Bir suskunluktu ya da bir susuştu... İkisi de aynı anlamdaydı ve aynı Korhanca`yı tercüme ediyordu. Kelimelere kifayet gerekmiyordu. Çünkü yol, gidene yakışıyordu ve zamandan sıyrılırcasına benliklerden gitmek gerekiyordu. Ben gittim... Yine de en çok seni götürdüm yanımda. Gittiğim yer deniz aşırı ülkeler değildi. Mutfağa gitmiştim bir fincan kahve almaya... Yine de sen olmasaydın Kolombiya tercihim olurdu mutlak suretle ve sadece kahve umuduyla...

``İçeri`` gitmiştim... İçimde sen, dışımda bir sonbahar yorgunluğu. Hücrelemiştin beni içten içe ve hücrelerin izin vermiyordu hücrelerimizin birbirine karışıp gezinmesine... Yine de ruhum, yüzünün seyir defterinde... Sonbaharın kışa sarktığı bu günlerde, bir hayatta kalma mücadelesi vermek yerine hayatında kalmayı tercih edercesine gururlu ve ölüyüm...

Yaşadıysam ölmeye hakkım var diyorum kendime... Öyle ki herkes dünyaya en az birini öldürmek için geliyordu benim zihnimde. Hiç yoktan kendini... Kendimi kendinle başbaşa bırakmaya yeltendiğim esnalarda, hayatın anlamını çözdüğüm mısralar yankılanıyor bu huzurda. Ölümün el yazısı değil miydi hayat? Peki şimdi ne değişti?? Ben gittim... En çok da seni götürdüm yanımda. Peş peşe içilen iki fincan kahve arası bu yazıda ben, sen oldum.

Gittim ben... Bu sefer yatağıma. Başka bir fincan kahve daha alamaya niyetim vardı aslında. Uyku ile uyanıklık arasında, rüyamda bana soru soranlara yoksun desem de ``varsın``

Sen doğacaksın ve ben erken kalkacağım... Bir fincan kahveye daha malzeme yapacağım adını! ...Ve her bir damlasını içeceğim bütün gün ``Uyanık`` kalmam dileğiyle... Ben gittim! Çokça seni götürdüm, biraz da kendimi. İçim öyle doldu ki başka bir varlığa gerek kalmadı...




Kendimden Sana Kahve Sohbeti - Hikayeler Net