1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 16

Nietzsche'den secmeler.

Eğlence ve Mizah Kategorisi Öykü ve Hikayeler Forumunda Nietzsche'den secmeler. Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! BöYLE BUYURDU ZERDUŞ ..."Ey büyük yıldız ! Aydınlattıkların olmasaydı, nice olurdu senin mutluluğun ! On yıldır mağaramın üstüne yükselir ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Nietzsche'den secmeler.

    Merhaba!

    BöYLE BUYURDU ZERDUŞ

    ..."Ey büyük yıldız ! Aydınlattıkların olmasaydı, nice olurdu senin mutluluğun ! On yıldır mağaramın üstüne yükselir durursun: ışığından ve yolculuğundan bıkardın ben olmasaydın, kartalım ve yılanım olmasaydı !"
    Bak ! Pek çok bal toplamış bir arı gibi, bilgeliğimden usandım; onu almaya uzanacak eller gerek bana. Böyle başladı Zerdüşt'ün batışı. Zerdüşt dağdan yalnız indi ve kimseyle karşılaşmadı. Ama ormana girdiğinde kutlu kulübesinden ormanda kök aramaya çıkmış yaşlı bir adam belirdi önünde. Ve şöyle dedi yaşlı adam Zerdüşt'e. "Gitme insanlara, ormanda kal ! Hayvanlara git daha iyi ! Neden benim gibi olmak istemiyorsun - ayılar arasında ayı, kuşlar arasında kuş ?"

    "Peki, ormanda ne yapıyor ermiş ?" diye sordu Zerdüşt. Ermiş cevap verdi: "Türküler düzüp söylüyorum ve bu türküleri düzerken, gülüyor, ağlıyor ve mırıldanıyorum: böyle övüyorum Tanrı'yı. Peki sen armağan olarak bize ne getiriyorsun ?" Zerdüşt bu sözleri işitince, ermişi esenledi ve dedi:

    "Ne vereyim ben size ! Çabucak gideyim de bir şey almıyayım sizden " Ve ayrıldılar böylece, yaşlı adamla Zerdüşt çocuklar gibi gülüşerek.

    Ama Zerdüşt yanlız kalınca, şöyle dedi gönlüne: Nasıl olur ! Bu yaşlı ermiş, Tanrı'nın öldüğünü daha işitmemiş ormanında !" [Zerdüşt ormanın kıyısındaki en yakın kente varır] ”Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın ve inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz açanlara !Ağı saçanlardır onlar, bilerek bilmeyerek. Evet, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağı içine alması ve bozulmadan kalması için deniz olmalı kişi.

    İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir, uçurum üstünde bir ip. Ben, gönlü har vurup harman savuranı severim - ne teşekkür bekler, ne teşekkür eder: çünkü hep verir o ve kendini korumak istemez. Ben, zar kendine uygun düşünce utananı ve soranı severim: "Ben düzenci bir oyuncu muyum yoksa ?" - çünkü yok olmak ister o.Ben, işine başlamadan önce altın sözler saçanı ve hep sözverdiğinden fazla yapanı severim: çünkü batışını ister o. Ben, tanrısını yola getireni severim, çünkü tanrısını sever o; tanrının öfkesinden yok olması gerekir de. Ben, yaralanmada bile gönlü derin olanı ve küçücük bir şeyden yok olabileni severim: böyle geçer o köprüyü seve seve.

    Ben, gönlü dolup taşanı severim, öyle ki kendini unutur ve her şey onun içindedir; her şey onun batışı olur böylece. Ben, özgür ruhlu ve özgür yürekli olanı severim: böylece kafası, yüreğinin içi yalnız olur, ama yüreği batmaya zorlar onu.

    [Derken ip cambazının gösterisi başlar. Cambaz ipin üzerindeyken, bir soytarı ipin üzerine çıkar ve cambaza saldırır. Cambaz ipten düşer.]

    Fakat Zerdüşt yerinden kıpırdamadı ve gövde paramparça ama henüz canlı, yanıbaşına düştü. Az sonra, yaralı kendine geldi ve Zerdüşt'ü yanında diz çökmüş gördü. "Ne yapıyorsun öyle?" dedi sonunda. "Şeytanın bana çelme takacağını çoktandır biliyordum. Şimdi cehenneme sürükleyecek beni: ona engel olacak mısın ?" "Şerefim hakkı için, dostum," diye cevap verdi Zerdüşt, "bu söylediğin şeylerin hiçbiri yoktur: ne şeytan var, ne cehennem. Canın, gövdenden bile önce ölecektir. Hiçbir şeyden korkma artık !" Adam gözlerini kuşkuyla kaldırdı. "Söylediğin doğruysa" dedi sonra, "hayatımı yitirmekle hiçbir şey yitirmiş olmayacağım. Ben, dayakla ve bir lokma yiyecekle oyun öğretilmiş bir hayvandan fazla bir şey değilim pek." "Ne demek," dedi Zerdüşt, "sen tehlikeyi iş edindin; bunda hor görülecek ne var. Şimdi de işin yüzünden ölüyorsun: bunun için seni kendi ellerimle gömeceğim."

    Uzun zaman uyudu Zerdüşt ve yüzü üzerinden yalnız tan değil, sabah dahi geçti. Ama sonunda gözleri açıldı: şaşmış, bakıt Zerdüşt ormanın ve sessizliğin içine; şaşmış, baktı kendi içine. Derken, birden karayı gören bir gemici gibi, çabucak doğruldu ve sevinçten bağırdı. Çünkü yeni bir gerçek görmüştü. Ve gönlüne şöyle dedi: "İçime bir ışık doğdu: yoldaşlar gerek bana, diriler - istediğim yere götürebileceğim ölü yoldaşlar ve cesetler değil. Beni, benim istediğim yere, kendi istekleriyle izleyebilecek diri yoldaşlar gerek bana.İçimize bir ışık doğdu: Sözünü halka değil, yoldaşlara yöneltecek Zerdüşt ! Sürünün çobanı ve köpeği olmayacak Zerdüşt. Niceleri sürüden çekmek; bunun için geldim ben. Halk ve sürü bana kızacak: çobanlar, haydut diyecekler Zerdüşt'e.

    Ben çobanlar diyorum ya, onlar kendilerine iyiler ve doğrular derler. Ben çobanlar diyorum ya, onlar kendilerine hak dine inananlar derler. İyilere ve doğrulara bakın ! En çok kimden nefret ediyorlar ? Kendi değer levhalarını parçalayandan, bozandan, yasa bozandan - oysa o yaratıcıdır !Bütün inançların inanç erlerine bakın ! En çok kimden nefret ediyorlar ? Kendi değer levhalarını parçalayandan, bozandan, yasa bozandan - oysa o yaratıcıdır ! Yoldaşlar arar yaratıcı, cesetler değil ve sürüler ve inançlar değil. Yaratma arkadaşları arar yaratıcı, yeni levhalara yeni değerler kazıyanları.

    Böyle buyurdu Zerdüşt.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Neden biraz daha fazla biliyorum?
    Genellikle, neden böyle akıllıyım? Sözde sorunlar üstüne hiç düşünmedim, harcamadım kendimi.
    Örneğin, asıl dinsel güçlükler başımdan geçmiş değil. Neden "günahkar" olmam gerektiğini anlayamadım bir türlü.
    Bunun gibi, pişmanlık acısını tanımak için güvenilir bir ölçü yok elimde; kulağıma çalınanlara bakılırsa, pişmanlık acısı hiç de üzerinde durulmaya değer bir şey olmasa gerek...
    Bir eylemi, iş işten geçince bir de kendi başına bırakmak istemezdim; işin kötü bitişini, sonuçlarını kural olarak değer sorunu dışında bırakmayı yeğ tutardım.
    Bir iş kötü bitti mi, insan yaptığını doğru değerlendiremez olur kolayca.
    Bana kalırsa, pişmanlık acısı bir çeşit ''kem göz'' dür.
    Başarıya varamayan bir şeyi, başarıya varmadığı için bir kat daha saygın tutmak, bu daha bir uygundur benim töreme. ''Tanrı'', ''ruhun ölmezliği'', ''kurtuluş'', ''öte dünya'', daha çocukken bile ne dikkatimi, ne de vaktimi verdiğim kavramlar hepsi, belki de bunlar için yeterince çocuksu olmadım hiç?
    Benim için sorun değildir tanrısızlık, hele olay hiç değildir, içgüdümden gelir düpedüz. Biraz çok meraklıyım ben, sorunlarla doluyum, kendimi beğenmişim.
    Üstünkörü bir yanıtla yetinemem.
    Tanrı ise biz gibi düşünürlere, üstünkörü bir yanıt, bir kalabalıktır. Aslına bakarsanız, üstünkörü körü bir yasaktan başka birşey değildir bizlere.
    Düşünmeyeceksiniz !
    İnsanlığın selameti için o tanrıbilimci antikalıkların hepsinden çok daha önemli bir sorun var ki, beni daha başka türlü ilgilendirir.
    Beslenme sorunu...
    Günlük uygulamada şu kılığa girer sorun; ''sen sen olarak nasıl beslenmelisin ki gücünün, erdeminin, Uyanış Çağında anlaşıldığı gibi, düzmece sofuluk katışmamış erdeminin doruğuna varabilesin ''?
    Benim bu konuda başımdan geçenler olabildiğince kötüdür; bu soruyu nasıl olduda böyle geç duyduğuma, görüp geçirdiklerimden nasıl böyle geç ''uslandığıma'' şaşıyorum...

    Ecce Homo / NEDEN BÖYLE AKILLIYIM? (devam edecek)

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Neden tam da bu bakımdan bir ermişe yakışırcasına geri kaldığımı, açıklarsa Alman ekinimizin hepten işe yaramazlığı ''ülkücülüğü'' açıklar biraz olsun.
    Bu ekin hepten şüpheli amaçlar, o sözde ''ülküler'' -örneğin klasik eğitim- ardından koşmak için, daha işin başında gerçekleri gözden kaçırmayı öğretir, -sanki ''klasik'' ve ''Alman'' kavramlarının uzmaşlazlığı daha baştan besbelli değilmiş gibi !

    Dahası var, insanı güldürür de bu -hele bir ''klasik eğitimden geçmiş'' Leipzigli getirin gözünüzün önüne ! -Gerçekten, ta olgun çağıma dek kötü yemek yedim hep, törel değimiyle ''kişiliksiz'', ''kendimi düşünmeden, ''özgeci'' olarak, aşçıların ve öbür dindaşların yararına yemek yedim.
    Schopenhauer'i yeni yeni incelemeye başlamışken, bir yandan da Leipzig yemeklerini yemekle ''yaşama istemi'mi iyiden iyiye yadsıyordum.
    Yetersiz beslenip üstelik bir de mideyi bozmak...
    Leipzig aşçıları bu sorunu şaşılacak bir başarıyla çözmüşlerdi sanırım. (Duyduğuma göre 1866 yılı birtakım değişmeler getirmiş bu alanda).
    Ya genel olarak Alman mutfağı, -onun kabahatleri sayılmakla biter mi hiç !

    Ecce Homo / NEDEN BÖYLE AKILLIYIM? (devam edecek)
    Konu -BaDe- tarafından (30-09-2009 Saat 02:42 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    Sn BaDe nin serisini bozmadan bende yaninda ufak ufak eklemeler yapayim...

    PAZAR YERİNDEKİ SİNEKLER ÜSTÜNE
    Yalnızlığına kaç dostum ! Seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş, küçüklerin iğneleriyle de delik deşik olmuş görüyorum. Seninle nasıl susulacağını pek iyi bilir orman ve kaya. O sevdiğin ağaca benze yine sen, o geniş dallıya: sessiz ve dinlercesine sarkar o, deniz üstüne. Yalnızlığın bittiği yerde, pazar yeri başlar; pazar yerinin başladığı yerdeyse, büyük oyuncuların gürültüsü ve ağılı sineklerin vızıltısı başlar.
    Dünyada en iyi şeyler dahi, göstereni olmazsa değersizdirler: bu göstericilere büyük adam der halk.
    Halk pek anlamaz büyükten, yani: yaratıcılıktan. Ama büyük şeylerin bütün göstericilerinden ve oyuncularından hoşlanır. Yeni değerler yaratanların çevresinde döner dünya - görünmeden döner. Oysa oyuncuların çevresinde döner halk ve şan: "dünyanın gidişi" böyledir. Ruh vardır oyuncuda; ama ruhun vicdanı pek yoktur. O hep, en çok inandırdığı şeye inanır - kendine inandırdığı. Devirmek - onca tanıtlamaktır bu. Çıldırtmak - onca kandırmakdır bu. Ve onca kan, bütün kanıtların en iyisidir. Ancak duyarlı kulaklara sızan gerçeğe, yalan ve hiç der o. Gösterişli soytarılarla doludur pazar yeri - ve halk övünür büyük adamlarıyla. Bunlar onca o anın efendileridirler. Bu dediği dedik, bu sıkıcı kişileri kıskanma, ey gerçek tutkunu ! Dediği dedik kişinin koluna hiçbir zaman asılmamıştır gerçek. Pazar yerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey. Hep pazar yerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan. Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç ! Yalnızlığına kaç ! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öclerinden kaç ! Onlar sana karşı öcden başka bir şey değildirler.
    Artık el kaldırma onlara ! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki ...

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Yemeklerden önce çorba - 16. Yüzyıl yemek kitaplarında bile alla tedeska dedikleri, -fazla pişmiş etler, yağlı, unlu sebzeler; mideyi bastırmak için o ağır hamuş işleri!
    Bunlara bir de yaşlı Almanların -yalnız yaşlıların değil ya- o gerçekten hayvanca yemek üstübe içme alışkanlıklarını da katarsanız, Alman düşüncesinin nereden çıktığını anlarsınız : Bozuk bağırsaklarından... Alman düşüncesi kötü bir sindirimdir, hiç birşeyin üstesinden gelemez.
    Almanlarınkiyle -Fransızlarınkiyle de- karşılaştırınca bir çeşit ''doğaya dönüş'' yani, yamyamlığa dönüş olan İngiliz beslenme düzeni de iyice aykırıdır beni içgüdülerime; sanırım, hantallaştırır düşüncenin ayaklarını, -İngiliz kadınlarının ayakları gibi...
    En iyi mutfak Piemonte'ninkidir.
    -Alkollü içkiler dokunur bana, günde bir bardak şarap bira yada bir bira yaşamı bana cehennem etmeye yeter, -benim karşıtlarımsa Münih'de yaşıyor. Bunu biraz geç kavradım, kabul; ama denemesini küçük yaştan beri yapmışımdır.
    Daha çocukken şarap içmenin de tütün gibi önceleri gençlerin bir gösteriş merakı, sonraları da kötü bir alışkanlık olduğuna inanırdım.
    Belki de bu sertçe yargıda Namburg şarabının da suçu vardır. Şarabın keyif verdiğine inanmak için Hristiyan olmalıydım, yani benim için tam saçmalık olan şeye inanmalıydım. İşin şaşılacak yanı, az içkinin, bir de sert değilse, alabildiğine keyfimi kaçırmasına karşılık, çok içmeye karşı bir deniz kurdu gibi dayanıklı oluşumdur.
    Daha çocukken göstermiştim bu konuda yürekliliğimi.
    Saygıdeğer Schulpforta'da öğrenciyken kalemimde örneğim Sallustius'un tokluğununa, yoğunluğuna erişme tutkusuyla, uzun Latince ödevimi geceleyerek bir oturuşta yazmak ve temize çekmek, sonra da Latincemi ağır çaplı bir kaç grogla sulamak bütün bunlar saygıdeğer Schulpforta'ya hiç yaraşmasa bile, hem benim bünyeme hem de Sallustius'unkine vız gelirdi.

    Ecce Homo / NEDEN BÖYLE AKILLIYIM? (devam edecek)

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye sebahat35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    39
    Mesaj
    362
    Rep Gücü
    1492
    Başka bir akıllılık ve kendini savunma yolu da, insanın elden geldiğince seyrek tepki göstermesi, “özgürlüğünü”, insiyatifini rafa koyup salt bir tepkin olmak zorunda kaldığı durumlardan ve ilişkilerden kaşınmasıdır. Karşılaştırma yapmak için, kitaplarla alışverişimizi alalım. Aslında yalnız kitap açıp kapayan bilgin –orta yetenekte bir filolog için günde yaklaşık olarak iki yüz tane– sonunda kendiliğinden düşünme yetisini iyiden iyiye yitirir. Kitap karıştırmıyorsa düşünmez de. Düşünürken bir uyarıma (okunmuş bir düşünceye) yanıt verir. –yalnızca tepki gösterir artık. Bilgin bütün gücünü evet ve hayır demeye, çoktan düşünülmüş olanları eleştirmeye harcar, –kendisi düşünmez olur... Kendini savunma içgüdüsü bozulmuştur onda; başka türlü olsa, kitaplara karşı kendini savunurdu. Bilgin demek décadent demek. Gözümle gördüm bunu: Yetenekli, verimli, özgür yaradılışlar, daha otuz yaşlarında “okumaktan çökmüşler”, kibrit gibiler artık; kıvılcım, “düşünce” verebilmeleri için sürtmek gerek. –Daha sabahın köründe, insan dinçken, gücünün kuvvetinin şafağındayken, bir kitap açmak, –ayıp derim buna!

    Burada artık kişi nasıl kendisi olur sorusuna asıl yanıtı vermeden geçemem. Kendini saklama ve bencillik sanatının başyapıtına değiniyorum böylelikle... Varsayılan ki ödev, ödevin amacı, yazgısı ortalamanın hayli üzerindedir; bu durumda kendini de ödeviyle aynı zamanda farketmek en büyüğü olur tehlikelerin. İnsanın kendisi olmasının koşulu, kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesidir. Bu açıdan bakınca, yaşamdaki yanlış adımların, arasıra sapılan yan yolların, yanlış yolların, gecikmelerin, “alçakgönüllülük”lerin asıl ödevden uzak başka ödevlere verilen emeğin, hepsinin de kendilerine göre bir anlamları, değerleri vardır. Bunlarda büyük bir akıllılık, belki de en üstün akılılık kendini gösterir: Yokolmaya götüren bir yoldur burada nosce te ipsum; oysa kendini unutmak, yanlış anlamak, küçültmek, daraltmak, orta değerde yapmak sağduyunun ta kendisidir. Törel deyişle: İyilikseverlik, başkası için yaşama ve benzerleri, en sert bencilliğin sürdürülmesinde koruyucu önlem olabilirler. İşte budur kendi kurallarıma, kanışlarıma karşı o “çıkar gözetmeyen” dürtülerden yana olduğum ayrık durum; Bencilliğin, kendini sıkıya koymanın hizmetindedirler burada.(ecco homo' dan alıntı)

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Gönüllü ölüm üstüne

    Merhaba!


    Çokları pek genç ölürler, kimi de pek erken ölür. Şu öğreti yabancı geliyor daha: Vaktinde öl !
    Vaktinde öl: bunu öğretir Zerdüşt.
    Elbette hiçbir zaman vaktinde yaşamayan, nasıl vaktinde ölsün ? Keşke hiç doğmasaydı ! Bunu salık veririm gereksiz kişilere !
    Ama gereksiz kişiler bile ölümlerini önemsiyorlar daha, en boş ceviz bile daha kırılmak istiyor.

    Ölümünüz insana ve yeryüzüne karşı işlenmiş bir günah olmasın, dostlarım. Budur gönlünüzün balından dilediğim. Böyle ölmek isterim ben, siz dostlarım, yeryüzünü benim hatırım için daha çok seversiniz diye. Toprak olmak isterim yine, beni doğuranda dinleneyim diye. Gerçek bir ereği vardı Zerdüşt'ün; topunu attı. Şimdi siz olun dostlarım ereğimin mirasçıları, size atıyorum altın topu.
    Altın topu attığınız görmek isterim dostlarım en çok ! Bundandır yeryüzünde biraz daha oyalanmam - bağışlayın !

    Böyle buyurdu Zerdüşt.

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    Yalnız

    Haykırışan kargalar
    Darmadağın uçuşuyor kente doğru
    Nerdeyse yağacak kar
    Yeri yurdu olanlara ne mutlu!

    Donmuş kalakaldın,
    Hanidir gözlerin arkada!
    Boşuna kaçışın, ey çılgın,
    Kıştan uzaklara!



    Dilsiz ve soğuk binlerce çöle
    Açılan bir kapıdır dünya!
    İnsan senin yitirdiğini yitirse
    Bir yerlerde duramaz bir daha!

    Sen şimdi solgun, sarı
    Kış gurbetlerine lânetli,
    Hep soğuk gök katlarını
    Arayan bir duman gibi.

    Uç git, kuş, söyle ezgini
    Issız çöl kuşlarının sesiyle!
    Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
    Buzların, alayların içine!

    Haykırışan kargalar
    Uçuşuyor kentten yana, dağınık:
    Nerdeyse yağacak kar
    Yeri yurdu olmayana çok yazık!



    Çeviri: Behçet NECATİGİL

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Orta yaşlılığıma doğru, her türlü ispirtolu içkiye karşı git gide daha kesin cephe aldım. Ben et yememeyi de kendimde denemiş, sonra beni doğru yola getiren Wagner gibi düşman kesilmiştim ona; ama düşünceye dönük tüm yaradılışlara, alkollü içkilerden hep uzak durmalarını ne denli salık versem gene de azdır. Su ne güne duruyor. Su almak için bol bol çeşmesi bulunan yerleri yeğ tutarım. (Nice, Torino, Sils) bir bardak içki beni canımdan bezdirir. İnto vino veritas derler. Sanırım ki bu da ''doğru'' kavramı üstüne herkesle çatışıyorum, -ben de Tin suları üzerinde dolanır...
    Kurallarımdan bir kaçını daha çıtlatayım: Bol bir yemek az yemekten daha kolay sindirilir. İyi bir sindirimin ilk koşulu, midenin bütünüyle çalışmasıdır. Midesinin büyüklüğünü bilmeli insan. Gene bu yüzden, tabldotlarda yenen ve benim aralıklı kurban törenleri dediğim o bitmek tükenmek bilmez yemeklerden sakınmalıdır. -Aralarda hiç birşey yememeli, kahve içmemeli: Kahve kasvet verir. Çay yalnız sabahları yarar; az, ama koyu olmalı: Gerekenden bir damlacık açık olsa, çok dokunur, bütün gün kırıklık yapar. Herkesin kendine göre bir kararı vardır bunda; sınırları dar, belirlenmesi güçtür. Sinir yıpratıcı bir iklimde çayla başlanması salık verilmez; bir saat öncesinden bir fincan koyu, yağı alınmış kakaoyla başlamalı. -Elden geldiğince az oturmalı; a çık havada, yürürken doğmayan, kaslarında birlikte şenlik yapmadığı hiç bir düşünceye güvenmemeli. Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir. -Birkez daha söylemiştim, Kutsal Tin'e karşı asıl işlenen günah kaba etlerdir.-

    Ecce Homo / NEDEN BÖYLE AKILLIYIM? (devam edecek)

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Yer ve iklim sorunu yakından bağlıdır beslenme sorununa. Her yerde yaşamak kimsenin harcı değildir. Bir kimseye bütün gücünü gerektiren büyük ödevler düşüyorsa, burada seçim alanı üstelik çok dardır. İklimin metabolizma üzerine, onu ağırlaşmasına, hızlanmasına etkisi öyle büyüktür ki, yer ve iklim konusunda atılacak yanlış bir adım bir kimseyi yalnızca ödevinden uzaklaştırmakla kalmaz, onu daha baştan alıkoyabili de: Yüzünü bile görmez ödevin. Hayvansal dirim gücü onda hiç yetesiye derin olmamıştır ki, insana ''bunu yalnız ben yapabilirim'' dedirten bir özgürlük, benliğini ağzına dek doldursun...
    Bir bağırsak tembelliği, küçücükte olsa, bir kez alışkanlık durumuna geldi mi, bir dehayı orta değerde biri, ''almanımsı'' birşey yapmaya yeter; tek başına Almanya iklimi bile, yiğitçe dayanacak sağlamlıkta bağırsakları yıldırmaya yeterlidir.
    Metabolizmanın hızı, düşünce ayaklarının çevikliğiyle doru orantılıdır: bir tür metabolizmadır ''düşünce''nin kendisi de.
    Şimdiye dek kafalı insanların yaşadığı, nüktenin, incelmenin, hayınlığın mutluluktan ayrılmaz sayıldığı, dehanın neredeyse zorunlu olarak yurt edindiği yerleri bir yanyana koyun: Hepsinin eşsiz kuru bir havası vardır. Paris, Provence, Floransa, Kudüs, Atina, -bu adlarda kanıtlıyor ki, deha kuru havaya, duru göğe, yani metabolizma çubukluğuna, hiç durmadan ve büyük ölçüde erke bütünlemesi yapma olanağına bağlıdır.
    Önümde örneği var; özgür yaratımış, değerli, kafalı biri, tek iklim konusunda içgüdü inceliği olmaması yüzünden dar kafalı bir uzman, köşesine sinmiş, hırçın biri olup çıktı. Hastalığım beni sağduyulu olmaya, gerçekteki sağduyu üstünde düşünmeye zorlamasaydı, benim sonumda bundan başka türlü olmazdı. Şimdi iklim ve hava etkilerini, uzun bir araştırma sonucu, kendimde pek duyar, güvenilir bir aygıtta okur gibi okuyor, örneğin Torino'dan Milano'ya kısa bir yolculuk sırasında havanın nemlilik derecesindeki değişikliği bedenimde ölçüyorumda, son on yılı dışında yaşamımın, tehlikeli yıllarımın hep benim yanlış, kesin olarak yasaklanmış yerlerde geçtiğini düşününce tüylerim ürperiyor.

    Ecce Homo / NEDEN BÖYLE AKILLIYIM? (devam edecek)

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Konfüçyus'tan Seçmeler
    dogangunes Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-03-2012, 01:42 AM
  2. Friedrich Wilhelm Nietzsche/devlet!
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 11-09-2009, 11:44 AM
  3. Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm
    mopsy Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-08-2009, 01:38 AM
  4. Nietzsche ve Salome
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 19-05-2009, 01:33 AM
  5. Nietzsche'den seçmeler
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 18
    Son mesaj: 07-05-2009, 05:03 AM
Yukarı Çık