1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 11

Saplantı Öyküleri

Eğlence ve Mizah Kategorisi Öykü ve Hikayeler Forumunda Saplantı Öyküleri Konusununun içerigi kısaca ->> Defterime karaladığım halde ekleyeceğim bu karalamaları. Asla düzeltilmeyecekler... Mahkeme salonundan çıkıp cezamı çekeceğim yere götürülürken aklıma geldi işlediğim cinayetler. Meğer ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393

    Saplantı Öyküleri

    Defterime karaladığım halde ekleyeceğim bu karalamaları. Asla düzeltilmeyecekler...

    Mahkeme salonundan çıkıp cezamı çekeceğim yere götürülürken aklıma geldi işlediğim cinayetler. Meğer ne çok insan öldürmüşüm. İnsanların evlerine girip -ki bu haneye tecavüz sayılıyor- onların yaşamlarına dair tüm izleri siliyordum. Resimler, fotoğraflar, notlar vs... her şeyi ortadan kaldırıp onların kendilerini bir başkası gibi hissetmesine neden oluyordum. Yani öldürüyordum onları.

    Hiçbir zaman öldürüldüklerinin farkına varamamaları ne kötü? Şimdiyse cezamı çekeceğim yere doğru gidiyorum. İdam cezasının olmaması ne kötü! Artık başka insanların hatıraları bende yaşayacak. Ve kendilerinden habersiz insanların hatıraları katilleri tarafından yaşatılacak. Ne yaman bir çelişki!

    En sonunda cezamı çekeceğim yere geldik. Ellerim ve ayaklarım zincirli olduğundan yürümekte zorlanıyordum. Beni götüren görevlilerse hiç acımadan hızlıca yürüyorlardı. Hatta bir kaç kere düştüm. Görevlilerden biri "İşte geldik" dediğinde şaşkınlığım daha da büyüdü. Çünkü ortada bir cezaevi yoktu. Yer yer yeşillik bir alandı. Çevrede hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Demirden yapılmış bir ağacın altına geldik. Beni uyuşturmak için iğnemi yaptılar. Kendime geldiğimdeyse sadece sol ayağımda bir zincir vardı. Ve ayağımdaki bu zincir hayli uzundu. her tarafa gidebiliyordum. Kendimi neden kandırıyorum ki? Her şey çevremdeyken ben hiçbir yere gidemiyordum. Kısılıp kalmıştım buraya.

    Anlaşılan hâkim bana bu cezayı verirken de bunu düşünmüş. Çünkü çevrede hiçbir yaşam belirtisi yok. Sahiplenebileceğim herhangi bir nesne yok. Veya bakıp üzerine düşünebileceğim hiçbir iz yok. Kendiliklerini öldürdüğüm insanlar kendilerini bir başkası sanıyorlardı. Oysa ben bu hiçliğin içinde kendi başıma kalacaktım. Ve burada kendime dair olan tek şey öldürdüğüm insanların hatıraları...
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:04 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak kesinlikle ysak..

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Bir kitabı okumaya başladım bugün. Kitabın üzerinde bir yazar ismi yok. Kaldı ki kitabın adı da yok. İşe gitmemeye başladım. Oldukça kalın bir kitap. Yatağımın üzerine uzanıp sürekli bu kitabı okuyorum. Yemek bile yemiyorum. Merak uyandırdı bu kitap bende. Acele edip sonuna bakayım dedim geçen gün son sayfaların boş olduğunu farkettim. Okudukça ve anladıkça yeni cümleler kendiliğinden geliyor. Kitapta anlatılan konuysa, uzun bir hayat süren bir ağacın kesilip masa ve sandalye olarak benliğinin bölünmesi...

    Bugün kitabı bitirdim. Yataktan kalkmaya çalıştığımda bir anda aynı bir ağacın kökleri gibi yatağa bağlandığımı gördüm. Kıpırdayamıyordum yerimden. Şimdi köklerim yatağımın altına doğru uzanıyor. Günden güne biraz daha. Daha dün alt komşu kapıma geldi. Dallara dönüşmüş kollarımla kapıyı açtığımdaysa kendi tavanlarından aşağı köklerin indiğinden ötürü şikayetçi oldu. Alt komşuma o köklerin benim olduğunu söylemedim. Bir kaç gün içinde çözeceğimi belirttim kendisine.

    Ve artık yüzüm de kayboldu. Her halimle bir ağacım. Boyum tavana kadar geldi ve daha da büyüyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Pencereleri kırıp dallarım sokağa taşmaya başladı.

    Bu sabah bir sancıyla uyandım. Sağıma soluma baktığımda hiçbirşey göremedim. Boyum iyice uzadığından boynum olan gövdem tavanda eğik duruyor. O anda bir ses duydum. Bu bir hızarın sesiydi. Ve köklerim kesilmekteydi. ağrıdan ve sızıdan duramıyordum yerimde.

    Acıyla birlikte duyduğum tek şey bana o kitabı veren komşumun oğlunun bu kesilen ağaçtan kendisine masa ve sandalye yapılması yönündeki istekleriydi...
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:05 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak kesinlikle ysak..

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Benim bir gardolabım var. Ama bu gardolapta elbiselerimi saklamıyorum. Kaldı ki ben elbise de giymiyorum. Hayır, çıplak gezmiyorum tabii. Bu gardolabın için elbise niyetine insanlar asılı askılıklarda. Her sabah birini giyiyorum. Bazen öğlen olmadan sıkılıyorum o kişilerden ve hemen eve gelip değiştiriyorum. Bir kaç gün boyunca üstümden çıkartmadıklarım da oluyor tabii. Bir kaçında sökükler ve yırtıklar oluştu. Bu sebepten attım çoğunu. Bir kaçı da üzerimdeyken öldü.
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:06 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak kesinlikle ysak..

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Çok çirkin bir insanım. Bu yüzden kadınlar benden uzak durmayı yeğlerler. İlgi duyduğum bayanlar bırakın benimle çıkmayı yanımda olmayı bile istemezler. Açıkçası hep aşkın özlemini ve eksikliğini duydum içimde. Birine sarılmayı ona "Aşkım" demeyi hep ama hep arzuladım. Ama olmadı. Nasıl söylenir ki şimdi? Şu yaşıma kadar cinsel deneyimim de olmadı. Hiç tasvip etmediğim halde mecbur kalıp parayla ilişkiye girmeyi düşündüğümde bir kaç hayat kadınıyla görüştüm. Ama onlar ilişkiye girmemek için bana para teklifinde bulundular.

    En sonunda bir çözüm buldum kendimce. Gölgeme makyaj yapıp kadın giysileri giydirerek sevgilim yaptım. Artık elele parklarda, sokaklarda gezebileceğim bir sevgilim olmuştu. İşin ilginci ben ne kadar çirkinsem gölgemse bir bayan olarak o kadar güzeldi. Sahiden çok güzel bir kadın olmuştu.

    Pek çok yakışıklı erkek peşindeydi. Ama o beni seviyordu. Ki yanımdayken sağına soluna bile bakmazdı. İstisnasız her gece sevişiyorduk.

    Bir gün iş için kent dışına çıkmam gerekti. Hayli uzun bir süre kalacaktım. Ve iş çok önemliydi. Karşı firma verilen siparişlerde pürüz çıkartmıştı. Ve gelen mamuller eksik veya defolu geliyordu. En azından bir hafta kent dışında kalacağımı düşünüyordum. Patronun bu işler için beni tercih etmesinin nedeni tahmin edeceğiniz üzere çirkinliğimdi. Çünkü firma sahipleri beni daha fazla görmeye tahammül edemeyip işi erkenden bitiriyorlardı. Şimdiye kadar hiç aksi bir durum olmadı.

    Tahminimden erken döndüm. Uçaktan iner inmez hemen bir çiçekçiye uğradım. Sevgilimin en sevdiği begonyalardan aldım. Süpriz yapacaktım. Ve hiç haber vermeden doğrudan eve gittim. Eve geldiğimdeyse gölgemi yani sevgilimi yatağımızda başka bir erkekle yakaladım. O an ne yapacağımı bilemedim. Yüzüm zaten yüreğime ihanet ediyordu. Şimdiyse sevgilim bana ihanet etmişti. Özür diledi. Yalvardı, yakardı ama affetmedim. Açıkçası onu affedemezdim de... Ve gölgemi orada öldürdüm.
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:07 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak kesinlikle ysak..

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Ben bir cam parçasıyım. Kırılalı hayli zaman oldu. Herkes keskinliğimden korkar ama suretleriyle kestikleri parçalarımdan haberdar değillerdir. Oldukça gösterişli bir camdım bir zamanlar. Koskoca bir dükkânın vitriniydim. İnsanlar alacakları elbiseleri önce benim onlara anlatımımdan tanırlardı. Elleriyle kirleten çok kişi oldu. Sizin olmayan izleri üzerinizde taşımak ne demek bilir misiniz? Sonra bir gün daha önce hiç görmediğim birkaç kişi dükkân müdürüyle tartışmaya girdiler. Ve bu tartışmanın neticesinde dükkânın önündeki taşlardan biriyle paramparça ettiler beni.

    Her parçam bir tarafa yayılmıştı. İnsanlarla hâlâ ısrarla üzerimden geçip siluetleriyle kirletmeye devam ediyordu. Siz bir insanın kaç farklı yüzü olabileceğini biliyor musunuz?
    Ben bir cam parçasıyım. Oysa ben kırılmaya kırık suretlerden meyilliydim...
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:09 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak kesinlikle ysak..

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Ben ne tam olarak bir erkek ne bir kadınım. Vücudumun yarısı bir erkek diğeriyse bir kadın görünümünde… Yüzümün yarısında traş olurken diğer tarafım bundan rahatsız oluyor. Ezkaza jiletle yüzümü kessem - yani kendime ait olan bölümü- diğer yanımın da canı yanıyor. Kadın tarafımsa düzenli olarak ağda yaptığından onun bu sadistçe eylemi yüzünden benim de canım yanıyor. Ki giysiler konusunda yaşadıklarımızı anlatamam. O etek giymek isterken bense bir erkek olarak doğal olarak buna karşı çıkıyorum. Veya ben kumaş pantolon giymek istediğimde diğer yanım buna tepki gösteriyor. Bu sorunu en sonunda karşılıklı mutabakatla çözdük. Yarım giysiler diktiriyoruz kendimize. Ve - çok şükür ki- ortak olan renk zevklerimiz sayesinde bir uyum sağlayabiliyoruz. Yarım olan elbiselerin ortalarında bir fermuar bölümü var. Veya düğmeli bir kısım var. O bölgeler sayesinde elbiseleri giyince ortadan birleştirebiliyoruz.

    Çocukluğumuzda yaşadığımız sorunları anlatmıyorum bile. Ki bir kaç aydır çok büyük bir problem yaşıyoruz. İkimiz de bir kaç gün arayla âşık olduk. ikimiz de kendine göre haklıyız aslında. Fakat ikimiz de uzlaşmacı değiliz. Durumu şöyle özetleyeyim;
    Ben bu bedenin sağ tarafındayım o ise sol kısmında. Ben solağım. O'ysa sağlak. Yani onun eli aslında benim elim. Benim ekimse aslında onun eli. Fakat onun elleriyle yazmak için bana yardımcı olması lazım. Sevgilime yazacağım aşk mektubunda bana engel olunca ben de onun sevgilisine mektup yazmasına izin vermedim. Hatta bu durumu çözmek için sol elimle yazmaya çalıştımsa da başaramadım. Ki bu hinliği o da denedi. Ama o da başarılı olamadı. En sonunda birbirimize mecbur olduğumuzu bir kere daha anladık. Ve mektup sorununu çözdük.

    Sevgililerle buluşmaksa daha büyük bir sorundu. Benden sevgilisiyle başbaşa kalabilmek için uyumamı istiyordu. Bense tabii ki kabul etmiyordum. Çünkü biliyordum ki o sakallı ve bıyıklı adam uyuduğum anda onu öperken arada beni de öpecekti. Bunu düşünmesi bile iğrençti. Ki ben de kız arkadaşımla buluştuğum zaman aynı karşı koyuşu o da gerçekleştirmişti.
    Evlenme ümidi ikimizde de yok açıkçası. Ki onun gebe kalması fikri beni şuan bile rahatsız ediyor. Ben sünnet olurken o da bana aynı sorunu çıkarmıştı. Ki dalga bile geçmişti benimle. Ama o acıyı yaşadığında vazgeçmişti bu dalga mevzusundan. Daha sonra onun adet süreci başladı. Ben de onunla aynı süreci yaşamaya başladım. Bir erkek olarak bunun hissiyatını anlatmam inanın çok zor. Her şeyi isteyip de hiçbir şeye karar verememek ne demek işte o an anladım.

    Bütün bu sorunlar elbet bir şekilde çözülür. Ama biricik ve en önemli konu geçen ay başladı. Vücudumun diğer yanında bulunan ve bir anlamda kardeşim olan kişi ölümcül bir hastalığa yakalandı. Fakat bende hiçbir emare yoktu. Hastanede birlikte yattık. Çeşitli kontrolleri birlikte yaşadık. Tüm muayeneler hiçbir sonuç vermedi tabii. Ve geçen hafta o hayatını kaybetti. İkimizi aynı kalp hayata bağladığından onun nasıl öldüğünü hâlâ anlayabilmiş değilim.

    Açıkçası şuan içimde en ufak bir yaşama belirtisi duymuyorum. Ve ölen kardeşim günden güne kokup, çürümeye başladı. İnsan içine bile çıkamıyorum. Herkes bana iğrenerek bakıyor. Haklılar da... Anlayacağınız o ki şimdi vücudumun sol yanında bir ölü var.
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:10 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontuyla oynamak kesinlikle ysak..

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Karnımda bir pencere var. Camı, tülü ve kenarlarındaki ahşap köşelikleriyle alelâde bir pencere bu… Bazen açık unuttuğumda üşüdüğümü hissediyorum. Ki odamın penceresi de açıksa cereyan yaptığı bile oluyor. Camları sıklıkla kirlendiğinden temizlemem icap ediyor. Bense iki günde bir temizliyorum.

    Karnımdaki pencere aynı zamanda bir manzaraya da sahip. Bir kaç kez ayna tutup o pencereden gördüğüm manzarayı seyretmiştim. Açıkçası çok da hoşuma gitmişti. Karnımdaki pencere deniz kıyısında bir eve aitti. Dalgaların sahile vuruşunu, rüzgârın esişini hissedebiliyordum. Ki kış zamanı karnımda inanılmaz bir soğukluk hissederdim. Tabii bunun deniz yüzünden olduğunu anlamam çok fazla zamanımı almadı. Hatta karnımın altında rüzgârın getirdiği deniz suları sayesinde bazen yosunlar bile oluşuyor.

    Şimdiye kadar bu pencereyi kimseye göstermedim. Taa ki geçen haftaya da kadar. Çocukluk arkadaşıma bu pencereyi gösterdiğimde hayli şaşırmıştı. İlk sorusu camının kırılıp kırılmadığı olmuştu. Bense camın üç defa kırıldığını ve her defasında camcıya gidip ölçülerini vererek istediğim ebatlardaki camı aldığımdan bahsettim.

    Sonra arkadaşım, pencereyi açıp manzaraya baktı. O da benim gibi hayran kalmıştı bu manzaraya. Neresi olduğuna dair sorusuna cevap veremedim tabii. Kendisi sonra bana, pencereden oraya gitmek istediğini söyledi. Şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Kafasını pencereden sokup baktığında hayli yüksek olduğunu fark etmişti. Ve benden bir ip istedi. Muhtemelen karnımdaki bu pencere iki kata veya bir evin çatı katı penceresine tekabül ediyordu. İpi kapıya sıkıca bağladıktan sonra pencereden aşağı sallandırdı. Bu yolla bu evin nerede olduğunu da öğrenecektik. Sonra arkadaşım ipi sıkıca tutarak pencereden geçti ve ben hemen aynayı alarak onu izlemeye başladım.

    Durumu gayet iyiydi. Kendisinden telefon beklemem yönünde telkinlerde bulunuyordu. Sonra gözden, daha doğrusu aynadan kayboldu. Pencereyi kapattım ve telefonunu beklemeye başladım. Çünkü pencere açıkken martı ve deniz seslerinden bazen duyma zorluğu yaşayabiliyordum. Bir kaç dakika sonra çaldı telefon. Açtığımda bana evin yerini söyledi. Yaşadığım kentteymiş bu yer. Hemen arkadaşımın kapının önündeki arabasına bindim ve bir saatlik yoldan sonra tarif ettiği yere vardım.

    Sahiden de burası pencereden gördüğüm yerdi. Arkadaşım ve ev sahibi olan çift beni kapıda karşıladı. Durumu anlattığımızda hiç tereddüt etmeksizin inandılar. Bu inanmaları beni çok şaşırttı. Çünkü daha karnımdaki pencereyi göstermemiştim. Evin beyi oturduğu yerden kalkıp kendisini izlememi rica etti. Onunla birlikte yürüdüm tabii. Arkadaşım ve bana yolu gösteren adamın eşi de peşlerimizden geldi. Üst kata çıktığımız zaman yerimde dona kalmıştım. Çünkü pencerenin olması gereken yerde benim karnım duruyordu.

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Ben bir kediyim. Uzun tüylerimi hep çok sevmişimdir. Ki sahibim de çok sever tüylerimi. Diğer kedilerin büyükçe bir kısmı kıskanır bu uzun tüylerimi. Tüylerimin siyahlı beyazlı karmaşası bana maziye dair bir kedi olduğum fikrini vermiştir. Bunu düşünmek çok eğlendiriyor beni. Hatta tüylerimin üzerinde bulunan bazı ufak, siyah şeritler bunun bir siyah beyaz film olduğu fikrini verip iyice eğlenmemi sağlıyor. Ama benim sorunum bu ilginç eğlence tarzım değil; kuyruğum. Benden bağımsız bir kuyruğa sahibim. Aslında bu sahiplenme güdüsünü sanırım hayli yanlış izah ettim. Çünkü kuyruğum kendini bir yılan zannediyor. Ve kuyruğuma göre onun belinin arka tarafında bir kedi yaşıyor. Bu yüzden hayli büyük sorunlar yaşıyoruz onunla. Sürünmek için benim yere çökmem icap ediyor. Ama bir kedi olarak hoplayıp zıplamak dururken saatlerce uzanmak pek de işime gelmiyor. Ben böyle hareket edince kuyruğum da beni sokmaya çalışıyor. Sonra kedi hormonlarımın ona geçtiğini bahane edip zehrini kaybettiğini ileri sürmeye başlıyor.

    Geçen gece uyurken birden kuyruğumu boğazıma dolanmış halde yakaladım. Ben soluksuz kalıp yerimden sıçrayınca onu da hareketsiz biçimde boynumda kalakaldığını gördüm. Çünkü ben nefes alamayınca o da baygınlık geçirdi. Patilerimle biraz dürttükten sonra kendine geldi.

    Bir anlaşma yapmaya karar verdik; günün belirli saatlerinde onun bir yılan gibi yaşamasına izin veriyorum. O da benim kedi gibi yaşamama izin veriyor. Bazen düşünmüyor da değilim ya sahiden o bir yılansa ve ben kendini kedi sanan bir çıngırak parçasıysam diye...

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye sahrabetis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Nerden
    Aslen Gürcistan ama ANkara'da yaşıyorum
    Yaş
    40
    Mesaj
    1.325
    Rep Gücü
    19339
    Gerçekten okudukça daha çok hoşuma gitti sn. sis labirenti hele bazılarını iyice anlamak adına ikişer kere okuduğumu da itiraf etmeliyim . Kesinlikle çok başarılı şekilde düşselliği kelimelerle seviştiriyorsunuz . Bu keyifli ritüeli izlemek de biz okuyuculara kalıyor . Müthiş bir tat bıraktı bende ...

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Sayın sahrabetis beğenmeniz beni nasıl mutlu etti anlatamam size. Çok teşekkür ederim bu güzel cümleleriniz için.

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Saplantı
    dogangunes Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-03-2010, 03:12 AM
  2. Erk Öyküleri
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-03-2010, 08:18 PM
  3. Bunaltı Öyküleri
    metamorphosis Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 07-09-2009, 11:54 PM
  4. Kadın öyküleri...
    güney Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-01-2008, 06:38 PM
  5. İlginç Yaşam Öyküleri
    dogangunes Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 13
    Son mesaj: 21-08-2007, 02:29 AM
Yukarı Çık