Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Türk Sağlık Sistemi: Bir Örnek Olay

Sağlık ve Hastalıklar Kategorisi Sağlık Bilgileri Forumunda Türk Sağlık Sistemi: Bir Örnek Olay Konusununun içerigi kısaca ->> Aslında hikaye bayağı eski, ama ben bu yaz ayından itibaren başlayacağım. Eskiden beri şikayetçi olduğum bir rahatsızlıktan dolayı 4-5 yıldır ...

  1. #1
    blueice
    Misafir..

    Türk Sağlık Sistemi: Bir Örnek Olay

    Aslında hikaye bayağı eski, ama ben bu yaz ayından itibaren başlayacağım. Eskiden beri şikayetçi olduğum bir rahatsızlıktan dolayı 4-5 yıldır çeşitli hastanelerde dolaşıp durdum ve genelde önemsiz olduğu gerekçesiyle bir iki ilaçla geri gönderildim. 2006 yazında tekrar nüksedince bu defa büyük bir üniversitemizin tıp fakültesinde bir profesörün kapısını çalayım bari dedim. Bu üniversitenin tıp fakültesinde hocaların özel odaları var, telefonla randevu alıyor, hesaba biraz yatırıyor ve sonra tavsiyelerine göre hastanede tedavi oluyormuşsunuz. Ben de ismi “bu konuda en iyisidir” denen bir profesörü telefonla arayarak muayene olmak istediğimi belirttim. Kendimi blog yazarı Fethi diye tanıtınca hoca para yatırmamamı ve doğrudan odasına gelmemi istedi.

    Hocanın kapısının önünde 6-7 kişilik bir kuyruk vardı ve oradaki tecrübeli bir hasta vatadaş muhtemelen bir defterden yırttığı kağıda gelenlerin isimlerini yazıyordu. Her ihtimale karşı ben de adımı söyledim ve ayakta dikilmeye başladım. 15-20 dakika boyunca hocanın odasından çıkan olmadı. Ben herhalde hasta var” diye düşünürken iki defa içeri girip çıkan çaycıdan şüphelendim ve aslında profesörün bir arkadaşıyla sohbet ettiğini fark ettim. Zamanım olduğu için umursamadım ve kuyrukta bekleşen hastaları izledim. Kulağıma “bunların gözü paradan başka birşey görmez”, “kaç defa geldik, muayenehanesine de gittik bir türlü çözüm bulamadık” türü şikayetlenmeler geliyordu. Bir hanımın çocuğuna ameliyat için gün verilmiş ama o gün gittiğinde isminin olmadığını görmüş, “kusura bakmayın not almayı unutmuşuz” demişler vs. Ben ”madem çözüm bulunamıyor niye buraya geliyorlar, insanlar psikopat mı” diye düşünürken prof. hoca kapıdan konuğunu uğurladı ve bana bakarak “Fethi bey misiniz”dedi. Ben yırtık kağıttaki sırayı bozma ihtimalinin endişesiyle sıkılarak evet dedim ve hoca buyrun diyerek beni içeri aldı. İçeride 30 dakika kaldım ve bunun sadece 2 dakikası hastalığımla ilgili konulara ayrılmıştı.

    İçeride bir başka doktor daha vardı ve çocuklarının hangi üniversiteyi kazandığından, tatili nerede geçireceklerinden sözediyor, arada bana da blog işleri nasıl gidiyor mealli sorular yöneltiyorlardı. Neyse diğer doktor lafı bitirince “derdiniz neydi” sorusu üzerine kısaca anlattım. Pek detaylı dinlemeden 3-4 tane tahlil yapılması gerektiğini söyleyerek küçük bir kağıda “hamili kağıt blogcu Fethi hastamdır, ona göre amel edile” yazarak beni dışarı yolladı. Az önce sırasını bozduğum kuyruk içinden utancımdan yere bakarak dışarı çıktığımda beni ne kadar zorlu bir mücadelenin beklediğinin farkında değildim.

    Önce ilgili polikliniğe gittim ve yeniden sıraya girdim, henüz öğle paydosu olmamıştı. Normal bir vatandaş gibi sıra bekleyeyim derken aslında sıra diye bir şeyin olmadığını fark ettim, orada kara kaplı enli bir kitaba isimler yazılıyordu. Azarlanmaktan çekinerek “Prof. Bölümbaşkanı gönderdi, şu analizler yapılacakmış” diye kekeledim. Orta yaşlı bir hastabakıcı ve geç bir memur suratımı “acaba önemli biri mi” diye süzerek elimdeki belgeyi aldılar ve giriş işlemimi yaptılar. Yapılacak iki tahlile ilaveten bir de tomografi çekilecekmiş. ”Tamam, nerde çektiriyoruz” dediğimde tomografi çektirebilmem için yatan hasta olmam gerektiğini, yeni bir yönetmelik gereği tomografi parasının sadece yatan hastaya ödendiği gibi cevp aldım.

    “Parası neyse verelim, yatan hasta nedir ki” dediğimde tomografinin 65 YTL olduğunu ama istesem de parasını veremeyeceğimi, ille de servise yatmam gerektiğini anlattılar. Uzun yıllardır Türkiye’den memleket manzaraları yazan biri olarak konuyu fazla deşmedim. “İtle dalaşacağına çalıyı dolaş” kavli mucibince servise çıktım. Servis denen yerde genelde ameliyat olan ve olacak hastalar, refakatçileri vs. bulunuyor. İşlerin yapıldığını tahmin ettiğim boş bir vezne önünde biraz oyalandım. Yan tarfta görevliler için ayrılmış bir odada birkaç hemşire habire gülüşüyordu. Neyse bir süre sonra biri çıktı ve kendisine “tomografi için yatmam gerekiyormuş” diyerek derdimi anlattım. Biraz bekleyin doktor gelsin dedi, ben de elimdeki tahlil istek kağıtları ile bir kenara dikilip beklemeye başladım. Doktorlar uzmanlık eğitimi alan asistanlardı ve pek vurdumduymaz bir havaları vardı. Ayıp olur, tolerans göstermesinler düşüncesiyle kendimi detaylı tanıtmadım. Hafif tonda azarlayarak adımı sordular ve bir form doldurarak artık yatan hasta olduğumu, iki gün sonra tomografi çekileceğini, reçetedeki ilacın birini kendim dışarıda almam gerektiğini, diğerinin tomografi günü verileceğini anlattılar. Ben “şimdi yatmak zorunda mıyım, benim dışarda işim gücüm var” dediğimde kafama göre takılabileceğimi, yatak istersem de yatabileceğimi söylediler.

    Neyse, bari gideyim ilacı alayım diyerek fakülte dışına çıktım ve bir eczane buldum. Gururla reçetemi gösterdiğimde “bu ilacı biz veremeyiz” cevabı aldım. Hayrola dediğimde “siz yatan hastasınız, yatan hastanın ilacını hastanenin kendi eczanesi verir dediler”. Çok da pahalı birşeymiş, yutkunup geri döndüm. Birkaç blok dolaşıp eczaneyi buldum ve ilacı almak istediğimi söylediğimde “siz yatan hastasınız, ilacı siz alamazsınız, servisten sağlık görevlileri gelip almalı” dediler. Türk bürokrasisini yakından tanıyan biri olarak hiç kızmadım, servise geri döndüm. Epey bekleyerek doktoru buldum ve aldığım cevapları anlattım. “Boşverin biz o ilacı size o gün veririz” dedi. İyi bari diyerek diğer tahlili yaptırm üzere başka bir bloka yönlendim.

    İlgili yerde tahlili yapacak doktor ve görevliler bildik bir vurdumduymazlıkla öğle arasının yaklaştığını öğleden sonra gelmem gerektiğini söylediler. Kısa sürede gidecek bir yerim olmadığından orada bir kenara oturup bir saat kadar bekledim. Neyse epey sonra tahlilleri yaptırabildim ve en az 500 metre uzaklıktaki analiz laboratuarına yönlendim. Elerimde artık iyice çoğalmaya başlayan sevk, talep formu gibi evraka ilaveten üç tane de tahlil tüpü vardı. Yine arayıp sorarak, çünkü tuhaf şekilde ilk hamlede aradığınız yeri bulamıyordunuz, tahlilleri ilgili kişiye ulaştırdım. Artık kurtuluyorum derken kötü haber geldi.

    İki tahlil tüpünü kabul ediyorlardı amaüçüncü tüple ilgili istek bilgisayara girilmemiş veya yanlış bir kodla girilmişti. “Peki ne olacak” dediğimde poliklinikten bunu da bilgisayara yeniden işletmem gerektiğini söylediler. Anlatılanı aklımda tutmaya çalışarak polikliniğe yöneldim. Hakkını yemeyeyim, tahlilleri alan laborant kayda girmemiş üçüncü tüpü orada bırakmama izin vererek beni bir yükten kurtardı, kendisini minnetle anıyorum. Neyse poliklinikte durumu izah ettim, hastabakıcı bir doktora gitti, sert yüz ifadeli bir doktor bir iki yere telefon etti, yapılacak tahlilin doğru kodunu buldular ve kayıt yaptılar. Laboratuara geri döndüğümde laborant hanımın orada bulunmadığını gördüm. Yerine bakan kişi de bu evrakı ancak diğer arkadaşının alabileceğini, şu anda yemek yediğini söyledi. Sadece bir kayıt evrak numarasını verebilmek için yarım saat oyalandım, sonra hanım laborant geldi ve evrakı teslim ettim. (Tahlilin birinin sonucunu hiç alamadım ve zaten önemsiz olduğunu öğrendim sonradan). O gün için işim bitmişti ve yatan bir hasta olarak şehirlerarası otobüs garajına giderek, ilk Ankara otobüsüne bilet aldım. Tomografi iki gün sonra çekileceğine göre bazı işlerimi -mesela cumhurbaşkanı seçilme yaşının 35 olması için kulis gibi- halledebilirdim.

    İki gün sonra tomografi için yeniden hastaneye geldim. Tedbir olsun diye sabah saat 8.00′de servisteydim ama ortalıkta kimse görünmüyordu. Saat 9.30 gibi gelen doktora tomografi çekileceğini söyledim. Bana bir kutu ilaç verdi ve gönderdi. Tomografinin nerede çekileceğini bilmiyordum, sorduğumda ayrı bir blokta olduğunu söylediler. Neyse, epey bir yol teptikten sonra ilgili bölüme ulaştım ve kağıtlarımı uzattım. Bana yatan hasta olduğumu, bu sebeple tomografinin geldiğim yerde, yani servisin yanındaki acil bölümde çekileceğini söylediler. Kızmamaya şerbetli olduğum ve ülkede olan bitene duyarsızlaştığım için hiç ses çıkarmadım. Muhtemelen bağırıp çağırmamı bekleyen memur beni bu derece sakin görünce telaşlanarak yardım teklif etti. Meğer tomografi için 1.5 litre ilaçlı su içilmesi gerekirmiş, elinde de 1.5 litrelik bir su vardı, bunu bana vermeyi teklif etti. Ben de teşekkür edip şişeyi aldım ve geldiğim yere döndüm.

    Tomografi bölümünde 2-3 uzman (veya ben öyle tahmin ediyorum) teknik eleman gülüşüyordu, kısaca tomografiyi ne zaman çekebileceklerini sordum, 1.5 saat sonra dediler. Bu sürede elimdeki suya küçük bir şişe ilacı karıştırıp içmem gerekiyormuş. Neyse, ilacı pet şişedeki suya döktüm ve başladım içmeye. Tam o esnada diğer blokta bana yardımcı olup şişeyi veren memur koşturarak yanıma geldi. Hayrola dediğimde suyu içip içmediğimi, o suyun bir başka hastaya ait olduğunu söyledi. Ben de “canım, suyun lafı mı olur, al şu 1 YTL’yi” dedim. Meğer, elimdeki su içine zaten ilaç katılmış bir başka hastaya aitmiş. Ben kendi ilacımı da bunun içine karıştırınca memurun o hastanın ilacını kaybetmiş oluyordu. O ilacı nerden bulacağım diye söylenerek giderken ben de içine fazla ilaç katılmış suyumla başbaşa kaldım. İçerideki teknisyenlere durumu anlattım, bir şey olmaz dediler. Eh, bilim konuşuyor diyerek umursamadan şişeyi bitirdim.

    Tomografi çekildi ve bana falanca gün filanca yerden alacaksın dediler. Peki dedim ve diğer tahlilin sonucunu göstermek üzere prof. bölümbaşkanına gittim. Laf arasında da “tomografi sonucuna daha erken bakılamaz mı, şehir dışından geliyorum” diyerek ağız aradım. Yine küçük bir kağıda notlar yazıldı, bir başka profa, radyoloji bölümüne yollandım. Elimdeki küçük kağıt ile tomografi filmini aldım ve 1 saat içinde sonucu rapor ettiler. Raporu prof. bölümbaşkanına verdiğimde mesainin bitmesine 2 saat kadar bir zaman kalmıştı. Prof. olumsuz birşey olmadığını ama belli bir bölgenin tomografisinin yeniden çekilmesi gerektiğini, bunu da radyoloji bölüm başkanı profun görmesi gerektiğini söyledi. Yine poliklinik, servis, tomografi üçgeninde gidip geldim ve 3 gün sonra sonucu almak üzere tomografiyi çektirdim.

    O esnada doktor birkaç ilaç da yazdığı için polikliniğe uğradım. Burada yatan hasta olduğum için taburcu edilmem gerektiğini söylediler. Servise çıktım, taburcu işlemleri için gerekli bir formu doldurdum ve birbiriyle son derece koordinesiz çalışan memurları bekledim. Aradan çok zaman geçti, detayları pek hatırlayamıyorum artık ama o esnada koridora kusan bir hastayı ve 15 dakika kadar yerde kalan kusmuk birikintisi aklımda kalmış. Bir de şef olduğunu tahmin ettiğim bir kadın memureden evrakları o söylemeden masaya bıraktığım için azar işittim. Neyse çıkış kağıdına bir de servis doktorunun imzası gerekiyordu, bekledim, doktor geldi ve kimlik bölümünü doldururken “ne iş yapıyorsun” dedi. Ben de “blog yazarı Fethi” diye kendimi tanıttım. İki doktor yanyana oturuyorlardı ve şaşırdılar. Formumu dolduran bana doğru sessizce “Fethi bey, neden kendinizi bize tanıtmıyorsunuz, biz size normal hasta muamelesi yaptık, stres gereği azarlamış da olabiliriz kusura bakmayın” derken diğer doktor da “yahu sizin gibi adam kaldı mı, önüne gelen blogcu olmuş, gelip ben blogcuyum diye hava basıp işini hızlandırmaya çalışıyor” diyerek beni alkışladı. Ben de acı bir tebessümle önemli olmadığını belirttim. İkilinin takdirkar ve şaşkın bakışları arasında hastaneyi terk ettim.

    3 gün sonra tomografi sonucumu aldım ve prof. bölümbaşkanının odasına çıktım. Kapısının üzerinde 10 günlüğüne tatile çıktığı yazılıydı. Bari gideyim poliklinikte bir doktora sorayım, eşşek değil ya o da bilecektir, koca uzman, diyerek aşağı indim. Poliklinikte kuyruk beklerken önümde 2 kişi kaldığında içerdeki doktor hızla dışarı çıktı ve “benim ameliyata gitmem lazım, yerime biri gelir” diyerek ortadan kayboldu. Bizler oradaki memur, hastabakıcı vs. birkaç kişiye yalvararak bizi öğleden sonraya bırakmaması için servisten bir doktor çağırmasını istedik. Kimimiz memurun ayağını öpmeye çalışırken kimimiz eline sarılıyorduk. Yeterince acındırmış olacağız ki 15 dakika sonra, mesai bitimine 10 dakika kala bir doktor geldi ve bizleri kabul etti. Kendisine başımdan geçeni anlattım, bölümbaşkanı tatilde siz bakıp tahlile göre bir şey yapsanız dediğimde “önemli bir şey yok gibi ama hocayı bekleyin ben birşey yapamam” dedi ve ben de kös kös döndüm.

    Tahmin ettiğiniz gibi bir daha o hastaneye geri dönmedim. Çok daha sonra, yani son bir ay içinde bir de yaşadığım küçük şehirdeki doktora özel bir hastanede -40 YTL ödeyerek- göründüm. Ben yaşlarda, gençten, hafif vurdumduymaz doktor beni dinledi ve bir analiz yapacaklarını söyledi. Şehirdeki küçük devlet hastanesinde daha küçük bir bürokrasiyle uğraşarak kısa zaman içinde analizim yapıldı ve doktor ameliyata karar verdi. Hiç düşünmeden kabul ettim, Tıp Fakültesindeki cehenem ort***** göre küçük bir hastanede ameliyat olmak bana çok kolay geldi. Eh, tabii biraz koşturma oldu ama başka şehirdeki Tıp Fakültesindeki sayısız hemşire, uzman, teknisyen dolu ortama göre çok az diyebilirim. Şimdi ameliyatın üzerinden bir hafta geçti ve kendimi iyi hissediyorum.

    Peki bundan ne gibi bir ders çıkardım? Öncelikle çok gerekli değilse asla Tıp Fakültelerine gitmeyin. Hele hele profesör şu, bu asla para kaptırmayın. En yakın özel hastaneye koşun. Ya da benim gibi şanslıysanız, ilave para vermemek için küçük ölçekli bir devlet hastanesi bulursanız oraya gidin. (Bıçak parası istenme ihtimali ayrı elbette). Tıp fakültelerinin hepsi böyle ise işin çivisi çıkmayı bırakmış, ortada çivi, mıh birşey kalmamış demektir. Büyük çaplı devlet hastanelerinde de işlerin pek farklı olmadığını zannediyorum. Devletin sağlık işinden tamamen çekilmesi Türkiye için pratik bir öneri değil. Ama en azından doktorlara ve memurlara maaş ödemeyip özel sektöre işin hamallık kısmını devrettiği bir tarz, şimdi sağlıklı örnekleri görüldüğü üzere, gayet mümkündür. Maaş+Döner Sermaye vs. gelirleri 10.000 YTL dolaylarında dolaşan sağlık çalışanlarının parça parça özelleştirilmesi zaman içinde gerçekleştirilmesi gereken bir şey. Bir an evvel hastaya müşteri muamelesi yapılan neo liberal vahşi bir sisteme geçilmelidir.

    Yoksa, para belasına ilaveten, devlet hastanesi ve tıp fakültelerinde doktor ve sağlık görevlileri çok zaman vurdumduymaz, aymaz hale gelmişler. Memurlar, hastabakıcılar vs. genelde “sen” diye hitap eden terbiyesizler. Fethi Sipahi Tan değil de vatandaş Ahmet efendi olursanız devlet hastanelerinde bir sokak köpeğinden farkınız kalmaz. Bedava tedavi edilme zannıyla maaşlı devlet görevlilerinin hakaretine uğramanız kaçınılmazdır. Tabipler Odası türü sol çıkar odaklarının, sendikaların ”parasal kazanımlarımızdan vazgeçmeyiz” türü edebiyatına asla kulak asılmamalı, devlet hastaneleri tez elden arzu eden vahşi kapitalistlere bedava verilerek sadece hastanın tedavi giderine odaklanan bir yönteme, oradan da işleri özel sigortalara bırakan bir sisteme yol alınmalıdır. Özel hastanelerdeki suistmaller devletin yanında devede kulak kalır. Bu konularda çok söz söylenebilir, zaman içinde belki değiniriz.


    alıntı

  2. #2
    blueice
    Misafir..

    Cevap: Türk Sağlık Sistemi: Bir Örnek Olay

    tabiki bu olayları tek taraflı incelemek ve yargılamak çok yanlış diğer taraftan görünen yüzüne de bakmak lazım sonuçta
    sizler bu sistemi nasıl değerlendiriyorsunuz arkadaşlar?

Benzer Konular

  1. Türk sağlık sendikası
    dogangunes Tarafından Super Rehber Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-09-2011, 12:05 AM
  2. Örnek Türk Genci: Atatürk
    meridyen2 Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-08-2010, 08:14 PM
  3. Türk'ün Türk'ten başka dostu vardır dedirten o tarihi olay
    YukseLL Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-08-2009, 12:00 PM
  4. Sağlık Bakanlığı uyarıyor.Kurbanda sağlık raporu arayın
    Nil@y Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-12-2006, 09:33 AM
  5. Pardus - Türk Yapımı İşletim Sistemi
    azmiii Tarafından windows (xp,vista) Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 25-09-2006, 03:35 AM
Yukarı Çık