Böbrekler, Yaratılışın Açık Bir Delilidir

İnsan vücudu, tüm detaylarıyla Allah (c.c)’ın yarattığı büyük bir mucizedir. Tüm organlar, onların sahip olduğu yapılar, organlara emir veren beyin, tüm vücudu dolaşan kan hücreleri, enzimler, hormonlar ve sayısız yapı birarada bir uyum içinde çalışır. İnsan bedeni, tüm parçaların, eksiksiz olarak, doğru zamanda, doğru yerde bulunması ve doğru işlevlerde çalışması ile canlı kalır. Bu parçalardan biri olan böbreklerin üstlendikleri görevlerden biri ise, kanı temizlemektir. Böbrekler, temizlenen kanı vücuda geri gönderir, geride kalan atıkları ise vücuttan atar. Bir başka deyişle böbrek, kendisine gelen maddelerin hangisinin vücuda yarayacağını, hangisinin atılması gerektiğini bilir. Proteini, sodyumu, glikozu, gelen kandaki diğer maddelerden kolayca ayırt edebilir. Peki bunu nasıl başarır?

Böbreklerde gelen kanı süzen bölüme "glomerül" adı verilir. Bu bölüm, kılcal damarlardan oluşan yumak şeklinde bir yapıdır. Buradaki kılcal damarların, vücudu saran diğer kılcal damarlardan farkı, üç katmanla sarılmış olmasıdır.
Böbreklerden hangi maddelerin atılacağına, hangi maddelerin vücuda gönderileceğine karar veren, üç katmanlı bu bölmedir. Glomerül bölgesinin seçiciliği, sıvının içindeki moleküllerin elektrik yüklerine ve büyüklüklerine bağlı olarak belirlenir. Bunun anlamı şudur: Glomerüller, sıvının içinde karışık olarak bulunan sodyum ile glikozun molekül ağırlığını hesaplama ve proteinlerin negatif elektrik yüklü olduklarını adeta tespit edebilme yeteneğine sahiptir.

Glomerüllerin bu özelliği, vücut için hayati öneme sahip olan proteinlerin vücuttan atılmayıp, geri alınmasını sağlamaktadır.

Sadece kılcal damarlardan oluşan bir yapı, hiçbir kimya, fizik veya biyoloji bilgisine sahip olmamasına rağmen, böyle üstün bir kabiliyete nasıl sahip olabilir? Hücrelerin tesadüfen biraraya gelip, tesadüfen bir kılcal damar yumağı oluşturması ve bunlara molekülleri birbirlerinden ayırıcı özellik vermeleri mümkün müdür? Bu hücrelerin tesadüfen süzme özelliğine sahip olmaları, sonra süzdükleri maddeleri tesadüfen faydalı ve faydasız şeklinde ayırabilmeleri mantıklı mıdır? Henüz tek bir hücrenin, hatta onu oluşturan tek bir proteinin bile tesadüfen oluşumunu açıklayamamış evrim teorisi tüm bunlara açıklama getirememektedir.

Evrim teorisi, vücutta bilinçli hareket eden tek bir molekülün dahi varlığını ve yaptıklarını açıklayamamaktadır. Böbreğin ve onun sahip olduğu söz konusu özel yapının varlığı özel bir yaratılıştır. Glomerüllerin yaptıkları açıkça bilinçlidir. Bilinçli hareket eden özel yapıların varlığı, onların üstün bir bilincin kontrolünde olduklarını gösterir. Onlara bu bilinci veren, onları yoktan var eden ve sürekli olarak kontrolü altında tutan Yüce Allah (c.c)’tır.

İnsanın varlığından bile haberdar olmadığı birçok maddenin vücut içindeki miktarını da böbrekler ayarlar. Örneğin çoğu insan, vücut dokularında veya kanında sodyum molekülleri bulunduğunu bilmez. Ancak böbrekler bu maddenin kandaki yoğunluğunu gece gündüz sürekli kontrol altında tutarlar. Böbreklerde kandaki sodyum miktarından sorumlu algılayıcı hücreler bulunmaktadır.

Eğer sodyum miktarında bir düşüş olursa, sodyum algılayıcı hücreler durumu derhal böbreklerde bulunan sodyum emici hücrelere haber verirler. Bir hücrenin kendisini belirli bir maddenin miktarını ölçmeye adaması oldukça şaşırtıcıdır. Şaşırtıcı olan bir başka nokta ise, hücrenin fark ettiği bir değişikliği başka hücrelere haber verme bilincine sahip olmasıdır.

İnsan vücudundaki bağlantılar kusursuzdur. Denetim mekanizmaları, acil durumlar için alınmış önlemler benzersizdir. Kandaki hayati moleküllerde meydana gelen herhangi bir eksiklik hemen ilgili bölümlerce tespit edilir ve eksikliğin giderilmesi için gerekli çalışmalara başlanır. İlgili hücrelere hemen bir mesaj gönderilir, hücreler tıpkı şuurlu insanlar gibi bu emri anlar, itaat eder ve gerekli tedbirleri alırlar. Çok kısa zaman dilimleri içinde gerçekleşen bu kusursuz haberleşme sayesinde insan sağlığı güvence altına alınmış olur.

Böbreklerde bulunan hücrelerin her birinin teker teker ne yapacaklarını bilmeleri, diğer hücreler ile organize olmuş bir şekilde hareket etmeleri, kendilerine ulaşan mesajı okuyup anlayabilmeleri ve verilen emri yerine getirmeleri gibi detaylar düşünüldüğünde tüm bu olaylar zincirinin başlı başına bir mucize olduğu açıktır. Bir başka açık gerçek ise, vücuttaki hangi yapı incelenirse incelensin bu mucizelerin ve tesadüflerle açıklanamayacak kompleksliklerin, ateistlerin ve Darwinistlerin mutlaka karşılarına çıkacak olmasıdır. Yerde ve gökte bulunan küçük büyük her şeyde Allah (c.c)’ın yüce sanatı, sonsuz ilmi, aklı ve kudreti hakimdir.
(makale harun yahya)