Merhaba!

Bir sabah yaslı Su Faresi basını deliğinden cıkardı. Pırıl pırıl boncuk gibi gozleri, dimdik
kursuni bıyıkları vardı,kuyruğu da upuzun kara bir lastik parcası gibiydi. Kucucuk ordekler
havuzda yuzuyor,tıpkı sarı kanaryalara benziyorlardı. Kıpkırmızı bacaklı, duru beyaz anneleri onlara
suyun uzerinde nasıl tepetaklak durulacağını oğretiyordu.
"Tepetaklak duramadıkca hicbir zaman yuksek bir toplumda bulunamazsınız,"
deyip duruyor, ikide bir de bunun nasıl yapılacağını gosteriyordu. Ama kucuk ordekler
annelerine hic aldırmıyorlardı. Oyle kucuktuler ki, toplum icinde bulunmanın ne gibi yararları olacağını
anlayamıyorlardı.Yaslı Su Faresi,
"Ne dikbaslı cocuklar, doğrusu boğulmayı hak ediyorlar,"
diye bağırdı. Anne Ordek,
"Hic de değil! Herkes acemilik ceker. Anneler babalar da pek sabırlı olamıyor,"
diye yanıt verdi. Su Faresi,
"O, analık babalık duygusundan hic haberim yok," dedi, "Ben aile adamı değilim, simdiye dek
hic evlenmedim, doğrusu niyetim de yok. Ask kendine gore iyi bir sey, ama dostluk daha da iyi.
Gercekten yer yuzunde candan bir dostluktan daha soylu ve az gorulur hicbir sey bilmiyorum."

Oracıkta bir soğut ağacından butun konusulanları dinleyip duran yemyesil bir Ketenkusu,
"Ya candan bir dostun gorevleri konusunda dusunceniz nedir, lutfen soyler misiniz?"
diye sordu. Ordek de,
"Evet, benim de oğrenmek istediğim iste bu"
diye havuzun obur ucuna kadar yuzup cocuklarına iyi bir ornek verebilmek uzere tepe asağı durdu.
Su Faresi,
"Ne budalaca bir soru!" diye bağırdı, "Candan dostumun elbette benim icin canını bile verebilmesini
beklerim."
Kucuk kus gumus surgunun ustunde sallana sallana minimini kanatlarını cırparak
"Buna karsılık ya siz ne yaparsınız?"
dedi. Su Faresi,
"Anlamıyorum" diye yanıt verdi. Ketenkusu,
"Size bu konuda bir masal soyleyeyim,"
dedi. Su Faresi,
"Masal benim hakkımda mı?" diye sordu, "Oyleyse dinlerim; cunku uydurma seylerden pek
hoslanırım." Ketenkusu,
"Size uyarlanabilir,"
diye asağı doğru ucup suyun kıyısına kondu ve Candan Dost'un oykusunu anlattı.

"Evvel zaman icinde," dedi, "Hans adında bir cocuk varmıs."
Su Faresi,
"Sayıda sırada bir sey miymis bari?"
diye sordu. Ketenkusu,
"Yok," dedi, "Hic de sayıda sırada filan değilmis; temiz yureğiyle iyi huylu insanlara ozgu
yusyuvarlak, tuhaf yuzunden baska farklı bir seyi yokmus. Kucuk bir koy evinde tek
basına oturur, her gun bahcesinde calısırmıs. Butun ulkede, onunki gibi guzel bahce yokmus.
Husnuyusuflar, Sebboylar, Cobankeseleri, Katmerli Duğun Cicekleri orda yetisirmis. Mor Samgulleri,
Sarıguller, Leylaklar, altın sarısı Zağra Laleleri, Ciğdemler, mor, beyaz Menekseler orda bulunurmus,
Hasekikupesi, Hanımgomleği, Tere, Mercankosk, Fesleğen, Cuha ciceği, Tuğasahi Zambağı, Altıntop
ciceği, Katmerli Karanfil, aydan aya her zaman seyredilecek guzel seyler, koklanacak guzel kokuların
bulunması icin, zamanları geldikce birbiri arkasından orada acar, orada acılırmıs.

Kucuk Hans'in (*) bircok dostu varmıs, ama en candan dostu Değirmenci Koca Hugh'ymus
Evet, zengin Değirmenci Hans'in oyle candan dostuymus ki, duvardan uzanıp koca bir demet cicek ya
da bir tutam yesillik koparmadan, ya da yemis mevsimiyse ceplerini
eriklerle, kirazlarla doldurmadan gecmezmis. Değirmenci,
'Gercek dostların hic ayrısı gayrısı olmamalı,'
der, Hans de basını sallayıp gulumser, bu denli yuksek dusunceli bir dostu olduğu icin
ovunurmus. Kimileyin komsular haklı olarak, zengin Değirmenci'nin değirmeninde yuz
cuval birikmis unu, altı tane sağlam ineği, bir koca suru yun koyunu olduğu halde nasıl
olup da kucuk Hans'e karsılık olarak hicbir sey vermeyisine sasarlarmıs; ama Hans boyle
seylerle kafasını yormaz; hicbir sey ona Değirmenci'nin gercek dostluğun ozveriye
dayandığı konusunda soylediği butun bu duyulmamıs seyleri dinlemekten daha fazla zevk
vermezmis. İste kucuk Hans bahcesinde boylece calısıp durmus. Ilkyazda, yazın, guzun
pek keyifli olurmus; ama kıs gelip de carsıya goturecek yemisi, ciceği kalmayınca soğukla
aclıktan epey sıkıntı ceker, coğu aksamlar birkac tane armut kurusu ya da cetin cevizden
baska yiyecek bir sey bulamadan yatmak zorunda kalırmıs.

Sonra Değirmenci hic kendisini gormeye gelmediği icin son derece yalnızlık cekermis.
Değirmenci, karısına,
'Kar surdukce benim kucuk Hans'e gitmemin hic yararı yok,' dermis, 'Cunku insanlar
sıkıntıdayken kendi hallerine bırakılmalı, konuklarla uzulmemeli. İste benim dostluk anlayısım bu;
doğallıkla bunda haklıyım da. İlkyaza değin bekler, o zaman kendisini
ziyaret ederim, o da bana koca bir sepet dolusu menekse gulu vermek olanağını bulur;
bu onu oyle hosnut eder ki.' Karısı da bol cam atesi karsısındaki kocaman koltuğundan,
'Baskalarını nasıl da cok, ama nasıl da cok dusunuyorsunuz, sizin dostluk konusunda
soylediğiniz sozleriniz en buyuk ikram. Vallahi Rahip Efendi bile uc katlı konakta oturup
kucuk parmağına da altın yuzuk taktığı halde, sizin gibi guzel soz bulup soyleyemez,'
dermis. Değirmenci'nin en kucuk oğlu,
'Ama kucuk Hans'ı buraya cağıramaz mıydık? Zavallı Hans sıkıntıdaysa "poridge"imin
yarısını ona verir, beyaz tavsanlarımı gosterirdim!'
diyecek olmus. Değirmenci,
'Ne sersem cocuksun!' diye bağırmıs, 'Seni okula gondermenin yararını bir turlu
anlayamıyorum; hicbir sey oğrendiğin yok. Kucuk Hans buraya gelip sıcacık atesimizi,
tatlı yemeğimizi, koskoca fıcı dolusu sarabımızı gorse kıskanır; kıskanclık da pek korkunc
bir seydir; insanın ahlakını bozar. Elbette kucuk Hans'in ahlakının bozulmasına razı
olamam. Ben onun en iyi dostuyum, hep ona gozkulak olur, hicbir bakımdan kotuluğe
kapılmamasına dikkat ederim. Sonra Hans buraya gelse, belki benden biraz odunc un
isteyiverir, ben de veremem. Un baska, dostluk baska; bu iki seyi birbiriyle karıstırmamalı.
Ya, bu sozcuklerin yazımları da ayrı, anlamları da. Bunu herkes bilir.'

Değirmenci'nin karısı, kendisi icin koca bir bardağı ağız ağıza sıcak birayla doldurarak
'Ne guzel soyluyorsunuz; basım sanki ağırlastı. Tıpkı kilisedeymisim gibi,'
demis. Değirmenci,
'İnsanlar arasında iyi davranan pek coktur ama iyi soz soyleyen az. Bu da soz soylemenin
daha guc bir sey olduğunu gosterir. Hem aynı zamanda ince bir istir bu,' diye yanıt vermis
ve masanın obur yanında utancından kıpkırmızı kesilip basını onune eğmis, gozyaslarını
cayının icine akıtmaya baslayan kucuk oğluna dik dik bakmıs. Bununla birlikte, cocuk o
kadar kucukmus ki onu hos gormelisiniz."

Su Faresi, "Oykunun sonu bu mu?" dedi.
Ketenkusu, "Değil elbet," diye yanıt verdi, "Bu daha baslangıcı."
Su Faresi,
"Oyleyse siz cağımızdan cok geri kalmıssınız. Bugunlerde her oykucu masalın sonundan baslıyor, sonra
baslangıcı geliyor ve ortasında bitiyor. Yeni anlatım yontemi, bu. Gecen gun
bunu gencten biriyle havuzun cevresinde dolasan bir elestirmenden isittim. Bu konudan
uzun uzadıya soz etti, kesinlikle haklıydı derim; cunku mavi gozluğu, sacsız cıplak kafası
vardı. Sonra, genc ne zaman bir dusuncesini soylese, "Puh!" diye yanıt veriyordu. Ama
anlatın bakalım su oykuyu. Değirmenci pek hosuma gitti. Benim de turlu turlu guzel
duygularım vardır. Bu nedenle aramızda derin bir yakınlık var."

Ketenkusu kimileyin bir ayağının, kimileyin oteki ayağının ustunde sıcrayarak anlatmayı
surdurmus:

"Kıs bitip menekse gulleri solgun sarı yıldızlarını acmaya baslar baslamaz, Değirmenci
gidip kucuk Hans'i gormek istediğini soylemis. Karısı,
'Ya, ne kadar iyi yureğiniz var. Hep baskalarını dusunuyorsunuz. Cicekler icin su buyuk
sepeti de alıverseniz,'
demis. Değirmenci değirmenin kanatlarını sağlam demir bir zincirle birbirine bağlayıp
kolunda sepetle yokustan asağı inmis,
'Hayırlı sabahlar olsun kucuk Hans,' demis.
Kucuk Hans bel kureğine dayanıp ağzı kulaklarına vararak yanıt vermis:
'Hayırlı sabahlar olsun.'
Değirmenci,
'E, kısın ne yaptınız bakalım?' diye sormus.Hans,
'Bunu sormanız ne buyuk incelik; doğrusu buyuk iyilik,' diye haykırmıs, 'Vallahi kısı pek
sıkıntılı gecirdim, ama artık İlkyaz geldi, ben de hosnutum, ciceklerimin hepsi de pek iyi.'
Değirmenci, 'Kısın bir duziye sizi konusur, ne durumda olduğunu merak ederdik Hans,'
demis.Hans:
'Ne buyuk incelik; ben de artık beni unuttunuz diye sanki korkuyordum.'Değirmenci:
'Doğrusu sastım size Hans. Gercek dost asla unutmaz. İste olağanustuluk burada, ama
korkarım siz yasamın siirini anlamıyorsunuz. Sizin menekse gulleri de gitgide ne kadar
guzellesiyor?' Hans:
'Ya, elbette guzel; hem boyle bol olması da benim icin buyuk bir talih doğrusu. Carsıya goturup
Belediye Baskanı'nın kızına satacağım; parasıyla da el arabamı geri alacağım.'
'El arabanı geri mi alacaksın? Yoksa sattın mı onu? Ne budalaca bir is.'Hans,
'E, ne yapayım? Satmak zorunda kaldım,' demis, 'Goruyorsunuz, kıs benim icin pek kotu
zamandı.Doğrusu ekmek almaya param yoktu. Ben de ilkin yabanlık ceketimin gumus duğmelerini
sattım, sonra gumus kosteğimi, ondan sonra buyuk cubuğumu, en sonunda da el arabamı
sattım. Ama artık onların hepsini geri alacağım.' Değirmenci,
'Hans, sana benim el arabamı veririm,' demis, 'Doğrusu pek o denli yeni değil; bir yanı kopmus,
tekerlek parmaklarında da bir bozukluk var; ama gene de sana veririm. Biliyorum, bu benim icin
buyuk bir ozveri. Ondan ayrıldığım icin bircok kimse beni adamakıllı aptal sanacaklar, ama ben
baskalarına benzemem; comertlik dostluğun ozudur derim. Hem sonra, kendim icin yeni bir el
arabam daha var. Evet, gonlun rahat olabilir. Sana el arabamı veririm.'
'Bu doğrusu buyuk bir ozveri...'
diye Hansciğin tuhaf, yuvarlacık yuzu bastan basa neseyle parlamıs,
'Ben onu kolay onarırım, evde bir yaprak tahtam var.'Değirmenci:
'Bir yaprak tahta mı? Ya! Benim ambarın damı icin tam aradığım sey. Koskoca bir deliği var,
kapatamazsam butun zahire ıslanacak. Talihim varmıs ki bunu soyledin! Ne tuhaf, bir iyilik baska
bir iyiliği doğuruyor. Ben sana el arabamı verdim, simdi de sen bana tahtanı vereceksin. Elbette
el arabası tahta parcasından cok daha değerlidir; ama gercek dostluk boyle seylere onem
vermez. Hadi sunu getiriver de hemen bugun ambarda ise koyulayım.' Kucuk Hans,
'Elbette,' diye kosa kosa sundurmanın altına girmis, tahtayı cekip cıkarmıs.Değirmenci bakıp,
'Pek buyuk bir tahta değilmis, korkarım ambarımın damını onardıktan sonra, arabaya eklemek icin
sana hicbir sey kalmayacak,' demis, 'Ancak, bu benim sucum değil, simdi sana el arabamı
verdim; elbette sen de buna karsılık biraz cicek verirsin. İste sepet, kuzum ağzına dek dolduruver.'Hans, keyfi kacarak sormus:
'Ağzına dek mi?' Cunku sepet doğrusu pek buyukmus.Doldursa pazara cıkacak
hicbir cicek kalmayacağını anlamıs. Gumus duğmelerini geri almak icin de ici icine sığmıyormus.
Değirmenci: 'E, doğrusu, ben sana el arabamı verdiğime gore, sanırım birkac cicek istemek pek
cok sayılmaz; belki yanılıyorum; ama dostluk, gercek dostluk, ne olursa olsun kendini
dusunmekten cok uzaktır.' Hans,
'Sevgili dostum, en iyi dostum! Bahcemdeki butun cicekler sizin olsun; ne zaman olsa, gumus
duğmelerimden once sizin guzel dusuncelerinize kavusmak isterim,'
diye kosa kosa butun o guzel menekse gullerini koparıp Değirmenci'nin sepetini doldurmus.
Değirmenci, 'Hoscakal kucuk Hans,' diyerek omuzunda tahta, kolunda sepet, yokustan
cıkmaya koyulmus. Kucuk Hans de,
'Gule gule' deyip keyifli keyifli toprağı bellemeye baslamıs; el arabası nedeniyle oyle
hosnutmus ki. Ertesi gun birkac hanımelini sayvandaki civilere tuttururken Değirmenci'nin sesini
duymus; yoldan onu cağırıyormus; hemen merdivenden atlamıs, asağı kosup duvarın uzerinden
bakmıs. Değirmenci sırtında koca bir cuval unla ordaymıs.
'Hansciğim, zahmet olmazsa su un cuvalını benim hatırım icin pazara kadar goturur musun?'
demis. Hans,
'Vah vah! Valla bugun isim cok. Butun sarmasıklarımı duvara civilemem, butun ciceklerimi
sulamam, butun cayırları toplamam gerek,' demis. Değirmenci, 'E, doğrusu benim sana el
arabamı vereceğimi dusununce...' demis, '..geri cevirmek hic de dostca bir davranıs olmaz.'
Kucuk Hans, 'Ooo, boyle soylemeyin. Dunya bir araya gelse ben dostluğa aykırı bir
davranısta bulunmam,'
diye seslenip kosa kosa kasketini almaya gitmis. Sonra sırtında koca cuvalla ezile ezile yola
dusmus. Hava cok sıcak, yol da pek tozluymus, Hans oyle yorulmus ki, altıncı mil tasına
varmadan oturup dinlenmek zorunda kalmıs. Ama yine de yureklilikle yola duzulup sonunda pazara
varmıs. Biraz orada bekledikten sonra o bir cuval unu pek iyi bir fiyatla satmıs, sonra hemen eve
donmus; cunku gecikirse yollarda hırsızlara raslamaktan korkuyormus. Kucuk Hans yatağa yatarken,
kendi kendine,
'Gunum bosa gitti, ama iyi ki Değirmenci'yi kırmadım; en iyi dostum o, sonra el arabasını da bana
verecek,'
diye dusunmus.Ertesi sabah Değirmenci erkenden bir cuval ununun parasını almaya gelmis, kucuk Hans
oyle yorgunmus ki hala yataktaymıs. Değirmenci,
'E vallahi,' demis, 'Pek tembelmissin. Doğrusu el arabamı vereceğimi dusunerek daha cok calısacağını
sanıyordum. Haylazlık gunahtır; dostlarımdan hicbirin aylak ya da miskin olmasını, elbette istemem.
Benim sana karsı apacık soz soylememe gucenmezsin ya! Elbette senin dostun olmasam bunu
aklıma bile getirmem. İnsan, demek istediğini olduğu gibi soylemeyecek olduktan sonra dostluğun ne
yararı olur? Kim olsa parlak seyler soyleyerek goze girip dalkavukluk etmeye cabalar. Ama gercek
dost, hep hosa gitmeyecek seyler soyler ve uzmekten cekinmez. Gercek bir dost da elbette boylesini
yeğler; cunku, ancak o zaman iyilik ettiğini anlar.'

Kucuk Hans gozlerini uğusturup gecelik takkesini basından atarak,
'Cok uzuldum,' demis, 'Ama oyle yorgundum ki yatakta biraz yatıp oten kusları dinlemek istedim. Bilir
misiniz? Kusları dinledikten sonra, her zaman daha iyi calısırım.'
Değirmenci eliyle Hans'in sırtına vurarak,
'Ya, buna cok hosnut oldum, cunku giyinir giyinmez değirmene gelip hatırım icin, su benim ambarın
damını onarıver, diyecektim.'
Zavallı kucuk Hans gidip bahcesinde calısmayı oyle ozluyormus ki. Ancak, kendisine bu denli dostluk
gosteren Değirmenci'yi de kırmak istemiyormus. Utanıp cekinen bir sesle,
'Bugun isim olduğunu soylersem dostluğa aykırı bir sey yaptığım kanısına mı varırsınız?'
diyecek olmus. Değirmenci,
'E, doğrusu el arabamı sana vereceğimi dusunursem, bu isteğim hic de cok bir sey değil; ama geri
cevirirsen, elbet gidip onu kendim yaparım,' demis. Kucuk Hans
'O, hicbir zaman...'
diye yatağından atlamıs ve giyinip ambara gitmis. Butun gun gunes batıncaya kadar orada calısmıs.
Gunes batarken de Değirmenci ne yaptığını gormeye gelmis. Değirmenci sen bir sesle,
'E, demek ki deliği onardın ha, kucuk Hans?' diye seslenmis.
Kucuk Hans merdivenden inerken, 'İyice onarıldı,' diye yanıt vermis.
Değirmenci, 'Ah, insanın baskaları icin yaptığı is gibi zevkli hicbir sey yoktur!' demis.
Kucuk Hans oturup alnını silmis: 'Sizin sozlerinizi dinlemek elbet buyuk bir talih; ama sanırım sizin bu
guzel dusunceleriniz gibi dusunceler bana hic gelmeyecek?'

Değirmenci, 'Yoo, gelir, sana da gelir,' demis, 'Yalnızca biraz daha zorluğa katlanmalı. Su anda,
dostluğun ancak uygulamasını goruyorsun, bir gun kuramını da elde edersin.'
Kucuk Hans, 'Sahi mi soyluyorsunuz?' diye sormus.
Değirmenci, 'Hic kuskusuz,' diye yanıt vermis; 'Ama, damı onardığına gore, artık eve gidip rahat etsen
daha iyi edersin, cunku yarın da koyunlarımı dağa goturuvermeni isteyeceğim.'

Zavallı kucuk Hans bu soze karsı bir sey soylemekten cekinmis. Ertesi gun de Değirmenci koyunlarını
erkenden koy evine dek getirmis, Hans de onlarla birlikte dağ yolunu tutmus.
Oraya varıp gelinceye dek butun gun gecmis; geri donduğunde de oyle yorgun dusmus ki, daha
koltuğunda otururken uyuyakalmıs; ancak ertesi gun, gupegunduz, ortalık aydınlıkken uyanmıs.
'Bahcede ne guzel vakit gecireceğim,'
diyerek hemen ise koyulmus. Ama, hep bir sey cıkıyor, bir turlu ciceklerine bakamıyormus, cunku
dostu Değirmenci durmadan gelip, onu ya zaman alacak islerin pesinden gonderiyormus ya da
değirmende kendisine yardıma cağırıyormus. Kucuk Hans, zaman zaman cicekleri kendilerini unuttu
sanacaklar diye uzum uzum uzuluyor, ama Değirmenci'nin en iyi dostu olduğunu aklına getirip kendi
kendisini avutuyormus;
'Sonra...' diyormus, '...kendi el arabasını bana verecek, bu da tam anlamıyla bir ozveri.'
İste kucuk Hans, Değirmenci icin hep boyle calısıp durmus. Değirmenci de dostluk konusunda her turlu
guzel sozleri soyler, Hans bunları not defterine yazar, geceleri okurmus, okumusluğu da pek iyiymis.

Aksamların birinde, Hans atesinin basında otururken kapıdan gurultulu bir ses gelmis. Ruzgar evin
cevresinde oyle esiyor, oyle dehsetle gurluyormus ki, bunu fırtınanın sesi sanmıs.
İkinci bir gurultu daha duyulmus, arkasından da ucuncusu gelmis; bu, oncekilerin hepsinden cokmus.
Kendi kendisine, 'Zavallı bir yolcu olacak...' diyerek kapıya kosmus.
Kapının onunde, bir elinde fener, otekinde koca bir sopayla Değirmenci durup duruyormus.
'Hansciğim', diye haykırmıs Değirmenci, 'Basım dertte. Kucuk oğlum merdivenden dusup yaralandı, ben
de simdi doktora gidiyorum. Ama doktor uzakta, gece de oyle kotu ki, simdi aklıma geliverdi, benim
yerime sen gitsen, hani cok iyi olacak. Biliyorsun el arabamı sana vereceğim, buna karsılık senin de bir
sey yapman, sanırım doğru olur.'Kucuk Hans,
'Olur,' demis, 'Sizin buraya dek gelmenizi ben iltifat sayarım. Hemen cıkıyorum, ama bana fenerinizi
vermelisiniz; gece pek karanlık, hendeğe dusebilirim.'
Değirmenci, 'Vah vah, yazık, cok yazık, bu yeni fenerim, ona bir sey olursa doğrusu cok uzulurum,'
diyerek feneri vermek istememis. Kucuk Hans,
'Pek iyi, zarar yok,' diyerek, buyuk kurklu paltosuyla kırmızı sıcacık baslığını indirmis, boynuna da bir
atkı sarıp yola koyulmus. Ne muthis bir fırtınaymıs. Gece oyle karanlıkmıs ki kucuk Hans hicbir sey
goremiyormus. Ruzgar o denli siddetliymis ki, kendisini tutamıyormus. Gene de cok yurekliymis. Uc
saate yakın yol gittikten sonra, doktorun evine varıp kapıyı calmıs. Doktor basını yatak odasının
penceresinden uzatıp, 'Kim o?' diye seslenmis.

'Kucuk Hans, doktor.'
'Ne istiyorsun, kucuk Hans?'
'Değirmenci'nin oğlu merdivenden dusup bir yerini incitmis. Değirmenci hemen gelmenizi istiyor.'
Doktor, 'Peki,' diye atını, buyuk cizmelerini, bir de fenerini hazırlatıp asağı inmis. Kucuk Hans onun
pesinden duse kalka yetismeye calısırken, o atını Değirmenci'nin evi yonune surmus.
Ama, fırtına guclendikce guclenmis, yağmur sellerle bosanıp tasmıs. Kucuk Hans ne gittiği yeri goruyor,
ne de ata yetisebiliyormus. Sonunda yolunu yitirip derin cukurlarla dolu pek tehlikeli kırlara dusmus ve
zavallı Hanscik boğulmus. Ertesi gun birkac keci cobanı, koca bir su birikintisi icinde onun olusunu bulup
evine getirmis.
Pek iyi tanınmıs olduğu icin, herkes kucuk Hans'in cenazesine gitmis. Değirmenci de yas tutanların
basında geliyormus.
'En iyi dostu ben olduğum icin, en iyi yere gecmek benim hakkım,'
diye sırtında uzun siyah bir pelerinle alayın onunde yuruyor, arada sırada gozlerini buyuk bir cep
mendiliyle siliyormus. Cenazeden sonra herkes handa rahat rahat oturup baharatlı sarap icer, tatlı
pasta yerken, demirci
'Kucuk Hans'in yeri, kuskusuz doldurulamaz,' demis. Değirmenci,
'Hele benim icin... Ya, sanki el arabamı ona vermis gibiydim. Simdi onu ne yapmalı bilmem. Evde
basıma bela oldu; oyle eski ki, satacak olsam elime hicbir sey gecmez. Bundan sonra kimseye bir sey
vermemeye dikkat edeceğim. İnsan comertliğin acısını cekiyor,' demis."

Uzun bir aradan sonra Su Faresi, "Eee?" dedi.
Ketenkusu, "Eeesi, oykunun sonu, bu," diye yanıt verdi.
Su Faresi, "Peki, Değirmenci'ye ne olmus ya?" diye sordu.
Ketenkusu, "Artık orasını bilmiyorum. Hem umurumda da değil," yanıtını verdi.
Su Faresi, "Oyleyse," dedi, 'Hic oyle icten uzulmuse benzemiyor."
Ketenkusu, "Sanırım siz oykuden pek bir sonuc cıkaramadınız," deyiverdi.
Su Faresi, "Ne!" diye cırladı.
"Sonuc, sonuc..."
"Oykunun bir sonucu mu var demek istiyorsun?"
Ketenkusu: "Kesinlikle."
Su Faresi pek ofkeli bir tavırla, "Yoo, baslamadan once bunu bana soylemeliydin; soyleseydin seni
elbette dinlemez, tıpkı elestirmen gibi, 'Puf!' diye bağırırdım. Ama, simdi de soyleyebilirim,"
diye sesinin ust perdesinden, "Puf!" diye bağırıp kuyruğunu da saklatarak deliğinden iceri girdi.

Birkac dakika sonra Ordek badi badi gelerek, "Su Faresi'ni nasıl buluyorsunuz?"
diye sordu; "Bircok iyi yanı var; ama benim duygum bir ana duygusudur, yıllanmıs bir bekara da acıyıp
gozlerim yasarmadan bakamam." Ketenkusu,
"Galiba ben de onu kızdırdım; konu yalnızca, bir sonuc cıkarılabilecek bir oyku soylememdir,"
yanıtını verdi. Ordek,
"Bu her zaman icin tehlikeli bir seydir," dedi.

Ben de ordeğe yerden goğe dek hak veriyorum.

OYKULER-OSCAR WILDE
Ceviren:Nurettin SEVİN
Is bankasi yayinlari