İyi ölüm” anl***** gelen ötenazi konusundaki uygulama ve tartışmaların geçmişi eski Yunan ve Roma uygarlıklarına kadar dayanmaktadır. XVII. yy’da Francis Bacon ötenaziyi, ‘euthanasia interior’ ve ‘euthanasia exterior’ olmak üzere ikiye ayırmıştır. Euthanasia interior’un, hastanın ruhunun tatlı bir ölüme hazırlanması ve bunun din adamları ve düşünürlerin işi olduğunu belirtirken, euthanasia exterior’un hastanın tedavisinin olanaklı olmadığı durumlarda hekimin hastanın yaşamını acımasız bir biçimde sonlandırması biçiminde tanımlamaktadır ve bunun hekimin işi olduğunu söylemektedir. Günümüzdeki ötenazi kavramı da ‘euthanasia exterior’a uymaktadır. İyileşmesi imkânsız bir hastalığa yakalanan kişinin yaşama hakkından vazgeçme ya da ölme hakkını kullanması için hekimin doğrudan ya da dolaylı olarak yardımcı olması ötenazinin temel mantığını oluşturmaktadır.

Ötenazi hastanın ölümünü kolaylaştırmak için hekimin ona bir ilaç vermesi şeklinde olabileceği gibi (aktif ötenazi) hastanın yaşam desteğinin durdurulması veya yaşaması için gerekli tedavinin kesilmesi şeklinde de (pasif ötenazi) olabilmektedir. Son zamanlarda sıkca kullanılan “hekim yardımlı intihar” kavramı ise hastanın intiharını kolaylaştırmak için hekimin gerekli olan ilaç ve imkanları sağlamsı anl***** gelmektedir.

Günümüzde ötenazinin yasallaştığı ülkeler Hollanda Belçika ve ABD’nin Oregon eyaletidir. A.B.D’de aktif ötenazi yasakken, istemli pasif ötenazi mahkeme kararları hukuka uygun sayılmaktadır. 10 Nisan 2001 tarihinde, Hollanda Parlamentosunun 75 üyeli alt kanadı olan Senatoda, ötenaziyi hukuka uygun hale getiren yasa kabul etmiştir. Söz konusu yasaya göre, iyileşme umudu bulunmayan kişiler, istedikleri takdirde doktor kontrolü altında yaşamlarına son verebilme hakkına sahip durumdadırlar. Ötenaziyi uygulayan doktor, yaptığı işlemi “Bölgesel Ötenazi Denetleme Komisyonu”na bildirmek zorundadır. Komisyon, ötenazinin yasalara uygun şekilde yapılıp yapılmadığını denetleye bilecektir. Belçika ise ilk ötenazi kavramıyla yirmi yedi sene önce karşılaşmıştır.1981 yılında bir sinemada çıkan yangında paniğe kapılan ve kapıya yüklenen izleyicilerden birisine saptanan demir parmaklığın çıkarılması imkânsız görülmüştür.

Hastanın bilinci yerindeyken yalvarmalarına dayanamayan bir doktor, tabancasıyla ateş ederek yaralının hayatına son vermiştir. Mahkemeye sevk edilen doktor beraat etmişse de meslek odası tarafından meslekten çıkarılmıştır. Belçika Meclisi, 2002 Mayıs ayında ötenaziyi suç olmaktan çıkaran kanun tasarısını onayladı. Bu kanun çıkmadan önce Belçika’da kasten adam öldürme suçu sayılmasına rağmen yukarıdaki örnekte seyrek de olsa olduğu gibi mahkeme kararlarıyla, ötenazi fiilinin faillerine ceza verilmediği görülmekte idi. Yasada, ötenazi isteyen hastanın 18 yaşından büyük olması, bu talebini bilinçli ve kendi iradesi ile yapması, bu isteğini düşünerek ve birkaç defa yansıtması şart koşuluyor. Hastaya ötenazi yapılabilmesi için, fiziki ve psikolojik açıdan, tıbbi olarak sürekli ve dayanılmaz acı çekiyor olması, çaresiz bir aşamada olması gerekiyor. Ötenazi talebi ile ötenazi “infazı” arasındaki sürenin en az bir ay olması öngörülüyor. Yasaya göre insanlar, sağlıklı günlerinde vasiyetname hazırlayarak, ötenazi gerektiren hale düştüklerinde ötenaziye gidilmesini de isteyebilecek. İnceleme heyeti eğer “gereksiz” bir ötenazi uygulaması saptarsa, adli tatbikat başlatılacaktır.

Bugüne kadar ötenazi ile ilgili bir sürü görüş ortaya çıkmış. Atina’da hakimler, ölmek isteyenler için baldıran zehri bulundurmuşturlar. Ölmek için senatoya geçerli bir neden göstermek ve izin belgesi almak yeterli olmuştur. Antik Yunan’da gerekse özellikle asillerin yaşlı veya hasta bir beden içinde görünmenin alçaltıcı bir durum olduğu düşüncesi, ötenazinin uygulanmasındaki en önemli etken olmuştur.
Antik çağın aksine, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte ötenazi uygulama alanını kaybetmiş, bu durum Reform ve Rönesans hareketlerinin ortaya çıkmasına kadar devam etmiştir.Dönemin batı dünyasında, ötenazinin fazla uygulanmamasının nedenleri olarak devletlerin yaptırım gücü ve insanların hissettikleri Tanrı korkusu olarak gösterilebilir.
Bacon’a göre; doktorun vazifesi, ıstırapları azaltmak ve hastayı sıhhate kavuşturmaktır.

Istırapları azaltmak vazifesi, yalnız tedavi edip iyileştirmekle değil, bazı hallerde ona rahat ve kolay bir ölüm sağlamak suretiyle de yapılabilir. Prusya’da Büyük Frederic, can çekişmekte olan hastayı veya yaralıyı iyi niyetle öldüren kimseyi taksirle adam öldürme cezasını veren kanunu 1794’te yürürlüğe sokarak ötenazinin cezasını hafifletmiştir. Nietzche, hasta toplum için bir parazittir. Muayyen bir durumdan sonra yaşamaları münasip değildir.Yaşama zevki kaybolduktan sonra boşu boşuna ömür sürmek, doktorların ve pratik müdahalelerin esiri olmak manasızdır demiş ve bu fikirleri uygulamaya koyan Hitler “yaşamayı faydasız ve bozuk bünyeli insan, cemiyetten atılmalıdır” diyerek, tahminen tedavisi imkansız 20000 hasta ve deliyi gaz odalarında aç bırakarak öldürmüştür.

Tıp etiği açısından baktığımız zaman ötenazi, aynı zamanda Hipokrat tarafından ortaya konan “yararlılık” ve “zarar vermeme” ilkelerine aykırıdır.Bir hekim can alarak yararlı olmadığı gibi hastasına zarar verdiği açıktır. Hipokrat yemini hekimlerin hastalarına ölümlü ilaç vermelerini açıkça yasaklarken, tedavinin ihmal edilmesini açıkça yasaklamamaktır. Ayrıca, ötenazinin yaygın bir biçimde yasallaşması durumunda, halkın tıp mesleğine olan güveni sarsılacaktır. Halkın nazarında tıp insan hayatı için mücadele veren kutsal bir meslektir.
Dinler açısından baktığımızda, hıristiyanlık dinine göre, Tanrı doğadaki her şeyin sahibi ve belirleyicisidir. Tanrı insana hayat verir ve yine o hayatı ancak kendisi alabilir. İnsan kendi yaş***** son veremeyeceği gibi başkasının da hayatına son veremez.İnsan kendi bedeninde tahribat yapamaz. İslamiyete göre Allah, hayatın sahibi, insan ise onun halifesidir. İnsan iradesiyle bazı kararlar verebilir ve bunları uygulayabilir fakat Allah’ın kurduğu hayata tecavüz edemez. Katil, hayata tecavüzdür, insan kendi hayatına son verse de bu böyledir.

“Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yaratım” Geleneksel İslam tasavvufuna göre, acı çekerek ölmek Allah’ın o insana bir lütufudur. Bu hayata çekilen acı günahların silinmesine yol açar yani kabir azabı ve cehennemde ödenecek bedel hayattayken veriliyor. Elbette ki kabir azabı ve cehennem hayatta çekilen acıdan çok daha fazla ürkütücüdür. İnsan ölümle pençeleşirken bile şükretmeli ve Allah’tan şifa dilemelidir. Ötenazi, İslam dinine kesinlikle aykırıdır. İnsan ne zaman öleceğine karar veremez, bu karar yaratıcıya aittir.
Tıp, hukuk, felsefe ve sosyolojinin ortak konusu olan ötenazi, giderek insanlık için daha büyük bir sorun olmaktadır.Ötenazinin taleplerinin giderek artmasındaki en büyük nedenler ise, hayat koşullarının iyileşmesiyle birlikte uzayan insan ömrü, bilimin gelişmesi sonucunda bitkisel hayattaki insanların yaşatılması olarak gösterilebilir.

Yapılması gereken ötenaziyi gerçek anlamıyla tartışmaktır. Ötenazi ile ilgili olarak duygu sömürüsü yapanlar biran önce bu tutumlarından vazgeçmelidir.Realiteler ortaya konmalı, ötenazinin sadece hayatını kaybeden kişinin değil tüm insanlığın ortak sorunu olduğu kabul edilmelidir.
Ne yazık ki araştırmamızı yaparken gördük ki ülkemizde ötenazi ile ilgili yeterli çalışma yapılmamaktadır. Oysa ki hepimizin bildiği gibi Türkiye’de ötenazi sıklıkla uygulanmaktadır.Bu olayların adli kayıtlara geçmemiş olması hiç yaşanmadıklarını göstermez. Hekimler, terminal dönemdeki hasta veya hasta yakınlarından gelen tedavinin kesilmesi yönündeki ısrarlara karşı koyamamaktadır. Bu ısrarların nedenleri, maddi imkansızlıklar ve hastanın evinde ölme isteği olarak gösterilebilir. Hekimler ötenazi konusunda bilgilendirilmelidirler.

Dr. İrem Hepyılmaz

kaynak