Merhaba!



Adı Katina'ydı veya Müzeyyen.
Yazısız tarihimin tespit edebildiği ilk komşu kızıydı bu Müzeyyen abla.
Cilalı prima devrim yeni bitmişti belki de, ama yine de hatırlıyorum yüzünü.
En çok da katran karası saçlarını...
Sokaklarında Fehmi Ege tangolarının aylak aylak gezdiği Fener sokaklarında oynarken bir felaket gibi gelirdi okuldan eve...
Başımı okşar, sarı saçlarımı memelerine sıkıca bastırır, hayatımı kaydırır giderdi oyunun tam ortasında.
Korkunun tarihe döküldüğü yıllarda eşyalarını toplayıp bekleşirlerdi.
İki ülkenin de bayrağında renk olarak yer almayan katran karası saçları vardı ve biz Kıbrıs’ı sorun etmesek de Kıbrıs bizi sorun etti ve gitti Müzeyyen ablam.
***
Sonra bir varoş semtinde tanıdım diğer komşu kızı Müzeyyenler’i.
Yaş 12, bilemedin 13...
Askeri nizamda tek kol halinde belirmeye başlamış bıyıklarım da benimle aynı yaşta.
Hepsi ayrı birer Müzeyyen‘di komşu kızlarımızın.
Hele bir tanesi vardı ki evleri apartman girişindeydi.
Girişe bakan bir de küçük banyo penceresi olurdu.
Mahallenin bütün gençleri bilirdi ki banyo ışığı yanar ve perde örtülmezse Müzeyyen abla banyo yapıyordu. Bilerek açık bırakırdı perdeyi belki de...
Sıkı bir kuyruk ve kalabalık olurdu böyle günlerde kapının önünde.
Su borusuna basan bir şey görene kadar diğerleri tarafından paçasından tutularak aşağı indirilirdi genel olarak. "Hadi lan biz de bakıcaz" şamataları arasında.
***
Yine aynı apartmanda bir başka Müzeyyen abla vardı ki değme mankenlere değerdi bizim için.
Her daim banyo yapmaktan pembeleşmiş yanakları ve sabun kokusu ile hatırlarım onu.
Yanımızdan her geçişinde insanın içini kavuran sabun kokusunun aroması bizi alır götürürdü bilmediğimiz kara deliklerin tam ortasına..
Sonra yakışıklı bir abiyle evlendi.
Gelin arabasının arkasında onlarca mahçup göz bırakarak...
Kocası genç yaşta ölünce dul kaldı, annesinin evine geri döndü.
Sabun kokusu yayıldı her tarafa...
***
Ben ise o sıralar kardeşine aşıktım sabun kokulu Müzeyyen ablanın.
Kardeşi de benden yaşça büyük olmasa da cüsse olarak sıkı bir Müzeyyen ablaydı.
Apartman boşluklarında onu sıkıştırmalarım, yanağından bir öpücük alma gayretlerim beyhude yazılmış 25 cilt Meydan Larousse Ansiklopedisi sayfalarını doldururdu.
Fena halde aşık etmişti beni kendine.
Liseye giderken takılırdım peşine.
Sabah aç karnına içilen çayların insanın midesini bulandırdığını ve Piyer Loti kahvesinin erkekler tuvaletinin yerini onun sayesinde öğrendim...
Bir de yorganı başıma çekip ağlamayı...
***
Bulgar göçmeni iki Müzeyyen abla daha vardı mahallede.
Ne öğrendiysek onlardan öğrendik zaten.
Kavruk Orta Anadolu esmeri kızların arasında sarı saçları ve çivit mavisi gözleri ile bir Pirelli takviminin yapraklarından çıkmış gibiydiler bizim için.
Mahallenin delikanlıları sıra ile asılırdık onlara.
Birini tam ayarladım Bakırköy sahilinde öpücem...
Dudağımda uçuk çıktı.
Uçtu uçtu...

GANİ MÜJDE /Bendeki Kulak Van Gogh'da Yok
http://www.parantez.net/pano-muzeyyen.shtml