Merhaba



Artık üşümüyordu. Söylese kimse inanmayacaktı ama babası yanında onunla namaz kılıyordu.” Baba ben bu hayattan bıktım ne olur yardım et” dedi.

Bir akşamcı kahvesinin kirli masasında uyuklayarak sabahlamayı planlamıştı ama o gün kahvecinin ters zamanıydı galiba. Kahveyi kapatarak, herkesi kovmuştu.

Kahramanımızın gidecek bir yeri yoktu. Sahi kahramanımız kimdi ? dıştan bakıldığında elli altmış yaşlarında görünen ama aslında otuzbeşinde olan ,bu zavallı ,bu aciz adam bizim esas adamımızdı.

Yırtık pırtık,pis giysilerinin içinde çok itici görünüyordu. Saçları uzun ve yağlı ,yüzü pislik içindeydi. Dikkatle bakıldığında,gözlerindeki derin anlam okunabiliyordu. Soğuk hava iliklerine kadar titretiyordu. Eğer dışarda kalmaya devem ederse donacaktı.
Amaçsız adımları onu doğduğu mahalleye getirmişti. Bu İstanbul un eski semtinden hep nefret etmişti. İnsanları yaşamayı bilmiyordu. Bildikleri tek şey ibadetti. O yüzden bu semti terk etmişti zaten. Bunları düşünürken ayağı kaydı, başını sertçe taşa çarptı.
Bayılmıştı o şekilde ne kadar kaldığını anlamadan ezan sesiyle uyandı. İçinde garip bir huşu vardı. Cami sabah namazına gelen cemeatle kalabalıklaşmıştı. Başında hafif bir ağrı ve uğultu vardı. Çocukken de bu camiye babasıyla sık sık namaza gelirdi.
Neler olduğunu anlayamıyordu, kendini şadırvanda abdest alırken buldu. Bedenine değen her su damlası adeta bedenini ve ruhunu yakarak,yıkıyordu.

Cemaetin camiye girmesini bekledi. Kimseyle karşılaşmak,hesap vermek istemiyordu. Oysa onu görenler,tanımalarına rağmen utanmasın diye görmezden geliyorlardı. Herkes içeri girdikten sonra iğreti bir misafir gibi ,caminin gözden ırak dip köşesine sığınıverdi.
Yaşadığı bu dünyada O 'nun suratına kapanmayan tek kapı,çocukluğun camisiydi. Oysa bu kapı gelmek istediği son yerlerden biriydi. Hoca farza başlayacaktı. Farza niyet edip namaza durdu. Cemeat namaz kılarken, o hayatının filmini seyrediyordu.
Çocukluğu,gençliği bu mahallede geçmişti. Acısıyla tatlısıyla ne güzel günleri olmuştu. Sonra fakülteden bir kıza aşık olmuş,kız mahalleyi beğenmediği için,lüks bir semte taşınmışlardı. Babası oğlunun gitmemesi için çok direnmişti ama baba yüreği,sonunda istemeden de olsa razı gelmişti.

Mahalleden giderken babası ona “,oğlum bir gün geri dönebilirsin, bağını koparma” derken o bu söze gülmüştü içinden. Hele ben gideyim de siz görürsünüz diye düşünmüştü. Sonradan görme karısı o semtte de mutlu olamamış ve mutlu etmemişti.
Ardından iflas ,boşanma derken hayatın dibinde buldu kendini. Artık alkolün dışında hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Sadece ticarette değil, hayattanda iflas etmişti. Birkaç kez intaharı denedi ama ondada başarılı olamadı.
Artık üşümüyordu. Söylese kimse inanmayacaktı ama babası yanında onunla namaz kılıyordu.” Baba ben bu hayattan bıktım ne olur yardım et” dedi.

Babası gülümseyerek” artık bitti oğlum gel gidiyoruz derken” ikiside gülüyordu. Herkes namazı bitirmişti. Bir tek o secdede kalmıştı. Artık ne kılacak namazı ne de çekecek dertleri kalmıştı.
Cemeat kalkması için onu sarstığında,boş bir çuval gibi devriliverdi.
Son ezanı,son namazı onun kurtuluşu olmuştu.

Orhan Çınar / Haber 7

Son ezan, son namaz... - Orhan Çınar haberleri - Haber7 haber7.com - Güncel Haberler, Son dakika haberleri ---- Bu noktada haber var