Ramazanda Sağlık Oruç tutmak tabii ki sevap... Ama bir o kadar hem kendinize hem de sevenlerinize sevap işlemek istiyorsanız, iftar masasında tıka basa yemek yemeyin. Turp gibi olsanız bile bu uyarı geçerli...


Ramazan ayı, nefisle imtihan ayı... Bedenle ruhun mücadelesi... Tabii bundan da önemlisi, her şeyi ölçüsüyle yapma ayı... Zaten dinin kuralları da sağlıklı bir zihin ve sağlıklı bir beden için konulmamış mı? Yani son yıllarda moda olduğu gibi ‘oruçluyum’ diye işten iki saat kaytarmak, bütün gün siniri burnunda dolaşmak, iftar sofrasında kıtlıktan çıkmış gibi yemek ya da her gün beş yıldızlı otellerde şatafata dalmak, aslında Ramazan’ın ruhunu unutmak demek. Ramazan, biraz da yoksulun halinden zenginin anlaması için yok mu? En azından anne-babalarımızdan hep bunu duyduk. İşte öncelikle bunun için iftar sofrasından aç kalkmak, en az oruç tutmak kadar sevap. Her sevapta olduğu gibi temelinde doğruluk yatan... Bırakın ruhunuzu bir kenara, bedeninizi dinleseniz bile aynı sonuç çıkacak. Bol bol iftariyelik, üstüne iki tabak pastırmalı kuru fasulye, yanında bolca da tereyağlı pilav... Yetmedi bir de kaymaklı ekmek kadayıf... Nerede kaldı nefsin kontrolü, bırakın dinlememeye direndiğiniz bedenin isyanını... En hafifinden gazdan kıvranmak, mide ekşimesi, yorgunluk... Bu tümüyle sağlıklı bedenlerin ceremesi... Bir de sağlık sorununuz varsa, mesela yüksek tansiyon, mesela ülser, mesela kalp yetmezliği, saymakla bitmez... Diyabeti saymıyoruz bile, zira onlara baştan oruç farz değil. Farz değil derken, bile bile intihara kalkışmak olacağından...

Eğer ki bir rahatsızlığınız varsa kesinlikle doktorunuza danışmadan oruç tutmaya kalkmayın. Doktorun olurunu alıp, dediklerini kulak arkası etmek de yok. İlk sözümüz kalp hastalarına, hem de hayat kurtaracak bir reçete kadar önemli... Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloğu Dr. Gürsel Ateş, “Kalp yetmezliği çekenler, eğer doktor kontrolünde oruç tutmazlarsa, tedavilerinde dramatik şekilde bozulmalar gündeme gelebilir. Bunların önemli bir bölümü geri dönülmez hasarlar yaratabilir” diyor. Ve bir uyarıda bulunuyor; “Her kalp sorunu çekenin kendi bünyesine göre farklı bir kontrole ve önerilere ihtiyacı vardır. Çoğu tek bir hastalıkla boğuşmaz, kiminde kalbe ek olarak şeker, kiminde tansiyon vardır. Bu yüzden her birine terzi misali farklı uyarılar gerekir” diyor.

RAMAZAN’IN RUHUNA UYAN TEK REÇETE!
Unutmayın, en sağlıklı bünyede bile aç kaldıktan sonra tıka basa yemek ciddi bir risk oluşturabiliyor. Ve yukarıdaki önerilerin hepsi, tıpkı kalp sorunu yaşayanlar doktorun önerilerine nasıl harfiyen uyacaksa, hepimiz için geçerli. Bu reçete, Ramazan’ın ruhuna uyan da tek reçete!..

Doymak için mutlaka çorba için
Hatırlayacaksınız, dün Anadolu Sağlık Merkezi’nden Diyetisyen Hande Ongun “İftarınızı 3’e bölün” demiş ve Ramazan ayı boyunca sağlıklı sofraların nasıl olması gerektiğini anlatmıştı. Bugün sorularımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

* İftar sofrasında ille de çorba bulunmasını öneriyorsunuz. Neden?
Bir kere çorba yavaş yeniyor. Yani yeme süresi uzuyor ve dolayısıyla daha az yemek yediğiniz halde daha çabuk doygunluk hissi oluşuyor.

* Ama gözümüz doymuyor ki!
Ben mide açısından söylüyorum zaten... Ama çorbanın da çok sıcak içilmesini önermiyoruz.
Ilık olmasında fayda var. Birdenbire boş mideye alıyorsunuz. Dolayısıyla çok rahatsız etmemesi gerekiyor.

* En çok hangi çorbaları öneriyorsunuz peki?
Tarhana, mercimek, yayla çorbası... Çünkü bunlar besin değeri açısından çok daha zengin.

* Ya hazır çorbalar?
Önermiyorum... Çünkü bu tip hazır gıdaların içinde sağlığa zararlı çokça katkı maddesi var.

AYRAN VE SÜT İÇİN
* Peki çaysızlığın yarattığı baş ağrısına karşı bir öneriniz var mı?
Maalesef yok. Çay kafein bağımlılığı yapıyor tabii... Önerim normal zamanda çayı azaltmanız.

* Haklısınız ama şu anda bir çare lazım...
Dediğim gibi yok. Çok kişide de sahurda çay içme alışkanlığı var. Ama hem uykuyu kaçırır, hem besin değeri yoktur. Çay yerine, meyve suyu, süt ve ayran içilmesini öneriyorum. Kafein bağımlılığının yerini tutmuyor ama bunlar içilirse hem uyku problemi çok olmaz, hem de besin değeri yüksek içecekler almış olursunuz.

* Son bir soru bizi tok tutacak gıdalar hangileri?
Sebze, meyve, kepekli ürünler ve urubaklagiller...

DR. NESLİHAN GÜNGÖR ÇOCUK SAĞLIĞIYLA İLGİLİ SORULARINIZI YANITLIYOR
4.5 yaşındaki kızıma verem tedavisi uygulanıyor
4,5 yaşında bir kızım var. 1,5 yaşındayken zatüree başlangıcı geçirdi. 5 ay önce de üst solunum enfeksiyonu... Durumu çok ağır olduğu için ‘astıma çevirebilir’ dedi doktorlar. Ama çok şükür atlattık. Yalnız 4 aydır kızımda kesik kesik öksürükler başladı. Balgam yok, gıcık tarzında bir öksürük. Öksürükler sabah kalkınca başlıyor yatana kadar sürüyor. Uykuda yok. Doktora götürdüm, kızıma PPD testi yaptılar. 72 saat bekledikten sonra ölçtüklerinde 16 mm geldi. Yaşına göre bu değer yüksek bulundu ve akciğer röntgenleri, kan tahlilleri ve akciğerlerin tomogrofisi çekildi. Tabii bu arada ailede yaşayanların da akciğer filmleri istendi. Doktor tüm sonuçların temiz çıktığını belirtti. Yanlız PPD yüksek çıktığı için bize 6 aylık bir tedavi uygulayacaklarını söylediler. Gerekli ilaç Veremle Savaş Derneği’nden alınarak kızıma verilecek ve hastalığı takip edilecekmiş. ‘Bu uygulamayı koruyucu amaçla yapıyoruz’ dediler. Sorum şu: Sadece PPD’nin yüksek çıkması bu tedavinin yapılması için yeterli midir? Bu arada kızım kreşe gidiyor. PPD testinden sonra ne kadar ‘Sakın iğnenin yapıldığı yeri elleme, ıslatma’ desem de, ne olduğunu bilemiyorum. Belki elledi veya kaşıdı. Bilginize ihtiyacım var, lütfen bana yardımcı olur musunuz?

* Hocam soru böyle. Ama önce PPD testi nedir, açıklayabilir misiniz?
Vücutta tüberküloz mikrobuyla temas olup olmadığını gösteren bir testtir. Verem aşısı olan çocuklarda belli bir dereceye kadar bu testin pozitif olması normaldir. Ancak belli seviyelerin üzerindeki değerler hastalık olabilir şüphesi olarak değerlendirilir ve üst incelemeler yapılr.

PPD’DEN DAHA HASSAS BİR TEST DAHA VAR...
* Üst limit nedir?
15 mm’nin üstüne ‘pozitif’ diyoruz. Yani ‘tüberküloz var’ demek bu.

* Aradaki 1 mm’lik fark çok mu önemli? Bir de anne ‘Kaşımış olabilir’ diyor. Bununla ne anlatmak istiyor?
Test yapılırken kolda, cilt altına bir ilaç veriliyor. 72 saat süre sonunda cilltte ne kadar sertlik ve kızarıklık olursa o ölçülüyor. Bu arada o yerin ıslatılmaması, kaşınmaması gerekiyor. Küçük çocuk olduğu için buna uymamış olabilir tabii...

* Bu etkiler mi sonucu?
Etkileyebilir. Ama bu göreceli bir durum. Tabii ki öyküsünü dinleyip çocuğu muayene ettikten sonra değerlendirme yapmak gerekir. Ancak çocukta tekrarlayan, uzun süren öksürük ve geçirilmiş alt solunum yolu öyküsü olduğu için, bu testler sınırda bile olsa bir pozitiflik görüldüğü için doktor insiyatifini tedaviden yana kullanmış. Bu da doğru görünüyor.

* Peki uygulanacak tedavinin çocuğa yan etkisi olur mu?
Bazı karaciğer enzimlerini yükseltebilir. Nadiren karaciğerde hasar yapabilir. Filmde bir şey çıksaydı ya da aile bireylerinde de verem hastalığı geçirme öyküsü olsaydı bu tedavinin uygulanması için daha fazla gerekçe olabilirdi tabii. Dediğim gibi yapılan bana doğru geliyor ama arzu edilirse çocuk göğüs hastalıkları ve enfeksiyonları üzerine üst ihtisas yapmış olan bir başka doktorla da görüşebilirler. Ayrıca günümüzde PPD testi yerine uygulanabilecek, daha yeni, daha hassas ve güvenilir bir test var: quantiferon-tb gold. Bu testle de tüberküloz mikrobuyla etkilenme olup olmadığı anlaşılabilir. Doktorlarına bunu da danışabilirler.

Amansız hastalık siroza karşı mucize ilaç yolda
İngiliz bilim adamları, özellikle yoğun alkol tüketimi, Hepatit C virüsü ve obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan ve ileri safhalarda organ nakli hariç tedavisi pek mümkün olmayan siroza karşı yepyeni bir ilaç geliştiriyor. Newcastle Üniversitesi uzmanları, gelecek yıl insanlar üzerinde denemeye başlayacakları ‘Sulphasalazine’ etkin maddesine dayalı ilacın, sirozdan harap olmuş karaciğerleri bile yenileyebileceğini belirtti. Mevcut tedavi yöntemleri, çok ilerlemiş siroz vakalarında genelde sonuçsuz kalıyor ve hastalar sadece karaciğer nakliyle hayata döndürülebiliyor. Ancak uygun karaciğerin bulunması zaman alacağından, ağır hastalar bu bekleme sürecinde hayatını kaybedebiliyor.

ALKOLİKLER DE KULLANABİLECEK
Halen mafsal iltihabı ve iltihaplı bağırsak hastalığının tedavisinde kullanılmakta olan ‘Sulphasalazine’ maddesine dayalı olacak yeni ilaç, alkol, Hepatit C ve obeziteye bağlı olarak karaciğerde yara oluşmasını önleyecek. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, söz konusu ilacın, harap olmuş karaciğerleri bile iyileştirebileceğini gösterdi. Hatta alkolü bırakamayanların bile, en azından içki tüketimini azaltarak bu ilacı kullanabileceği ve karaciğerde olumlu sonuç elde edilebileceği belirtiliyor. Uzun yıllar boyunca alkol tüketenlerde, Hepatit C virüsü kapanlarda ya da obezlerde, karaciğer üzerinde yaralar oluşmaya başlıyor ve bu organ, gerekli protein ve vitaminleri depolayıp, zehirli maddeleri temizlemek şeklindeki görevlerini yapamaz hale geliyor.

Sulphasalazine adlı maddenin bu yeni kullanım alanını keşfeden Newcastle Üniversitesi Profesörü Derek Mann, zarar görmüş karaciğerde, kappa B adlı hücrelerin, bu yaraları azdıran bazı zararlı hücrelerin çoğalmasını tetiklediğini, ancak üzerinde çalıştıkları ilacın da kappa B proteininin faaliyetini durdurduğunu kaydetti.

DİPNOT
Fazla alkol sadece siroza yakalanma riskini artırmıyor. Hem tansiyon hem de kalp için, kadınlarda 1-2, erkeklerde ise 2-3 kadehten fazla alkolün zararlı olduğu ve miktar arttıkça bu zararın da arttığı kabul ediliyor.