1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 13

Konu: Parmaklar

  1. #1
    Tecrübeli Üye Kafka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    Labirent
    Mesaj
    278
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    16024

    Parmaklar

    Yağmurun ilk damlasının düştüğü yer olar adlandırılan Zeyn caddesinin kalabalığında ilk fark edilebilecek şey kalabalıktır. En son fark edilebilecek olansa bu fark edişin size ait olduğudur. Uzun caddenin sağlı sollu kenarlarındaki dükkânlarsa yükselen adım seslerinin, insan uğultularının ve nihayetinde çalınan müziklerin akışında gün be gün yıpranmaya mahkûmdurlar. Hemen caddenin girişindeki devcileyin müzik aletleri dükkânı belki bu yıpranışı içten içe en bariz hissedenlerdendir. Gerek dışarıdaki: çalındığı dükkândan yasak notayı çalmışçasına kovulan sesler; gerekse içeride çalınan enstrümanların yaydığı sesler dükkânı içeriden ve dışarıdan etkilemektedirler.

    Rivayete göre Tanrı’nın Sûr borusunu yapan kişi bu dükkânın ortaklarındandır. Ve yaptığı müzik aletini kimseler görememiştir. Bununla birlikte bahsettiği enstrümanı yaptıktan sonra da sesi kendisinden önce ölmüş yani lâl olmuştur. İşte tam bu dükkânın vitrinin sergilenen bir piyano vardır ki tuşlarının Azrail can alırken yalvaran günahkârların feryatlarından yapıldığı söylenir. Her kim ki bu piyanonun başına oturup bir melodi çalarsa işte o an Azrail işinin yarım kaldığını sanıp yeniden geleceği rivayet edilirmiş. Bu vesileyle vitrinde duran piyanoya henüz kimsecikler dokunmaya yeltenememiş. Sadece vitrini sokaktan ayıran camın önünde duran Bay A’nın bir keresinde böyle bir girişimi olmuş. Ama ona da dükkân sahipleri “Getirtme Azrail’i şimdi buraya” diyerek mani olmuşlar. Bay A ise – inat ya- ne zaman bu dükkânın önünden geçse – ki bu haftanın yedi günü anl***** geliyor- mutlaka on beş, yirmi dakika gözleriyle tuşlara dokunur ve hissedemediği her güzelliğin içine o piyanonun sesini ararmış.

    Yine dükkânın önünde durup o güzelim piyanoyu izleyen Bay A bir anda irkilip kendi kendine “Lanet olsun geç kaldım” diyerek hızla Zeyn caddesinin kalabalığına daldı. Bazen birine çarparak bazen de çarpmaya ramak kala kendini frenleyip son anda kurtularak yine bir laf işitmekten kurtardı kendini. Birkaç dakika sonra genelde müzisyenlerin maharetlerini gösterdiği eski tiyatro binasının önüne gelince derin derin soludu. Sırtındaki ayaklığı yere açıp elleriyle de sağlamlığını kontrol ettikten sonra ceketini çıkartıp dikkatlice katlayıp yere bıraktı. Yoldan geçen ve o muhitin yabancısı olanlar “Ne yapıyor bu adam?” diyerek baksalar da genel olarak oranın sakini olarak adlandırılanlar bu alışıldık manzarayı sadece gülümseyerek karşıladılar. Ceketinden sonra üzerindeki kazağı da çıkartıp aynı özenle az önce yere bıraktığı ceketinin üzerine itinayla yerleştirdikten sonra ayaklığı bir kez daha kontrol etti. Bir keresinde boş bulunup kontrol etmediği için piyanosunun akordunun bozulmasına ve çeşitli yerlerinin çizilmesine neden olmuştu. Bir daha da bu hatayı yapmaya niyetli değildi Bay A.

    Ayaklıkların sağlamlığından emin olduktan sonra yavaşça üzerine uzandı. Omuzları ayaklıkların sağ tarafına, hafifçe araladığı ayaklarıysa sol taraftaki ayakların ön ve arka bacaklarına yerleştirdi. Kendini biraz sallayıp sağlamlığından emin olduktan sonra ellerini birleştirip kütlettirdi. Daha sonra parmaklarını göğüs kafesinin üzerine yerleştirince etrafta toplanan meraklı bakışları arasında sağ ve sol ellerin parmaklarından bir örümceğin ayaklarını andıran minik ayaklar çıktı. Parmakların uç kısımlarındaysa antenler ve kıskaçlı ağızlar belirdi bir anda. Bay A’nın ellerini göğsüne yerleştirmesinden ayaklarıyla destek alan bu yaratıklar bulundukları ellerden sıyrılıp Bay A’nın bedeninde gezinmeye başladılar. Etraftaki insanların şaşkın ve iğrenti içine baktıkları bu esnada Bay A ellerini havaya kaldırıp seyircilere doğru uzattı. O esnada izleyicilerden biri şaşkınlıkla “parmakları koptu!” diye bağırdı. Bu bağırış diğer insanları da bu çığlığa katıp sürüklemeye başladı. Artık kalabalığın içindeki herkes bir şeyler söylüyordu. O esnada eski tiyatro binasının yanındaki kitapçıdan çıkan bir adam “Parmakları kopmadı. O gövdesinde gezinen böcekler onun parmakları. Az sabredin ne yaptığını anlayacaksınız” dedi. Ve sonra Bay A’yı başıyla selamlayıp dükkânına girdi.

    İnsanlar bu kez Bay A’nın göğsünde gezinen parmak böceklerine bakmaya başladılar. Bazıları dayanamayıp ayrıldılar. Bazılarıysa meraklarına yenilip izlemeye devam ettiler. Bay A tam da o anda gözlerini yumup konsantre olmaya başladı. Derin bir sessizlik vardı. Caddeden geçenlerin adım sesleri, konuşmaları ve dükkânlardan yayılan müzik de dahil hiçbir şey o kalabalığı ve şimdi de Bay A’yı etkilememeye başladı. Usulca gözleri açıldığında parmak-böcekler Bay A’nın bedenini kıskaçlı ağızlarıyla kemirmeye başladılar. Ve bu kemirmeyle birlikte bir piyanodan çıkması beklenen ses yükseliyordu. Parmak-böcekler Bay A’nın bedeninde sıraya dizilmiş bazen hafifçe yana kayarak ama asla yanındakini etkilemeden ısırıklar alarak melodilerini çalmaya başlamışlardı. Aynı anda üç veya dört parmak-böcek –aynı akor basar gibi- ısırıklar aldığında seslerin hiçbiri birbirlerinin armonisini etkilemiyordu. Kısa süren uvertürün ardından ana melodiye girildiğinde daha hızlı ısırıklar almaya başladılar. O anda Bay A’nın bedeni kanamaya ve derisi yer yer soyulmaya başlamıştı. Hatta bazı yerlerde duygular o kadar ağır basıyordu ki gövdeden et bile koptuğu olabiliyordu.

    Seyircilerse hayranlıkla çalınan melodinin ritmine bırakmışlardı kendilerini. Melodi hızlandıktan sonra da alkışlarla ritim tutmaya başlamışlardı bile. Yaklaşık on dakika süren bu sokak konserinin ardından Bay A parmaksız olan ellerinin yeniden gövdesinin üzerine yerleştirdi. Parmak-böcekler usulca eski yerlerine geçip minik ayaklarını, kıskaçlarını gizleyerek birer parmak görünümünü aldılar. Yerinden hafifçe doğrulan Bay A kollarını öne doğru uzatıp parmaklarını hareket ettirerek seyircileri selamladı. Bu sefer daha büyük bir alkış tufanı koptu. Ceketinin cebinden çıkardığı bir bez parçasını gövdesinden akan kanı dindirmek için kullanırken diğer cebinden de bir şapka çıkartıp ayaklığın önüne bıraktı. İnsanlar takdir edercesine hareket ettirdikleri başlarıyla ellerini ceplerine götürüp şapkanın içini bozukluk ve kâğıt paralarla doldurdular. Göğsünü silmeyi tamamlayan Bay A kazağı ve ceketini giydikten sonra şapkanın içindeki paraları ceketinin yan cebine boşalttı. Ayaklığı da sırtına aldıktan sonra kalabalığın içinde aynı parmak-böceklerin uzuvları gibi kayboldu.

    İkibindokuzun dokuzuncu aralığı
    Saat: 21:06
    Kartal-İstanbul
    Yunus B.

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Biraz once yaziyi okuyordum,mopsy ustume atladi.
    Kargasada Lap top'un kablosu cikmis.
    Simdi yeniden girdim ve okumayi bitirdim.
    "parmak-böcekler!"
    Tam islevine uygun tanimlama
    "İkibindokuzun dokuzuncu aralığı"
    Etkileyici bir IMZA yazilimi olmus....

    Tebrikler!...

  3. #3
    Tecrübeli Üye Kafka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    Labirent
    Mesaj
    278
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    16024
    Teşekkür ederim Sayın Mopsy. Bense şuan yanımda küçük bir yavru kediyle Adam Sanat dergisinin ciltlenmiş sayısını inceliyorum :) Bu arada öyküyle ilgili görüşlerinizi de öğrenebilir miyim acaba?

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Bay K nin etkisi baskin.

    Sanki ara verilmis gibi bir sonlamayla,
    Sonuda bizlere birakilmis alisildigi gibi.

    Soyutlasmada gercelleme ustalikla kullanilmis.
    Belki cevre detay anlatimlari arttirilarak,
    Grilige renk araliklar katilabilirdi.

    Hani fazla da kasveti dagitmadan....

  5. #5
    Tecrübeli Üye Kafka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    Labirent
    Mesaj
    278
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    16024
    Görüş ve düşünceleriniz benim için önemli Sayın Mopsy. Kırmayıp yorumunuzu da eklediğiniz için teşekkür ederim.

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı Kafka´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Teşekkür ederim Sayın Mopsy. Bense şuan yanımda küçük bir yavru kediyle Adam Sanat dergisinin ciltlenmiş sayısını inceliyorum :) Bu arada öyküyle ilgili görüşlerinizi de öğrenebilir miyim acaba?
    Merhaba!

    sn.Inci asenanin kapanan dergisi degil mi?
    Hala devam ediyor mu?

  7. #7
    Tecrübeli Üye Kafka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    Labirent
    Mesaj
    278
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    16024
    Evet o dergi. Yayın yönetmeni de Memet Fuat. Bendeki eski sayılarının ciltlenmiş hali. Ocak 1986 sayısını inceliyorum şuan mesela. Maalesef devam etmiyor..

  8. #8
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı Kafka´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet o dergi. Yayın yönetmeni de Memet Fuat. Bendeki eski sayılarının ciltlenmiş hali. Ocak 1986 sayısını inceliyorum şuan mesela. Maalesef devam etmiyor..
    Merhaba!

    O zaman:
    Sn.Mehmet Fuat'in birbiriyle baglantili deneme yazilarinin tamami elinizde.

  9. #9
    Tecrübeli Üye Kafka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    Labirent
    Mesaj
    278
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    16024
    Evet :) Eleştiri ve incelemeleri de var bu dergide. Ama tüm ciltleri alamadım. Malum ekonomik nedenler. Ama teker teker topluyorum işte. Çok üzülüyorum o yıllarda küçük olduğum için. Şu kafamda o yıllarda olmayı çok isterdim.

  10. #10
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Bay Y tam da o anda gözlerini yumup konsantre olmaya başladı. Derin bir sessizlik vardı.
    Başına dayalı bir eli hayalgücününün kanını emen vantuzlu bir böceğe dönüşmüştü,
    emdiği hayalgücünün kanını bay y nin kağıda uzanmış diğer parmaklarının dönüştüğü böceğe pompalıyordu...
    hayalgücünün kanını emen böcek bir süreliğine bay y nin hayalgücüne zehir pompalıyordu,amacı bay y nin hayalgücünü zehirlemek değil,panzehiri ararken sınırlarını genişleten iyileşmiş hayalgücünden emeceği değerli kanı sevdiği böceğe pompalamaktı,böylece sevdiği böceği hayalgücünün kanıyla yaşatacaktı...


    elinize sağlık,kaleminize kuvvet kafka bey...

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Yukarı Çık