Seküler Kalpler
Yazan: Murat SÖZER



Bir gün halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirlerinden güzel resimler yaparlar...

Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sükunetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir.

Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağlar... Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek, resmi daha da sıkıntılı hale sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatırlatacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere...

Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim... Kralın açıklaması çok da uzun değildir:

Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir

Bu yazıyı yazmak için masanın başına oturduğumda aklımdaki meseleyi anlatmama yardımı açısından; hiç de iyi bir örnek değil aslında bu, ama olsun teşbihte hata olmaz lafzının saçakları altında konuya girebilirim sanıyorum.

Ben, küfrün baskın olarak tebellür ettiği bu çağda, bir Müslüman çerçevesinden bakıldığında bir sürü huzursuzluk verici, rahat kaçırıcı onca kötülüğe rağmen; Müslümanların kendi hallerinde huzur ve refah içinde yaşayabileceğini söyleyip krala ve tabloya atıfta bulunmayı düşünmüyorum (Müslümanın gayri Müslim bir insana nazaran çok daha huzurlu bir iç dünyası olduğunu bir kenara bırakırım, konu farklı). Zaman ilerledi ve belli bir yere geldi; kapitalizm bu çağa hükümran oldu. Tarihin bu kesitinde bu olayın vuku bulmuş olması, tarihin bu kesitinde bu olayın vuku bulması gerektiği anl***** gelmez! Müslümanların, bu kapital düzenin yanında, hem onu, hayatına yön verecek kadar benimseyip boyun eğerek ( veya umarsız kalarak ); hem de ondan bağımsız bir şekilde kendi inançlarını ve bu inanç esaslarına uygun olarak yaşaması (hazmedilebilir bir şey olmayışının yanında) imkan dahilinde değildir. Böyle davranan bir varlığa Müslüman demek, oldum olası benim içimden gelmez. Evet biz Müslümanlar kendimizi birinci tablonun içinde belki de hiç bulamayacağız. Lakin ikinci tabloda yaşamaya da boyun eğmeyeceğiz, eğmemeliyiz. Birinci tablonun özlemini çekerek, içerisinde bulunduğumuz ikinci tabloyu birinci tabloya dönüştürmek için uğraşmalıyız.

Modern çağda değer yargıları bambaşka. Modern hayat ve teknoloji sayesinde; neden sorusunu unutmuş insanlık hep nasıl sorusunun tasmasıyla kazanç peşine düştü/düşmekte...

Ensar, hurmalarını devşirdiklerinde bunları ikiye ayırır, bir tarafa çok, diğer tarafa da az hurma koyarlarmış. Daha sonra az olan tarafa hurma dallarını koyarak o tarafı çok gösterir,
Muhacirlere: hangisini tercih ederseniz alın derlermiş.
Onlar da çok görünen yığın ensarın olsun diye az görünen yığını alırlarmış. Böylece hurmanın çoğu Muhacirlere gidermiş.
Ensar da bu yolla az olan azığı almanın keyfini(!) yaşarmış
.
(Haysemi, x, 40)

Böyle bir davranışı gördüğünüzde aklınıza gelen duyguları tahmin edebiliyorum; cömertlik, dünya malına tamah etmeyiş ve misafirperverlik (muhacirler Medine ye bütün mallarını memleketlerinde bırakıp ensarın misafirleri olarak gelmiştir). Ancak burada benim gözüme ilk çarpan duygu -bunlardan ziyade- güven... Ensarın; muhacirlerin az olanı alacağına duyduğu güven.

İnsanlık modernleştikçe, neyin değerli olduğunu, neye sahip olanın zirve insan olduğunu, nasıl davranan yaratıklara insan denildiğini unutmuş durumda. Maddeyi yönetmek yerine, maddenin yönettikleri durumundadır.

O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak a kalb-i selim temiz bir kalp- ile gelenler (o günde fayda bulur).
(Eş- Şuara 88,89)

Kalb-i selim; her türlü dünyalık iktidar ve haz arayışından sıyrılıp; Rahmanın tecelligahı haline gelebilmiş, temiz bir kalp demektir. Gayet açık... Yaratıcı yarattıklarından ne istediğini o gün neyin fayda verdiğini açıkça buyuruyor.

Allahın (c.c) herhangi bir ahir zaman insanının kalbine tecelli ettiğinde (ki herkesinkine ediyor) neler gördüğünü biraz düşünsenize; ev kirasını nasıl öderim? Ne olacak bu fenerin hali? Benzine yine zam gelmiş. Bu telefonun daha yenisi çıkmış.... ve bunun gibi bir sürü acınacak meşgale. En kötüsü de kişinin bomboş bir kalbe sahip olmasına rağmen bunun ıstırabını duymayışıdır...

Velhasıl; birinci tabloyu özle, ikinci tabloda olmaktan huzur duyma!..