Sars Hastalığı ve Düşündürdükleri

Çin'de ortaya çıkan 23 ülkeye yayılan SARS virüsü tüm insanlığı tehdit ediyor. Modern bilim SARS hastalığı ile mücadele etmek için insan vücudunda binlerce virüsü etkisiz hale getiren savunma sisteminin sırlarını çözmeye çalışıyor.

Uzakdoğu'da başlayan ve tüm dünyaya hızla yayılan bir hastalık insanlığı tüm yönleriyle tehdit ediyor. Kısaca SARS adıyla tanınan Şiddetli Akut Solunum Yetersizliği bir tür zatürre. Bu hastalığının sebebi ve tedavisi tam anlamıyla bilinmiyor. Bu nedenle kamuoyu bu hastalığa "Gizemli Zatürre" adını taktı. Uzmanların büyük bır kısmı, hastalığın Uzakdoğu ülkelerindeki beslenme alışkanlıklarından dolayı ortaya çıktığını düşünüyor. Çin'in yükselen ekonomisine karşı "bioterör" iddiaları ise Batı basınında son günlerde sık sık dile getiriliyor.

23 Ülkede Hızla Yayılıyor

Dünya'da yaygın olarak ilk kez Çin'deki Guandong eyaletinde ortaya çıkan hastalık dünyada şu ana kadar Uzakdoğu ülkeleri başta olmak üzere 23 ülkede görüldü. Hastalık ilk kez 26 Şubat 2003 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü adına Vietnam'da çalışmakta olan ve 30 Mart günü bu hastalıktan hayatını kaybeden Dr. Carlo Urbani tarafından tanımlandı. Virüs bulaştıktan sonra 2 ile 7 gün arasında ilk belirtilerini gösteren bu hastalığın en önemli belirtileri ateş, halsizlik, boğaz ve kas ağrısı.

Bulaşma şekli hakkındaki bilgilerin yeterli olmadığı, geçtiğimiz günlerde Hong Kong'dan gelen bir haberle daha iyi anlaşıldı. Başlangıçta bulaşmanın, yanlızca hastalara yakın temas sonucunda gerçekleştiği düşünülürken, Hong Kong'un bir semtindeki sitede yaşayan insanların tam***** yakınının bu hastalığa yakalanması, hastalarla direkt temasın dışındaki başka yollardan hastalığın bulaşabileceğini düşündürdü.

Hastalığın hızla yayılması üzerine Dünya Sağlık Örgütü, tarihinde ilk kez bir bölgeye seyahat edilmemesini tavsiye etmek zorunda kaldı. Hastalığın aşısının bulunmasının 3 yılı bulabileceğini söyleyen uzmanlar, önümüzdeki yıllarda bu hastalığın insanlığı ciddi bir şekilde tehdit etmesinden endişe ediyor.

İnsan Vücudu Sayısız Virüsle Mücadele Ediyor

Tıp dünyası için henüz çok yeni bir sorun olan SARS hastalığı, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere tüm dünyadaki ekonomik ve sosyal dengeleri hızla alt üst ediyor. Modern bilim sadece bir virüsü tanımlayamazken insan vücudu her gün saldırısına uğradığı binlerce öldürücü virüs ve bakteri ile başarılı bir şekilde mücadele ediyor.

Soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz yemekte, evimizde, işyerimizde kısaca yaşamımızın her alanında bulunan bakteri, virüs ve bunlara benzer mikroskobik canlılar vardır. Henüz tanımlanamayan SARS virüsü de bu sayısız virüsten sadece birisidir. Ancak ne ilginçtir ki, çevremizde bu kadar fazla sayıda tehlike varken, biz bunlardan korunmak için bir çaba sarfetmeyiz. Çünkü bunu bizim adımıza ve bize hissettirmeden yapan, bizi ustaca koruyan bir sistem vardır: "Savunma Sistemi" İnsan bedeninin en önemli ve şaşırtıcı sistemlerinden biri olan savunma sistemi, son derece hayati bir görev üstlenmiştir.

Savunma Sisteminin Sırları Çözülemedi

Yaklaşık 250 yıl önce, mikroskobun icadıyla birlikte bilim adamları çıplak gözle göremediğimiz birçok küçük canlı ile iç içe yaşadığımızı ortaya çıkardılar. Üstelik bu canlılar soluduğumuz havadan içtiğimiz suya, dokunduğumuz herhangi bir cisimden vücudumuzun yüzeyine kadar her yerde mevcuttu. Dahası bu canlılar sık sık insan vücudunun içine de girmekteydiler.

Bu düşmanın varlığı 250 yıl önce keşfedildi. Ancak ona karşı mükemmel bir savaş veren "savunma sistemi"ndeki sırların çoğu bugün bile henüz aydınlatılamadı. Vücuttaki bu moleküler sistem, içeriye bir yabancı girdiği andan itibaren son derece ince hesaplanmış bir planla otomatik olarak devreye girer ve amansız bir savaşa başlar. Sistemin işleyişine şöyle bir baktığımızda her aşamanın bu titiz plan dahilinde yürüdüğü görülür.

24 Saat Uyumayan Bir Sistem

Biz farkında olmasak da vücudumuzda her saniye milyonlarca işlem ve reaksiyon gerçekleşir. Vücudumuzdaki bu hareket uyku esnasında dahi devam eder. Sürekli hareket halinde olan ve bir an dahi yaptığı görevi bırakmayan bu hayati sistemlerden biri de savunma sistemidir. Hemen derinin altında bulunan ve vücudu her türlü işgalciden gece-gündüz durmaksızın koruyan bu sistem, tam teçhizatlı bir ordu gibi, olanca gücüyle vücudunda yaşadığı insan için çalışmaktadır.

Vücuttaki her sistem, organ ve hücre topluluğu görev dağılımına göre bir bütünlük içerisindedir. Bu sistemde en ufak bir eksiklik olduğunda düzen bozulur. Savunma sistemi de bu "olmazsa olmaz" sistemlerden biridir.

Acaba savunma sistemimiz olmasaydı yaşamımızı devam ettirebilir miydik? Ya da bu sistem bazı görevlerini eksik yapsaydı nasıl bir yaşam biçimimiz olurdu?

Bunu tahmin etmek hiç de zor değil. Tıp dünyasında rastlanan bazı örnekler vardır ki, savunma sisteminin ne kadar hayati bir önem taşıdığını gözler önüne serer. Bu konuyla ilgili pek çok kaynakta yer alan bir hastanın öyküsü, savunma sisteminde oluşabilecek herhangi bir eksiklikte yaşamın ne denli zor bir hale geleceğini gösterir.

Savunma Sistemi Olmasaydı?...

Bu hasta, doğumundan sonra mikroplardan arındırılmış plastik bir çadırın içine yerleştirildi. İçeriye dışarıdan birşey sızması tamamen engellenmişti. Başka bir insana dokunması yasaktı. Büyüdükçe daha büyük bir plastik çadırın içine yerleştirildi. Bu plastik çadırdan sadece plastik astronot elbisesini giyerek çıkabiliyordu. Peki bu çocuğun diğer insanlar gibi yaşamasını engelleyen neydi?

Doğumundan sonra, vücudu gelişirken savunma sistemi oluşmamıştı. Vücudunda kendisini düşmanlardan koruyabilecek bir ordu yoktu...

Çocuğun doktorları, bu çadırdan çıktığında başına nelerin geleceğini biliyorlardı. Hemen soğuk algınlığı başlayacak, boğazında hastalıklar başgösterecek, antibiyotiklere ve diğer ilaç tedavilerine karşın bir enfeksiyondan diğerine geçecekti. Bir süre sonra ilaçlar işe yaramayacak ve çocuk ölecekti.

Bu plastik çadırın dışında ancak birkaç ay veya birkaç yıl yaşayabilirdi. Yani çocuğun bütün dünyası ancak plastik bir çadır olarak kalacaktı.

Bir süre sonra doktorlar ve ailesi çocuğu, evinin içinde kurulmuş ve mikroplardan tamamen arınmış bir odaya yerleştirdiler. Ama bütün bu uğraşlar bir sonuç vermedi. 12 yaşından sonra çocuk tahmin edildiği gibi peşpeşe gelen enfeksiyonlar sonucunda hayatını yitirdi.

Çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için, ailesi, doktorları, kaldığı hastane ve ilaç firmaları herşeyi denediler. Bütün imkanlar seferber edildiği ve bulunduğu yer sürekli dezenfekte edildiği halde çocuğun ölümü engellenemedi.

Bu son açıkça gösteriyor ki, kendisini mikroplardan koruyacak bir savunma sistemi olmadan, insanın yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bu da savunma sisteminin bir bütün olarak, eksiksiz, ilk insandan bu yana var olması gerektiğinin açık bir ispatıdır. Bu durumda evrim teorisinin iddia ettiği gibi, böyle bir sistemin uzun bir zaman dilimi içinde aşama aşama gelişmiş olması söz konusu olamaz. Çünkü savunma sistemi olmayan veya tam olarak görevlerini yerine getirmeyen bir insan, bu örnekte görüldüğü gibi kısa bir süre içinde ölecektir.

İnsan Mucizesinin Sırları Çözülemiyor

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi modern bilimin tüm teknolojik imkanları SARS virüsünü tanımlamaya yetmezken, insan vücudundaki bağışıklık sistemi sayısız virüs ve bakteri ile ilk insandan bu yana başarı ile mücadele etmektedir.

Vücudumuzda her an işleyen sayısız mucizevi sistemlerin biri ya da birkaçı hakkında bilgi sahibi olduğu halde bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını inkar eden ve herşeyin rastlantılar sonucu ortaya çıktığını iddia eden bir kimse, aslında yaklaşık 1400 yıl önce Kuran'da tanımlanmış bir kategoriye mensup olduğunun farkında değildir. Allah bu tür insanların, algı ve kavrayışlarındaki eksiklik nedeniyle açık ve net gerçekleri göremediklerini Kuran'da bildirmiştir:

"... Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler..." (Araf Suresi, 179)

Hatta bu durumdan kendilerinin de haberdar olduğunu Allah birçok ayetinde belirtmiştir:

"Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır..." (Fussilet Suresi, 5)

Gerçekler Kasıtlı Olarak Gizlenmeye Çalışılıyor

İnkar edenlerin bir kesimi de kastedilen gerçeği tüm çıplaklığıyla görür ancak, kasıtlı olarak bunu gizlemeye çalışır. Evrimle ilgili bu kadar çok senaryo hazırlanmasının altındaki sebep de aslında budur. Çünkü Allah'ın varlığı ve büyüklüğü kabul edildiği takdirde, O'na boyun eğmeleri gerekecektir ki bu, kibirli kimseler için çok zordur. Allah'a karşı cahilce bir büyüklenme içerisinde olan bu insanların durumu da Kuran'da açıkça ifade edilmiştir:

"Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler..." (Neml Suresi, 14)

Bugün tüm bilim dallarında yapılan çalışmalar, yerde ve gökte var olan canlı cansız tüm varlıkların ancak sonsuz akla, bilgiye ve kudrete sahip üstün ve güçlü bir Yaratıcı tarafından var edildiklerini göstermiştir. Kuşkusuz bu gerçeği görmek ve evrim gibi uydurma teorilerin gerçek dışılığını anlamak için, bilimin ve teknolojinin bu derece gelişmiş olması da gerekmez. İster ilk çağlarda, ister Ortaçağda, dünya tarihinin hangi döneminde olursa olsun, temiz bir akla ve vicdana sahip olan herkes için Allah, tüm evrende kendi varlığının ve yaratışının delillerini sergilemiştir:

"Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır." (Bakara Suresi, 164)
(makale harun yahya)

Bu makale, Mercek Dergisi 24. sayı (Haziran 2003) 2. sayfada yayınlanmıştır.