Saate göre şuan saat sabahın yedisi. Küsuratlarsa pencerede görünen geceden ötürü belirsiz… Yatağında uyuyan kişinin gece olduğunu görüp uyanması mı gerekir yoksa saat sabahı gösteriyor diye uyanması mı? Günleri saatlere göre ayarlamaya başladığımızda bu yana saatlerin günlere böylesi oyunlar oynaması da bir olasılık. Veya tam tersi! Tüm bu soruların yazıldığı esnada yatağından biri uyanıp usulca dağınık yataktan kalkarak kısmen açık gözleriyle yatak odasından ayrıldı. Ama bu kişinin bu öyküyle alakası yok. Öyküdeki esas kişi halen yatağında uykudan harflerin birer cümlesi olmaya devam ediyor.

Yatağında uzanmış olan kişinin gözlerini aralamasıyla öyküyle alakası olmayıp da bu satırlarda yer edinmeyi başaran kişinin kendi atak odasına girmesi aynı ana tekabül etti. Gözü bir anda saate ve oradan da hızla pencereye çevrildi. Hiçbir tepki vermede yerin kalkıp camın önünde duran kutudan birkaç parça eğri büğrü kâğıt parçaları çıkartıp pencerenin yanındaki sehpaya özensizce bıraktı. Kolunu pencereye doğru uzatıp tırnaklarının da yardımıyla az öce kutudan çıkarttığı eğri büğrü kâğıtlar gibi bir parça kâğıt çıkarttı. Sonra o parçayı pencerenin önündeki kutuya bıraktı. Sanki pencere bir yapbozun parçasıymış da bu kişi bir oyun oynuyormuşçasına parçaları değiştiriyor gibi davranıyordu. Sırayla penceredeki diğer parçaları da çıkartınca artık pencerenin kenarlıkları da dâhil olmak üzere – geceden ötürü az da olsa- görünen manzara yerini bomboş bir hiçliğe terk etmişti. Az önce sehpaya koyduğu kâğıtları alıp pencereye dikkatle yerleştirince artık saat ve pencereden görünen manzara bir uyuma kavuşmuştu.

Hafifçe gerindikten sonra – ki geceyi gündüze devşiren yalancı da olsa bir güneş olmak takdir ederseniz insanı yorar- yatak odasının aralık haldeki kapısını açarak banyoya doğru yürümeye koyuldu. Aynaya bakmadan doğruca yerde duran kutudan aldığı birkaç parça kâğıdı aynanın önündeki çıkıntıya yerleştirip musluğu yavaşça söküp yine aynanın önüne yerleştirdi. Az önce koyduğu kâğıtlarıysa yavaşça yerlerine takınca musluk akmaya başladı. Ellerini, yüzünü yıkadıktan sonra kâğıtları çıkartıp kutuya atıp az önce söktüğü kâğıtları yeniden eski yerlerine taktı. Yüzünü kurulayıp aynaya baktığında yüzünü buruşturdu. Hemen dizleri üzerine çöküp yerdeki kutuyu karıştırma başladı. Bazı kâğıt parçalarını umutla ele alıp aradığının olmadığını görünce az önce yüzüne YAPışan ifadenin BOZulması hiç de zor olmadı. Birden yerdeki kutunun dibinde bulduğu – topu topu- üç parça eğri büğrü kesilmiş kâğıt parçası heyecanlanmasına neden oldu. Ayağa kalkıp tam yüzüne tekabül eden bölümü yavaşça söktükten sonra kutunun dibinde bulduğu kâğıtları yavaşça boşalan yerlere yerleştirdi. Böylece aynada bir görüntü oluştu. Aslında “Görüntü oluştu” cümlesi son derece yanlış; çünkü kâğıtlar oraya takılmazdan evvel de o görüntü oradaydı. Ama bizimki o kâğıtları oraya takınca artık o “Görüntü” kendisine mal olmuştu.

Aynanın karşısında sağa sola dönüp kendini(!) incelerken aynadaki görüntü de aynısını yapıyordu. Her ne kadar aynadaki kişinin saçları taralı ve düzgün olsa da karşısındaki insanı – sanırım nezaketen- kırmayıp o da saçlarına düzen veriyordu. Ve bu arada “Hayret” veya “Şaşkınlık” kelimelerini cümle içinde kullanmadan edemeyeceğim yere geldim. Çünkü aynadaki görüntü az önce öyküsüyle alakası olmadığını iddia ettiğim kişinin ta kendisi…

Görüntünün olduğu parçaları çıkartıp yeniden kutunun içine attıktan sonra aynayı boş biçimde gösteren kâğıt parçalarını yeniden eski yerlerine taktı. Banyonun kapısını kapatıp yeniden yatak odasına geçti. Elbise dolabının önüne gelip kapağını açtıktan sonra bir süre düşünüp en sonunda üzerine “siyah pantolon ve mavi gömlek” yazılı bir kutuyu alıp yatağının üzerine bıraktı. Yatağının yanındaki çekmeceden aldığı “mavi, yazlık pijama” yazılı kutuyu da yatağın üzerine bıraktıktan sonra elini omuzlarına götürüp – yine tırnağının yardımıyla- üzerindeki pijama da dâhil olmak üzere kendini omzunun bulunduğu bir yapboz parçasını itinayla “mavi, yazlık pijama” yazılı kutunun içine koydu. Daha sonraysa hızla beline kadar tüm parçaları çıkartıp kutuya itinayla yerleştirdi. Başı bir boşlukta öylece duruyormuş gibi bir hava doğmuştu birden. Sanki ayakları birazdan kendi başlarına hareket edebilirlermiş gibi bir sanrıysa – aynı baş gibi- boşluktan bir kâğıdın üzerine olmayan harflerle yazılmıştı. “siyah pantolon ve mavi gömlek” yazılı kutudan çıkardığı kâğıtları dikkatlice yerlerine taktınca mavi bir gömlek belirdi. Pijamanın alt kısmını da az önce gövdesinde yaptığı gibi usulca çıkartıp kendi kutusuna koyduktan sonra kutuyu az önce aldığı çekmeceye yerleştirip yine “siyah pantolon ve mavi gömlek” yazılı kutunun içinden aldığı kâğıtları belden aşağısına monte etti. Kutunun üzerinde yazdığı gibi siyah bir pantolon vardı artık üzerinde. Boş kutuyu da elbise dolabına koyup kapısını da kapattıktan sonra hızlı bir biçimde yatağın köşesine tırnağını geçirip küçük küçük kâğıt parçalarını yere bıraktı. yatağın altıdan çıkardığı kutudan aldığı kâğıtları da yine hızla yerlerine yerleştirince düzgün, toplanmış bir yatak görüntüsü oluştu.

Yatak odasının kapısını kapattıktan sonra oturma odasına geçti. Oturma odasının her tarafı saksılarla doluydu. Ve bu saksılarda – bir insanın beline gelecek uzunlukta- çiçekler yetişiyordu. Çiçeklerin yapraklarıysa az önce kutulardan çıkardığı yapboz kâğıtlarındandı. Veya bu bitkinin çiçeği yapboz parçalarıydı, demek sanırım bu durumda daha doğru bir anlam teşkil edecek. Dikkatlice kopardığı parçaları eline toplayıp kapının önündeki kutuya yerleştirip odadaki tüm çiçeklere aynı işlemi uyguladı. En nihayetindeyse oturma odasının girişinde duran şişeyle saksıların dibine biraz su döktükten sonra kapının önüne geldi. Yerdeki – diğer kutulara göre hayli büyük olan- kutuyu kucağına alıp kapıyı açtıktan sonra dışarı çıktı.

Bazı yerlerde birkaç bina görünse de genel manada bir boşluk söz konusuydu. Yürüdüğü yolun tükendiği noktada yavaşça kutuyu arkasına koyup içinden aldığı parçaları yere ve kenarlara döşeyerek bir yol ve şehir görüntüsü elde ediyordu. Yukarıdaki gökyüzünde de aynı tamamlanmamışlık durumu söz konusuydu; bazı yerleri tamamlanmış mavi, beyaz bulutlarla tamamlanmış olsa da daha çoğu yer bomboştu. Belki de siz bu öyküyü okurken o çoktan tamamlamıştır kentini… Veya kendini...


17 Kasım 2009
Saat:20:35
Kartal-İstanbul
Yunus B.