Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 Toplam: 7
  1. #1
    1. Hikaye yarışma birincisi
    2. Avatar yarışma birincisi
    Venhar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Bilmiyorum :)
    Mesaj
    4.887
    Rep Gücü
    81913

    Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    British Medical Journal'da yeni yayınlanan bir makalede "*Şeker tütün kadar
    tehlikeli, zarar verici ve bağımlılık yapıcı olduğu için uyuşturucu sınıfına
    sokulmalıdır*" diyor. Gözünüzün önüne yeğeninize, çocuğunuza "hediye
    ettiğiniz"çikolatalar, gofretler mi geliyor?


    İnsanı sigaraya, uyuşturucuya en yakınları alıştırır... Çocukları da "şeker
    isimli zehire" anne-babaları alıştırıyor en önce.


    *Şekerin ettikleri*


    • Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı
    insülin salgılıyor. Buna "metabolik sendrom" deniyor. İnsülin, şekeri regüle
    ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse
    sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.


    • Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım
    hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım,
    romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.


    • Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek,
    kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de
    dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu
    organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.


    • Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı
    koyamıyor.


    Her yerde "şeker" var


    Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten
    biliyoruz.


    Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır
    gıdaların içine koyulur hale gelişi... Bebek maması, mısır gevreği, sosis,
    mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi
    gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan
    tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor
    ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu
    gıdaları.


    Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı


    Özellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin
    bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı
    şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek.
    Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!


    *Şekerdeki genetik risk*


    Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış
    mısırdan "mısır şekeri" üretiliyor. "Nişasta bazlı sıvı şeker" de denilen bu
    "oynanmış" şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği
    gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü.


    Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek
    bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle "oynanmış" genlere sahip
    yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren
    değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan
    besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu
    düşünülüyor mesela...


    Şekerin gizli isimleri


    Yiyeceklerin "içindekiler" listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş
    olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır
    şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol,
    früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz,
    maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.


    Karacaoğlan'ın "zehir oldu yediğimiz şekerler" deyişi günümüzde daha bir
    geçerli...


    Yeni Aktüel


    Şekersiz hayat daha tatlı, daha uzun!


    Almanya'da yapılan bir deneyin sonuçlarına göre şekersiz beslenme
    solucanların ömrünü yüzde 20 oranında uzattı. Ya insan hayatına neler
    yapıyor bu şeker? Yazımızı okumadan çayınıza şeker atmayın, çocuğunuzu
    sevindirmek için janjanlı mamüller almayın!


    Almanya Jena Üniversitesi'nden Michael Ristow Ekim ayında yayınlanan
    şaşırtıcı bir deney gerçekleştirmişti. Deney sonuçlarına göre, bir tür şeker
    olan glikozu sindirmeleri engellenen solucanların ömrü yüzde 20 oranında
    uzuyordu. Michael Ristow, bu araştırmadan hareketle, "İnsanlarda da şeker
    tüketimi ömrü kısaltıyor olabilir" demişti.


    Bu haber birçok gazetede yayınlandı ama hak ettiği ilgiyi görmedi. iyibilgi
    okuyucuları için İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk
    Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı
    Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın'a görüşlerini sorduk ve Shane Ellison'un şeker
    hakkındaki çarpıcı görüşlerine yer verdik.


    "Şeker kronik hastalıklara sebep oluyor"


    Prof. Dr. Ahmet Aydın beslenmebulteni.com sitesinde yayınladığı yazılarında
    sık sık sağlıklı bir beslenme biçimini öneriyor. Tavsiye ettiği "Taş Devri
    Diyeti"nde şeker, un gibi gıdalara yer yok. Prof. Aydın, Michael Ristow'un
    deney sonuçları ile ilgili şunları söyledi:


    "Teorilere göre yüksek oranda şekerle beslenme, kan insülinini artırıyor
    (insülin direnci, metabolik sendrom). İnsülin fazlalığı bir tarafta
    şişmanlığı artırırken, öte tarafta vücutta iltihap maddelerinin ve serbest
    radikallerin artmasına yol açıyor. Bunlar da kronik hastalıkları (kanser,
    osteoporoz, enfarktüs vb.) artırıp yaşlanmayı hızlandırarak ömrü kısaltıyor.


    Yüz yılın üzerinde yaşayan insanların tek ortak özelliği, kan şeker
    düzeylerinin yüksek olmaması ya da insülin dirençlerinin düşük olmasıdır."


    "Şekerin yan etkisi: Obezite"


    Amerikalı yazar Shane Ellison ise "Bir Masalmış Kolesterol" kitabında şekeri
    kalp sağlığına büyük bir tehdit olarak tanımlamıştı. Kitaptan şekerle ilgili
    satırlar şöyle:


    "Mutluluk, dünyada en çok peşinde koşulan duygudur. Şeker ise, dünyada en
    bol bulunan kimyasal madde. Sorun da burada. Şeker insanı mutlu ettiğinden
    ve her yerde kolayca bulunduğundan, bağımlılık yaratabilir. Ancak bu
    bağımlılık şekerin yan etkileri (özellikle obezite) nedeniyle sağlıksızdır.


    Yüksek miktarda şeker (sukroz, yüksek glisemik endeksli karbonhidratlar ve
    meyve suyu) alımı, aşırı miktarda ensülin üretimine yol açar. Aşırı ensülin
    ise hücrelerinizi "uyuşturur".


    Hücre içine giriş imkânı bulamadığından, glikoz (ve diğer birçok besin)
    gidecek yerleri olmadan kan dolaşımında sürüklenir durur. Sabit bir şekilde
    glikozun akışı olduğunu farkeden pankreas ensülin salgılamaya devam eder.
    Glikoz ve insülin zehirli hale gelirler. Hasar başlar.


    En korkutucusu, ensülin "termogenez"i bloke ederek yağ yakma özelliğinizi
    engeller. "Termogenez", zayıf kalmanız için size Allah tarafından bahşedilen
    bir haktır. Vücudunuzun yağlardan, onları ısıya çevirerek kurtulma
    sürecidir. Ensülin, bu süreci engeller. Termogenez gibi mucizevî bir
    özelliğe, hareket etmenizden veya diyet yapmanızdan bağımsız bir şekilde
    doğuştan sahipsiniz, unutmayın.


    Aşırı şeker alımına dayanan bu olumsuz etkiden mağdur olanlar, kontrol
    edemeyecekleri biyokimyasal bir kâbusun kölesi olacaktır. Çoğu vakada, geri
    dönüş yoktur. Uyanma imkânı olmayan bu kâbusun karakteristik özellikleri
    sürekli şeker krizleri, dindirilemeyen susuzluk hissi, idrar miktarında
    artma, vücut yağ miktarında artma (yıllar içinde vücudunuzun yağ yüzdesi
    artıyor mu?), karamsarlık ve düşük enerjidir.


    Bu belirtiler daha sonrasında obezite, ardından insülin direnci, tip 2
    diyabet, kalp hastalığı, kanser ve nihayetinde erken ölüme sebep olabilir.
    "İlkyardım" ilaçlarını unutun ve kan şekerinizi doğal yollarla düşürmeye
    çalışın."


    Şekersiz hayat mümkün


    Şeker o kadar çok hayatımıza girmiş ki, şarküteri ürünlerinden hazır
    pizzaya, ketçaptan bebek mamasına kadar her şeyin içinde şeker var. Bu
    yukarıdaki satırları okuyup, şekerden uzak durmak gerektiğine ikna olanlar
    dahi, şekerle bu kadar içli dışlı yaşamak nedeniyle bunun imkânsız olduğu
    zannına kapılabiliyor. Oysa çok basit… Şekerli içtiğiniz çaya şeker
    atmamakla başlayın işe.


    *Şeker yememek için 66 neden*


    Şekerin suç dosyası kabarık. Kurbanları arasında karaciğerden tutun beyne
    kadar birçok organ var. Bilimin şimdiye kadar tespit ettiği suçları okuyunca
    bir daha şeker yemek istemeyeceksiniz.


    İyi bilgi, Malezya Tüketici Derneği'nin tüketicileri bilinçlendirmek için
    başlattığı "CAP Guide" serisinden çevirileri sizlerle paylaşmaya devam
    edecek. Serinin şekeri konu alan kitapçığı bu "tatlı katilin" suç dosyasını
    şöyle sıralıyor.


    1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.


    2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.


    3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.


    4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa
    sebep olabilir.


    5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.


    6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.


    7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.


    8. Şeker bakteri enfeksiyonlarına karşı savunma sistemini zayıflatabilir.


    9. Şeker böbreklere hasar verebilir.


    10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.


    11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.


    12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.


    13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.


    14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep
    olabilir.


    15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.


    16. Şeker gözleri bozabilir.


    17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını
    daraltabilir.


    18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.


    19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.


    20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.


    21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.


    22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini
    hızlandırabilir.


    23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.


    24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.


    25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.


    26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn's hastalığı ve ülseratif kolit riskini
    artırır.


    27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.


    28. Şeker astıma sebep olabilir.


    29. Şeker mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir.


    30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.


    31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.


    32. Şeker iskemik kalp hastalığına yol açabilir.


    33. Şeker apendisite yol açabilir.


    34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini
    şiddetlendirebilir.


    35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.


    36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.


    37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.


    38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.


    39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.


    40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.


    41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.


    42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.


    43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.


    44. Şeker gıda alerjilerine sebep olur.


    45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.


    46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.


    47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.


    48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.


    49. Şeker DNA yapısını bozabilir.


    50. Şeker katarakta sebep olabilir.


    51. Şeker amfizeme sebep olabilir.


    52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.


    53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.


    54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.


    55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da
    karaciğerin boyutlarını büyütür.


    56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.


    57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.


    58. Şeker pankreasa zarar verebilir.


    59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.


    60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.


    61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.


    62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.


    63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini
    zayıflatır.


    64. Şeker depresyona sebep olabilir.


    65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.


    66. Şeker Alzheimer's hastalığı riskini artırabilir.


    Kanser en çok neyi sever?


    Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin en
    sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor... Bu "tatlı" yiyecek ne mi? Okuyun,
    şaşırın...


    Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu
    yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir
    hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar
    önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır.


    Kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerin oksijenli
    solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.


    Otto Warburg


    Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal
    hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler
    oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Oksijen
    terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir
    yöntemdir.


    Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma süreciyle
    metabolize olduğudur.


    Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.


    Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
    Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde
    çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini
    beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye
    başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini
    sağlayamazsa...


    Proteinlerden şeker


    Bu ziyan sendromuna "cachexia" denir. Cachexia, vücudun proteinlerden (evet,
    doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden)
    "glycogenesis" işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler.
    Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.


    Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek
    mantıklı geliyor mu size? Ya da karbonhidratlardan zengin bir diyet
    uygulamak?


    Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de
    yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki
    bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin
    gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü
    ŞEKER KANSERİ BESLEMEKTEDİR.


    Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki
    doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu
    düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan
    parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey
    öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri,
    beslenmenin hastalıkla bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi.


    Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer
    terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri Laetrile'dir. Cachexia'lı
    hastaların yüzde 50'den fazlasında glycogenesis sürecini durduran Hydrazine
    Sulfate bunlardan bir diğeridir.


    Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba"
    üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir
    kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya
    geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi
    serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.


    Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin
    ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ
    yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki
    enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini
    aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!


    Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil


    Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş
    olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan
    araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA),
    sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa zararlıdır.
    Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin
    konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan
    etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.


    Kaynak: International Wellness Directory


    *Şekeri bırak, kalbini koru!*


    Yılın tıp kitabı "Bir Masalmış Kolesterol" kalp sağlığımızı korumak için
    şekerden uzak durmayı öğütlüyor. Şeker yediğimizde neden kendimizi "mutlu"
    hissettiğimizi açıklayan yazar, bu sanal mutluluktan ve şeker
    bağımlılığından kurtulmanın da reçetesini veriyor! İyi bilgi özel


    "Mutluluk, dünyada en çok peşinde koşulan duygudur. Şeker ise, dünyada en
    bol bulunan kimyasal madde. Sorun da burada. Şeker insanı mutlu ettiğinden
    ve her yerde kolayca bulunduğundan, bağımlılık yaratabilir. Ancak bu
    bağımlılık şekerin yan etkileri (özellikle obezite) nedeniyle sağlıksızdır."


    Yazar Shane Ellison, kan şekerini kontrol altına alma ile ilgili şunları
    yazıyor:


    "Kalp hastalığını önleme veya geriletmede yaşam biçiminin etkisi


    Kalp hastalığını önlemede ilk basamak, hap yutmak değil, sağlıklı yaşam
    alışkanlıklarını kazanmak olmalıdır. Bu kural, reçeteli ilaçlar için de,
    kapsül şeklinde satılan besin destekleri için de geçerlidir. Her iki ilaç
    türü de, yaşam biçimi kötü olanlarda kalp hastalığı görülmesini
    engelleyemez. Eğer kalp hastalığı risklerinizi azaltma konusunda ciddiyseniz
    aşağıdaki alışkanlıklarını kazanmalısınız:


    • Şekeri (sukroz, yüksek fruktoz içeren mısır şurubu -nişasta bazlı sıvı
    şeker-, fruktoz ve suni tatlandırıcılar)53 ve sigarayı kesin


    • Ağır olmayan egzersiz yapın


    • Şarap da dahil, alkol alımını kesin veya en aza indirin


    • Her gün daha fazla yeşil/ yapraklı sebze tüketin


    • Daha fazla saf su için (damıtılmış olmayan sulardan için)


    • Sadece çiğ süt (pastörize edilmemiş süt) tüketin, miktarı sınırlı tutun


    • Düzenli olarak, ceviz, hindistan cevizi yağı ile taze somondan ve/veya
    kanola yağından omega-3 yağ asidi tüketin


    • Rafine tahıllarla yapılmış besinleri (beyaz unlu) azaltın


    • YAĞLARINIZDAN KURTULUN (aşağıda "Obezite için Yardım" bölümüne bakınız)


    Az önce bahsettiğimiz yaşam tarzı değişikliklerine uymak, vücudunuzdaki
    olumlu değişikliklere bağlı olarak ömrünü uzatır. Bunların tümü de kalp
    hastalığını aşağıda sayılan yollarla önlemeye uğraşırlar:


    • Endotel fonksiyonunu yeniden düzenler (daha iyi kan dolaşımı için)


    • Yağsız vücut kütlesini arttırır


    • Trombosit kümelenmesini azaltır (pıhtıları önler)


    • Kan basıncını (tansiyonu) düzenler


    • Plak oluşumunu ve büyümesini önler


    • Oksidatif stresi önler


    • Kalbe optimal enerji sağlar


    • Homosistein düzeylerini düşürür


    • Ensülin direncini önler


    *Obezite için yardım*: Kan şekerinizi nasıl kontrol altına alabilirsiniz?


    Obezite ve yaşlanma için "her derde deva" bir ilaç olsaydı, bu ilaç diyete
    değil, kan şekerini kontrol etme ve düşürmeye yönelik olurdu. Kendimden
    örnek verebilirim. Kan şekerimi kontrol altına alarak yüzde 30 olan vücut
    yağ oranımı yüzde 10'a düşürebildim. İnce olmanın yararlarının yanı sıra,
    kan şekerini kontrol altına almak ensülin direnci, tip 2 diyabet, dikkat
    dağınıklığı ile ilişkili belirtiler, kanser ve kalp hastalığına deva
    olacaktır.


    Kan şekeri dikkat edilmesi gereken bir konudur. FDA, "ABD'de yetişkin
    nüfusun üçte ikisinin aşırı kilolu veya obez olduğunu ve diyabet nedeniyle
    erken ölümlerin salgın hastalık gibi yayıldığını" bildiriyor. Amerika bir
    mezarlık. İnsanların çoğu, hastalık belirtilerini maskelemeye yarayan FDA
    onaylı ilaçları kullanıp rahat rahat ölmeyi bekliyor. Mantığınızı
    dinlerseniz, "Diyet kolayı çöpe at, kolesterol düşürücü ilaçları unut ve bu
    uyarıyı beyninde hemen hareket geçir" dediğini duyacaksınız.


    Tüm maddeler, hatta su bile toksik, yani zehirlidir. Bir maddenin zehir olup
    olmayacağını hangi dozda kullanıldığı belirler. Bu prensip, M.Ö. 1500
    yılında Paracelsus tarafından ortaya konmuş olup, glikoz ve ensüline
    uyarlanabilir.


    Glikoz, enerji ateşinizi tutuşturan kıvılcım olarak değerlendirilebilir.
    Ensülin de kibrittir. Kan dolaşımınıza glikoz girdiğinde, pankreastan
    ensülin salgılanır. Ensülin, mekik gibi vücudunuzun hücrelerine glikoz ve
    diğer besin maddelerini taşır. Bu önemli maddeler dahi zehirli olabilir.
    Nasıl mı?


    Yüksek miktarda şeker (sukroz, yüksek glisemik endeksli karbonhidratlar ve
    meyve suyu) alımı, aşırı miktarda ensülin üretimine yol açar. Aşırı ensülin
    ise hücrelerinizi "uyuşturur".


    Hücre içine giriş imkanı bulamadığından, glikoz (ve diğer birçok besin)
    gidecek yerleri olmadan kan dolaşımında sürüklenir durur. Sabit bir şekilde
    glikozun akışı olduğunu farkeden pankreas ensülin salgılamaya devam eder.
    Glikoz ve insülin zehirli hale gelirler. Hasar başlar.


    En korkutucusu, ensülin "termogenez"i bloke ederek yağ yakma özelliğinizi
    engeller. "Termogenez", zayıf kalmanız için size Allah tarafından bahşedilen
    bir haktır. Vücudunuzun yağlardan, onları ısıya çevirerek kurtulma
    sürecidir. Ensülin, bu süreci engeller. Termogenez gibi mucizevi bir
    özelliğe, hareket etmenizden veya diyet yapmanızdan bağımsız bir şekilde
    doğuştan sahipsiniz, unutmayın.


    Aşırı şeker alımına dayanan bu olumsuz etkiden mağdur olanlar, kontrol
    edemeyecekleri biyokimyasal bir kabusun kölesi olacaktır. Çoğu vakada, geri
    dönüş yoktur. Uyanma imkanı olmayan bu kabusun karakteristik özellikleri
    sürekli şeker krizleri, dindirilemeyen susuzluk hissi, idrar miktarında
    artma, vücut yağ miktarında artma (yıllar içinde vücudunuzun yağ yüzdesi
    artıyor mu?), karamsarlık ve düşük enerjidir.


    Bu belirtiler daha sonrasında obezite, ardından insülin direnci, tip 2
    diyabet, kalp hastalığı, kanser ve nihayetinde erken ölüme sebep olabilir.
    "İlkyardım" ilaçlarını unutun ve kan şekerinizi doğal yollarla düşürmeye
    çalışın


    Yüksek kan şekerinizi düzeltmek için, aşağıdakileri uygulayın:


    • Eğer önünüzdeki yemeğin tadı şekerliyse, ve bu tat organik meyveden
    gelmiyorsa yemeyin


    • Her yemekten önce suda çözünmüş 1 çorba kaşığı karnıyarık otu tohumu
    (psyllium husk)


    • Her gün 1-6 gram tarçın57


    • Her gün 300-600 mg alfa lipoik asit (ALA)


    • Her gün 10-25 mg, yüzde 1'lik banaba bitkisi ekstresi (korosolik asit)


    • Beslenmenizden yüksek glisemik endeksli karbonhidratları çıkarın


    • Yemek veya atıştırmalıklarla birlikte ayçekirdeği, badem, kabak çekirdeği
    gibi tohumlar veya fındık fıstık tüketin (kavrulmamış, tuzlanmamış
    olanlarını)


    • Tabii ki düzenli olarak spor yapın


    Uzun vadede kan şekerinizi kontrol altında tutarsanız, 5–10 yaş daha genç
    görüneceğinizi ve hissedeceğinizi düşünebilirsiniz. Obezite, diyabet, kalp
    hastalığı ve kanser nedeniyle erken ölüm tehdidi kötü bir rüya olarak
    kalacaktır.


    Şekeri sonsuza kadar nasıl bırakabilirsiniz?


    Şeker bağımlılığı gerçek bir tehlikedir. Sukroz bağımlılığı, obezitenin bir
    numaralı nedeni sayılabilir. Obezitenin, kalp hastalığı için risk faktörü
    olduğu kanıtlanmıştır. Şeker bağımlılığının bir göstergesi de, küçük
    kızlarımızı "şeker" olarak tanımlamaktır.


    Sevdiklerimizi şekerle ilişkilendirmemizin nedeni, şekerde olduğu gibi
    çocuklarımıza duyduğumuz sevginin de kendimizi iyi hissettirmesidir. Başka
    bir deyişle, sevgi ağrıyı keser.


    Bilim adamları, şeker ve sevgi arasındaki bu benzerlikle ilgili olarak, her
    ikisinin de "opioid" (afyondan elde edilen) reseptörleri tetiklediğini
    keşfetmişlerdir. Bu reseptörler tetiklendiğinde, reaksiyonlar zinciri
    ateşlenmiş olur. Bu zincir, "ağrıyı hissetmeme" ile son buluyor. Sonuç,
    mutluluktur.


    Şeker ve sevgiye ek olarak, ilaçlar da opioid reseptörleri
    tetikleyebilirler. Bu ilaçlar afyon, kodein, morfin ve oksikodon'dur.
    Bunların hepsi "opiat" olarak bilinir. "Mutluluk"un ötesinde, opiatlar
    "coşku ve neşe" duygularına da neden olur. Bu, kısmen de olsa, insanların
    neden bağımlı olabildiklerini açıklar – bu coşku ve neşe halinin doğal bir
    şekilde hissedilmesi güçtür, ama imkânsız değildir. Bu ayrıca, sevilme
    hissinin eksik olduğu kişilerin neden şekere (örneğin karınız mutsuz
    olduğunda çikolata yer) veya ilaçlara yöneldiğini de açıklar.


    Opioid reseptörleri tetikleyen birçok şey bağımlılık yaratabilir. Bazı
    bağımlılıklar sağlıklıdır, bazıları da şeker bağımlılığında olduğu gibi
    sağlıksız.


    Mutluluk, dünyada en çok peşinde koşulan duygudur. Şeker ise, dünyada en bol
    bulunan kimyasal madde. Sorun da burada. Şeker insanı mutlu ettiğinden ve
    her yerde kolayca bulunduğundan, bağımlılık yaratabilir. Ancak bu bağımlılık
    şekerin yan etkileri (özellikle obezite) nedeniyle sağlıksızdır.


    Şeker bağımlılığı birçok bahane ile rasyonalize edilir. Genellikle şunlar
    söylenir: Herkes gazoz içiyor, zararlı olsaydı satılmazdı, çocuklar bile
    yiyor, etikette "şekersiz" yazıyor, yarın bırakacağım, kilo almak umurumda
    değil, benimki genetik, herkes şişman, şişmanlık sağlıklıdır, bir yerde
    şekerin bağımlılık yapmadığını okudum.


    Şeker bağımlılığının nasıl geliştiğini bilmek, tedavinin nasıl olacağı
    hakkında fikir verir. Şeker tüketildiğinde beyinde serotonin seviyesi
    yükselir. Bu da endorfin üretimini arttırır. Aynı ilaçlarda olduğu gibi, bu
    beyin kimyasalları da opioid reseptörleri tetikler, böylece mutluluk verir,
    acı hissini gölgeler.


    Opioid reseptörleri şekerle tekrar tekrar tetiklenerek serotonin düzeylerini
    suni olarak arttırırsa, insan vücudu doğal yollardan serotonin üretimini ve
    salgılanmasını durdurur. Serotonin duygulanım ve iştahın kontrolünden
    sorumludur58. Serotonin olmadığında kişi depresif olur ve daha fazla şeker
    yemek için kıvranır. Bu da mutluluk ile şeker arasında duygusal bir bağ
    kurulmasına yol açar. Şeker bağımlıları, serotonin düzeyini arttırmak ve
    mutlu olmak için şekersiz yapamaz hale gelir. Bu olayın adı "duygusal
    yeme"dir. Zamanla, duygusal yeme şeker yeme haline gelir, bu da termogenezi
    engellediğinden yağ dokusunun artmasına yol açar.


    Bunun üstesinden gelmek için, şeker bağımlılarının serotonin düzeylerini
    artıracak ve şekerdeki gibi olumsuz yan etkileri olmayan sağlıklı
    alışkanlıklar geliştirmeye ihtiyaçları var. Bu kriterlere uyan iki şey var:
    egzersiz ve esansiyel aminoasit olan L-triptofan.


    İyi bilinen "koşma sarhoşluğu", endorfinlerin opioid reseptörleri
    tetiklemesinin sonucudur. Bu mutluluk hissi, hafif egzersiz ile de
    kazanılır. Şekerin yerine geçebilecek harika bir alternatiftir. Kuşkusuz,
    koşma alışkanlığı pasta yemekten daha yorucu olup sağlıksız bir bağımlılığa
    da yola açabilir- her gün egzersiz yapanlarda olduğu gibi. Dengeyi bulmak
    çok önemlidir.


    L-triptofan, şekerin yerini kolayca alabilir ve egzersizle birlikte
    kullanılabilir. Yapıtaşı gibi davranarak vücudun serotonin üretimini
    arttırır. Sonuçta, L-triptofan kullananlar, şeker krizlerinden kurtulurlar.
    Bu esansiyel aminoaisit melatonini de arttırır. Bu da gece güzel bir uyku
    çekmeyi seven herkesin çok hoşuna gidecektir.


    Şeker bağımlılığı bir kez sonlandığında, termogenez harekete geçecektir.
    Termogenez herkese ince bir vücutla yaşama hakkı verir. Tek başına bu dahi
    kalp hastalığına yakalanma ihtimalinizi düşürür.


    Suni tatlandırıcılara da yer yok


    Purdue Üniversitesi'nden Prof. Dr. Terry Davidson ve Doç. Dr. Susan Withers,
    suni tatlandırıcıların, aynı şekerde olduğu gibi, tokluk hissine engel
    olduğunu bulmuşlardır.


    Uluslararası Obezite Dergisi'nde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre
    "ağızdaki his" vücudun kalori sayma becerisinde çok önemli rol oynuyor. Suni
    tatlandırıcı kullandığımızda, vücudun şekerli tadı esas alarak kalori sayma
    kabiliyetini engellemiş oluyoruz.

  2. #2
    Aktif Üye atmaca34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    dünyadan
    Mesaj
    1.766
    Rep Gücü
    15313

    Cevap: Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    tatlı yemiyim ozaman

    kostrol bukadar tehlikeli değildir sanırım

  3. #3
    1. Hikaye yarışma birincisi
    2. Avatar yarışma birincisi
    Venhar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Bilmiyorum :)
    Mesaj
    4.887
    Rep Gücü
    81913

    Cevap: Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    Her hastalığın zarar verdiği bölgeler vardır bunuda göz ardı etmemek gerekiyor belli bir yaştan sonra dikkatli olmak lazım sanırım:)))))

  4. #4
    Aktif Üye SGOR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Nerden
    united states of KONYA
    Yaş
    35
    Mesaj
    1.248
    Rep Gücü
    3820

    Cevap: Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    çok şükür şekerle aram pek yok..
    çayımı şekersiz içiyorum.. tatlıyı zaten sınırlı yiyorum.. ama krize girdiğim anlar hariç..

  5. #5
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    verdiğin bilgiler için teşekkürler ...faydalı bir paylaşım bence...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  6. #6
    1. Hikaye yarışma birincisi
    2. Avatar yarışma birincisi
    Venhar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Bilmiyorum :)
    Mesaj
    4.887
    Rep Gücü
    81913

    Cevap: Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    Rabia ne demek canım asıl okuduğunuz için ben tşk ederim canım..

  7. #7
    1. Hikaye yarışma birincisi
    2. Avatar yarışma birincisi
    Venhar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Bilmiyorum :)
    Mesaj
    4.887
    Rep Gücü
    81913

    Cevap: Şeker uyuşturucu gibi öldürüyor...

    Sgor bu hastalık malesef şeker ve tatlı tüketmemekle olmuyo eğer tip 2 olursa hastalıkta dediğin şeyler geçerli ama genetikse yani tip 1 se o zaman önlenemiyor ve ileriki safhalarda insülin kulanmaktan başka çare kalmıyor..

Benzer Konular

  1. Aşk, uyuşturucu gibi !
    dogangunes Tarafından İnsan İlişkileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-07-2010, 08:41 AM
  2. Özelleştirme Öldürüyor
    SOSYALİST Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 17-03-2009, 06:20 PM
  3. Şeker gibi Tuzluklar
    dogangunes Tarafından El Sanatları Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-04-2008, 09:55 AM
  4. Popcorn Öldürüyor
    SMN Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 08-09-2007, 04:53 PM
  5. Baba-kız diyaloglarından şeker şeker
    serseriozi Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-06-2007, 07:34 PM
Yukarı Çık