Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Konu: Son Yemek

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Son Yemek

    Merhaba:
    Ilk post modern eser yazan yazarimiz sn. Oğuz Atay’dan yeni bir hikaye;

    Gözlerini açtığı zaman oda gene karanlıktı. Sevgi'yi görmüştü. Onu eskisi gibi
    sevdiğini söylemişti. Sevgi'ye bakıyordu. Onun konuşmasını bekliyordu. Sevgi,
    başını önüne eğmiş düşünüyordu. Oysa, bir şey söylemesi gerekiyordu. Hikmet,
    ne sonuç aldığını öğrenmek istiyordu. "Ne diyorsun?" diye sordu Sevgi'ye. "Ne
    diyeyim?" diye karşılık verdi Sevgi. Hikmet yerinden kalktı, Sevgi'ye
    yaklaştı; onun elini tuttu. Sevgi elini çekti, "Yerine otur lütfen," dedi.
    "Neden?" diye direndi Hikmet. "Geç kaldın," dedi Sevgi. Hikmet elini Sevgi'nin
    karnına koydu, bütün gücüyle sıktı etini. "Yapma," dedi Sevgi, "Bizi
    görecekler." Hikmet, Sevgi'nin elini tuttu, onu kaldırdı, divana götürdü.
    Hemen sarıldı. "Ne yapmak istiyorsun?" dedi Sevgi. Hikmet baktı: İkisi de
    soyunmuştu. Sevgi'nin üstündeydi ve bir şey yapamıyordu. "Bana ne yapmak
    istediğini anlat," diye yumuşak bir sesle konuştu Sevgi. Divanda çok zor bir
    durumda yatıyorlardı. Sevgi haklıydı; bu durumda istediği gibi davranamazdı.
    Bütün isteğine rağmen içinde bir şey hissedemiyordu. "Bana neden geldin o
    halde?" diye sordu Sevgi; bir eliyle Hikmet'i okşuyordu. Hikmet kaçmak istedi,
    yapamadı: Divanda, Sevgi'yle duvar arasında sıkışmıştı. Bacaklarını kapatmak,
    Sevgi'ye engel olmak istedi. Bir şeyler hissetmeliyim, diye söylendi.
    Uyumalıyım, dedi; Uykum var.

    Kapı çalıyor, diye düşündü. Hayır düşünmedim, duyuyorum. Yataktan
    kalktı, kapıyı açtı: Dumrul gelmişti. "Bu saatte uyuyor musun?" diye güldü
    Dumrul. Onu içeri aldı. Şaşırmamıştı. Dumrul'a evi gezdirdi. "Çay içer misin?"
    diye sordu. Mutfağa giderken kapı tekrar çalındı. "Nazmi! nereden çıktın?"
    diye şaşmış göründü. Merdivenlerden biri daha çıkıyordu: Behçet. "Buyrun
    çocuklar, ne iyi ettiniz," dedi isteksiz bir sesle. "Bu kadar zaman
    nerelerdeydiniz?" Behçet'le öpüştüler. Yukardan albayın sesi geldi: "Hikmet!"
    "Albayım buyrun!" diye seslendi Hikmet, "Sizi tanıştırmak istediğim arkadaşlar
    var." "Kusura bakmayın," diye odaya girdi Hüsamettin Bey. "Gençleri rahatsız
    ediyorum galiba." Hikmet güldü. "Şaşırdınız albayım; biz bu cümleyi başkaları
    için hazırlamıştık." "Size sandalye getireyim çocuklar," dedi Hüsamettin Bey.
    "Ben de yardım edeyim albayım," diyerek Behçet de onunla birlikte çıktı.
    "Geniş bir yerde oturuyorsun," dedi Nazmi. "Kirası ucuz mu?" Behçet ve albay,
    yanlarında Fikret'le göründüler. "Fikret yanlışlıkla üst kata çıkmış," diye
    açıkladı Behçet. Nazmi gülümsedi: "Ben haber vermiştim ona. Fikret, seni
    Hikmet'le tanıştırayım." "Biz tanışıyoruz," dedi Hikmet. "Evet, galiba birçok
    yerde gördüm sizi." "Aynı anda olmasın sakın." Gülüştüler. Nurhayat Hanımın
    küçük oğlu kapıyı çaldı: "Annem, bir dakika pencereden baksın diyor!" "Söyle
    annene, hemen gelsin buraya." "Seni saklandığın delikte bulup çıkardık," dedi
    Behçet. Nurhayat Hanım sıkılarak kapıda duruyordu. "Hel Nurhayat Hanım,
    yabancı yok aramızda." "Rahatsız ediyorum galiba." "Yok canım, gel içeri. Bu
    kadar insanı yalnız başıma nasıl ağırlarım? Bize o güzel kuru fasulyenden
    pişir bakalım." Nurhayat Hanım, "Ellerim ıslak, kusura bakmayın," dedi.
    Hikmet, dul kadını tanıştırdı. "Nurhayat Hanım," dedi. "Oğlu askerde piyes
    yazar." Behçet mutfaktan bağırdı: "Büyünü bozduk işte: Albayını da dul kadını
    da tanıdık." "Siz zahmet etmeyin" diyerek mutfağa koştu dul kadın. "Nurhayat
    Hanım, kapıya bakıver!" diye seslendi Hikmet. "İki bayan seni soruyor Hikmet
    Bey." "O günden beri neden hiç görünmedin?" diye sitem ederek içeri girdi
    Sevgi. "Tanımayanlar için!" diye bağırdı Hikmet, "Sevgi: Eski karım. Nursel
    Hanım: Bir numaralı dul kadın!" Nursel Hanım, "Terbiyesiz," dedi ve Hikmet'i
    hafifçe iterek geçti. Nurhayat Hanım kahveleri getirdi, dağıttıktan sonra
    pencereyi açtı: "Salim! Kardeşinle birlikte evdeki sandalyeleri buraya taşıyın
    bakalım." Hikmet, Salim'in eline bir kağıt verdi: "Bakkal Rıza bunları hemen
    göndersin, olur mu?" Biraz sonra Rıza Bey, çırağıyla birlikte kapıda göründü:
    "Bir ordu mu besleyeceksin Hikmet Bey?" diyerek içeri girdi. "Kusura bakma,
    misafirlerini görmedim." "Bu orduya sen de dahilsin Rıza Bey." dedi Hikmet,
    "Ayakta durma." Onları zorla divana oturttu. "Dükkanı kapayıp geldim. Beni
    tutma üstad." "Saçmalama. Bugün de beş on lira az kazanıver. Burada öyle
    konuşmalar olacak ki birazdan, bu temsilin biletlerini karaborsada bile
    bulamazsın." Gitti, yandaki küçük odanın kapılarını açtı: "Sen Süleymanı eve
    gönder de oturacak bir şeyler getirsin bize. Senin hanımını da çağırsın.
    Süleyman! Sen de geri gel, sakın dükkana gitme ha!" "İki oda olunca sığarız
    elbette," diyerek sandalyelerin bir kısmını küçük odaya taşıdı Dumrul. Hikmet
    gülerek bağırdı: "Daha gelecek var mı?" Sevgi, "Ergun, yarım saat sonra gelir,
    arabamla sizi alırım demişti," diye karşılık verdi, "Nursel Hanımla çarşıya
    çıkacaktık." Bir korna sesi duyuldu Hikmet pencereden sarktı: "Ergun! Yukarı
    gel, şölen var bugün." "Eve gidiyorduk Hikmet. Daha yemek yapılacak."
    "Saçmalamayın. Paketleri ve karını al da gel, uzatma." Hüsamettin Bey,
    "Koltukları da seninle ikimiz taşıyalım oğlum Behçet," dedi, "Başka çare yok."
    Misafirlerin bir kısmı minderleri yere sermiş ve üstüne oturmuştu bile. Hikmet
    pencereden bakıyordu. "Beş dakikadır kimse gelmedi merak etmeğe başladım,"
    dedi. Birden elini salladı: "Sermet Bey! Çabuk gelin, beş dakika doluyor. Bir
    siz eksiktiniz." Mahallenin çocukları kapıya toplanmıştı. Salim, "Hikmet Bey
    amca evleniyor galiba," dedi yanındakilere. "Bak kadınlar da geldi." Rıza
    Beyin kızı yere tükürdü: "Otomobil de getirmişler." Bir kamyonet yaklaştı.
    Şöför, "Çocuklar" dedi, "Hüsamettin Tambay'ın evini biliyor musunuz?" "Burası
    amca, şu kalabalık ev." "Rüştü," dedi şöför, yanındakine, "Yardım et de
    birlikte taşıyalım." Şu otomobilin sahibini bulalım da ileri alsın. Arabayı
    iyice yanaştır Tahsin." Korna çaldılar. Hikmet pencereden eğildi: "Kim o?"
    Şaşırdı: "Tahsin! Rüştü! Ne arıyorsunuz burada?" Rüştü camdan baktı: "Yahu bu
    bizim Hikmet Ağabey değil mi?" "Gelin çocuklar!" "Hüsamettin Bey diye birine
    kütüphane getirdik abi." "Gelin, gelin." Albay utanarak, "Bizim kağıtları
    koyacak yer kalmamıştı evde, biliyorsun Hikmet," dedi. "Yahu çocuklar ne
    yapıyorsunuz burada? Bu şehirde ne işiniz var?" dedi Hikmet. Sarıldılar,
    öpüştüler. "Abi, Rüştü ile ortak olduk. Küçük nakliye işleri yapıyoruz senin
    anlayacağın. Derme çatma bir dört tekerleğimiz var işte." "Çok sevindim
    çocuklar. Kütüphaneyi çıkarın, hemen gelin." Tahsin içeri girerken
    ayakkabılarını çıkardı. "Bırak yahu zahmet etme. Bunlar benim Anadolu'da iş
    arkadaşlarımdı çocuklar. Muhasebeci Rüştü, Tahsin. Bunlar da eski arkadaşlar."
    "Çok kalabalıksınız abi, fazla rahatsız etmeyelim." "Biz daha fazla rahatsız
    olamayız," dedi Ergun, "Buyrun." "Şu otomobili biraz alalım da abi, kamyoneti
    yanaştıralım." Ergun, arabasının anahtarlarını uzattı: "Alın Tahsin Bey
    kardeşim, yolun kenarına çekiverin." Kapıdan çıkarlarken elinde bir tencereyle
    odaya giren Rıza Beyin karısına çarpıyorlardı neredeyse. "Kalabalık var orada,
    dedi de Süleyman: Zeytinyağlı dolma yapmıştım." Rıza Bey, "Oğlum Süleyman,"
    dedi, "Yeni bir kalıp buz almıştık ya; onu sandığın içine koy, parçala. Yirmi
    şişe birayla üç dört büyük rakı koy üstüne." Kapı açıldı, başı tıraşlı bir
    genç göründü. "Hidayet!" diye bir çığlık attı mutfaktan çıkmak üzere olan
    Nurhayat Hanım. "Hidayet mi?" Hikmet yerinden fırladı. Nurhayat Hanım
    ağlıyordu: "Benim güzel oğlum, nereden çıktın böyle?" Hidayet, kalabalığı
    görünce şaşırmıştı: "Ben, anne, izin, bir hafta," gibi bir şeyler mırıldandı.
    Hikmet, "Ben Hikmet ağabeyinim," dedi, "Mektupların Hikmet ağabeyi." Hidayet
    de davrandı, Hikmet'in elini öpmek istedi; Hikmet bırakmadı. "Hidayet, oğlum"
    dedi. "Ayaklarını çıkarmadan Süleyman'la birlikte gidin de buzlu içki
    sandığını getirin. Nurhayat Hanım da onların arkasından gitti. "Bu kadar
    insana kimse hizmet edemez," dedi Ergun. "İşini bilen eder," diye karşılık
    verdi Hikmet. "Kim biliyor bu işi?" diye söze karıştı Behçet. Kim mi biliyor?
    "Elbette Kirkor biliyor," dedi Hikmet sevinerek. "Oğlum Salim!" Salim sokakta
    çocuklara anlatıyordu: "Hikmet Bey amca ısmarladı bu sandığı, evlendiği için
    eşya yapıyor." Hikmet'in sesini duyuncayukarı baktı. "Şu kağıdı al," dedi
    Hikmet. Kirkor'un meyhanesini tarif etti. "Koşa koşa git gel olur mu? Hikmet
    Bey amcam, çabuk olsun diye tembih ettti dersin." Salim, tozların içinde
    kayboldu. Odada oturacak yer kalmamıştı. Nurhayat Hanımın evinden tahta
    kereveti getirdiler, duvara dayadılar. Sonra masalar da geldi. Yanyana
    getirilen masaların üzerine bir iki çeşit örtü konuldu. "Bu işleri bana
    bırakın" diyen Kirkor'un sesi duyuldu. "A...yıp olmadımı Kir...kor, davetsiz
    geldik." "Mehmet Bey!" diye sevinçle bağırdı Hikmet. Kapıda Tombalacı Arif,
    Muhsin ve Mehmet Beyler utanarak duruyorlardı. Kirkor ellerini iki yana açtı:
    "Meyhaneyi kapatınca bunlar açıkta kaldılar. Bu kadar kalabalık olduğunu
    bilmiyordum." "Sevindim, sevindim," dedi Hikmet aceleyle, hepsiyle öpüştü.
    Kirkor'un kolunda bir sepet vardı. "Merak etme yiyecek getirmedim," dedi.
    "Tabak çanak var içinde." Mehmet Bey kollarını sıvadı: "Be...nim de
    gar...sonluğum vardır." Kirkor güldü: "Siz ona bakmayın; hiç bir işte
    tutunamamıştır." Hay Allah, diyordu Hikmet içinden; bunları yanyana
    düşünemezdim bile. Sevgi ile Nursel Hanım içeri girdiler. "Nurhayat Hanım bizi
    istemiyor," dedi. "Zaten mutfağa sığamazmışız." "Hakkı da var," dedi Nursel
    Hanım. Kirkor'la Mehmet Bey mutfağa gittiler. Kirkor, kese kağıtları ve
    tepsilerle geldi: "Bu sebzelerin ayıklanması gerekiyor." Sevgi ile Nursel
    Hanım bir köşeye çekildiler; fasulye, patlıcan, biber gibi sebzeleri soyup
    ayıklamaya başladılar. Koridordan kırılan buzların gürültüsü geliyordu. Bakkal
    Rıza'nın evinden tava, tencere getirildi. Nazmi, "Çocuklar," dedi,
    "Hazırlıklar yapılırken biraz kağıt oynayalım mı?" Oyun sözünü duyan Muhsin
    Beyle Tombalacı Arif, taburelerini biraz daha ortaya çektiler. "Birbirinizden
    sıkılmazsınız herhalde beyler," dedi, Hikmet. "Özür dilerim." Behçet kağıtları
    karıştırırken, "Ukalalık etme" diye karşılık verdi, "Herkes birbirinden
    memnun." "Merak etme Rıza Bey," diye bakkala teminat verdi Hikmet, "Sadece
    iskambil oynanmayacak. Birinci sınıf konuşmalar da yapılacak. Ülkede bir daha
    eşini göremeyeceksin." Çırak Süleyman da her sözü dikkatle dinliyordu.
    Tombalacı Arif, Bakkal Rıza'nın ve Ergun'un karılarına birer tombala çektirdi.
    "Kumarına değil bayanlar," diye rica etti, "Ne çıkarsa çıksın birer Pall Mall
    kazanıyorsunuz." İki kadın da biraz sıkıldıkları için bir kenarda
    duruyorlardı. Kirkor, kumar oynayanları rahatsız etmeden, tabakları ve
    bardakları dizdi. Nursel Hanım, "Bu masaya sığılmaz," dedi. "Herkes tabağını
    alsın, bir köşede yesin." "Öyle soğukluk olmaz," diye itiraz etti Hikmet.
    Bakkal Rıza'nın dükkanından bir iki boş sandık getirdiler, dikine koydular:
    Yemek masası küçük odaya doğru uzandı. MAsanın bir ucu görünmez oldu.
    Hüsamettin Bey, "Ben ev sahibiyim, olmaz," diyerek masanın başına Sermet Beyi
    oturttu. Evde bulunan bütün sehpaları masanın yanına dizdiler; sigara
    tablalarını, suları, içki şişelerinin bir kısmını ve kuru yemişleri bunların
    üzerine koydular. Kirkor'un peçeteleri yetmeyince, Hüsamettin Bey'in uzun
    süredir sakladığı renkli bir kağıt peçete demeti getirildi. "Bir din adamının
    böyle uzun bir masada, bir takım sakallılarla birlikte yemek yediğini
    görmüştüm," diye bilgiçlik tasladı Bakkal Rıza'nın karısı. Rıza Bey karısını
    payladı: "Aptal, o son yemek. Allah göstermesin." Kadın kızardı, yeni yaktığı
    Pall Mall sigarasından bir nefes çekerek başını çevirdi. Hüsamettin Bey,
    evinden tavlasını getirdi. Sermet Bey itiraz etti: "Hanımların başını
    ağrıtırız." Sebzeleri ayıklamış olan Sevgi onlara yaklaştı, "Ben hepinizi
    yenerim," dedi. "Yalnız bir kusurum vardır: Oynarken sayarım." Ergun da
    açılmıştı. "Bir isteğiniz varsa, araba emre hazır." Şöför Tahsin atıldı: "Ne
    demek ağabeylerim! Siz emredin, meyve ve sebze halini buraya taşıyalım yavaş
    yavaş." Bu 'yavaş yavaş' sözü özellikle kadınlar arasında çok tutuldu: Bir
    süre gülmelerini kesemediler. Mutfakta hummalı bir faaliyet vardı: Konserveler
    açılıyor, taze zeytinyağlı yemekler pişiriliyordu. Kirkor'un etkisi bütün
    işlerde görülüyordu; bütün hazırlıklarda meslekten birinin ustalığı göze
    çarpıyordu. Salatalar başka türlü hazırlanıyor, mezeler tabaklara başka türlü
    dizilyordu. "Ben sanatımı bugüne kadar göstermedim sana evladım Hikmet,"
    diyerek mutfakla masa arasında koşuşup duruyordu Kirkor. "Dikkat et çarpmasın!
    Sen bizi meyhanede tanıdın Hikmet evladım. Garson kısmı iyi yerde de çalışır,
    kötü yerde de. Yeter ki kendini lüks hissedesin." Gerçekten de Hikmet, kendini
    lüks hissediyordu; özel olarak verdiği bir yemeğe, dışardan garson çağırmış
    bir yeni zengin gibi gurur duyuyordu Kirkor'la. Kumar oynayanların
    konuşmaları, mutfaktan gelen sesler ve tavla gürültüsünün ortasında biraz başı
    dönüyordu. İnsandan sarhoş oldum, diye düşündü. Çoktandır bu kadar insan
    içmemiştim. İnsanın hayal bile edemeyeceği büyük bir oyunun sarhoşluğu
    içindeyim. Sonra, bu 'oyun' sözünü unuttu; seslerinakışına kaptırdı kendini.
    Biralar içiliyordu fındık fıstık yeniyordu, zeytinyağlı yemekler su dolu
    kapların içinde soğutuluyordu, koridorda yavaş yavaş boş şişeler birikiyordu.
    Karnınızı sakın doyurmayın beyler, yemeklerimiz geliyor, evet dokunmasın yağlı
    boya deniyordu. Birlikte yemek hazırlamanın getirdiği demokratik ortam
    gelişiyordu. Herkes işin bir ucundan tutuyordu.

    İşler tüy gibi hafifliyordu. İşler havada uçuyordu. Hiç bir yere
    değmiyordu. Sigaralar hemen tablalardan boşaltılıyor, çöp tenekesi ikide birde
    kapının önüne konuluyor, oradan da sanki görünmez eller tarafından aşağı
    taşınıyordu. Hiç uğramadığı halde, çöpçü bile o gün kapıda görünmüştü. Çöpçüye
    de bahşiş verildi bir şişe birayla birlikte. Öyle ya bayramdı. Bundan iyi
    bayram olur muydu? Patlıcan kızartmaları, zeytinyağlı biber ve patlıcan
    dolmaları, fasulyeler Kirkor'un getirmiş olduğu büyük kayık tabaklarının
    içinde sofrada yerlerini alıyordu. Her tabak, bir öncekini biraz ileri
    itiyordu. Domates, biber, soğan, hıyar ve yeşil salatalıktan meydana gelen
    şekilsiz yığınlar, Kirkor'un usta elleri altında hemen güzel tablolar haline
    geliyordu. Yemek vakti yaklaştıkça odadaki uğultu artıyordu. Pencerelerin açık
    olmasına rağmen odanın ısısı gittikçe yükseliyordu. Hava çok sıcak olmadığı
    halde ceketler, hırkalar çıkarılıyor ve odanın bir köşesinde, gittikçe büyüyen
    yığınlar halinde yükseliyordu. Her şey çok boldu: Sigara tablalarındaki
    izmaritler, gözle görülür bir şekilde büyürodu: Tablayı izleyen bir göz,
    izmaritlerin yükselişini kolayca görebilirdi. Ev dışına çıkışlar durduğu için,
    oda bütün yükünü almıştı. Koridordaki buz sandığı, dolu ve boş şişeler,
    yerlere dizilmiş kavun ve karpuzlar, odadaki sehpalar, ceket-hırka yığını,
    birleşik masa, divanlar, sandalyeler arasında hemen hiç boşluk kalmamıştı.
    Herkes, kalabalığın verdiği hareket etme isteğine rağmen, her adımını, yavaş
    gösterilen bir flimde olduğu gibi sanki yer çekimi yokmuşçasına atmak zorunda
    kalıyordu. Hikmet bağırıyordu: "Herkes birden oturacak sofraya; mutfak
    köleliğine son verilmeden hürriyet yemeği yenmeyecek!" Kızaran börek,
    patlıcan, biber, kabak, köfte, patatesve benzeri yiyeceklerin iştah açıcı
    ortak kokusu odayı dolaşıyor ve zeytinyağlılarınkiyle birleştikten sonra
    kısmen pencereden uçup gidiyordu. Mehmet Bey, Muhsin Bey, Tombalacı Arif ve
    Tahsin gibi gerçek içiciler, kibar görünmeğe çalışarak içtikleri biraların
    üstüne, kimseye belli etmeden yerde hafif itişlerle dolaştırdıkları votka
    şişesinden takviyeler yapıyorlardı. Sermet Bey, tavlada Sevgi'ye yenildiği
    için, hırsını Hüsamettin Albay'dan alıyor ve pulları büyük patlayışlarla yere
    indiriyordu. Tombala çekilişleri de hızlanmıştı: Ergun, iki paket Pall Mall
    kazanmakla birlikte, otuz liraya yakın içeri girmişti. Yemek tabaklarının
    üzerine dağıtılan kağıtlar ve Nurhayat Hanımın büyük eteğinin üzerinde
    biriktirilen paralarla oynanan pokerin birinci seansı sona ermek üzereydi.
    Hidayet, tiyatroda ustası ve büyüğü olan Hikmet'in yanında sessizce oturuyor
    onun sorduğu sorulara saygılı karşılıklar veriyordu. Tombalada ortak oynayan
    Ergun ve şöför Tahsin, bu arada son model arabalar konusunda bilgi
    alışverişinde bulunuyorlardı. Rıza Beyin karısı Hasibe Hanım, Hikmet'in son
    yemek konusundaki açıklamalarını dikkatle dinliyordu. Hikmet de kadının adını
    yeni öğrenmişti; demek ki o güne kadar Rıza Beyin karısı olmaktan öteye
    geçemeyen bu kadın, kalabalığın içinde kişiliğini bulmuş ve Hasibe Hanım
    olmayı başarmıştı. Bakkal Rıza ve çırak Süleyman da Hikmet'in açıklamalarını
    başlarını sallayarak dinliyorlardı. "Bir kişi ihanet etmişti onlara," diyordu
    heyecanla Hikmet. "Onunla birlikte on üç kişi oluyorlardı. On üç sayısının
    uğursuzluğu da buradan gelir." Yeni bir şey öğrendiği için çok sevinmesine
    rağmen bakkal Rıza itiraz ediyordu: "İsa, bütün büyüklüğüne rağmen bu hainin
    niyetini nasıl anlamadı ki Hikmet Bey?" "Hiç anlamaz olur mu Rıza Bey? Ne var
    ki, kadere karşı konulamayacağını biliyordu. Sen bakkalığın ötesine
    geçebiliyor musun?" Hasibe Hanım başını salladı. "Böyle büyük kaderlerin önüne
    geçilmez." Bir süre tartışıldıktan sonra Hasibe Hanımın, büyük kader sözüyle,
    kocası Rıza Beyin bakkalığını kastettiği anlaşıldı. Çırak Süleyman da söze
    karıştı aylardan sonra, "Ben olsam o yemeğe gelmezdim," dedi. "Durumumun
    anlaşılmasından korkardım." Süleyman'ın da İsa ile haini birbirine
    karıştırdığı anlaşıldı ve Hikmet duruma uygun bir söz etti: "Korkmak başka,
    bir işi yapmak başka." Dışarı çıkmak isteyen Nursel Hanıma yol vermek için
    biraz açıldılar. "Sofraya çiçek lazım," diye mutfağa doğru seslendi Nursel
    Hanım. Behçet, cebinden biraz bozuk para çıkardı, ayak altında dolaşan Salim'e
    verdi: "Bize bahçelerden, türbelerden biraz vahşi çiek kopar bakalım," dedi,
    Nursel Hanıma gülümseyerek. Behçet'in Nursel Hanıma gösterdiği ilgi de gözden
    kaçmıyordu. Hikmet'in 'bir numaralı dul kadın' olarak ilan ettiği Nursel
    Hanımın yanından ayrılmıyordu artık Behçet. Hüsamettin Bey, oyununa karşışan
    Sevgi'ye, "Beni de Sermet gibi acemi mi sandın?" dedi ve düşeş attı: Böylece
    oyunun başından beri pulları gürültüyle vuran Sermet Beye son karşılığını
    vererek tavlayı hızla kapatıı. Sevgi bir an ürperir gibi oldu. "Sonuncu
    oldum," diye mahzunlaşan Sermet Bey, Gelincik paketine uzandı. Tombalacı
    Arif'in Pall Mall'ları bittiği için tombalaya son verildi. Şöför Tahsin'in zar
    atma teklifi oy birliğiyle reddedildi. Hikmet anlatıyordu: "İsa'ya kimse
    ihanet edemezdi. İhanet eden aslında kaybedecekti. Nitekim Yahuda da
    bazılarına göre çevre baskısı, bazılarına göre de vicdan azabı yüzünden
    sonunda intihar etmek zorunda kalmıştı. İsa'ya ihanet etmek, kimsenin haddi
    değildi: Canım hiç öyle şey olur muydu? Mesela buraya gelmeyen biri, nasıl
    bizim yargılarımızdan kurtulamazsa, Yahuda da son yemeğe gelmeseydi bile
    ihanet etmekten kurtaramazdı kendini. Bu, onun kaderiydi; ihanete uğramanın da
    İsa'nın kaderi oluşu gibi. Yahuda, üstesinden gelemeyeceği bir işe girişmişti
    yalnız. Bunu anladığı zaman, yani İsa'nın büyüklüğünün yükünü taşıyamayacağını
    sezince kişiliğini ortaya koymak için tek yol kalıyordu: İhanet!" Dumrul,
    "Pas," dedikten sonra Hikmet'e döndü: "Hepimiz burada seni korumak için
    toplanmış bulunuyoruz. Sen merak etme." Herkes birbirine o kadar yakındı ki,
    sanki herkes birbiriyle konuşuyor, birbiriyle kağıt oynuyor, birlikte
    içiyordu. "Yahuda ne yaptıysa kendine yaptı," dedi Hikmet, "İsa için üzücü
    olan, Yahuda'nın ihaneti değildi: Neden yaşadığını hiç bilemeyen bu zavallı
    hain, neden intihar ettiğini de anlayamadan ölüp gitmişti. İsa, işte buna
    üzülüyordu. Yahuda, ölürken bir günahın kefaretini ödediğini sanıyordu.
    Aslında bir günah vardı ortada; fakat bu günah, Yahuda'nın düşündüğü gibi bir
    ihanet suçundan doğmuyordu. Aslında günah, İsa'nın zahmetli ve katlanılmaz
    yolundan dönmekti. Belki tam bu bile değildi. İsa, Yahuda'nın bu ağır yüke
    katlanamayacağını biliyordu. Fakat dünyada bir kişinin -hiç olmazsa bir
    kişinin- kaldıramayacağı bir yükün altına girmesi gerekiyordu, bunu insanlara
    göstermesi gerekiyordu, dayanamayacağı yolda yürümesi gerekiyordu. Ne İsa, ne
    de öteki havariler bu konuda insanlığa örnek olabilirlerdi. Çünkü onlar
    kuvvetliydi, çünkü onlar sorumluluklarını biliyorlardı, çünkü onların sonuna
    kadar dayandığını herkes biliyordu. İnsanlığa bu konuda ancak Yahuda gibi bir
    zavallı örnek olabilirdi. Bu yüzden bütün ümit, Yahuda'daydı. İşte Yahuda
    bunun için insanlığa ihanet etmişti ve önemli bir fırsat kaçırılmıştı. İşte
    benim de felsefem buydu." Dumrul söze karıştı: "Eskiden yaşamış bir insan gibi
    bahsediyorsun kendinden. Sanki geçmişin malı gibi konuşuyorsun." "Çünkü ben
    geçmiş, modası geçmiş biriyim. Burada kendimi temsilen bulunuyorum."


    Tehlikeli Oyunlar- İletişim Yayınları/Oğuz Atay

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Uzay:))
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    42
    Mesaj
    11.461
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    93742
    Merhaba:
    Ilk post modern eser yazan yazarimiz sn. Oğuz Atay’dan yeni bir hikaye;
    Sevgili mopsy yukarıda sizinde belirttiginiz gibi bu bir eser; dolayısıyla telif hakları var Telif hakları başkasında olan eserleri dağıtmak,paylaşmak fikir ve sanat eserleri kanununa göre suçtur , ve bu forum kurallarımızda açıkça belirtilmiştir.
    İzinsiz hiçbir yazarın hikaye,roman,deneme, şiir,şarkı sözü...vb gibi fikir ve sanat eserlerine tabi olan metinleri paylaşmayın Lütfen!

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Mezara bıldırı mı asmalıyız?

    Alıntı YukseLL´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sevgili mopsy yukarıda sizinde belirttiginiz gibi bu bir eser; dolayısıyla telif hakları var Telif hakları başkasında olan eserleri dağıtmak,paylaşmak fikir ve sanat eserleri kanununa göre suçtur , ve bu forum kurallarımızda açıkça belirtilmiştir.
    İzinsiz hiçbir yazarın hikaye,roman,deneme, şiir,şarkı sözü...vb gibi fikir ve sanat eserlerine tabi olan metinleri paylaşmayın Lütfen!
    Sayin Yuksell:

    Bu isin mutlaka bir yolu olmali.Aksi halde insanlar neyi paylasacak bu forumlarda?
    Bir kitap okuyoruz. Bu kitaptan bazi bolumleri arkadaslarla paylasip,
    Onlarin entellektuelliklerinin sinirlarini genisletmek,
    Onlardan gelenlerle kendi varsayimlarimizi yikamak...
    Forum sadece anket duzenlemekten ibaret olmamali.

    Bakin simdi formumuzun Kultur ve san'at basliklari 15 adet.
    Neyle dolacak.Insanlar buraya girince ne alacak?

    Opera Bale Dans basliginin konusuna bakin: Sizce Türkiyenin en iyi oynayan dansözü kim?
    Kiviran prima donna'lar mi var...

    Peki neden uyeler buna yoneliyor?
    Kultur alisverisinde hersey yasak,sahil otellerinde hersey dahil...

    Bir Kitabi veya bir yazari tanitim amaciyla,yapilan kucuk alintilar,oykuler, makaleler yasak mi?
    Bunun hic siniri yok mu?

    Rahmetli Oguz Atayin mezarina bildiri mi asmak gerekiyor?
    Nezdinizde 3. sahislara...

Benzer Konular

  1. Evde Yemek İşi
    dogangunes Tarafından Borsa ve Ekonomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-05-2012, 02:40 PM
  2. En iyi yemek kursları
    dogangunes Tarafından Supermeydan Mutfağı Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 01-03-2011, 11:24 PM
  3. Cips Yemek!
    KİRMİZİELMA.05 Tarafından Çocuk Sağlığı Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 04-12-2009, 01:28 AM
  4. Kazık Yemek
    Kadim Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 18-10-2009, 11:10 AM
  5. MİDYE YEMEK???
    Runaw@y Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-10-2007, 10:16 PM
Yukarı Çık