Merhaba



İki yaşlı adam öylece, uzun bir süre sustular. Sonra veda için
Siddhartha'nın önünde eğilen Govinda konuşmaya başlayarak
şöyle dedi:

"Teşekkür ederim, Siddhartha, düşüncelerinden bazılarını bana
açıkladın. Sözlerinin bir bölümünü tuhaf buldum ve hepsini bir
anda kavrayamadım. Her neyse, çok teşekkür ederim sana ve
günlerini huzur içinde geçirmeni dilerim."

(Ama içinden de şöyle geçirdi Govinda: Bu Siddhartha antikanın
biri ve acayip düşünceleri var, öğretisi soytarıca geliyor insana.
Ulu Gotama'nın/Buddha'nın saf öğretisinde ise daha bir farklılık
bulunuyor, daha berrak, duru ve daha anlaşılabilir bir öğreti; bir
acayiplik, soytarılık ya da maskaralık içermiyor.

Fakat Siddhartha'nın elleri ile ayakları, gözleri, alnı, nefes alışı,
gülümsemesi, selâm verişi,duruşu, ve yürüyüşü düşüncelerine
benzemiyor gibi.

Bizim Gotama'nın Nirvana'ya erişmesinden sonra hiçbir insana
rastlamadım ki, 'İşte sana bir ermiş,' diye düşündürtsün. Bir
tek Siddhartha bu duyguyu uyandırdı bende, yalnız Siddhartha!

Öğretisi istediği kadar tuhaf olsun, sözleri istediği kadar kulağa
soytarıca gelsin, bakışından ve elinden, teninden ve saçından,
kısaca ondaki her şeyden bir saflık, bir huzur saçılıyor çevreye,
bir neşe, bir yumuşaklık ve kutsallık saçılıyor. Bizim Gotma'nın,
ulu öğretmenimizin ölümünden sonra hiçbir insanda görmedim
bunu..)

İçinden bunları geçiren, yüreğinde böylesi bir çatışma yaşayan
Govinda, Siddhartha'nın önünde bir kere daha eğildi sevgiyle.
Sükûnetle oracıkta oturan Siddhartha'nın önünde yerlere kadar
eğildi.

"Siddhartha," dedi. "ihtiyarladık artık. Birbirimizi bu kılıkta bir
daha zor görürüz. Bakıyorum sen huzura kavuşmuşsun. Ben,
itiraf edeyim ki, huzuru bulamadım henüz. Bana, saygıdeğer
dostum, bir söz daha söyle, aklımın alacağı, anlayabileceğim
bir öğüt ver! Bana yürüdüğüm yolda yardımı dokunacak olan
bir şey bağışla. Çokluk eziyetli, çokluk karanlık bir yol benimki
Siddhartha."

Siddhartha hiç sesini çıkartmadı ve suskun bir gülümsemeyle
Govinda'ya baktı. Govinda ise gözlerini Siddhartha'nın yüzüne
dikmiş, korku ve özlem duygusu ile bekliyor, bakışlarında ise
sonu gelmeyen bir bulamayış okunuyordu.

Siddhartha'nın gözlerinden kaçmadı bu ve gülümsedi.

"Eğil bana doğru!" diye fısıldadı. Govinda'nın kulağına. "Eğil
bana doğru! Tamam öyle, daha yakına gel şimdi! Çok daha
yakına! Alnımdan öp beni, Govinda!"

Govinda afallamıştı, ama yine de büyük bir sevgi ve sezgiyle
söylediklerini yaptı, Siddhartha'ya doğru eğilerek dudaklarını
onun alnına dokundurdu.

Birdenbire olağanüstü şeyler oldu!

Govinda bir yandan düşünceleri hâlâ Siddhartha'yı tek bir şey
olarak tasarlayabilmek için zaman kavramını kafasından silip-
atmaya boşuna ve gönülsüz çaba harcarken, hatta dostunun
söylediklerine karşı duyduğu küçümseme, ona karşı beslediği
alabildiğine büyük sevgi ve saygı ile boğuşurken, bir taraftan
da aşağıdaki olayı yaşadı:

Siddhartha'nın yüzünü göremez oldu birden ve yerini başka
yüzler aldı, pek çok yüz, uzun bir dizi halinde yüzler, ırmak
olmuş akıp giden yüzler, yüzlerce-binlerce yüzler, bir belirip
kaybolan, ama yine de hepsi aynı zamanda var olur görünen,
sürekli değişen ve yenilenen, ama yine de hepsi Siddhartha
olan yüzler.

Bir balığın yüzünü gördü Govinda, bir sazanın yüzünü gördü
bir balığın sonsuz acıyla açılmış ağzıyla, can çekişiyor olan
bir balığın, gözlerinin feri sönen bir balığın -yeni doğmuş bir
çocuğun yüzünü gördü, buruşukluklar içeren pembe yüzünü,
büzülmüş ağlamaya hazır yüzünü - bir katilin yüzünü gördü
Govinda, katilin elindeki keskin bıçağı bir başkasının karnına
sapladığını gördü - aynı anda aynı katili zincire vurulmuş bir
halde yerde diz çökerken ve başı bir celladın kılıç darbesiyle
uçurulurken gördü-sevişme pozisyonunda vücutlar, çılgınca
sevişip boğuşan çıplak erkek ve kadın vücutları gördü-yerde
uzatılmış cesetler gördü, sessiz, soğuk, boş-hayvan başları
gördü, domuzların, timsahların, fillerin, boğalar ve kuşların
başlarını- tanrılar gördü, Krişna'yı gördü, Agni'yi gördü- tüm
bu varlıkları ve yüzlerini birbirleriyle binlerce değişik ilişkinin
içinde gördü, her biri sürekli başkalarına yardım eli uzatıyor,
başkalarını seviyor, başkalarından nefret ediyor, başkalarını
durmaksızın yok ediyor, sonra onları yeniden doğuruyordu;
her biri ölümü istiyordu, her biri palliatif olmanın tutkusu ile
karışık acılı bir itirafıydı, ama yine de hiçbiri ölmüyor, hepsi
yalnızca değişiyor, sürekli yeniden doğuruluyor, sürekli yeni
bir yüzle donanıyor, ama bir yüzle öteki yüz arasında zaman
denilen şey yer almıyordu-ve bütün bu varlıklar ve yüzler bir
dinginlik içindeydi, sürekli akıyor, birbirlerini üretiyor, yüzüp
gidiyor, iç içe giriyordu, hepsinin üzerinde ince bir şey vardı,
var olmaktan yoksun, gene de var olan bir şey, ince bir cam
ya da buzdan bir örtü, saydam bir zar, kabuk ya da sudan bir
maske ve bu maske gülümsüyordu bu maske Siddhartha'nın
gülümseyen yüzüydü; onun, Govinda'nın dudakları ile tam o
anda dokunduğu yüzüydü. Ve Govinda'nın gördüğüne göre
maskenin bu gülümsemesi, birlik-bütünlüğün binlerce varlıK
üzerindeki bu gülümsemesi, binlerce kere doğum ve ölümün
üzerinde eşzamanlılığın bu gülümsemesi, Siddhartha'nın bu
gülümsemesi tıpkı Gotama'nın, Buddha'nın gülümsemesiydi,
aynı sessiz, ince, içyüzü hiç kestirilemeyen, belki iyi yürekli,
belki alaylı, bilge, bin bir yüzlü gülümsemesiydi, Govinda'nın
bizzat çok kez huşuyla izlediği gülümsemesiydi Gotama'nın,
Buddha'nın. Govinda, Nirvana'ya ulaşmış kimselerin böyle
gülümsediğini biliyordu.

Zaman var mı yok mu, bu seyir bir saniye mi, yoksa yüzyıl mı
sürdü bilemez olan, bir Siddhartha, bir Gotama, bir ben ve bir
sen var mı yok mu, bundan böyle bilemeyen Govinda, ta can
evinden âdeta Tanrsal bir okla yaralanmış, tatlı bir okla, canı
evinden büyülenmiş ve dağılıp çözülmüş halde Siddhartha'nın
yüzüne, az önce öptüğü, az önce bütün o varlıkların ve bütün
o oluşumların, bütün varoluşun sahnelendiği bu yüze bir süre
daha eğilmiş durdu. Binlerce çeşitliliğin üzerinde yansıdığı ve
kaybolduğu yüz değişmemişti hiç, Siddhartha gülümsüyordu
sessizce, yavaşçacık yumuşacık gülümsüyordu, belki pek iyi
yürekli, belki pek alaylı, tıpkı onun gülümsediği, o ulu kişinin,
Buddha'nın gülümsediği gibi.

Yerlere kadar eğildi Govinda, gözlerinden o kocamış yüzüne
yaşlar süzülüyodu farkında olmadan, alabildiğince bir sevgi
içten duyduğu, alabildiğince bir saygı alçakgönüllü, kor gibi
yanıyordu yüreğinde.

Govinda, hiç kımıldamaksızın oracıkta oturan Siddhartha'nın
önünde yerlere kadar eğildi, dostunun sessiz gülümsemesi
geçmişindeki her şeyi anımsatıyordu ona;
yaşamında o zamana kadar sevdiği, o zamana kadar kutsal
gözü ile baktığı her şeyi..

HERMANN HESSE-SIDDHARTHA