ÂLEM-İ SIR İLE YEKSAN!

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde geçmişte yaşanmış bir zaman süreci içerisinde, âlemin bir köşesinde
iki sevgili varmış. Bunların aileleri de ayrı köylerde yaşayan ailelermiş. Birisi ağa kızı, öbürü de çobanlık yapan
bir ailenin oğluymuş. Bu yaşadıkları iki ayrı köyde, bir birine komşu iki köymüş. Çoban babanın oğlu da babası gibi
çobanlık yapmaya başlamış. Ne yapsın gidecek ne bir okul, nede yapabileceği bir başka işi var. Mecburen
o’da çobanlık yaparak, babasına evini geçindirmek için ve kendine bir iş için aynı babası gibi çoban olmuş.
Komşu köy olan o kızın bulunduğu köydeki o ağa bir gün, bir çoban tutmak istemiş ve kendi köyünde çoban
olacak boş bir insan bulamamış. Bu çobanlık haberini o çobanın babası duyunca, oğlunun bu işi yapabileceğini
düşünerek, hemen o ağaya gidip o çobanlık işini oğluna vermesi için onunla, konuşarak anlaşıyor. Sonrada oğlunu
o ağaya gönderip, çobanlığını yapmasını sağlıyor. Oğlanın adı; Âlemi o ağanın da bir kızı var adı; Sır Çiçeği dir.
Neyse tabii ki, oğlanın bundan haberi yok ve kızda oğlanı tanımıyor. Zaten tanışmaları ve birbirlerini görmeleri
neredeyse imkânsız.
Âlemi çobanlığına başlıyor ve ağanın koyunlarını güdüyor. Oğlan ile kız, on yedi yaşlarındalar. Kız, Sır Çiçeği
yazın ailesinin yanında, köyde ve yaz mevsimi bitince de kışın, lisede okumak için şehre amcasının yanına gidiyor.
Oğlan Âlemi sadece babasının köyünde, ilkokulu okumuş o kadar. Dünyadan ve gelişmelerden bihaber kendi
yolunda ve çobanlık mesleği ile hayatını yaşamaya çalışıyor. Sır Çiçeği kız bir gün Âlemi’yi ahırdan koyun
sürülerini çıkarırken görüyor. Âlemi kızın dikkatini çekiyor ve ona bakmaya başlıyor. Âlemi bunun farkında değil
ve koyunları, ahırın önünde toplayarak yavaş, yavaş çayıra doğru sürüyor. Sır Çiçeği de ona arkasından bakarak;
- Ya şuna bak yazık böyle gencecik bir delikanlı okumuyor, çobanlık yapıyor. Hangi zamanda ve nasıl bir dünyada
yaşıyoruz. Diye düşünerek, oğlan için üzülüyor.
Âlemi koyun sürüsünü çayır ve mezralarda otlatmak için gidiyor. Âlemi o gün koyunları otlatırken, bir yerde
ağacın altında oturuyor ve dinlenmek istiyor. Koyunlar önünde otlarken o’da ağaca yaslanmış onlara bakarken,
öylece gözleri dalıyor. Uyurken bir rüya görür ve o rüyasında bir âlemde bulur kendini, rüyasında; her yerde
çiçekler açmış ve kuşlar uçuşuyor. Rengârenk çiçekler, birbirinden güzel kuşlar ve kendiside onların ortasında,
şaşkın bir şekilde etrafına bakınıyor. Önünde bir çiçek, çok güzel bir koku saçıyor ve sanki ona;
- Hoş geldin Âlemi nasılsın? Dermişçesine bakıyor. Âlemi, bu çiçeğin onunla konuşmasını hissederek;
- Senin adın ne? Diye sorup, ona yaklaşıyor. Çiçekte ona;
- Benim adım Sır Çiçeği dir, diyor.
Âlemi çiçeğe;
- Nasıl yani, Sır Çiçeği de ne demek? Sen Gül çiçeğisin, gül ağacında açmış bir gül çiçeğisin.
Sır Çiçeği de;
- Bana bu âlemde Sır Çiçeği derlerde ondan, adım Sır Çiçeğidir. O dünyada, benim sırlarımı bilmezler.
Âlemi çiçeğe;
- Bu âlemde neresi, ben anlamadım!
Sır Çiçeği de;
- Bu âleme, Âlem-i Gönül derler.
Âlemi çiçeğe;
- Nerede bu Âlem-i Gönül denilen bu âlem?
Sır Çiçeği de;
- İşte burada, seninle benim birleştiğimiz âlemde gönül dünyamız burası!
Âlemi çiçeğe;
- Gönül dünyamız olan bu âlem, nerede peki?
Sır Çiçeği de;
- O âlem-i dünya, bizlerin manevi iç dünyamız. Orada sevgi ve aşktan başka hiçbir şey bulunmaz.
Âlemi çiçeğe;
- Şimdi ben manevi iç dünya âlemimiz olan o Âlem-i Gönülde miyim?
Sır Çiçeği de;
- Evet, işte orada benim önümdesin sen Âlemi!
Âlemi çiçeğe;
- Sen bana bu âlemde adının Sır Çiçeği olduğunu söyledin, neden gerçek dünyada senin sırlarını bilmezler ve
Sırların nelerdir?
Sır Çiçeği de;
- Benim sırlarım; önce gerçek hayatta olan benim o gül kokum gerçek aşk kokusudur. O aşk kokusu da Allah ile
son Peygamber olan Hazreti Muhammet ile arasındaki, gerçek yakınlık, dostluk ve sevgiden kaynaklanan ve bu
gibi değerlerin, anlamlarını simgeleyen koku olan o (GÜL) kokusudur. Bunu çok az insan bilir ancak ve insanların
çoğu da benim o gül kokumu, güzel bir çiçek kokusu olarak bilir. Bizler bu Âlem-i Gönül dünyasında seninle
buluşmamızın sebebi de, benim o dünyada kız olan bir insanı temsil etmem ve ne senin, nede benim o dünyada
bundan henüz haberimizin yok. Çünkü haberimiz olmuş olsaydı, senide yaptığın o çobanlık işinden kovarlar.
Benimde bir daha seni görmeme müsaade etmezler.
Âlemi çiçeğe;
- Peki, ben nasıl seni bir daha veya istediğim zaman görebileceğim?
Sır Çiçeği de;
- Sen beni istediğin zaman, istediğin yerde göremeyeceksin o gerçek dünyada, sadece sen koyunları otlatırken
buraya geldiğinde bu ağacın altına gözlerini kapayıp, uykuya daldığın zaman beni burada, aynı yerde ve âlemde
görebileceksin, böylece!
Âlemi çiçeğe;
- Neden sadece burada bu ağacın altında ve uykuya daldığım zaman, seni görebileceğim?
Sır Çiçeği de;
- Çünkü biz ikimiz gerçek dünyada, gerçek âşıklarız. Ben sana, sende bana âşık olan iki sevgiliyiz!
Âlemi çiçeğe;
- Gerçek âşıksak, o zaman gerçek dünyada kavuşalım ve evlenelim olmaz mı?
Sır Çiçeği de;
- Maalesef olmaz ve olmayacak, bizim dünyamız burası ve biz de burada; “Âlem-i Sır İle Yeksan” olarak
kalacağız. Der.
Âlemi birden gözlerini açar ve o ağacın altında, önünde koyunları öylece otlarken görür!
Evet, o iki âşık olan insan aslında o çobanın oğlu ve o ağanın yanında çobanlık yapan Âlemi ile o kızda o ağanın
Kızı olan Sır Çiçeğidir!
Maalesef onlar bu dünya âleminde, muratlarına eremeyecekler ve bizde kerevetimize çıkamayacağız!
Tanrı, tüm gönüllere; sevgi, aşk ve huzur dolu bir hayat ve yaşam vermesi dileklerimle!

Eğer bir sürç-i lîsan ettikse, sizler tarafından anlayışınıza sığınarak affola ve sizlerde kalın sağlıcakla!

YAZAR
Alem-i Sır

* * *
KEREVET: Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan, duvara bitişik, ayakları olan, tahtadan sedir.
YEKSAN: Beraber. Bir. Her zaman.