Merhaba!



Sait Faik’in (1906- 1954) Grenoble’den yazdığı bu mektup ölümünden bir zaman sonra bulunmuş ve ilk kez 12. ölüm yıldönümü vesilesiyle 15 Mayıs 1966’da Varlık dergisinin düzenlediği özel sayfalarda yayınlanmıştır. Abasıyanık’ın söyledikleri yıllar sonra bile yine geçerli...

Muhterem babacığım, 27 tarihli mektubunuzu aldım. 5 nisanda kurban bayramı olduğunu yazdığınıza göre bu mektubun hepinizi Adapazarında sağ ve salim ve evi bir külbastı kokusu sardığı sırada bulacağını umuyorum. Bu suretle de el öpmek firsatını kaçırmıyorum demektir.

İstanbul’da havaların soğuk gittiğini yazıyorsunuz. Burada bahar tamamen geldi gibi. Hatta dün oldukça sıcak bir gün bile geçirdik. Ama bugün, yine yağmur ve azıcık soğuk var. Bütün aile efradına külbastısı ve neşesi bol bir bayram temenni ederim. Kurban bayramında benim hep şairliğim tutar. Ve en çok koçlara acırım. Şeker bayramı hoştur. Ama kurban bayramında beli çöken koça ta küçüklüğümden beri acımak âdetimdir. Benim bir alacalı koyunum vardı. O kesildiğinden beri. Böyle acayip bir egoizmle başlayan mahzuniyet bir vakitler bana şöyle bir yazı bile yazdırmıştı.

Bayram yollara vurdu
Tozlarını savurdu
Çobanının avurdu
Senin belin çöktü koç.

Şairliği bir tarafa koyup evvela bedbin bir filozof gibi düşünerek dünya bir kasaphanedir der. Japonların Çinlileri boğazladığı bir zamanda koyunun boğazlanmasını affeder, meyvalarımızı, külbastı kokusunu, maydanozlu paçayı ve fakir fıkarayı düşünerek kurban bayramında affedebiliriz. İyi ki Hazreti İbrahim’e gökten koç indi. Ya inmeseydi. Ben, pek yağlı bir koç olmazdım ama Allah kabul etsin diye kesilecektim. Kurban bayramı hakkında bu küçük ve mazur addedilmeye layık kinimi yazmadan geçemedim. Tekrar cümleten ellerinizden öper, bayramınızı tebrik ederim.

Amcamı bir ikinci defa tebrik ederim. Emniyet Bankası heyeti idare âzâlığından dolayı. Filvaki bu nasbın ne olduğunu bilmiyorum. Parasız bir şeyse ekonomik bir asırda böyle bir şeyi tebrik edip etmemeyi düşünmek hakkımızdır. Öyle değil mi ya? Mamafih ben bu asrın ekonomisine pek alışmadığım için bir kitlenin itimadını ve reyini kazanan liyakatli amcamı tebrik ederim.

Anneme kurban bayramı vesilesiyle şunu hatırlatmak istedim ama sinirlenir diye evvela vazgeçtim. Sonra yine muziplik damarım kabardı. Yazacağım: ya kurban yerine köpek kesilseydi. Onun da benim gibi kurban bayr***** karşı alacalı kuzudan gelen kinim Ledi hanımdan ileri gelmez miydi? Halama da şu tavsiyeyi yazıyorum. Beyler külbastı yiyecek diye ateşin karşısında beyhude kızarıp durma halacığım. Neme lazım sonra miden tutar yanakların gül gül gibi olur da zannederler turp gibisin. Halbuki herkes pirzolasını yedikten sonra ben senin ne yapacağını biliyorum. Hatta onu Oğuz bile biliyor. İsterseniz size taklidini yapıversin. Pirzola yemek isteyen gidip kendi pişirsin yesin. Sakın mutfağa inme. Yengeme de tenbih et o da inmesin. O belki bir dördüncü yüzünden rahatsızcadır. Kimbilir. Bilmem şu şakama darılır mı? Bilirim ki annemin mutfakla alâkası pek uzakçadır. Şöyle suyunun suyu bir akrabalık gibi... Koca hala dersen bacaklarını nerdeyse amcam Almanya’ya ihraç edecek. Hülâsa siz hanımlar mutfağa inmeyin de Emniyet Bankası heyeti idare âzâsı biraz pofurdasın. Bakalım kadınlık kolay mıymış? Öbür kurban bayr***** ben mutfağa başka birini indirmek niyetindeyim. Bunu da teselli makamında ev halkının zükûr kısmına gizlice söyleyiveririm. Şaka, lâtife edecek adam ararken aklıma Basri ve Elmas hanım ve bücürün bücürü gelmedi değil. Fakat onlar bana zaten şakacıktan bizatihi şakacıktan gibi geliyorlar. Mamafih Basri’ye şeker bayramında olduğu gibi nümune dersi daha vermesini temenni ederim.

Mektep vesikasını gönderiyorum. Cümleten ellerinizden öper, lâtifelerime gülü gülüvermenizi rica ederim. Gönderdiğiniz parayı aldığımı hiç yazmaya hacet bile görmüyorum... Çünkü neşe de nehir gibi menbalarını karlı yüksek dağlardan alır.

Bayramınız mübarek olsun sevgili ebeveynim. Oğlunuz Sait. 31 Mart 1933

AlsahBlog / Yeni Edebiyat - Blogcu - Sayfa 3