ABD'nin özgürlükten ne anladığı herkesin malumu: Özgür seçimler ve sermaye düzeni ile barışık birden çok siyasi parti. Bu kriterler altında bilindiği gibi Kolombiya, Tayvan ve Suudi Arabistan, Venezuela, Çin ve İran'dan çok daha fazla demokratik. Irak'ta ise demokrasi yerleştirilmeye çalışılıyor! Demek ki özgürlük, en azından bir miktar kime ne özgürlüğü vaat ettiğinizle ilgili hale gelmiş bir kavram.

Türkiye'de polarizasyonun ABD'cilik ile bağımsızlıkçılık arasında olması gerektiğini, antiemperyalist bir mücadelede birleşmenin Türkiye'nin kuruluş felsefesini yaşatabilecek yegane araç kaldığını ısrarla vurguluyoruz. Ama birileri, daha "gerçekçi", "özgürlükçü", "güncel", vs. talepler doğrultusunda türbana özgürlük demeyi tercih ediyor.

Yalnızca ABD politikaları Türkiye'yi tümüyle esir alınca ülkenin varlık nedeni ortadan kalkacak diye mi? Diyelim ki bu, "pazarlıkçı" bir tutumla engellenebilecek bir süreç. Diyelim ki bugünün görevi, özgür ve katılımcı bir ülke yaratmak ve halkların kendi kaderini tayin etmesinin önünü açmak. Hele bir "insanca, özgür yaşam" konusunda yol alalım, arada ülke dağılıyorsa, zaten bitmiş demektir, ülke yerine yeni bir şey buluruz. Sosyal güvenlik sistemi dağıtılan, işçileri tekrar Ortaçağ koşullarına mahkum edilen, örgütlenmek yerine hafta içi her akşam 3-4 saat kötü diziler seyredilen bir ülkede, fazla ileri gidip de macera aramazlar, kârlarına bakarlar. Kentli ve ezik orta sınıf aydınların, görüşü denemese de, en azından psikolojisi bu yöndedir.

Bakın, Başbakan Tayyip, türban yasağı ile ilgili konuşmasına her yere beton yol yapacağız, onbinlerce konut inşa edeceğiz, duble yollar artacak diye başlıyor. AKP, her hareketine besmele gibi, "para bizimle barışık" diyerek başlamakta ve başarılı olmaktadır. Evet, paranın merkezi ile barışıklık, yaygın ve kitlesel bir onay, ek olarak da kalanların sessiz rızasını getirmektedir.

AKP, sürdürmeye ve yeni kaynaklar yaratmaya çalıştığı sermaye akışının Türkiye'yi yeni baştan kuracağını, ulusal mirasını anlamsızlaştıracağını, aynı zamanda da dünya krizinin ülkeyi vurmasını engelleyecek korunaklar oluşturacağını düşünüyor. Dev Avrupa bankalarından kaçının batmış olabileceğinin konuşulduğu bugünlerde bize "göreceğiz" demek düşer! Ama, diğer yandan Türkiye aydınlarının dünyanın hangi ekonomik ve politik temeller üzerinde döndüğüne gözlerini kapamasına karşı da birşeyler yapmak gerekiyor. Sığlığın ve saflığın bu kadarı, aydın sıfatının kendisini gereksizleştirecek vehamettedir.

Türkiye'de gericilik, ABD emperyalizminin gölgesinde palazlanan bir toplumsal ilişkiler bütünü. Doğası gereği Amerikancı Türk gericiliği. Neden mi? Türkiye'de ABD emperyalizmini hedef alan en küçüğünden dahi bir gerici hareket yoktur. Tüm gerici yapılanmaların nüvesi, sola karşı saldırı amacıyla kurulmuş kontrgerilla yapılanmalarına dayanır. Gericilik, kendini emperyalist sermaye ile derin çıkar ilişkilerine sahip tekellerle çalışan yerel mülk sahibi zümre üzerinden örgütler ve besler.

Gericiliğin türban mücadelesine odaklaşması, tarikatlerin AKP liberalizmi sayesinde engin kaynaklara kavuşmuş olmaları sonrasında yeni bir yön ihtiyacına da yanıt vermiştir. Özetle, gerici hareketin hem kökenleri, hem beslenme kaynakları, hem de hedefleri emperyalizmle işbirliğini göstermektedir.

Bu koşullar altında 12 Eylül rejiminin üniversitelerde sakalı yasaklamasına karşı mücadele edenlerin bir kısmı, aynı ruhu şeriatın simgesi, slogan haline gelmiş bir baş bağlama biçimine özgürlük isteyerek yaşattıklarını düşünüyorlar. Sadece çocukluk ya da sığlık mı?

Emperyalist merkezler, çoğu kez kontrol edilmekte güçlük çekilen Arap milliyetçiliğinden bağımsız, sermaye ile barışık bir İslami gericilik arayışında nihayet çözümü Fethullahçılıkta bulduklarını ilan etmişlerdir. Tam da Türkiye'de kilit örgütsel mevziler kazandıkları ve yeni atılımlara hazırlandıkları bir dönemde, Büyük Britanya, Fethullahçıların uluslararası sermayeye prezante edilmesi görevini üstlenmiş, devlet desteğinde büyük tanıtım etkinliklerine sponsor olmaktadır. ABD toprakları, cemaatin komuta merkezi niteliğindedir. Batı kapitalizmiyle entegrasyonu benimsemiş olmasına rağmen siyasal saldırı tehdidi altında kalmış Rusya bile, Fethullahçıları nüfuz alanından dışarı sürerek açık bir ulusal savunma refleksi göstermiştir. Türkiye, emperyalizmin Müslüman toplumları tümüyle boyunduruğu altına alması girişiminin pilot uygulamasına sahne oluyor.

Gelinen noktada, türbanı savunmak, Türkiye'nin uluslararası entegrasyonunu, demokratikleşmesini, liberal bir modelle kalkınabileceğini savunmakla aynı yerdedir. Evet, liberalizm, kelime anlamıyla özgürlükçülük demek. Gerçek anlamıyla ise Chevron'un petrol sevkiyat yollarına göre sınırları değiştirme girişimlerinin önünün açılmasına, Lockheed'in tüm diktatörlüklere savaş uçağı satma serbestisine, Microsoft'un tüm dünya bilgisayarlarını kendi antika işletim sistemiyle çalıştırma hırsını özgürleştirme isteğine denk düşmektedir. Liberalizm, kâr hırsının özgürleştirilmesi programıdır.

Günümüz Türkiye'sinde gericilikle savaş, emperyalizmle, ülkemizin geleceğinin karartılması girişimleriyle savaştır. Raslantı olamaz, sosyalistlerin, gericilikle savaşta tarih boyunca yalnız kaldıkları çok sık görüldü. Ama bunların hiçbirinde yalnız kaldılar diye, aydın onurundan ve mücadeleden vazgeçtikleri görülmedi. Biz yola devam ediyoruz.

Alıntıdır

Ergun Çağlayan 6 Şubat 2008, Çarşamba