Merhaba

Bal Kaymak Muz



Bal, kaymak, muz, ceviz… Küçüklüğümden kalan bir tat. Bir tat, bir lezzet mi yalnızca? Sıcacık bir anı. Şimdi hayatta olmayan babacığımın içinde olduğu küçücük bir anı. Ben de küçücüğüm o anıda. Annesiyle babasıyla akşam yemeğine çıkmış küçük bir çocuk…

Şimdi var mı bilmem: eskilerde Şehir Restoran derlerdi, bir mekan vardı İzmit’te. Fuarın içinde. İzmit’te lüks restoran dendi mi orası akla gelirdi ilk. Eskiler dediğim 70’ler, biraz da 80’ler.

İçkili, sazlı sözlü bir restorandı. Türk Sanat müziği sanatçıları gelirdi. Mustafa Sağyaşar geliyor gözümün önüne o günleri düşününce.

Halimiz vaktimiz epey yerindeydi o zamanlar. Masamız donatılırdı. Babam yemek söz konusu olduğunda paraya acımazdı. Güzel adamdı. Benden güzel….

Ergun Abi’ydi oradaki herkes için babam. Garsonlar, şef, restoran sahibi tanırdı babamı. Muhabbetle karşılarlardı hep. Babam siparişleri vermeden önce gider vitrin buzdolabında sergilenen balıklara, etlere, diğer mezelere bakardı. Hangisinin en taze olduğu söylenirdi kendisine. Ya da öyle çok taze bir şey almaya niyetlenirse, “O sana yaramaz, abi,” diyerekten engel olurlardı. O zamandan kalma alışkanlık herhalde, ben de ilk iş dolaba bakarım gittiğim lokantalarda. Yiyeceğim şeyi görerek seçmek isterim… Karşımdakinden doğru yanıt alabilecekmiş gibi, safça sorarım, “Şu taze mi, bu taze mi,” diye.

Babamın en sevdiği şarkıyı Şehir Restoran sayesinde öğrendim ben. Hatırlı müşteri olduğumuz için illa ki bir istek parçamız söylenirdi. Akşam Oldu Hüzünlendim yazılırdı peçeteye genelde. Ya da neşesi yerindeyse Çile Bülbülüm Çile. Doya doya, avazı çıktığı kadar “Allah” diye bağırmak için. Ben de bağırır mıydım?.. Hatırlamıyorum.

Babam bağırırdı. Onu bağırırken bir o şarkıda duydum ben, bir de nadir de olsa gittiğimiz Kocaelispor maçlarında.

Bana göre yemek olmazdı hiç restoranda. Bugün bile içkili restoranlarda yiyecek bir şey bulamam. Aperatif, ordövr, ızgaralar, hatta balık iştahımı kabartmaz.

Neyse ki yemek sonrası iş değişirdi. Çünkü babam benim için her seferinde tekrar ettiği o ritüeli başlatır ve garsona yemeğin sonunu coşkuyla beklememi sağlayan o tabağı sipariş ederdi.

10 dakika geçmez, gelirdi masaya. Muzlar dilimlenmiş. Tabağa boylu boyunca bal dökülmüş. Üstüne bolca kaymak. Çatı katına da ceviz…
Bal kaymak muzdu adı. Cevizin esamesi okunmazdı yani. Zaten cevizi de pek yakıştırmazdım ben o tabağa. Ceviz hiç koymasalar dünden razıydım.

Şimdi öyle bir tabak hazırlasam kendime. Aynı lezzeti, aynı keyfi alır mıyım acaba?

Sanmam.

Babam isteyecek garsondan. Garson, “Hemen, Ergun Abi diyecek!” Kaymağını bol koyacak sipariş bizim olduğu için. Sonra yerken babam olacak masada. Mustafa Sağyaşar o şarkıyı söyleyecek.

Akşam oldu hüzünlendim ben yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine


Tüm babaların geçmiş Babalar Günü kutlu; ölmüş iseler ruhları şad olsun….

Bal Kaymak Muz | Tersninja.com