Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Yitik Neslin Hikâyesi

    Merhaba!

    Barkın ve Efe’ye

    I

    Eğlence çılgınlığı içinde ne yapacağımı şaşırmıştım. Her şeyin altında satın almak yatıyordu. Para! Bu sayede istedikleri gibi yaşayabilecekleri yanılgısı içindeydiler. “Şu okul olmasa; hayat, müzikten, danstan, alkolden ibaret olsa…” dediğini duymuştum birinin. Sesinin vurgusundaki doymak bilmez şehveti fark etmemiş, hoş bir istek olarak algılamıştım bunu. Müzik benim hayatımdı. Dans, hep hayalimdi ve sarhoşluk, dozu kaçırılmadığı sürece hoş bir haldir.
    Böylece yitik neslin içine girdim. Kendim arayıp bulmadım tabii. Âşık olmuştum. Ve sevdiğim kız soktu beni o çevreye. O’na yakın olabilmek için ‘onlara’ yakın oldum. Müzikleri benim müziğim değildi. Dansları, cinsel çekimden doğan bir karşılıklı tepinme haliydi. Burada ne işim var diye, belki binlerce defa sordum kendime. Kaçıp gitmek istedim; ama tuttuğum eli bırakamıyordum. Gidersek birlikte giderdik. O halinden memnundu. Nasıl olabiliyordu? Onlardan biri değildi. Farklıydı. Gidemiyorduk. “Onlar buna önem veriyor. İleride benim iş ortaklarım olacaklar. Sonrasında, ben orada yoktum, demek istemiyorum,” diyordu.
    Onlar dans ederken, ben bir köşede oturup içiyordum. Nasıl o kadar içebildiğimi bilmiyorum. Kadehlerin ardı arkası kesilmiyordu. Alkol tek dayanağımdı. Katlanabilme gücümü artırıyordu. Rakı, konyak, cin… Ayrım gözetmeksizin içiyordum. Ne sarhoş ne ayık bir hal vardır ya, en iyisi o halde yaşamaktır. Nitekim o hal yetmiyordu. Kiloyla içmeme rağmen, sarhoş oluncaya kadar parayı tüketiyor, etraftakilerin içkilerine musallat olan sefil bir adama dönüşüyordum.

    Final dönemiydi. Herkes kütüphaneye kapanmış çalışıyordu. Çalışmak, paraya giden yoldu. Kız arkadaşım, büyük bir şirkette üst düzey yönetici olmak istiyordu. Ve bu yolda canla başla ilerliyordu. Şimdiden birtakım bağlantıları vardı. Sınav zamanları, bir yandan deli gibi çalışıyor, bir yandan da şirket yöneticileriyle telefon görüşmeleri yapıyordu. Dolayısıyla bana hiç vakit ayıramıyordu. Ben de klarnetimi alıp odama kapanıyordum. Çalışırken, bu yoğun dönemin bitmesini bekliyordum. Bahar’ın yemek saatini kollayarak, akşama kadar üflüyordum. Amacım, onu on beş dakika görebileceğim zaman gelene kadar vakit geçirmekti. Bazen, bütün çabalarıma rağmen günlerce görüşmediğimiz oluyordu.
    Allah’a şükür, dönemin son sınav tarihi gelmişti. Sınavdan sonra hep beraber gece kulübüne gidecektik. Erkenden mühendislik fakültesinin önüne gidip beklemeye başladım. O kış gününde, karların dona çekip buz olduğu soğukta, bir banka oturup saatlerce kitap okudum. Yitik nesil, akşama doğru göründü. En önde Bahar, binanın merdivenlerinden bana doğru geliyordu. “Merhaba,” dedi muzip bir gülümseyişle. Sarıldık. Sıcacık boynundan yorgunluğun ekşi kokusu yayılıyordu. Bedenim bu kokuyla ısındı. “Buz gibi olmuşsun,” dedi.

    “Biraz bekledim.” Kaşları çatıldı ve dominant bir ev hanımı gibi;
    “Ben sana sınavın yediden önce bitmeyeceğini söylemiştim,” diye payladı beni. Ona böylesine düşkün oluşum, rahatsız ediyordu kendisini.
    “Sabredemedim,” dedim. Güldü.
    “Burada beklemen ne değiştirdi? Sıcak bir yerde bekleseydin.” Neslin diğer elemanları gelince, sevgilim bir anda onlara döndü ve “Planımız ne?” diye sordu.

    O an kendimi bu gruptan tamamen bağımsız hissettim ve onlar da bunun farkındaydı. Ben onlardan biri değildim! Kendi aralarında konuşuyorlardı, duymuyordum. Dinlemiyordum. Gözüm, göbekli ve pis sakallı olanına takılmıştı. Dolce&Gabbanna bir kot, Avva gömlek ve Net Work’den siyah-uzun bir palto vardı üzerinde. Kolunda Bvlgari olduğuna emin olduğum saat, görünmüyordu. Tam bir kıroydu. Bu çocuk yitik neslin değil, sefil neslin üyelerindendi. Aramızda ne işi vardı bilmiyorum. Bahar’a bir şeyler söylüyordu.

    “O zaman gözlüklü Atatürk heykelinin önünde buluşuyoruz,” dedi en son. Sinirlenmiştim. Bana fikrim bile sorulmazken, sürümüz, bu kıronun kararları doğrultusunda hareket ediyordu. Kimdi bu herif? Sevgilime sordum:

    “Bizim bölümden. Aynı zamanda Milliyetçi Coşku Kulübünün başkanı...”
    “Marlboro ve Jack Daniels’la perçinlenmiş bir milliyetçilik anlayışı. Altında BMW’si de vardır bu herifin,” dedim. Uzak açı gülümsedi.
    “Tabi canım,” demekle yetindi. Bana ne kadar katılıyordu bilmiyorum. Yoksa BMW’si olduğunu mu onaylamıştı sadece?
    “Peki, gözlüklü Atatürk heykeli n’oluyor?”
    “O aramızda bir espiri.” Böyle bir kıroyla arasında espiri olacak kadar yakındı. “Geçen gün kızın biri telefonla konuşuyordu, İ.D.’nin heykeli önünde duruyordu ve ‘ben gözlüklü Atatürk heykelinin önündeyim’ diyordu telefondakine. O günden beri heykelin önünden her geçicimizde kahkaha krizine gireriz.”

    Ben de güldüm. Neslimizin daha düşük modellerini gördükçe daha neler göreceğiz diye düşünüyordum. Ben neydim acaba? Ye en üst ye da en alt model. ‘Model’ diye nitelendirmek hoş olmasa da, bu sistemin içinde hepimizin bir markası ve modeli vardı. Eğer 94 model Şahin’sen, kimse sana saygı duymazdı. Böyle bakacak olursak ben bir hiçtim. Kimse beni görmüyordu ve görenler varlığımdan rahatsız oluyordu. Eğer bu topluluğun içinde gerçekten bir hiçsem, kendimle gurur duyarım. Ancak kendimi kandırıyor da olabilirim.

    “Peki, başkanın planı neymiş?” diye sordum, alaycı bir tavırla.
    “Neden dalga geçiyorsun? Herkes çok mu düzeyli olmak zorunda? Ye da siyasi görüşünün seninle uyuşması mı lazım?”
    “Şaka yapıyorum, tatlım.”
    “Hayır, tartış benimle.”
    “Düzeylilik aşağılık bir şeymiş gibi konuşuyorsun,” dedim. “Herkesin bir düzey anlayışı ve bu anlayışa göre de prensipleri vardır. Buna göre hareket ederler. Siyasi görüşe gelince: bu heriflerin siyaseti siyah pardösüden ibaret.”

    Esmer-hımbıl bir çocuğun yanımıza gelmesiyle, tartışmamız yarım kaldı. “Ben eve gidip para alacağım. Sonra nightclub’de buluşuruz,” dedi. “Başkanla heykelin önünde buluşup, onun arabasıyla gelecekmişsiniz,” diye ekledi. Başkan, lafını duyunca gülmekten kendimi alamadım.

    “O da mı dalga geçiyor?” diye sordum. Oğlan anlamaya çalışan gözlerle baktı.
    “Ne?” diye sordu.
    “Yok bir şey, yok!” dedi Bahar. Sonra gözlerini kızgınlıkla büyüterek bana baktı. Ve tekrar çocuğa dönüp, “akşama görüşürüz,” dedi.

    Herkes dağıldı, ikimiz kaldık. En mutlu olduğum anlardı, yalnızlık. Ama zorlanıyordum. Çünkü derin bir sessizliğe gömülüyorduk. O’ysa benim suskunluğumdan şikâyetçiydi. Bense iki kişilik yalnızlığımızda akıp gitmek istiyordum. O, konuşmak, gülmek, tartışmak, hatta kavga etmek istiyordu. Ben, susmak, bakışmak, öpüşmek ve sevişmek istiyordum. Bu karşıtlıklar yüzünden anın huzuruna varamıyorduk. Kendimi ne kadar zorlasam da pasif kalıyordum. O da ne yapacağını şaşırıyordu. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.

    “Bir saatimiz var. Ne yapalım?” diye sordu.
    “Sen ne istersen,” dedim.
    “Hep böyle yapıyorsun. Karar verme işini bana bırakıyorsun,” diye çıkıştı.
    “Plan yapmayı seviyorsun,” dedim.
    “Böyle durumlarda değil,” dedi sert ve net. Hiçbir karşılık vermedim. Gerginlik istemiyordum. Kampüsteki kafelerden birine yöneldik.
    “Şurada çay içelim,” dedim.

    Karşılıklı oturduk. Söylemek istediklerimi söyleyemiyordum. Abuk sabuk insanları ve yoz bir eğlence anlayışını benimle yalnız kalmaya tercih eder oluşundan yakınamıyordum. Daha önce bu konuları açtığımda, “Ben seni, senin beni koyduğun yere koymuyorum,” demişti. Ya da sert ve duygudan yoksun sözler söylemişti. Bunları yeniden duymak düşüncesi beni korkuttuğu için, başka şeylerden söz ettim. Kızlar konuşkan erkekleri severler. Yanında konuşmak için büyük bir çaba sarfediyordum. Aklıma çocukluğum geldi, o dünyadan habersiz mutlu günlerimi anlattım. Ama ilgilenmiyordu. Hatta umurunda bile değildi. Güzel bir dille anlatmaya çalışıyordum. Uyuyabilirdi. “Konuşmuş olmak için konuşuyorsun,” demese de, bunu düşündüğünü sezdiriyordu. Bunun üzerine sustum. Sustuk. Ben susunca herkes susar. Şimdi düşünüyorum da, acaba insanları ben mi susturuyorum?

    Uzun bir sessizlikten sonra saatine baktı ve “Haydi, geç kalıyoruz” dedi. Hesabı ödeyip kafeden çıktık. Heykele doğru yol aldık. Hedefe yaklaştıkça, kıro başkanın bizi beklemekte olduğunu görebiliyorduk. Yanında daha az kıro bir oğlan ve uzun boylu, hafif kambur duran bir kız vardı. Az kıro olanıyla daha önce de tanışmıştık. Ama beni hatırlamıyor gibi baktı yüzüme. İyice yaklaştım.

    “Sen hangi coşku kulübünün üyesisin?” diye sordum. Sonra gülümseyerek elimi uzattım. “Ateşin var mı?” diyerek ilk sorduğum soruyu unutturdum. O da üstelemedi ve sigaramı yaktı. Derin bir nefes çektikten sonra dumanı gökyüzüne doğru üfledim. Sevgilimin kınayan bakışları altında ezildim. Onun yanında içmemeye çalışıyordum. “Bugün daha ikinciyi yakıyorum,” dedim. Alt dudağını sarkıttı ve omuzlarını kaldırıp indirdi.
    “Bana ne!” dedi. Umursamıyormuş gibi görünmeye çalışıyordu. Umursamıyordu da. Umursuyormuş gibi görünmeye çalışıyordu. Kendimle çeliştiğimin farkındayım ama durum biraz karışık olsa da böyleydi.

    Daha az kıro olanın arabasına bindik. Başkan, başka bir gurupla kendi arabasına yönelmişti. Gaziosmanpaşa’ya doğru yol aldık. Dönen geyik muhabbetleri öyle katlanılmazdı ki, sessizliğime gömüldüm. Bahar, bu saçmalıklara bazı eklemeler yapıyor ve sahte kahkahalarla gülüyordu. –Edilen lafları burada tekrarlayıp, mürekkebimi boşa harcamak istemiyorum.- Şoförün yanında oturuyordum. Arka koltukta oturan sevgilime döndüm. Böylesine masumca parıldayan bu gözlerin sahibi, nasıl oluyordu da bu sohbetlere ayak uydurabiliyordu. O da bana baktı ve tatlı tatlı gülümsedi.

    “Sıkılmıyorsun değil mi tatlım?” diye sordu.
    “Hayır,” dedim.
    “Biraz insanlarla muhabbet et,” dedi kısık bir sesle azarlayarak. Ben de görev bilinciyle yanımdakine döndüm.
    “Eee abi, işler nasıl?”
    “Eyvallah gardeş, senin?”
    “Eyvallah goçum.”

    Gülümsedi. Vitesi tutan elini kaldırıp yüreğine koyarak beni selamladı. Sonra yeniden susup, içimde çok az kalmış olan huzur kırıntılarını aramaya koyuldum. Klarinetimin sesini düşündüm. İçimdekileri ancak o dışavurabilirdi. Saint-Saens’a biraz daha çalışabilirdim. Sınavım yaklaşıyordu ve ben ait olmadığım bir dünyadaydım. Aşk beklentilerimin esiri olmuştum. İşimi bir kenara bırakmış, hayatımı sevgilinin akışına bırakmıştım. Onun için yaşıyordum. Çalışırken bile, yoktan varettiğim seslerde onu arıyordum. Notaların ahenginden bir aşk figürü yaratıyordum. Elimde tuttuğum halde, klarineti aldatıyordum.

    “Sen ne çalıyordun abi?” diye sordu yanımdaki.
    “Klarinet.”
    “Oh oh… Bir gün fasıl yapalım,” dedi. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. Eğlendir bizi çalgıcı, der gibiydi. “Hüsnü gibi döktürebiliyon mu?”
    “Alanlarımız farklı.”
    “Vallaha ben glasik müzikten pek haz etmiyorum. Modası geçti artık onun. Ben RnB takılıyorum.”
    “Modayla işimiz yok zaten bizim. Elektirikler kesildiği zaman DJ susar, Beethoven çalmaya devam eder.” Kısa bir sessizlik oldu.
    “Biz mühendisiz arkadaşım. Sınavdan sonra eğlenmeye ihtiyacımız var bizim,” diyerek sessizliği bozan Bahar oldu. Okyanusun tam ortasında yalnız ve bir kayığın üzerinde, elimde tek bir kürek, dalgalara meydan okumaya çalışıyordum. Kürek kırıldı, suya battım.
    “Eğlenmemize bakalım o zaman,” dedim. Şoför, radyoda çalmakta olan Demet Akalın’ın sesini sonuna kadar açtı, vitesi beşe aldı ve gaza bastı.
    (...)

    Emir Ali

    http://www.tabut.net/index.php?showtopic=87959

  2. #2
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Alıntı mopsy´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Merhaba!

    . “Konuşmuş olmak için konuşuyorsun,” demese de, bunu düşündüğünü sezdiriyordu. Bunun üzerine sustum. Sustuk. Ben susunca herkes susar. Şimdi düşünüyorum da, acaba insanları ben mi susturuyorum?

    ]
    hikayeden alıntıladığım yukarıdaki kısım güzel bir çözümlemeymiş,
    teşekkürler sn.mopsy

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı diojen´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    hikayeden alıntıladığım yukarıdaki kısım güzel bir çözümlemeymiş,
    teşekkürler sn.mopsy
    Merhaba!

    Sn.Diojen guzel basliklarinizi ozledik.
    Bu aralar sizi pek goremiyoruz.
    Entellektuelligimize yapacaginiz katkilara ihtiyacimiz var.
    Selamlar....

Benzer Konular

  1. yitik biz
    tntcool Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 07-09-2010, 09:01 PM
  2. Sen bu devirde yitik kalmışsın
    tntcool Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 13-04-2010, 03:02 PM
  3. Yitik Hazinenin Kaşifi Fuat Sezgin
    RABİA Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-12-2009, 12:07 PM
  4. Bestenigâr'ın hikâyesi
    RABİA Tarafından Müzik Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-10-2009, 10:18 AM
  5. Yitik sevdalar..
    Venhar Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-04-2008, 10:05 PM
Yukarı Çık