2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 16 Toplam: 16

Nietzsche'den secmeler.

Eğlence ve Mizah Kategorisinde ve Öykü ve Hikayeler Forumunda Bulunan Nietzsche'den secmeler. Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Merhaba! İNSANCA PEK İNSANCA İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    İNSANCA PEK İNSANCA

    İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır. Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh... Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler. Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az ..

    Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır. İnsan, diğer insanlardan hiçbir şey istememeye, onlara hep vermeye alıştığı zaman, elinde olmadan soylu davranır. Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan ... Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir, aslında doğrusu, bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmaktır. Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür. Hakikatin temsilcisinin en az olduğu zaman, onu dile getirmenin tehlikeli olduğu zaman değil, can sıkıcı olduğu zamandır.

    Doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz ki ... Uygarlaşmış dünya ilişkilerinde herkes, hiç değilse bir konuda kendini başkalarından üstün hisseder. Genel iyi yüreklilik buna dayanır. Çünkü, durum elverirse herkes yardım edebilir, o halde bir utanç duymaksızın bir yardımı da kabul edebilir. Yapacak çok şeyi olan insan inançlarını ve genel düşüncelerini hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur. Aynı şekilde, bir ülkünün hizmetinde olan her insan ülkünün kendisine artık hiç kulak asmaz; onun buna zamanı yoktur.

    Demem şu ki, ülküsünün hala tartışılabilir olmasından yana olmak çıkarına aykırıdır. İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir. İnsanların tarih boyunca farkına vardıkları aşılmaz zorunluluk, bu zorunluluğun ne aşılmaz ne de zorunlu olduğudur. Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var. Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz. Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür. İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken, bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir.

    Çok düşünen ve uygulamalı düşünen, kendi maceralarını kolayca unutur, ama başından geçenlerin çağrıştırdığı düşünceleri hiç unutmaz. Biri kendi düşüncesine bağlı kalır; çünkü ona kendi kendine ulaşmış olduğunu sanır. Öteki ise, onu zahmetle öğrendiği ve onu anlamış olmakla övündüğü için bağlıdır düşüncesine. Sonuç olarak, her ikisi de kendini beğenmişlik ... İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır. Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır. Açıklanmamış karanlık bir konu apaçık bir konudan daha önemli sanılır. Sadece karşıtları cansıkıcı olmayı sürdürdükleri için, arada bir, bir davaya bağlı kalırız. Bir insan kendini hep çok büyük işlere adadığında, onun başka bir yeteneğinin olmadığı pek görülmez.

    Açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amaçlar için oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar da güçlü de değildir. İşte o zaman ikiyüzlülük kaçınılmazdır. Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı. Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile, onun tutkuları ve hatta arzuları da gizli gizli kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar. Bir insan yoğun ve kılı kırk yararak düşündüğü zaman, sadece yüzü değil gövdesi de çekinceli bir havaya bürünür. Ruh arayanda, hiç ruh yoktur. İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir. İnsan kahkahalarla güldüğü zaman, kabalığı ile tüm *********ı geride bırakır.

    Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.
    Aşk ve nefret kör değillerdir; ama kendileriyle birlikte taşıdıkları ateş yüzünden kör olmuşlardır.
    İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.
    Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.
    Bir konu hakkında hazırlıksız sorguya çekildiğimizde, aklımıza gelen ilk düşünce çoğu zaman bizim kendi düşüncemiz değildir; ama bizim sınıfımıza, konumumuza ve soyumuza ait olan sıradan bir düşüncedir sadece. Öz düşünceler pek ender olarak su yüzüne çıkarlar.

    Bizzat kendimizde olan bir değeri övdüğü, okşadığı zaman mucizeyi de, usdışını da kabul ederiz.
    Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.

    Çok düşünen partici olmaya uygun değildir; o, parti arasında düşüncesini çok çabuk sızdırır.
    Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez, ilk kez gibi yararlanmaktır.
    Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker.


    devam edecek......

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Deccal Hristiyanlığa Lanet

    Aslında sorun, varlıklar sıralamasında insanın yerini ne almalıdır sorunu değildir. Sorun, hangi tip insanın, daha yüksek değerlidir, yaşamaya daha değerdir, geleceği daha sağlamdır diye yetiştirilmesi gerektiği, istenmesi gerektiği sorunudur. Bu yüksek değerli tip bundan önce de sık sık ortaya çıkmıştır. Ama mutlu bir rastlantı olarak, istisna olarak, hiçbir zaman istenerek değil. Tersine, daha çok korkulmuştur ondan, şimdiye dek korkunç olanın ta kendisidir neredeyse. Ve bu korkudan dolayı da onun karşıtı olan tip istenmiş, yetiştirilmiş, elde edilmiştir:

    Evcil hayvan olan, sürü hayvanı olan, hasta hayvan olan İnsan-Hristiyan.
    Hristiyanlığı cicileyip bicileyip, allayıp pullayıp, bu yüksek tip insana karşı ölümüne bir savaş verilmiştir. Hristiyanlık bütün zayıfların, düşkünlerin, nasibi kıtların yanını tutmuş, güçlü yaşamın ayakta duruş koşullarının çelişiğinden bir ideal çıkmıştır. Tinselliğin en üst değerlerinin günahkarlık, sapıklık, ayartılma olarak duyulmalarını öğreterek, tinsel bakımdan güçlü doğalıların bile akıllarını yozlaştırmıştır. En sefil örnek Pascal'ın yozlaşması, aklının kalıtsal ilk günah tarafından yozlaştırıldığına inanan Pascal'ın: oysa hristiyanlığından başka bir şey değildi aklını yozlaştıran !

    Bir canlıya, içgüdülerini yitirmişse, kendine zararlı olanı yeğliyorsa, yozlaşmış derim.
    Güç isteminin eksik olduğu yerde düşüş vardır. Savım, insanlığın bütün en üst değerlerinde bu istemin eksik olduğudur. Hristiyanlığa acımanın dini denir. Acıma, yaşam duygusunun gücünü arttıran gerilim verici duyguların karşıtı bir duygudur; çöküntü verici bir etkisi vardır. Acıma yoluyla güç eksilmesi yoğunlaşır, çeşitlenir. Acı, acıma yoluyla bulaşıcı hale gelir. Acıma, gelişmenin yasasını büyük çapta etkisiz kılar, çeler. Yeniden söyleyeyim; bu çöküntü verici ve bulaşıcı içgüdü, yaşamın ayakta durmaya ve değer yükselişine yönelik içgüdülerini çeler, siler, etkisiz kılar; böylelikle sefillerin koruyucusu olduğu kadar sefaletin çoğaltıcısı da olur.

    Ne ahlak, ne din, Hristiyanlık içindeki biçimleriyle, gerçekliğin herhangi bir noktasıyla ilintilidir. Bir sürü hayali neden, bir sürü hayal etki, hayali varlıklar arasında bir alışveriş: hayali bir doğabilim, hayali bir psikoloji hayali bir ereksellik Bu saf uydurmalar dünyası ile düşler dünyası arasında da, birincisinin aleyhine, dağlar kadar fark vardır; düşler dünyası, gerçekliği tersinden de olsa yansıtır, oysa bu kurgular dünyası gerçekliği sahteleştirir, değersizleştirir, değiller. "Doğa" kavramı tanrının karşıt kavramı olarak ayarlanınca, "doğal" sözcüğü günahkar anl***** gelmek zorundaydı, bütün bu uydurmalar dünyası, köklerini, doğal olana karşı nefrette buluyordu.

    Hristiyan tanrı kavramı -hasta tanrısı olarak tanrı, örümcek olarak tanrı, tin olarak tanrı- yeryüzünde ulaşılmış en yoz tanrı kavramlarından biridir; belki de tanrı tipinin batış sürecindeki en düşük seviye işaretini temsil eder. Tanrının yaşamın aydınlanması ve belki evet'i olmak yerine, yaşamı çelecek kadar yozlaşması ! Tanrıda yaşamın, doğanın, yaşama isteminin düşman ilan edilmesi ! Tanrının, "dünyeviliğinin" her türlü yalanlanması için, her türlü "öte dünyalık" yalanı için, formül haline gelmesi ! Tanrıda hiç'in tanrısallaştırılması, hiçlik isteminin tanrısallaştırılması !

    Hristiyanlıkta aşağılanmış ve ezilmişlerin içgüdüleri ön plana çıkar: Burada kurtuluşlarının peşine düşenler, en alt katmanlardır. Burada meşgale olarak, can sıkıntısına karşı ilaç olarak, özeleştiri, vicdan engizisyonu uygulanır: Burada tutkular adına "tanrı" denen bir güçlü karşısında sürekli uyanık tutulur, Burada, en yüksek olan erişilmez sayılır, bağış sayılır, lütuf sayılır. Yine Hristiyanca olan bir şey, hem kendine hem başkalarına yönelen belirli bir hunharlık duygusu, başka türlü düşünenlere karşı bir nefret, peşe düşüp kavuşturma isteğidir.

    Hristiyanlığın temelinde Doğu'ya ait bazı incelikler vardır. Her şeyden önce bilir ki, bir şeyin kendi başına doğru olup olmadığı hiç farketmez, ama buna doğrudur diye inanılması, son derece önemlidir. Örneğin günahtan kurtulduğuna inanmak mutluluk veriyorsa, bunun için gerekli olan, insanın günahkar olması değil, kendini günahkar hissetmesidir.


    devam edecek...............

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    ...Nedir Yahudi ahlakı, nedir Hristiyanlık ahlakı ? Rastlantının suçsuzluğunun katledilmesi, mutsuzluğun "günah" kavramıyla kirletilmesi, kendini iyi hissetmenin tehlike, kendini fizyolojik olarak kötü hissetmenin vicdan kurdunca zehirlenmesi. Çoktan bellidir aslında: Bütün bozukluk insanların "kutsal kitap"a yabancılaşmış olmasındandır. Daha Musa'ya bile inmişti "tanrının iradesi". Ne olmuştu ? Rahip, kesinlikle, en küçük kılları kırka yararak, kendisine verilecek en büyük ve en küçük vergilere varasıya tek bir seferde formüle etmişti neyi elde etmek istediğini. "Tanrının iradesinin" ne olduğunu. Artık bundan sonra, yaşam işleri öyle düzenlenmiştir ki, rahip her yerde onsuz edilemezdir; yaşamın en doğal olayında, doğumda, evlenmede, hastalıkta, ölümde (kurbanlardan, "ekmeğin bölünmesinden" hiç söz etmiyoruz), bu kutsal asalak orada hazır ve nazırdır ... bütün bu işleri doğallıklarından çıkarmak, onun dilinde "kutsamak" için.


    Bir noktada iç çekişimi bastıramıyacağım. Öyle günler vardır ki, en kara sevdadan daha kara bir duygu gelir, başıma dikilir. İnsan horgörüsü. Ve neyi horgördüğüm, kimi horgördüğüm konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmamak için: bugünün insanıdır bu, benim, yazgım sonucu zamandışı olmak zorunda kaldığım insan. Bugünün insanı boğuyor beni, onun kokulu nefesi. Geçmiş karşısında, bütün bilgi adamları gibi, büyük bir hoşgörü taşırım. Binlerce yılın tımarhane dünyalarını gezerim de, hüzünlü bir dikkatle bunlara "hristiyanlık", "hristiyan inancı", "hristiyan kilisesi" derim. İnsanlığı bunların ruh hastalıklarından dolayı sorumlu tutmaktan kaçınırım.
    Geri dönüyorum. Hristiyanlığın sahici tarihini anlatıyorum. Daha "hristiyanlık" sözcüğü bile bir yanlış anlamadır. Aslında, tek bir hristiyan vardı, o da çarmıhta öldü. "Evangelium" çarmıhta öldü. O andan başlayarak "evangelium" adını alan her şey, daha o anda onun yaşadığının karşıtıydı. Yalnızca hristiyanca bir pratik, çarmıhta ölenin yaşadığı gibi yaşanmış bir yaşam hristiyancadır.

    Ve o andan başlayarak şaçma bir sorun çıktı ortaya: "Nasıl olabildi de tanrı buna izin verdi ?" Buna küçük topluluğun çarpılmış aklı bir o kadar korkunç saçmalıkta ki yanıtı buldu: Tanrı, oğlunu günahların bağışlanması için kurban vermişti. Nasıl da tek bir vuruşta sonu gelmişti Evangelium'un. Suça karşılık kurban düşüncesi, hem de en iğrenç, en barbarca biçimiyle: Suçlunun günahları için, suçsuzun kurban edilmesi ! Ne denli tüyler ürpertici bir putataparlık ! Oysa İsa "suç" kavramının kendisini yok etmişti. Tanrı ile insan arasındaki uçurumu yadsımış, tanrı ile insan arasındaki o birliği kendisi "iyi haber" olarak yaşamıştı. Kendi ayrıcalığı olarak değil !

    İncil'in başında duran ünlü öykü sahiden anlaşıldı mı acaba ? Anlaşılamadı.Can sıkıntısıyla tanrılar bile başedemez. Ne yapsın ? İnsanı icad eder. İnsan eğlendiricidir. Ama gelin görün ki, bu kez de insanın canı sıkılmağa başlar. Tanrı bütün cennetlerinin tek derdi konusunda son derece anlayışlıdır. Hemen başka yaratır. Tanrının ilk hatası: İnsan için eğlendirici değildir. O zaman da tanrı, kadını yaratır. Ve sahiden de işte, artık can sıkıntısının sonu gelmiştir. Ama başka şeylerin sonuyla birlikte ! Kadın, tanrının ikinci hatasıdır. Kadın, özü bakımından yılandır. Ne olmuştur ? Yaşlı tanrıyı bir cehennem korkusu sarar. İnsanın kendisi onun en büyük hatası olmuştur; kendine bir rakip yaratmıştır; bilim tanrısallaştırılır. İnsan bilimsel hale gelince rahiplerin ve tanrıların sonu gelir. Tek yasaklanacak olan odur. Ancak "bilmeyeceksin"; gerisi kendiliğinden gelir. İnsan düşünmemelidir. Dertler, insanın düşünmesine izin vermez. Ve bütün bunlara rağmen, heyhat ! Bilgi yapıtı kule olur, yükselir, gökleri kuşatır, tanrıların sonunu haber vermeye başlar. Ne yapmalı ? Yaşlı tanrı savaşı icad eder, halkları birbirinden ayırır, insanların birbirlerini karşılıklı olarak yok etmelerini sağlar. Savaş, bilim barışını da bozar. Ama inanılası değil, bilgi, rahiplerden bağımsızlaşma savaşa rağmen artmaktadır. Ve son bir karar verir yaşlı tanrı: "insan bilimsel oldu çıktı, başka çare yok, onu sulara boğup öldürmek gerek !"

    devam edecek.........

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    Öyle bir hayat yaşıyorum ki;
    Cenneti de gördüm, cehennemi de.

    Öyle bir aşk yaşadım ki,
    Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

    Bazıları seyrederken hayatı en önden,
    Kendime bir sahne buldum, oynadım.

    Öyle bir rol vermişler ki,
    Okudum, okudum, anlamadım.

    Kendi kendime konuştum, bazen evimde;
    Hem kızdım, hem güldüm halime,
    Sonra dedim ki, “Söz ver kendine”,
    “Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin…

    Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin…

    Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin…

    Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin…

    Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
    Öyle çok değerliymiş ki zaman ve AN,
    Hep acele etmem bundan, anladım…”

    Nietzsche

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    "Kendine özgür mü diyorsun?
    Bir boyunduruktan kurtulduğunu değil, sahip
    olduğun yerleşik düşüncelerini duymak isterim.

    Boyunduruktan kurtulmaya layık bir adam mısın?
    uşaklıktan çıktığı zaman son değerini de kaybedenler vardır.

    Nelerden kurtuldun?
    Bu bana vız gelir; fakat gözün bana şunu apaçık bir şekilde söylemeli:
    Özgür; ama ne amaçla?"

    Böyle Buyurdu Zerdüşt - Friederich Nietzsche

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    ''Modern insan mı?
    -Ne ettiğimi bilmiyorum;ne ettiğini bilmeyen her şeyim ben-
    diye iç geçirir modern insan...

    Bu modernlikti bizi hasta eden...
    tembel barışlar,korkak tavizler,modern
    Evet ve Hayır ın bütün erdemli kirliliğiydi.''

    Deccal - Nietzsche

Benzer Konular

  1. Konfüçyus'tan Seçmeler
    dogangunes Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-03-2012, 01:42 AM
  2. Friedrich Wilhelm Nietzsche/devlet!
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 11-09-2009, 11:44 AM
  3. Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm
    mopsy Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-08-2009, 01:38 AM
  4. Nietzsche ve Salome
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 19-05-2009, 01:33 AM
  5. Nietzsche'den seçmeler
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 18
    Son mesaj: 07-05-2009, 05:03 AM
Yukarı Çık