İsra Suresi'nin ilk ayeti neyi işaret ediyor
13/10/2007

Mehmet Ali Bulut'un yazısı

Ateş ve Akrep
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 yılında Ermenilerin tabi tutulduğu tehcir olayının bir “soy kırım” olduğuna karar verdi…

Canı sağ olsun Stratejik ortağımızın! Ortağımız değil mi sever de döver de…

Hem zaten, aslında o böyle bir karar alınsın istemiyordu ki(!) Bütün kabahat Nancy hatunda…

Öyle değil mi?. Bakın Push efendi, Gundaliza hanım Goot efendi, daha ne bileyim eski dış işleri bakanları yalvar yakar oldular da hatun dinlemedi!

Yaaa, ben de yedim!

* * *

Biraz matrak bir giriş yaptım, affınıza sığınarak.

Çünkü bu durum gerçekten matrak bir olay! Amerikan başkanı, dışişleri bakın eski dışişleri bakanları, savunma bakanı rica edecek ve Amerikan çıkarlarının cidden tehlikeye düşeceğini söyleyecek de Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi böyle bir karar alacak!

(Türkçe ile söyleyeyim:)

-Hadi len!

O Amerika ki, kendi çıkarı söz konusu olduğunda, çıplak hötle 10 saat kazığın üstüne oturur da canım yandı demez… Çünkü onun dini imanı dolardır. Doların üstünde de Siyon dağı ve Yahudi gözü vardır…

Bu kısmı bu kadarla kapatayım ve asıl konuma geçeyim…

* *
Bu oylama oyunu dahi, şehid edilen askerlerimiz ve katledilen masum sivillerimiz gibi, işlemekte olan bir senaryonun parçasıdır!

Yani Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekme senaryosunun!

Bilenler biler ve dileyen internetten girip o yazılarıma da uluşabilir, ben taa baştan yani, 1990 yılından beri, Türkiye’nin Amerika ile birlikte Irak’a girmesini ve Saddam’a birlikte ders vermeleri gerektiğini yazdım durdum.

Buna da iki gerekçe ile taraftar idim.

Birincisi, İsra suresi’nin ilk ayetlerinin gösterdiği işaretler,

İkincisi, bugün bölge ile ilgili yaşadığımız ve daha çoook yaşayacağımız sinir bozucu, haysiyet kırıcı olayların başımıza gelmemesi için…

Ama kader hükmünü icra ediyor. Olacak olan oluyor… Türkiye’nin, önünde sonunda karşılaşacağı şeyle karşılaşmadan önce eli güçlensin istemiştim. Olmadı. Meclis’teki Truva atının 70 binicisi, Türkiye’yi içerden vurdu. Bunu da bize ‘haysiyetli duruş’ olarak yutturdular…

Evet, herkes gibi ben de biliyorum ki, ABD’nin BOP projesinin temel ve nihai hedefi Türkiye’dir. Bunu ister kabul edin ister etmeyin. Umurumda değil, çünkü yaşayıp göreceksiniz. Ve emin olun Kürt kardeşlerimize de hiç ama hiç hizmet etmeyecektir. Bunu da zaman gösterecektir. Biliyorum inanmayacaksınız ama diyorum ki bekleyin birlikte yaşayacağız. İnşallah ben yanılırım.

Türkiye’nin, Amerika ile birlikte Irak’a girmesi gerekiyordu. Ben öyle inanıyordum. O yüzden, o aralar bir yığın yazılar yazıp oraya buraya gönderdim ki, “Aman Türkiye Amerika ile birlikte Irak’a girsin. Girmezse, bölge, öyle bir fitne gayyası olacak ki faturasını da Türkler ve Kürtler, daha doğrusu Türkiye ödeyecek. Bari kendi inisiyatifimizle gidip olacakların bir kısmını engelleyelim” dedim. Olmadı.

Türkiye o zaman oyuna getirildi ve Amerika ile birlikte Irak’a girmesi engellendi. Meclisteki 70’ler hareketi bir başka Truva Atı hareketi idi. Ordu’nun içinde “kafası basmayan askerler” de onlara yardımcı oldu. Yazık ama gerçek bu. Sonunda tezkerenin reddi olayının, İsrail ve Barzani operasyonu olduğu anlaşıldı ama iş işten geçtikten sonra…

Çünkü başlangıçta Amerika, cidden Irak’a niçin girdiğini tam bilmiyordu ve samimi olarak Türkiye’nin kendisinin yanında yer almasını umuyordu. Elbette Amerika, oraya girmekte yüksek çıkarları olduğunu biliyordu. BOP, ona uzatılan bir demet ottu ve son derece iştah çekiciydi. Zaten deve de bir tutam otla yardan uçurulur ya!

Ne ise… Ne demek istediğimi doğru anlatabilmek için şöyle diyeyim. Amerika dev bir Truva Atı’dır. İçinde ise daima ‘Tamara’nın çocukları’ vardır. Tamara’nın çocuklarının temel misyonu ise, önünde sonunda Ortadoğu’da yaşanacak ve insanlığı kıyamete zorlayacak ‘Armageddon’ savaşında, İsrail’in karşısında yer alacak güçleri vaktinden önce bertaraf etmektir…

Çünkü İsrail’in elinde, 2006’da başlayan sürecin sonunda, tam olarak ne zaman patlak vereceği bilinemeyen ama mutlaka gerçekleşeceği bilinen bir savaşın fotoğrafı var. Fotoğraf Tevrat kaynaklı… Ve o fotoğrafta İsrail oğulları imha edilmiş. İşte İsrail, şu anda, dünyanın en büyük gücünü temsil eden Amerika’nın dimağını ele geçirmiş, onun gücünü kullanarak, o fotoğraftaki görüntüyü kendi lehine çevirmeye çalışıyor!

Hani zaman içinde yolculukların işlendiği filmlerde hep görürüz ya. Bir resim vardır. Geçmişe gidilip o resmin çekildiği tarihte bir şeyler yapılır ve bir de bakarsınız o resimdeki o görüntü değişivermiş… İşte öyle bir şey. Size anlattığım hayal gelebilir. Merak etmeyin, bugün yaşı 30’un altında olanların hepsi bunu görecek. Bu yazıyı da isterseniz saklayın..,

* * *

Sonuç olarak, iki körfez savaşı ve ardından gelen işgal ile Nebukadnezar’ın yurdu olan Irak’tan iki bin yıl öncenin intikamı alındı… Çünkü Kuzey İsrail devleti’ni ve Süleyman Mabedini yıkan Babil kralı Nebukadnezar’dı.
Şimdi sıra Ninovalılar’da. Yani Kuzey Irak’ta. Onlardan da intikam alınacak. Çünkü Güney İsrail Devletini de Ninova’lılar yıktı. Ama şimdilik o bölgede yaşayan halka ihtiyaçları var. Ester gibi, onlar da kapana konmuş yemdir. Türkiye’yi oraya çekmek için. Tuzaklarını da kurdular. Orada iki, hatta üç Truva atı var şimdi. Hepsinin de içine Tamara’nın Çocukları yerleştirilmiş durumda.

Biri; Amerika’nın kendisi. İki; eski MOSSAD emeklilerinin ayakta tuttuğu Barzani idaresi, Üç; İsrail, ABD ve AB tarafından beslenen PKK örgütü…

Biz ilk anda Amerika ile birlikte oraya gitseydik, son iki Truva atı olmayacaktı. Bu da İsrail’in planına uygun değildi. O yüzden ne yapıp edip Türkiye’yi oradan uzak tutmayı başardı… İlk elden bölgeye girmemizi engelledi.

Şimdi her taraf, ‘truvalanıp’ tuzaklanmış vaziyette, Türklerin oraya gelmesini bekliyor.


Fakat Türkiye de uyanmış. Tuzağa düşmemek için direniyor. Aslında Kur’an da Türk milletine “sabırlı ol!” diyor. İsra Suresi’ndeki işaretlerden biri de “Nuhun çocuklarının dikkatli ve sabırlı olmaya” çağırılmasıdır. Ama tuzak üstüne tuzak kuruluyor. Türkiye tahrik ediliyor. Türkiye ne yapılıp edilecek Irak’a çekilecek!

İlk defa güzel dostum Ünal Tanık tarafından bize duyurulan Houdson Dehşet Senaryosu da, Türkiye’nin orasına burasına bırakılan yüksek tahrip kabiliyetli bombalar da, sınırlarımızda yapılan tecavüzler de, PKK’lıların elini kolunu sallayıp 50 km içerilere girip, askerlerimizi keklik avlar gibi avlamaları da, Temsilciler Meclesi’nin Yahudi Lobisi ve devlet baskısı(!)na rağmen, Eermeni Tasarısını onaylaması da ve bugünden sonra yaşanacak belki daha da onur kırıcı ve yürek yakıcı hadiseler de bir tek amaçla yapılıyor ve yapılacak:

-Türkiye’yi kuzey Irak’a çekmek!

Ben, 1990 tarihinden bu yana ‘Türkiye neden o gün Irak’a girmedi’ diye hayıflanan ben diyorum ki, “Sayın Cumhurbaşkanım, başbakan ve genelkurmay başkanım! Aman ha bu tuzaktır. Şimdi girmeyin!”

Eğer girerseniz, bu hacâlet ve öfke ile o ateş çemberine sokulursanız, öfkesinden kendisini sokan akrep olacağız!

Şimdi sabır! Kışkırtmalara aldırmayın. Biz bahara girdik. Evrensel zaman takvimi bizim için baharın geldiğini gösteriyor. Yakında Asya tarlaları, Rumeli bostanları bizim çiçeklerimizle neşv ü nema edecek. Onlar da bunu biliyorlar. Vakitleri daralıyor. O yüzden bir an önce bizi o batağa çekmeye çalışıyorlar.

Haaa, siz gitmeseniz de onlar zaten gelecekler. Yıllar önce bir Sümer tabletinde var olan bir kehaneti de burada hatırlatayım. Şöyle diyordu:

“Günlerin sonu yaklaştığında Fırat’a gem vurulur. O gün geldiğinde Fırat’ın üstünde oturan kavim ile altında oturan kavim birbirine düşer. Sonra herkes altta oturan kavme yardım eder. O da üstte oturanın merkezine kadar gelir. Sonra kuzeydeki ayağa kalkar. Kendisinden alınanlarla birlikte Fırat’ın denize vardığı yere kadar gider ve alır. Arabistan’ın ve öteki yerlerin kıralı olur”
Bu tabletin yayınlandığı dergiyi uzun süre sakladım. Son dört yılda beş altı kere taşındığım için artık ne nerdedir bilemiyorum. O dergiyi dün gece çok aradım ama bulamadım. Ben de hafızamdakilerle yetindim.

Sonuçta kehanetler, olmazsa olmazları anlatmaz. Olmaması gerekeni hatırlatır. Dolayısıyla Türkiye bu tahriklere kapılmamalı! Elini kardeş kanına bulamamalı. Büyümeye, gerçekten güçlenmeye devam etmeli. Ama artık hükümet de düşmanlarının nasihatine göre ülke idare etmekten kendisini kurtarmalı.

Ak Parti hükümetine bu konuda çok şey düşüyor.

Mamafih, önceki gün CNN Türk’te izlediğimiz Başbakan’ın vukûfiyeti, cidden beni sevindirdi. Olup bitenlerin gerçekten farkına varmış, devletin bekasının ne anlama geldiğini idrak etmiş bir devlet adamı vakarıyla soruları yanıtladı. Gelecek adına biraz daha umutlandığımı söyleyebilirim. Türkiye’nin en azından bölgesel aktör olma yolunda ciddi adımlar attığını hissettirdi başbakan.

* *

Haa bu arada, Türkiye acilen şu tavra bir cevap vermeli. Bakın oylamayı izleyen Financial Times’ın Washington muhabiri oylama sırasındaki havayı anlatırken ne diyor:

"1915'te başlayan kitlesel cinayetlerden kurtulan dört kişinin de katıldığı oturumda duygusal bir hava vardı. Kaliforniyalı Cumhuriyetçi üye Brad Sherman 'Yapalım bu işi, bitsin' diye konuştu, 'Ankara'dan birkaç gün birkaç öfkeli laf gelir, sonra biter."

Öyle olmadığını, öfkemizin geçici olmadığını göstermezseniz, bu bir emsal olur ve herkes Türkiye’nin sırtından efelik taslamaya devam eder…

Ve bir hatırlatma:

Bugün insanlığın en büyük belası, Hıristiyan ümmetinin maddi manevi gücünün, İsrail oğulları tarafından kullanılıyor olmasıdır. Bizler İsa’nın saliklerini, İzak’ın çocuklarının kontrolünden kurtaramazsak, başımız dertten kurtulmayacak. Tabii Hıristiyanların da. Yahudiler, iki ümmeti birbirine kırdırıyor, kendisi keyif çatıyor.

Türkiye’nin yeni diplomatik hedefleri arasına bunu da katmak gerekiyor…