 1919'da hükümet Mustafa Kemal'i görevinden alındı. (Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçeli henüz 34 gün olmuş.)
    Mustafa Kemal bu kararı dinlemedi ve Erzurum'a gitti.
    7/8 Temmuz 1919 gecesi Erzurum'da Mustafa Kemal'i telgraf başına çağırdılar. Padişah ve Saray bizzat Mustafa Kemal'le iletişim kurdu. İstanbul'a acele dönmesi ve Erzurum Kongresi'ni toplamaması istendi. Kabul etmeyince, Padişah tarafından Mustafa Kemal görevlerinden azledildi. Bunun üzerine Mustafa Kemal ordudaki görevlerinden istifa etmiştir. (Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçeli henüz 50 gün olmuştur.)
    Hani Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal'i vatanı kurtarmak için göndermişti?
    Bir padişah vatanı kurtarmak için örgüt kurmak üzere Anadolu'ya gönderdiği bir komutanı daha 50 günlük görevdeyken hiç azlededer mi? Mantık ve akla uyar mı?..
    Bu da yetmedi, İstanbul Divanı Harbi, Mustafa Kemal'i yokluğunda yargıladı ve onun hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.
    Nasıl oluyor da Anadolu'yu örgütlemesi için padişahın gönderdiği iddia edilen Mustafa Kemal'in idam kararını, kendisini Anadolu'ya gönderen padişah onaylamaktadır!
    Böylece bu iddialar saflık değil midir? Bu ulusun yarattığı milli mücadeleyi küçümsemek değil midir? Gözleri kör olmak değil midir?
    Bu iddialar, bu yayınlar, işbirlikçilerle birlik olmuş, İngilizlere manda önermiş, Millet Meclisi'ne karşı gelmiş, Kuvayı Milliye'yi sindirmek için isyanlar başlatmış bir kişiyi korumak, Vahdettin'i kollamak için gerçekleri tersyüz etmek değil midir?

    24 Haziran 1919 tarihli belgede Mustafa Kemal'in Anadolu'da karışıklık çıkardığı ve ulusalcıları topladığı anlatılıyor.
    İHANETİN BELGELERİ
    İngilizlere ajanlık yapmak
    Padişah Vahdettin'in ihanetiyle ilgili daha yüzlerce belge vardır. TBMM Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek 7 Mart 1922'de Avrupa'ya gitmek için İstanbul'a gelmiş, fakat sekreterinin bavulunda bulunan gizli belgeler çalınarak Padişah'a sunulmuş, Padişah da bunları İngiliz Yüksek Komiserliği'ne sunmuştur. (Gizli Belge No: F/037/7853 E. 2756) (10)
    Prof. Sonyel , Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz istihbarat servisinin faaliyetlerini incelediği kitabında bu konuyu ele aldığı bölüme "İngilizlere Ajanlık Eden Padişah Vahdettin" başlığını koymuştur. Padişah Vahdettin hakkındaki belgeleri açıklarsak, bir kitap dolusu belge sunmamız gerekecektir.
    Bu inanılmaz olayın belgesinin fotokopisi için: (Bknz Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak Günceli Yakalamak, Cumhuriyet Kitapları 2006 sayfa 153/186)
    Cumhuriyet 09.12.2007
    DİPNOTLAR:
    (1) T. Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, Bilgi, 1997 , İ. Görgülü, Atatürk'ün Özel Yaşamı - Uydurmalar- Saldırılar - Yanıtlar, Bilgi, 2003.
    (2) G. Ward Price, Extra - Special Correspondent , London, George G. Harrap, 1957.
    (3) G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri , T.T.K. 1991, s. 99.
    (4) Minber , 17 Kasım 1918 ve Vakıt 18 Kasım 1918. Atatürk'ün Bütün Eserleri . C.I.S. 290 - 291 (kimi kelimeler ve deyimler bugünkü dile uyarlandı).
    (5) G. Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisini, T.T.K. 1970, s. 8. (Minber, 1 Aralık 1918).
    (6) Bu beyanat 6 Aralık 1918'de The Daily Mail ve The Times 'ta yayımlanmıştır. Bkz. Jaeschke a.g.e. s. 3-4; Lütfi Simavi, Son Osmanlı Sarayında Gördüklerim , Örgün Yayınları, 2004, s. 310-311.
    (7) G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri , s. 3.4.
    (8 ) a.g.e. s. 4.; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele , İstanbul, Cem, s. 144.
    (9) Y. H. Bayur, Atatürk'ün Hayatı ve Eseri , s. 270-273; S. R. Sonyel, Dış Politika c. 1. 150, Jaeschke, a.g.e. s. 5. (İlgili İngiliz Gizli Belgesi: FO/371-4156)
    (10) S. R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servislerinin Türkiye'deki Eylemleri, T.T.K., 1995, s. 238 - 239. Ayrıca Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak - Günceli Yakalamak, Cumhuriyet Kitapları s. 153-186. Kitabımızda bu dehşet verici belgenin fotokopisi de verilmiştir.
    (11) Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk . C. 1. s. 11; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, s. 125, Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s. 342, 385.



    birincisi vahdettin kaçarak ayrılmamıştır istanbuldan

    ikincisi giderken yanında hazine falan götürmemistir

    ücüncüsü ingiliz yada amerikalı generale sıksaydı , bugün türkiye diye bi ülke olmazdı

    hala belge çıkartmaya çılısıyosun karsıma....

    olayın görünen yüzü cahil halkın ve dünyanın bilmesi gereken kısmıdır

    vahdettini hain ilan etmek zorundaydılar çünkü planları açığa çıkmasın diye


    Mustafa kemale zorluk çıkartmamak için mal ve mülkü üzerinde hiç bir hak talep etmemiştir

    sen okudugun tarihi kitaplar hakkında sonradan düsünmezmisin bu acaba niye böle yapmıstır

    tarihte bi bahane sebep bide gerçek sebep vardır

    mesela 1.ci dünya savasının çıkış nedeni
    avusturma_macasiratan veliahtının bi sırf milliyetçisi tarafından öldürülmesi

    iste bu bahane sebeptir

    gerçek sebep ekonomidir, sömürge ve dünya pazarlarını ele geçirmektir

    gördünmü bak hersey göründügü gibi deildir


    tatihi belgelerde ve resmi yazışmalarda kendini hain olarak gösterdiki yabancı devletler süphelenmesin , erken saldıtıya geçmesin, tedbir almasın

    çünkü yazışmalar yabancıların kontrolündeydi ve onlarda okuyordu....

    ve en önemlisi istanbulu ve dolayısıyla anadoluyu erken işgal etmesin


    evet hain ilan edilmiştir vahdettin

    ancak vahdettinin torunuyla geçen konusmasını bilirmisin

    vahdettinin torunu Atatürke kızmış, ve onun hakkında iler geri konusmaktadır
    bunu duyan vahdettin torununa kızar ve
    ''laf sölediğin bi osmanlı paşasıdır, biz kötü olan birini paşa yapmayız... bir daha böyle sözler duymak istemiyorum'' diyerek torununa sert çıkar...


    neyse bak sana bi tavsiyem var

    profesör tarihçilerin konu hakkındaki yorumlarını incele

    profların bile %90 ı, vahdettin için kesinlikle hain değildir görüsünde birlesmektedirler



    tarihte bazen gerçek nedenler ve olaylar açıkça yazılmaz, senin anlaman beklenir

    bu yazdıklarımı düsünüp , doğruları anlaman dileğiyle....

    iyi forumlar dilerim

4. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 23456 ... SonSon

LinkBacks (?)

  1. 05-06-2016, 12:35 AM

Benzer Konular

  1. Kösem Sultan Kimdir? Kösem Sultan Hayatı
    YukseLL Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-06-2014, 04:51 PM
  2. Yorum: 1
    Son mesaj: 29-08-2012, 08:20 AM
  3. M.Kemal’in Vahdettin Huzurundaki Yemini
    ashenarşi Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 25-01-2012, 01:39 PM
  4. Ataturk Padisah Vahdettin gorusmesi
    SMN Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 15-12-2011, 12:48 AM
  5. Vahdettin hakkında İngiliz belgesindeki şok iddia
    YukseLL Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-10-2010, 12:04 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık