Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    Tunceli-Adana
    Mesaj
    12
    Rep Gücü
    13

    Bir kez daha 'eşit mesafe'

    Solun bir kesiminde yaygın söylem bellidir ve sıkça yinelenmektedir: "Türkiye'de siyasetin son dönemine damga vuran ‘AKP/liberal' ittifakı ile ‘Cumhuriyetçi/ulusalcı' çizgi arasındaki kapışma sosyalist solun dışındadır ve sosyalist sol bu iki çizgiye eşit mesafede durmalıdır..."

    Bunu söyleyenlerin çok büyük bir çoğunluğu, geçmişte Mustafa Kemal'in kalpaklı resmi ile mareşal üniformalı resmine "eşit mesafede" duramayıp ilkini tercih edenlerdir.

    Söylenen, ilk bakışta doğru ve yerinde gibi görünüyor. Konu, salt teorik planda ve belirli ilkesellikler çerçevesinde ele alındığında gerçekten makul sayılabilir.

    Ne var ki, aynı konu verili güncelliğin kendi dinamikleriyle birlikte pratik siyaset düzleminde ele alındığında, az önceki (doğru görünen) ilkesellik hiç mi hiç yetmiyor. Yetmiyor, çünkü sosyalist sola, seçilen uzak ve muhkem bir mevziden ha bire "doğru yola" çağrı çıkartan peygamberce bir tutumu dayatıyor.

    Peki, teorik plandaki bir doğru, ilkesel bir konum, pratiğe aynen yansıtıldığında neden yetersiz ve etkisiz kalabiliyor?

    Bu sorunun yanıtı, genel bir kuralda saklıdır.

    Daha önce de yazıldı: Siyaset, kendisine bir tarafından ulaşan ayrı ve farklı (saf) ışınları, öbür tarafında kırarak bir araya getiren, düğümleyen bir prizmadır. Işınlar, siyaset prizmasının bir yüzüne kendi arılıklarıyla gelebilirler; ne var ki, prizma onları şöyle veya böyle kıracak, diğer yüzünde hepsini "karmaşık bir bütünde", bir düğümlenmede toplayacaktır.

    Böyle bir durumda, örneğin iyi niyetli, samimi demokratların emek düşmanı liberallerle, aydınlanmacı, dinci gericilik karşıtı tepkilerin ise ulusalcı/cumhuriyetçi duyarlılıklarla iç içe geçmesi kaçınılmazdır.

    Diyelim, sosyalist sol güçlüdür, etkilidir. Böyle bir güç ve etki bile siyaset prizmasının ürünü kırılmaları ve onu izleyen düğümlenmeleri büsbütün önleyemez. Gene de, güçlü bir solun verili düğümü daha kolay çözmesi, iç içe geçen çizgileri ayrıştırıp kendi ayrı bütününe taşıması daha kolay olacaktır.

    Sosyalist sol yeterince güçlü değilse, mevcut düğümlenmenin taraflarına "eşit mesafede" yer alan muhkem bir mevziden yapılacak çağrılar, ne kadar doğru görülürse görünsün yeterince etkili olamayacaktır. Böyle durumlarda yapılması gereken, olası yakınlaşmalardan ve kesişmelerden hiç ürkmeden düğümlenmenin içine girmek, buradan yürümek ve bu yolla güçlenmektir.

    Bu yol, "eşit mesafe" ilkeselliğine düzeltmeler ve uyarlamalar gerektiriyorsa, bunlardan çekinilmemelidir. Çekip koparmak için, önce yaklaşmak gerekir.

    Örneğin sosyalist sol Cumhuriyet'in önemli kazanımlarına sahip çıkıyor, bu kazanımları kendi yükselişi ve geleceği için bir zemin sayıyorsa, bu kazanımların savunulmasında şu veya bu öbekle "aynı paralele düşüldüğü" türü eleştirilerin hiç ciddiye alınmaması gerekir.

    * * *

    Yanlış anlaşılmasın: Burada, "sol, prizmanın öteki tarafında işe sıfırdan başlasın, burada bulduklarıyla şekillensin" denmiyor. Sosyalist sol, en güçsüz olduğu dönemlerde bile prizmanın öteki tarafında kendi tutarlı bütünüyle yer alır; mesele, bu tutarlı bütünün aynı tarafta nasıl, neye basarak ve nereden yürüyerek ete kemiğe büründürüleceğidir.

    Eğer mesele buysa, mevcut durumun işaret ettiği bir takım açılım kanalları vardır.

    Gene sıkça yinelenen üç alanı düşünelim: Sınıfa saldırı, dinci gericileşme ve emperyalizm. Bunlardan sınıfa saldırı, hız kazanan neoliberal politikaların tümünü kapsayan generik bir kavram olarak kullanılmaktadır. Dinci gericileşme, başka bir deyişle toplumun dincilik üzerinden yeniden şekillendirilmesi, aydınlanma düşmanlığı ve kaderci/yetinmeci ideolojik motiflerle bütünleşmektedir. Nihayet, emperyalizm derken, Türkiye'nin uluslararası kapitalist sistemle ekonomik entegrasyonundan, başta ABD olmak üzere emperyalist güç odaklarının biçtiği misyonların sorgusuz sualsiz üstlenilmesine uzanan bir alan kastedilmektedir.

    İşin bam teli ise şuradadır: Her birinin kendine ait ve bu topraklardan kaynaklanan özel dinamikleri olsa bile, bu üç alan içinde bugün için birincil ve asıl şekillendirici konum emperyalizme aittir; Türkiye'nin emperyalist-kapitalist sistemle entegrasyon biçimidir. Başka bir deyişle, "sınıfa saldırı" kapitalizmin doğasında vardır, bu ülkede de kapitalizmin doğuşundan bu yana gündemdedir; ancak bu saldırı, sözü edilen ekonomik-siyasal entegrasyon sonucunda yeni ve çok daha ileri boyutlar kazanmaktadır. Keza, dinci gericilik de bu ülkenin mayasında vardır; ne var ki, dinci gericilik dünkünden farklı olarak bugün artık "fizibilitesi olan", "kabul ve tolere edilebilir" sayılan bir vizyona kavuşmuştur ve bunun ardında da aynı entegrasyon yatmaktadır.

    Bu durumda "eşit mesafe" tartışmalarında daha ileri düzeyde netliklere ulaşmak mümkündür.

    Emperyalizme karşı duruş önemli bir turnusol kâğıdıdır. "Dış güçlere teslimiyet Türkiye'yi kişiliksizleştirdi" diyen biriyle, "gerçekçi olalım, Türkiye'ye süper güçlerin çizdikleri çizgi dışında bir istikbal yoktur" diyen bir başkasına "eşit mesafede" duramazsınız.

    "Elimizdeki varlıklar başkalarına peşkeş çekiliyor" tepkisini veren biriyle, "ha kamu mülkiyeti ha yabancı mülkiyeti, ne fark eder?" diyen bir başkasına "eşit mesafede" duramazsınız.

    * * *

    Siyasal pratik, "eşit mesafe" mutlakçılığını geçersizleştirdiği gibi, mesafelerin sabitliğini de yadsır. Az önceki örneklerden hareketle, görece "yakınlaşan" mesafelerin sonra yeniden açılması da pekâlâ mümkündür.

    Örneğin, "dış politikada kişiliksizlik" eleştirisi yapan bunun hemen ardından "biz ABD ve AB'ye daha iyi hizmet ederiz" noktasına geliyorsa, mesafeler elbette açılacaktır.

    Kimi tepkiler, "benim işçimi başkaları değil de benim sermayedarların tepe tepe sömürsün" noktasına doğru deforme oluyorsa, burada da mesafeler hiç kuşkusuz açılacaktır.

    Evet, sosyalist solun pratik siyaset alanı kendisine göre "ayrı cins" olanlarla doludur. Ama ayrı cins olanların hepsine uzak ve eşit mesafe, sonuçta siyasal perhizciliği, bu da empotanlığı getirir.


    Alıntı

    Metin Çulhaoğlu 29 Mart 2008, Cumartesi

  2. #2
    güney
    Misafir..

    Cevap: Bir kez daha 'eşit mesafe'

    Emeğine sağlık "heval" cığım döktürmüşsün yine....:Entusiasmado::Entusiasmado:

Benzer Konular

  1. Uzun mesafe koşularının çeşitleri nelerdir?
    dogangunes Tarafından Atletizm Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 07-12-2014, 11:37 AM
  2. Yorum: 0
    Son mesaj: 11-10-2012, 11:30 AM
  3. Yorum: 4
    Son mesaj: 22-11-2011, 12:08 AM
  4. Kadın ve erkek eşit değil-miş!
    dogangunes Tarafından İnsan İlişkileri Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 11-03-2011, 08:30 PM
  5. Eşit kusurlu eşe tazminat yok
    SMN Tarafından Hukuk Forum Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-11-2007, 08:49 PM
Yukarı Çık