Ne denli karışık bir ülke gündemi,

Ortalık, toz duman..,

Ve sanki bu karışık başlık da, ortalık gibi toz duman..,

Ama neden böyle.., irdelemek gerek!..

I. Başlangıç için durum tesbiti
Ülkenin malumuna ilişkin yeni bir saptamam yok ve neredeyse laf üretmek de manasız gibi duruyor; öyleyse, kestirmeden bir "durum tesbiti" algımı yansıtayım.

Ülke, her türlü tarihsel, sosyal, iktisadi ve benzeri kurumu ve insan malzemesiyle, toptancı bir yangında, depremde alev ateş yanıyor, yarılıyor, sarsılıyor, sarmalanıyor ve yeniden yapılandırılıyor...

Toplumsal inançlarımız, sanrı düzleminde daha da bir köreliyor, kökleşiyor; sistemin değişmezliğine inanç, hem yaratılıyor ve hem de kendi üzerinden varlığının pekiştirilmesi, muazzam bir retorik olarak ortalarda dolandırılıyor...

Yaşam alanımızın neredeyse her boyutu, paradoks çalkalanmalarla dolu. Nereye baksak, atasözündeki "sağlam kafa, sağlam bedende bulunur" öğüdüyle çelişecek herşeye iknaya müsait ruh hallerinde gayya kuyularından içre bir savrulmada yol alır görünüyoruz...

Bu hallerimize değil ama, konuya devam edelim!...

II. Ockham'ın usturası
Bu ustura işi, bir 14. yüzyıl İngiliz filozofu, Ockham'lı William'a ait. Muhterem, bilimsel düşünüşle ilgili diyalektik bir akılcılık geliştiren kişi olarak tanınıyor. Yani, bilimi ve bilimsel gerçekliği, retorikten (mutlak gerçeklik de dahil) ayıran en kestirme yol için bir önerme geliştirmiş ve özetle "Anlamı eşit olan şeyler arasında, en basit olan açıklama doğrudur" diyor.

Türkiye'nin günlük yaşamındaki her boydan çalkatılara bakıldığında, doğru açıklamalara varışla ilgili, değil ustura kullanma, biçer döver makineleriyle iş görmek zorunluluğu neredeyse ayrı bir gerçeklik olmakla beraber; burada usturayı, önce dünya literatürüne girdiği adıyla "Unertan sendromu"nu açıklayarak bileylemek ve meseleyi "türban özgürlüğü" bağlamında usa vurdurmak istiyorum..

III. Unertan sendromu, evrim... türban
Üner Tan, bir nörofizyologdur. Benim bildiğim, çalışkan ve üretken bir bilim insanıdır. Son yıllarda yoğunlaştığı bilimsel ilgi alanı, insanın evrim basmağında, primatlardan ve homonoidlerden ayrılışının temellerini araştırmaya yönelmiş ve dört ayağı üstünden bağımsızlaşarak, iki ayak üzerine kalkan insanın, serbest kalan elleri ile alet yapımcılığı ve kullanılıcılığına nasıl geçtiği ve özgürleşen beyniyle, dili-konuşmayı icat ve kognitif ilerlemeyi nasıl sağladığı, çalışmalarının esasını oluşturmuştur.

Üner Tan, işine, önce Hatay'ın bir köyünde rastladığı el ve ayaklar üzerinde yürüyen "hastaları" inceleyerek başlamıştır. İlk olana ek, benzeri genetik bozuklukları içeren yeni örnek hasta ailelerin katılımıyla, çalışmalarını ilerletmiş ve hipotenizi Bilkent, Gaziantep, Hacettepe ve Çukurova üniversitelerinden kimi bilim insanlarıyla beraber sınayarak, genetik ve moleküler biyolojide evrime ışık tutan önemli bir keşfe imza atmış ve bunu uluslararası bilim literatürüne kendi adıyla anılan bir genetik bozukluk olarak kaydettirmiştir. Sonuç 9, 13 ve 17 kromozomlarda ve bunların alt varyant genlerinde, mutasyonla değişimin ve dört ayaktan, iki ayak üzerine dikilmemizin ol-hikayesini, bu hastalığın keşfine esas oluşturan "geriye evrimsel sıçrama-devolusyon" teorisiyle açıklar konuma gelmiştir. Buluşun üzerinde serin kanlı tartışmaların devamı gerekmekle beraber, söz yok, insanın, insan olma macerasında son derece önemli bir kavşağın keşfine imza atanların bu buluşu, Türk bilimciler açısından da, çok büyük bir onurdur.

Bu çalışmalar, "siz ne işe yararsınız", ya da "politikacı, politikayla, hocalar da makaleleriyle meşgul olsunlar" aymazlığıyla işini bilene, böylesi iş buyuran siyasi zihniyete verilen iyi bir cevaptır. İşte aydınlanmacı üniversite, bu ve benzeri işlerle meşgulken ve bilime ve bilimcilere yakışır nümayişsiz tavrıyla ve kendi yağıyla kavrularak bilim üretme çabasındayken; türbanı inanç özgürlüğünün simgesi ve bu özgürlükten yaralanacak ayrıksı cinsiyet olarak kadını memur sayan zihniyet, akademiyi yeni bir tecavüz manzarasıyla da meşgul kılma fiilini başlatmıştır.

"Unertan sendromu" ile türban arasında ki bağıntı, bir de şöyle okunabilir. Türbanı, inanç özgürlüğünün bir tezahürü olarak gören kimi çevreler, evrim teorisine küfürü marifet sayarak, maarif sisteminin, üniversite öncesi basamaklarına, karşıt ve sözde bir teori olarak, bilimselliği kendinden menkul "yaratılışı" koyma çabasını, eksiksiz uygulamaya devam etmektedir. Bilime aykırı bu kavramın, "Milli Eğitim" biyoloji müfredat programlarından çıkarılmasına ilişkin bir girişim, üniversite çevresinden 700 bilimcinin, imzası ile yargıya intikal etmişken, üniversiteler, bu sefer de, "türbana özgürlük" topyekun siyasi hamlesi ile karşı karşıya kalmıştır. İşte, Ockham'ın usturasının tam da vurulacağı yer burasıdır.

IV. Ne olacak bu halimiz?
Önemli milli hasletlerimizden birisi olan kararsızlıklarımıza, yemek sofralarından verilecek en tipik örnek, "orataya bir karışık" siparişlerimizdir. Bu sofraların diğer bir vazgeçilmezi ve ritüeli, "ne olacak bu halimiz?" sorusuna gene ortaya karışık avazlarla, yemeklik çözümler üretmemizdir.

Kuşkusuz, reçetemi anlatacak satır ve sabır sonuna çoktan eriştim. Öyleyse şöyle bitireyim..

"Contraria contrariis curantur-Karşıtlıklar karşıtlıklara iyi gelir (çivi çiviyi söker)".

alıntı

Nurettin Abacıoğlu 13 Mart 2008, Perşembe