Merhaba

Karşılarında olanca heybetiyle dikilen beyaz sütunlu tarihi kütüphane binası şehrin tam ortasına kurulmuştu. Cansu çatıdaki altın kaplama kule başlıklarını incelerken Işık’ın gözleri bakır kapıya işlenmiş olan gravürlere takılmıştı. Mor renkli kılıç sanki ışınlar saçıyordu. Bulut ise etrafla fazla ilgilenmeyip çoktan içeri dalmıştı. Okulda yapacakları sunum renklerin oluşumu ile ilgiliydi. Öğrenci kimliklerini kapıdaki görevliye bırakıp yaka kartı aldıktan sonra geniş salona geçtiler. Bir katalog isteyip ışık kırılması konusuna ilişkin ne kadar kitap varsa listelemeye başladılar. Pencereden içeri süzülen ışınlar kocaman kristal şamdanlı avizeden geçerken bükülüyor, raflardaki kitapların üzerinde çeşitli renklere ayrışıyordu. Kitaplar sanki gökkuşağı ile sarmalanmışlardı.



Işık, polarize konusuna ilişkin bir kitabı almak için yandaki salona giderken Bulut ve Cansu konuya ilişkin çalışmalar yapan Nobel ödüllü bilimcileri araştırmaya koyuldular. Öylesine okumaya dalmışlardı ki Işık’ın yanlarına dönmediğini fark ettiklerinde aradan neredeyse bir saat geçmişti. Göz göze geldiklerinde aynı anda yerlerinden fırlayıp yandaki salona yöneldiler. Maun kitaplıklar ve koyu renk parke ile döşeli salon boştu. Işık’ı köşedeki kırmızı kadife koltuğa oturmuş, siyah ciltlenmiş kalın bir kitabı evirip çevirirken buldular. Öylesine daldırmıştı ki yanına yaklaşan arkadaşlarını fark etmemişti. Bulut omzuna dokununca sıçradı.

Heyecanlı olmalı, bir türlü elinden bırakamamışsın.

Işık’ın karşılaştığı durum ilginçti.

Kitabın sayfaları bomboştu. Cansu bunun yanlışlıkla rafta unutulmuş bir defter olduğunu düşünüyordu. Oysaki her sayfası kütüphaneye ait olan armayı taşıyordu. Bulut merakla sordu;

Adı yazıyor mu?

Kitap cildinin dikey kısmında kabartma harflerle Sırlar Kitabı sözcükleri göze çarpıyordu. Tek okunabilen sözcükler de bunlardı. Bir görevli bulup sormaya karar verdiler.

Girişteki bankoda oturan lacivert üniformalı adam kitapları alfabetik olarak sıralamaya uğraşıyordu. Işık, kalın kitabı uzatırken merakla sordu;

Hiçbir şey yazmıyor?

Görevli şaşırmışa benzemiyordu. Soruya oldukça aşina görünüyordu. Kitaptan rast gele bir sayfa açtı. Biraz beklemelerini söyledi, çekmeceyi çekti, bir fener çıkarttı. Az sonra kitabın üzerinde harfler belirmeye başlamıştı. Görevli hiç önemsemeden sordu;

Şimdi okunuyor değil mi?

Bulut atıldı;

Söyleyemeyiz. Sırlar Kitabı!

Asık suratlı adamı güldürmeyi başarmıştı. Görevli açıklama bekleyen gençlere bunda tuhaf bir durum olmadığını anlatmaya koyuldu. Kitabın sayfaları ışığı büken özel bir malzeme ile kaplıydı. Işınlar neredeyse sıfır derecelik açı ile zemine düşüyor; gelen ışın ile yansıyan ışın üst üste çakışıyor, böylece yazılar görünmez oluyordu. Üzerine farklı bir açıyla parlak ışık tutunca da yeniden ortaya çıkıyorlardı.

Işık, adamın bu olayı nasıl da basit bir şeymiş gibi açıkladığına daha çok şaşırdı.

Sunum sırasında anlatsalar kimse inanmazdı. En iyisi kitabı alıp okula götürmekti. Gerçekte sır denilen neydi ki? Aslında algılayamadığımız her şey sırdı.

Bulut ve Cansu ise renklerin ışık kırılması sonucu oluştuğunu anlatan kitabı incelemeye koyuldular. Ulaştıkları sonuç ilginçti. Işığın bir sırrı vardı; sonsuz olan ışık kendisini renklere ayrıştırarak sınırlandırıyordu.

Engin Yıldırım Doğalı

Sr