Eteklerinde bağlar, bahçeler olan, akarsularıyla insanları kendine çeken bazı dağlar vardır ki, içinde ateş denizleri dalgalanmakta ve bir gün volkan patladığında kendine çektiği insanları yakıp yıkmaktadır.

Amerika da volkanik dağlar gibi.

Hani atalarımız “Uzaktan baktım bir koca türbe, yanına vardım tövbe Allah tövbe” demişler.

Kapılarını açıverse milyonlar senin ülkene koşacak ama aynı milyarlarla yapılan anketlerde halkların yüzde doksanı, sekseni, yetmişi seni sevmiyor.

İran devrimi esnasında Amerika’nın ayakta tuttuğu şahın devrilmesi, arkasından Amerika’nın Tahran büyük elçiliğinin bir seneye yakın kuşatma altında tutulması ve Amerika’nın yaptığı kurtarma çalışmalarının hepsinin başarısızlıkla sonuçlanması o günlerde Amerika’nın pompalandığı kadar güçlü bir devlet olmadığı bütün dünya siyasilerinin iç dünyalarında bilindi ama yine de dıştan dillendirilmemişti.

Aradan yıllar geçti. Amerika yeniden güçlü olduğu görüntüsünü vermek için sağa sola bomba atarak göstermeye başladığı, karada kaçan, havada uçan bir sineği bile görüp bombalayabileceğini ilan ettiği bir günde, dünyanın en büyük uçağıyla Amerika’nın ordusunun beyni olan Pentagonla, ekonomisinin beyni olan Dünya Ticaret Merkezi vuruldu.

Beyrut’ta, Kolombiya’da, Madrit’te, Elsalvador’da, Roma’da, Berlin’de, Atlanta’da, Kenya’da, Tanzanya’da, Yemen’de ve diğer ülkelerde binlerce Amerikan askeri öldürüldü.

Karşılığında on binlercesini öldürüyor ve fakat hiçbir zaman ben bu insanların ülkesinde ne ararım? Niçin bana saldırıyorlar? Bana yapılan her saldırıdan sonra dünyandaki her dinden ve her ırktan insanlar futbol sahalarından, ibadethanelere, parlamentolarından, tapınaklarına kadar herkes sevinç içinde. “Burada benim hiç mi hatam yok” demedi ve ülkelerin insanlarını, devlet başkanlarını, ilim adamlarını aşağılamaya devam etti.

Yardım ettiği ülkelerin devlet başkanlarına yardımı verirken söylediğin kelimeler ve aşağılayan bakışların, yardım ettiğin ülke insanlarının sevgilerini değil, kinlerini üzerine çekiyorsun.

Hiroşima’da, Kore’de, Guatemala’da, Küba’da, Şili’de, Dominik’te, Panama’da, Vietnam’da, Kamboçya’da, Endonezya’da, Arjantin’de, Lübnan’da, Granada’da, Irak’ta, Afganistan’da doğrudan öldürdüğün insan sayısı Hitler’in öldürdüğü insan sayısını geçiyor.

Ben bu sayıya Türkiye’de tahrik ettiğin sağ-sol çatışmalarında ölen on binlerce gencimizi katmadığım gibi Filistin’de İsrail askerlerinin ellerine verdiğin silahlarla öldürülen Müslümanları da katmadım.

Gazetelerden okuduğuma göre Amerika’da 11 Eylül 2001den bu yana alkol komasına girip hastahanelerde tedavi gören Amerikalı sayısı her geçen gün artıyormuş.

Üzerinde altı milyar insan yaşayan dünya servetinin yarısını, çalıp çırpmak süretiyle üç yüz milyonluk halkına yedirdiğin için halkının yarısında tedavisi trilyon dolarlarla mümkin olmayan şişmanlık hastalığı, sana hiçbir düşmanın yapamadığı zararı veriyormuş.

Kovboy filmlerinde gördüğümüz şerif bile suçu sabit olan kişi hakkında WANTED ilanını çıkarırken sen, önce WANTED ilanını astın, 25 Milyar ödül koydun, Afganistan’da okul, cami, hastahane, B.M.binasını, yardım depolarını, mahalle aralarındaki masum çocukları ve masum Afgan halkını öldürdükten üç ay sonra bir kaset ileri sürerek dünyanın her tarafındaki hukukçuların sana güvenini de yitirdin.

Bundan sonra işin daha zor. Füzeler sözleşmesini iptal etmene gerek yok. Çünkü bundan sonra düşmanın dışardan sana silah sıkmasına gerek kalmadı.

Hitler’den daha fazla öldürdüğün bu insanların birçoğunun yakınları senin ülkene yerleşti. Her milletten, her ırktan, her dinden insanlar hiçbir gurubun üyesi olmadan kendince geliştirebildiği yollarla içindeki acısını dindirmenin yollarını arayacaktır.

19 Nisan 1995 yılında Amerika’nın Oklahoma City’de devlete ait bir binayı bombalayan, 30’u çocuk 168 kişinin ölümüne sebep olan Timothi Mc Veigh (33) Amerika’nın eğittiği canlı bomba idi. Yani Amerika’nın öldürdüğü masum insanların intikamını almak için bu eylemi yaptığını ve kendisini Amerika’nın bu hale getirdiğini söyledikten sonra idam edilmişti.

Yalnız bu değil. Amerika’nın en önemli üniversitelerinden olan Harvard’dan mezun bir matematik profesörü Teodore Kazinski, Amerika’nın acımasızlığını dünyaya ilan etmek için 1970’den 1996 yılına kadar gönderdiği paket bombalarla birçok Amerikalının ölümüne sebep olmuş, sonunda yakalanmış ve ömür boyu hapse mahkum olmuştu.

İran şahının adamlarından yüz binlercesi İran devrimi esnasında Amerika’ya göç ettiler.

Ben Türkiye’den tanıyorum ki, onların yüzde doksan beşi Amerikan düşmanlığına devam ediyorlar.

Hiroşima’da ölen Japonların çocukları, yakınları Amerika’ya yerleştikten sonra herhalde kendilerine göre bir şeyler düşündüler ve gerekeni yapmanın günlerini sağlıyorlar.

Şimdi, Amerika halkı iş yerine giderken, alış-veriş merkezine girerken, evde yatarken, arabaya binerken, spor salonlarında seyrederken veya koşarken, yolda yürürken, herkesten ve her şeyden kuşkulanmanın kendisine yüklediği sıkıntının altından nasıl kalkacak?

Gerçi halk kolayını bulmuş. İçkiyle kafayı tütsüleyip uyuşma yolunu seçmiş ama bu sefer de alkol tedavisine başlamış.

Gel, bütün dünya insanından özür dile. Her ülkedeki askerlerini kendi ülkene çek. Bu güne kadar çalıp-çırptıkların yanına kalsın ama bundan sonra kimsenin petrolünde, gazında, altınında, elmasında, yeraltı ve yerüstü kaynaklarında gözün olmadığını ilan et.


Mahmut Toptaş