Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Ar damarı çatlayan toplum!

Tartışma Salonları (polemik) Kategorisi Vip Salonu Forumunda Ar damarı çatlayan toplum! Konusununun içerigi kısaca ->> Ar damarı çatlayan toplum! Ar damarı çatlayan toplum Türkçe’de gerçekten çok güzel deyimler var. Yılların birikimi bu deyimler, yüzlerce cümleyle ...

  1. #1
    SAHARAY
    Misafir..

    Exclamation Ar damarı çatlayan toplum!

    Ar damarı çatlayan toplum!



    Ar damarı çatlayan toplum Türkçe’de gerçekten çok güzel deyimler var.
    Yılların birikimi bu deyimler, yüzlerce cümleyle anlatılacak olayları, durumları tek çırpıda özetliyor.
    Ve her deyim, mutlak surette onu var eden bir toplumsal gerçekliğe de işaret ediyor.
    Bunlardan birisi de, ‘Ar damarı çatlamak’ deyimi.
    ‘Ar damarı çatlamak’ deyimi, kişinin artık utanma duygusunu kaybetmesini anlatıyor.
    Utanmak, eski deyimle haya (etmek), birçok toplumda en üstün erdemlerden birisi olmuş.
    Utanmak, toplumda (din, örf-adet, geleneklere göre) yanlışlığına inanılan davranış veya düşüncenin bir kişide belirmesi durumunda ortaya çıkan (ve çoğunlukla üzüntü verici) bir durum olarak tanımlanıyor.

    Utanmanın en bariz yansıması ise yüzün kızarması oluyor.
    Hatta yine dilimizde ‘Yüzü kızarmayan adamdan korkacaksın’ ya da ‘Yüzü kızarmayan adamdan Allah’a sığırınım’ şeklinde çok güzel deyimler, sözler var.
    Ancak utanma duygusu, modernleş(tiril)me sürecinde, kişinin toplumsallaşmasını ve hayattan zevk almasını engelleyen manevi-metafizik değer ve düşünceler içinde en sakıncalılardan birisi kabul edilmiş ve etkisiz hale getirilmeye çalışılmış.
    Öyle ki, kişi utanma duygusundan sıyrılıp çıkmadıkça sosyalleşme sürecini tamamlayamaz ve asosyal bir yaratık olarak toplumdan kopuk yaşar, yaşamdan da zevk alamaz.

    İşte bu süreçte utanma duygusundan sıyrılıp çıkma adına verilen mücadele, değerlerde yeni durumları ortaya çıkarmış ve her yeni durum yeniden tanımlanmış ve ortaya giderek hem utandığı kavramlar farklılaşan ve eski değerler üzerinden de utanmayan bir toplum yapısı çıkmaya başlamış.
    Yani manevi olandan koptukça ve utanma duygumuzdan sıyrıldıkça sosyalleştik ve yaşamdan haz almaya başladık.

    Bu köklü değişim ve dönüşüm, en marjinal ilericimizin bile belli muhafazakarlık kalıplarından kurtulamadığı toplumumuzda, başta muhafazakar olarak tanımlanan toplumsal gruplarda ikili yapılar ortaya çıkardı.
    Özüyle sözü, inandığı ve savunduğu değerle yaşam biçimi birbirini tutmayan ikiyüzlü, riyakar, dönek bir insan profili ortaya çıkardı.
    Bu insan tipi giderek topluma hakim olmaya başladı ve eski değer yargılarımız üzerinden bakıldığında adeta ar damarımız çatladı.

    Artık en mahrem şeylerimizi, sokakta, televizyonlarda alenen yaşamaya, tartışmaya başladık.
    ‘Açık toplum’ olmak adına mahremiyet ilkesi hızlı ve sarsıcı bir dönüşüme uğradı ve yeniden tanımlandı.
    Sevgimizi, öfkemizi, sırlarımızı, evliliğimizi, aile sorunlarımızı, cinselliğimizi, fakirliğimizi, hülasa her türlü sıkıntımızı artık alenen yaşamaktan çekinmiyoruz.
    Televizyonlar para dağıtan yarışmalardan geçilmiyor. Ekranlarda bir yanda "Abi çok borcum, senedim var" diye ağlayıp sızlayan ve yalvaran insanlar, diğer yanda da ya onunla dalga geçerek aşağılayan ya da bu durum üzerinden sömürü yapan sunucular var.

    Biraz daha muhafazakar geçinen televizyon kanallarında ise daha farklı işliyor bu süreç.
    Sosyetik ve iyi giyimli zengin bay ve bayanlar, garipleri giydiriyor, yediriyor ve içiriyor ardından da "Allah razı olsun" demelerini bekliyor.
    ‘Sadakanın en makbulü gizli olanıdır’ buyuran Peygamberin ümmetinden olmakla iftihar eden mutasyona uğramış sosyetik bay ve bayanlar bunlar.

    Artık hırsızlık yaparken utanmıyoruz, rüşvet verirken-alırken utanmıyoruz, iltimas yaparken-yaptırırken utanmıyoruz, evli olarak değil birlikte yaşarken utanmıyoruz, eşimizi aldatırken utanmıyoruz, evlilik dışı çocuk sahibi olurken utanmıyoruz, yanı başımızdaki akrabamız, komşumuz sıkıntı çekerken umursamadığımız için utanmıyoruz, Yaratana değil kula kulluk yaparken utanmıyoruz, dalkavukluk, yalakalık yaparken utanmıyoruz, evde, sokakta, işyerinde bir diğerine saygı göstermediğimiz için utanmıyoruz...Bu listeyi Fizana kadar uzatmak mümkün.

    İşte toplum olarak tam da bu haldeyiz. Peki hiç mi utanmıyoruz, yüzümüz hiç mi kızarmıyor?
    Kızarıyor elbette, ama utandığımız, yüzümüzün kızardığı şeyler de artık farklılaştı.
    Modern olmayan inancımızdan, kıyafetimizden, yaşam biçimimizden, ailemizden utanıyoruz.
    Özendiğimiz ve kendi bedenimizde hayatlarını yaşadığımız rol modeller gibi olamamaktan dolayı utanıyoruz.

    Utanma duygusundan sıyrılıp kurtulmaya çalıştıkça önce ar damarımız çatladı, ardından da başka duyguların, kimselerin esiri olduk.
    Evet, artık geçmişe göre birçok şeyden utanmıyoruz, çünkü sosyalleştik ve hayattan zevk alır olduk.
    Ama insanlığımızdan utanmamız gereken bir hale geldik, tabii eğer bu süreçte ortada gerçekten insan ve insanlık denilen bir kavram kalmışsa!


    alıntı

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye orkuorkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
    Yaş
    48
    Mesaj
    1.942
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    37781

    Cevap: Ar damarı çatlayan toplum!

    bu kelimeyi aslinda ilk defa etkili olarak Deniz Baykaldan duydum : cok fena hiddetli bagiriyordu, ilk kelimesi su oldu ve 2 defa tekrarladi Ar damari catlamis bunlarin .
    daha once duydum ama sozluge bakma geregi duymamistim. onemsememistim, ne demek istemis olabilir belki de bu yaziyi okumamin sebebi oldu.

    tesekkurler

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Ar damarı çatlayan toplum!

    Alıntı SAHARAY´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ar damarı çatlayan toplum!



    Ar damarı çatlayan toplum Türkçe’de gerçekten çok güzel deyimler var.
    Yılların birikimi bu deyimler, yüzlerce cümleyle anlatılacak olayları, durumları tek çırpıda özetliyor.
    Ve her deyim, mutlak surette onu var eden bir toplumsal gerçekliğe de işaret ediyor.
    Bunlardan birisi de, ‘Ar damarı çatlamak’ deyimi.
    ‘Ar damarı çatlamak’ deyimi, kişinin artık utanma duygusunu kaybetmesini anlatıyor.
    Utanmak, eski deyimle haya (etmek), birçok toplumda en üstün erdemlerden birisi olmuş.
    Utanmak, toplumda (din, örf-adet, geleneklere göre) yanlışlığına inanılan davranış veya düşüncenin bir kişide belirmesi durumunda ortaya çıkan (ve çoğunlukla üzüntü verici) bir durum olarak tanımlanıyor.

    Utanmanın en bariz yansıması ise yüzün kızarması oluyor.
    Hatta yine dilimizde ‘Yüzü kızarmayan adamdan korkacaksın’ ya da ‘Yüzü kızarmayan adamdan Allah’a sığırınım’ şeklinde çok güzel deyimler, sözler var.
    Ancak utanma duygusu, modernleş(tiril)me sürecinde, kişinin toplumsallaşmasını ve hayattan zevk almasını engelleyen manevi-metafizik değer ve düşünceler içinde en sakıncalılardan birisi kabul edilmiş ve etkisiz hale getirilmeye çalışılmış.
    Öyle ki, kişi utanma duygusundan sıyrılıp çıkmadıkça sosyalleşme sürecini tamamlayamaz ve asosyal bir yaratık olarak toplumdan kopuk yaşar, yaşamdan da zevk alamaz.

    İşte bu süreçte utanma duygusundan sıyrılıp çıkma adına verilen mücadele, değerlerde yeni durumları ortaya çıkarmış ve her yeni durum yeniden tanımlanmış ve ortaya giderek hem utandığı kavramlar farklılaşan ve eski değerler üzerinden de utanmayan bir toplum yapısı çıkmaya başlamış.
    Yani manevi olandan koptukça ve utanma duygumuzdan sıyrıldıkça sosyalleştik ve yaşamdan haz almaya başladık.

    Bu köklü değişim ve dönüşüm, en marjinal ilericimizin bile belli muhafazakarlık kalıplarından kurtulamadığı toplumumuzda, başta muhafazakar olarak tanımlanan toplumsal gruplarda ikili yapılar ortaya çıkardı.
    Özüyle sözü, inandığı ve savunduğu değerle yaşam biçimi birbirini tutmayan ikiyüzlü, riyakar, dönek bir insan profili ortaya çıkardı.
    Bu insan tipi giderek topluma hakim olmaya başladı ve eski değer yargılarımız üzerinden bakıldığında adeta ar damarımız çatladı.

    Artık en mahrem şeylerimizi, sokakta, televizyonlarda alenen yaşamaya, tartışmaya başladık.
    ‘Açık toplum’ olmak adına mahremiyet ilkesi hızlı ve sarsıcı bir dönüşüme uğradı ve yeniden tanımlandı.
    Sevgimizi, öfkemizi, sırlarımızı, evliliğimizi, aile sorunlarımızı, cinselliğimizi, fakirliğimizi, hülasa her türlü sıkıntımızı artık alenen yaşamaktan çekinmiyoruz.
    Televizyonlar para dağıtan yarışmalardan geçilmiyor. Ekranlarda bir yanda "Abi çok borcum, senedim var" diye ağlayıp sızlayan ve yalvaran insanlar, diğer yanda da ya onunla dalga geçerek aşağılayan ya da bu durum üzerinden sömürü yapan sunucular var.

    Biraz daha muhafazakar geçinen televizyon kanallarında ise daha farklı işliyor bu süreç.
    Sosyetik ve iyi giyimli zengin bay ve bayanlar, garipleri giydiriyor, yediriyor ve içiriyor ardından da "Allah razı olsun" demelerini bekliyor.
    ‘Sadakanın en makbulü gizli olanıdır’ buyuran Peygamberin ümmetinden olmakla iftihar eden mutasyona uğramış sosyetik bay ve bayanlar bunlar.

    Artık hırsızlık yaparken utanmıyoruz, rüşvet verirken-alırken utanmıyoruz, iltimas yaparken-yaptırırken utanmıyoruz, evli olarak değil birlikte yaşarken utanmıyoruz, eşimizi aldatırken utanmıyoruz, evlilik dışı çocuk sahibi olurken utanmıyoruz, yanı başımızdaki akrabamız, komşumuz sıkıntı çekerken umursamadığımız için utanmıyoruz, Yaratana değil kula kulluk yaparken utanmıyoruz, dalkavukluk, yalakalık yaparken utanmıyoruz, evde, sokakta, işyerinde bir diğerine saygı göstermediğimiz için utanmıyoruz...Bu listeyi Fizana kadar uzatmak mümkün.

    İşte toplum olarak tam da bu haldeyiz. Peki hiç mi utanmıyoruz, yüzümüz hiç mi kızarmıyor?
    Kızarıyor elbette, ama utandığımız, yüzümüzün kızardığı şeyler de artık farklılaştı.
    Modern olmayan inancımızdan, kıyafetimizden, yaşam biçimimizden, ailemizden utanıyoruz.
    Özendiğimiz ve kendi bedenimizde hayatlarını yaşadığımız rol modeller gibi olamamaktan dolayı utanıyoruz.

    Utanma duygusundan sıyrılıp kurtulmaya çalıştıkça önce ar damarımız çatladı, ardından da başka duyguların, kimselerin esiri olduk.
    Evet, artık geçmişe göre birçok şeyden utanmıyoruz, çünkü sosyalleştik ve hayattan zevk alır olduk.
    Ama insanlığımızdan utanmamız gereken bir hale geldik, tabii eğer bu süreçte ortada gerçekten insan ve insanlık denilen bir kavram kalmışsa!


    alıntı
    Ahlak ''çıplak'' kalmış sevgili Saharay...Utanmayı unutalı asırlar olmuş...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Ar damarı
    -BaDe- Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 15-05-2010, 06:16 PM
  2. Aynada çatlayan siluet
    Kafka Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 07-11-2009, 08:45 PM
  3. Ar damarı çatlayan toplum
    SAHARAY Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 01-12-2008, 03:35 PM
  4. Çatlayan evlilikleri onaran cümleler
    Nil@y Tarafından Evlilik ve Aile Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 11-06-2008, 03:48 PM
  5. FETISIZM ve toplum
    orkuorkun Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 27-10-2007, 11:41 AM
Yukarı Çık