Başından sonuna; çiçek seralarından güzel, hazine sandıklarından kıymetli bir mazinin çocuklarıyız İşte bu hakikati kimin bilmesi gerekiyor? Çocuklarımızın!

Sen şu güzel hayatın filmini izlemiştin, bu menkıbeyi dinlemiştin, bu konuyu okumuştun, evet biliyorum Fakat biliyorum ki; şu bardak da daha önce suyun altına tutulmuştu!

Doldurulmuştuk, çok güzel Ama bunu hatırlamak, dolu olduğumuz anl***** gelmiyor İçimiz kuru değil, biliyoruz Ama bu; eksilmedik anl***** gelmiyor!

Sen öğrenmiştin bir zamanlar, biliyorum Ama biliyor musun ki oğlun bilmiyor bunları Ve şimdi, işte artık ondadır öğrenme sırası: İncecik parmaklarınla küçücük bir lokma koparıp onun dudaklarına uzatacaksın Yutunca bir lokma daha koyacaksın ağzına Bekleyip bir lokma daha koyacaksın

Kuşlar bizden daha mı merhametli?
Bizimkiler yavru değil mi?
Biz onları beslemezsek acaba kimler, onlara neler yedirecek?

Sen bir kaşıksın! Demir, tahta, eğri, süslü ama her kaşığın işi; lokma taşımak Hiç gördün mü kaşıkların; “daha önce de çorba getirmiştim” dediğini

Sen bir bardaksın! İçildikçe dolacaksın Hiç gördün mü bir bardağın; “daha önce dolmuştum” dediğini
Zaten boşalmıyor, eksilmiyorsa bir terslik var kaşıkta, bardakta Boşalmayan dolmuyor da demektir, tazelenmiyor ve kendisinden istifade edilmiyor da demektir

Sen bir köprüsün! Diğer yana üzerinden geçilecek Sakın buna “çiğnenmek” olarak bakma! Öyle güzel yerlere gittiklerini hatırla ki; her yolcu, her adımında, tabanlarından öpüldüğünü hissetsin

Sen, sana öğretilenlerle güzeldin Sen, öğrettiklerinle güzel kalacak ve birilerini daha güzel kılacaksın

Yavrularını besleyen kuşlar senden daha mı merhametli? Hadi uyan; küçük lokmalar kopar Bir kaşıksın, bir bardaksın; önce sen dol ki; yediren, içiren, besleyen sen ol!


Ben bunu biliyordum...