OLMAYAN EVLİLİK

Bir zaman iki genç, Anadolu’nun bir ilçesinde yaşarlarmış. Birbirlerine âşık olmuş bu iki genç, o sevdanın verdiği aşk sevgisiyle günlerini geçirirler. Erkek olan âşık okuyarak bir öğretmenlik vasfını yapabilme derecesine kadar gelir. Henüz askerlik görevini de yapmamış, okuduğu için ve okulunu yeni bitirmiş. Bunların hayal ve düşünceleri; “Biz evlenelim ve mutlu bir yuva kuralım, sonrada ben askerliğimi yaparım. Sende, ben askerden gelene kadar anam ve babamla aynı evde kalır beni beklersin.” Düşünceleri ve yakın gelecekleri için kurdukları plan buymuş. O yıl da aylardan Ramazan ayı ve herkes orucunu tutuyor. Birkaç gün sonrada bayram olacak insanlar bayram hazırlığı ve sevinci içerisindeler.

O gün gelir ve günlerden bayram arifesi gecesinde, arkadaşları bir araya gelirler ve derler ki; “Malûmunuz, bizim örf ve adedimiz olan bu bayram arifesi gecesinde, bir hamama gidip hem eğlenmek hem de bayram için yıkanmamız lâzım, derler.” Çünkü eskiden beri Anadolu’daki gençler, her bayram arifesinde bir hamama gidip hem eğlenirler hem de yıkanırlarmış. Bir araya dokuz arkadaş gelirler ve hamama doğru sohbet ve şakalaşmalarını yaparak gitmeye başlarlar. Tam hamam sokağına dönecekleri köşedeki postane binasının olduğu yerde, sokağın karşısında ki karanlık köşede ağaçlar altın da teröristlerin pusu kurduklarından habersizdirler. Neşeli, gülüşerek ve şakalaşarak ilerlerken birden silâhlar patlamaya başlar ve üzerlerine mermi yağdırır teröristler. Herkes bir şaşkınlık ve korku ile yerlere savrulurlar. Bazıları hafif yaralanır ve bu arada o genç ayakta ve şaşkınca sağa sola bakınır. Arkadaşlarından bazıları ona; “Mustafa yere yat, yere yat vurulacaksın hadi yat yere yat..” diyerek onu, orasından burasından çekiştirmektedirler yere yatsın diye. Tam bu sırada arkasından, kalbine doğru bir mermi gelir ve saplanır. Ahh..der ve yere yıkılır. Kısa sürede yakın bir yerden geçmekte olan polis devriyesi, bu silâh seslerini duydukları için oraya doğru polis arabalarının alarm seslerini açarak o tarafa gelmeye başlarlar. O arada işlerini tamamlayan ve polislerinde geldiklerini duyan teröristler hemen kaçmaya başlarlar. Bu arada o arkadaşları yerde can çekişmekte ve son nefesini verdi verecek durumdadır. Herkes şaşkın ve korku dolu o anını tam atlatamamış bir durumda, o arkadaşlarının başına toplanmış ve onunla uğraşmakta ne yapacaklarını tam anlayamamış bir durumdalar. Bir arkadaşı onu kucağına almış ve ona; “Mustafa canım kardeşim, arkadaşım, dostum bırakma kendini sen ölmedin bak yaşıyorsun. Hadi tut kendini bırakma..” demekte ve maalesef onun da anlamaktadır ölüm yoluna girmiş dönüşü yok artık. O ne derse desin ona, o ölmekte olan arkadaşı onu, ne duyuyor nede işitiyor artık. Onun tüm arkadaşları (kimi yaralı kimi şaşkın..) hepsi onun başındadır. Polisler gelmiş ve bazıları orada, bazıları da o teröristlerin peşindeler. Artık onu kucaklayan arkadaşı ona şunu demektedir; “Mustafa sen ölmedin kardeşim, kucağımdasın bak dostunun kucağındasın. Sen ölmedin ölmeyeceksin hep bizimlesin ve biz arkadaşlarında seninle olacağız. Seni vuran o hain teröristler bunun hesabını verecekler.” Der ve oradaki tüm arkadaşlarının, istese de istemese de gözlerinden yaşlar akar. Mustafa adındaki o arkadaşları artık son nefesini vermektedir. Onu kucaklayan Abdullah ismindeki o arkadaşı ona sıkıca sarılmış ve ona; “Mustafa’m canım kardeşim, dostum, arkadaşım hadi sende söyle; EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHÛ VE RASÛLÛHÛ!” diyerek ona; Kelime-i Şahadet getirtmeye çalışıyor. Arada bir de ona; “Mustafa canım kardeşim, sen ölmezsin şehitler ölmez sen şehit olacaksın bunu duy anla kardeşim. Şehitler ölmez kardeşim” diyerek ona ve kendine manevi bir moral ve inancının sağlamlığını vermektedir. Derken o Mustafa adındaki arkadaşları da sanki ondan bir şeyler almaya çalışıyor gibi bir takım iniltilerle ses vermekte ve kıvranmaktadır. Derken son nefesini de verir arkadaşının, sıcacık dost ve sevgi kucağında!..Yerler kan revan içinde ve arkadaşının üstü başı da, kıpkırmızı o arkadaşının kanına bulanmış bir vaziyettedir.

Orada yaralı olan diğer arkadaşlarını da, polisin çağırdığı ambulanstaki sağlık görevlileri de ayakta tedavi olacakları tedavi edip yaralarını sarmaktadır. O Mustafa adındaki terör kurşununa kurban olan insanı da ambulansa alırlar ve hastane morguna götürürler. Tabii ki bunun haberi tez zaman içinde o gece aile evlerine (ana, babasına ve o evleneceği aşkının evine) gider. Artık ne olur o evlerde gelin düşünün, malûm herkes yıkılmış ve hastane kapılarına koşar. Ya o kız onun aşkı nasıldır!

Ertesi gün morgdan alınan o gencin ölüm namazı kılınacağı yerdeki o camide, o ölen Mustafa adındaki insanın çok eskiden beri ve o gece de onunla orada bulunan arkadaşları da ölüm namazını kılıp defnetmek için o camidedirler. Orada Mustafa’nın o kız aşkı o arkadaşlarını görür ve onlara sarılarak şaşkın ve sinir krizleri geçirmiş bir halde ağlayarak onlara der ki; “Mustafa’m nerede, onun kokusunu alıyorum ben sizden bana onu getirin, haydi ne olur. Lütfen Mustafa’m nerede, beni ona götürün ne olur hadi götürün beni ona.. lütfen bakın kokusunu sizden ben alıyorum kokusunu, o beni çağırıyor..” diyerek onları sallamakta ve elleriyle vurup, hırpalayarak onlara bağırmaktadır. Bir hafta sonra düğünleri olacaktı onların, evleneceklerdi ve yuvalarını kuracaklardı onlar. Aşkı olan o kız; “Biz evleneceğiz ama onunla, nerede düğünümüz olacak..bak ben çeyizlerimi hazırladım ama..ona bu kırmızı başörtümü de vereceğim, nerede o aşkım nerede Mustafa’m benim neredeee..” diye kriz geçirmekte ve oradaki herkesi ağlatmaktadır. Annesi de oğlunun tabutuna sarılıp onunla adeta konuşmakta ve ona; “Oğlum ben yanındayım, bak babanda yanında seninleyiz. Seni hiç bırakmam ben hep yanındayım sende benim ellerimde, kucağımdasın oğlum canım benim.” Diyerek tabutuna sarılır ve ağlar. Biraz sonra cenaze namazı kılınan Mustafa’yı, mezarına defnedilmek için mezarlığa getirirler ve defnolup mezarına konur. Duasını yapan herkes yavaş, yavaş çekilirler ve mezar başında anası, babası, aşkı olan o kız bulunmaktadır. Mezar başında aşkı, onun toprağına sarılıp onunla konuşmaktadır. Anası ve babası da aynını yapmaktalar. Herkes kendi içinden geleni söyler ve aşkı ise; “Mustafa’m aşkım ben seni hep bekleyeceğim ben burada olacağım seni bırakmam ben. Seninle ben evlendim bak annemiz ve babamızda burada seninleyiz. Manevi nikâhımız kıyıldı seninle zaten, Mustafa’m seninle ben İnşallah cennette de beraber olacağız. Sen şimdiden orada evimizi hazırla ben gelene kadar. Hadi güzel bir ev yap ve beni bekle, bende gelip orada seninle sonsuza kadar yaşayacağız.” Der.

Aşkı bir daha hiç evlenmez ve öylece Mustafa’sını kalbinde saklayarak onunla yaşar.

Allah hiç kimsenin aşkını aşkından ayırmasın!...Amin!


Yazarı:
Alem-i Sır

Not: Bu yaşanmış gerçek bir hikâyedir!