+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
3. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 24 Toplam: 24
  1. #21
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.054
    Rep Gücü
    88647

    yüzüme bir bardak brendi döktüğü için

    merhaba!


    -lise öğrencisi, “Silah kullanacak cesaretim yok ama bıçak kullanmakta üstüme tanımam”diye konuştu.
    Cinayetlerin hepsini aynı bıçakla işledini itiraf eden genç kız, “Bir kurbanımı da barda çıkan kavgada sırf yüzüme bir bardak brendi döktüğü için lime lime doğradım” dedi.

    -Sonra bu orospu çocuğu altıları kapattı. İyi mi? Ulan gün gibi ortadaydı son sıfırın benim önümde durduğu! Bir daha yapamaz artık aynı şeyi. Utanmadan bir de Tulandnga Domino Şampiyonu olduğunu söylüyordu. Ne desek boş be!

    -O gol kaçmazdı! imkânı yok yahu! Topa şöyle bir dokunacaktı, kale bomboştu. Topu üstten avuta attı. Gol girseydi maçı kazanacaktık. Çok önemliydi bu kaçan gol. Kazanacağımız maçı bu kancık çingenelere kaptırıvermiştik! Eğer ona attığım tekmeyle Öbür dünyayı boyladıysa, Tanrının izniyle orada topa nasıl vurulacağını öğrenir artık.

    -O aptalcığın doğduğundan beri yaptığı tek şey ağlamaktı. Sabah, öğle, akşam. Emzik emerken, emmezken, biberonu verdiğimiz ya da vermediğimiz zaman, gezmeye giderken, gitmezken, beşiğini sallarken, yıkanırken, altını değiştirirken, evden çıkarken ya da geri gelirken. Bense... bu yazıyı yazmak zorundaydım. Onikide yayınevine yetiştirmeye söz vermiştim. Arkadaşım Rios ile artık değiştiremeyeceğimiz bir anlaşma yapmıştık. Ben sözünün eriyimdir. Bu zavallı veletse durmadan ağlıyor, ağlıyor, ağlıyordu, Anasıysa... eh, anasından hiç bahsetmesek daha iyi. Çocuğu pencereden fırlattım attım. Sizi temin ederim ki başka çarem yoktu.

    -Topu yakalaması gerekiyordu bayım. Allah rahmet eylesin, anneciğim üstüne yemin ederim ki o hakem bizim takıma karşıydı. Ömrümde beyzbol sopasını bu kadar istekle vurmadım. Beyni kremalı çilek pastası gibi uçtu.

    -Ödevimi bitirmek üzereydim. Kolay olduğunu sanmayın. Sekiz gün sürmüştü krokiyi temize çekmem. Yarın sabah yıl sonu sınavları başlıyordu. Bu kıl herif gelip gidip dolmakalemini dolduruyordu. Mürekkep hokkamdan. Bütün mürekkebi devirdi projemin üstüne. Eh, doğaldır: Pergeli sonuna kadar soktum karnına.

    -Ayağım kaydı, düştüm. Bir portakal kabuğunun yüzünden. İnsanlar vardı etrafta. Herkes güldü. En çok da tezgâhtar kız güldü. O hoşuma giden taze. Attığım taş, tam iki kaşının ortasında patladı. Oldum bittim iyi nişancıyımdır. Düştüğünde bacakları havaya dikildi, orkidesi ortaya çıktı.

    -Yedinci kere emretti aynı mektubu yazmamı. Ben diplomalıyım. Birinci sınıf daktiloyum. Bir keresinde paragraf başı olduğunu söylemedi nokta dedikten sonra. Söylediğini iddia ediyordu. Başka sefer de bir "belki"yi, bir "ancak" ile değiştirmek için... Bir başka sefer v harfi yerine b bastığım için, derken aklına bir paragraf daha eklemek geldi, diğer kopyaların nedenini bilmiyorum ama yedi kere aynı mektubu yazmak zorunda kaldım. Mektubun son daktilo edilmiş kopyasını sunduğum zaman, müdür olmanın o kalpazan bakışlarıyla yine başladı konuşmaya: "Bakın hanımefendi..."Sözünü bitirmesine izin vermedim. İşçilere daha fazla saygılı olması gerekirdi.

    -Unutmuş. Durup dururken unutmuş. Önemli bir sorundu, yani önemli bir şeydi. Hayat memat meselesi değildi belki... ama onun için öyle oldu.
    Unuttum birader!
    Unutmuş ha! Artık bir daha hiç unutamaz.

    -Suç düdüğündür. Ev kadınıyım ve düdüğün sesini üç sokak öteden duyarım. Yaklaştığını görürüm neredeyse, büyüdüğünü, genişlediğini... Umutlarım doruğa ulaşır, köpürüp taşar. Postacı her eve uğrar. 5 numaraya, yediye, dokuza (onbire uğramaz çünkü bu numaralı ev yok bizim sokakta) Onüç numaraya varır düdüğünün sesi. Her gün. Sabah onbir sularında, öğleden sonra da dörtte. Düşmanımın başına gelsin istemem bu dert. Dayanılmaz. Hele uzaklaşmaya başlayınca! Düdüğün sesi karşı kaldırıma geçip uzaklaşır, yitip gider onsekiz numaraya doğru. Bizim evin karşısındaki ev, sizin evin karşısındaki ev, onaltı numaraya, 14 numaraya, on numaraya (12 numara yoktur bizim sokakta), sekiz numaraya, dört numaraya (altı numara da yoktur), böylece postacı Artes Bulvarına sapar.
    Eğer banyodaysam, banyo evin arka tarafındadır, yine duyarım postacının düdüğünü, tüm dikkatimle dinlersem Sullivan Sokağına dönene kadar duyarım. Tabii sizler bu saatlerde evinizde değilsiniz. Hem mektup filan da beklemiyorsunuz. Ne mektup yazarsınız, ne de mektup alırsınız. Yanılıyor muyum? Mektup alan insanlar öylesine içten gülümserler ki... Bende mektup alan bir insan suratı olmadığını söyleyeceksiniz. Haklısınız. Ama alabilirdim. Kızım bana salt evlatlık vazifesi adına da olsa yazmalı. Ama yazmıyor. Bilemezsiniz bir mektup beklemenin ne demek olduğunu. Suların yükselmesini beklemek gibi bir şeydir bu. Postacının suçu neydi diye soracaksınız.
    Düdüğü kim öttürüyordu? Tanrı mı?

    -Onu ikna etmeye mecbur muydum? Taş kafanın önde gideniydi. Beyni taşlaşmıştı. Öküzoğluöküz! Kafasını yumuşattım birazcık. Bir vuruşta. Görürüz bakalım tartışmayı öğrenir mi bundan sonra? Bilmeyen susmalı!


    DEVAM EDECEK....

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir
    Üyelik tarihi
    Daima
    Nerden
    Uzay:)
    Mesaj
    Çok:)
     

  3. #22
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.054
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    -Benim gibi düşünmediği için öldürdüm onu.

    -Aptal olduğu için öldürdüm onu, kötü niyetli, cahil, salak olduğu için, kalınkafalı olduğu için, hıyar ağası olduğu için, andavallı, ikiyüzlü, hırtın teki olduğu için, yalancı, kalpazan hıyarın biri olduğu için, cizvit olduğu için, siz seçin nedenini. Ama şunu unutmayın: Herhangi bir neden yeterli. İki tane gerekmez.

    -Benden kuvvetli olduğu için öldürdüm onu.

    -Ondan daha kuvvetli olduğum için öldürdüm onu.

    -Midem ağrıdığı için öldürdüm onu.

    -Midesi ağrıdığı için öldürdüm onu.

    -Top benimdi, yalnızca benim! Ustura benim değildi. Ama söz konusu olan toptu.

    -Bu cereyan, bu hava akımı, ya onu nasıl öldüreceğiz? Pencereler kapalı, kapı sürgülenmiş. Yine de hava akımı var, alıp sürüklüyor, her yere sızıyor. Kucaklıyor beni, sarmalıyor, içinize işleyip donduruyor. Nereden gelip nereye gidiyor? Kandilin alevini üfler gibi öldür onu! Yerde kararmış, eğri büğrü kalsın bırak! Bir yılanı öldürür gibi, soğukkanlı ez kafasını haydi... Çamurlu, boklu bir su birikintisinde öldür onu! Beni sırtımdan delip geçen bu soğukları mümkün kılan soluğu apansızın öldür haydi! Dışarıdan gelen soluk, içinde olduğum dünyadan gelen bu soluk, bu soğuk bana karşı yapılmıştı. Bu hava: Öldür onu! Estiği için soluğu kesilen. Ne güzel söz: Mumu söndü! Ama bu hava akımım nasıl öldürmeli? Beni... öldürüyor.

    -Babacığım, tamam, bütün dersleri su gibi bilmek, ezberlemek mümkün, peki babacığım ama bu kadar şaşı olmak olur şey değildir valla! Kafasını sıranın kenarına çarptıysa n'aapiyim?

    -O kadar hızlı vurmak istemedim.

    -Ne yani, zengin çocukları kaz kafalarında pek özel düşünceler mi taşıyorlar?

    -Babam, kimsenin sana sataşmasına verme dedi. Ben de izin vermedim.

    -Oha! Bu kadarı da fazla! Hocam, sevgili hocam! Şebeklik etmek için, yağ çekmek, kıçını yalamak, uşaklaşmak, dalkavukluk! Öyle değil şöyle, şöyle değil böyle! Ama bardağı taşıran şey çok olağanmış gibi sınavda kopya çekmeye başlayıp bize yardım etmemesiydi. Görürüz bakalım şimdi yapabilir mi aynı şeyi? Odunu yiyince kütük gibi kaldı oturduğu yerde.

    -Tamam Maria Teyzemdi ama Maria Teyze de çok olmuştu artık. Hiç kimse beni eve kapatamaz. Mahalledeki çocuklara onlarla oynayacağıma söz verdiysem hele. Ayrıca hiç kimse, benden başka hiç kimse santrafor oynayamazken... "Rüyanda görsen olmaz" dedi. Biraz fazla kuvvetli ittim onu. Suç benim değil. Tırabzana biraz daha sıkı tutunması gerekirdi. Durmadan beni gözetliyordu. Diyeceğim, beni sevmediği kesindir. Hep anneme gammazlardı.

    -Hepsi hepsi cebine bir kurbağa koydum diye! Yerinden fırlayıp koşmaya başladıysa, ayağı takılıp kafasını kırdıysa, ne yani? Bütün bu sorular filan, ne oluyor be?!

    -Gezmeye gittiğim zaman dalga geçilmekten hoşlanmam, hele o yeşil ceketimi giydiysem. Pipi'nin bana söylediği en hafif şey "****" idi. Onu bu kadar kuvvetli şişlemek istemezdim.

    -Doğrusu, vallahi kız kardeşime hiçbir zaman tahammül edemedim.

    -Bana ha? Bana hiç kimse, hele o aşağılık herif hiçbir zaman hile yapamaz efendim. Tabii şimdi ve bundan sonra hiç kimseye yapamayacak.

    -Önemli olan insanlar arasında barışı sağlayıp korumaktır. Bunu sağlamak için bu duruma düşmek, buraya gelmek gerekiyorsa (elleriyle bütün meydanı kapsayan bir jest yaptı) elden ne gelir?

    -Canını sıkmamak için öldürdüm onu.

    -Mayısta yayınlayabileceğini söylemişti, sonra Haziran dedi, sonra Ekim. Kış geçti, ilkbahar geldi, kanım kaynadı. İkinci kitabımdı en önemlisi. Bu gerçeğin o genç yayıncı için önemli olup olmadığı beni ilgilendirmez, özür dilerim. Birçok insan bana teşekkür edecektir, biliyorum. Ayrıca elbet dikkati çekecek ve iyi reklam olacak.

    -Onu Akademideki yerine geçmek için zehirledim. Kimsenin anlayacağını sanmıyordum. Meseleyi çözen şu boktan roman yazarı oldu. Üstüne üstlük poliste komisermiş herif!

    -Amma da iş ha! Ne fark eder ha bu, ha o? Müşteri mi seçeceğiz bir de burada?

    -Benim iradem yoktur. Hiç yoktur. İlk gördüğüm şeye kapılır giderim. Hemen ikna olurum. Başkalarının yaptığını yapmak yeterlidir bence. O karısını öldürdü, ben de kendi karımı öldürdüm. Suç, olup biteni bütün ayrıntısıyla anlatan gazetenindir.


    DEVAM EDECEK...

  4. #23
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.054
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    Barok Suç

    Yok efendi, fikirlerime karşı çıkamazsın, buna izin vermiyorum. Fikirlerinizi kabul ediyorum: Sizin için. Kendinize saklayın onları, kendinize yutturun ve hazmedin, sonra tekrar dışarı çıkarın canınız isterse. Kusun. İnsanlar, aşağı yukarı iki üç yüzyıldır, kendilerini en iyi olanın insanlık olduğuna inandırdılar. Non plus ultra. Okey. Onların bileceği iş. Ben tam tersine inanıyorum. Bizler, hepimiz orospu çocuklarıyız, insan olduğumuz doğruysa böyledir bu. Kanıtlanmış bir şey ademoğlunun başından beri çiğ süt emdiği. Nankörlük, öldürme içgüdüsü, coplar, sopalar, taşlar, palalar, süngüler, kurşunlar, ikiyüzlülük, risk almayan katiller, köleliğin yasallaştırılması. Herhangi biri, insan olduğu için orospu çocuğudur. Öbür meseleleri hiç tartışmıyorum.
    Bence en büyük aptal bir İsviçreli'ydi. Jean Jacques Rousseau olmalı adı. Bu fikirlerle benim iyi bir insan sayılmamın garip bir tarafı yoktur, olmamalı.
    Don Jesus'u öldürmüş olmamı söyleyeceksiniz. Bu doğal değil mi? Kimseye bir kuruş borcum yok.

  5. #24
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.054
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Finali kitabin yazarinin kendi aciklamasi ile yapmak istedim.
    Bakalim mr.Max Aub siradisiliginda neleri secmis.

    Max Aub

    İşte size kulağa teğet geçip, ağızdan kâğıda dökülen birinci el mallar. Yalansız itiraflar: Dolambaçsız, yatay ya da dikey, şiddeti açıklamaktan başka hiçbir ereği ya da isteği olmayan itiraflar. İspanya'da, Fransa'da ve Meksika'da yirmi yılda topladığım bu malzemeyi şimdi süslemeye kalkamazdım elbette. İlkel olmalarının nedeni budur. Bu itiraflar kuşkusuz, bu insanların, Tanrı ile aralarını düzeltmek ve günahtan arınmak için söyledikleridir.

    İnsanlar oldukları gibidir. Onları bir anlık insanlık dışı bir davranışta bulunmaya iten güdüden, hayat boyu sorumlu tutmak, benim içine düşmeyeceğim bir özentidir. Bu itirafların günışığına çıkardığı olgu, bu insanları suça iten nedenlerin tümünün de duygusal olduğudur. Bence itiraflar safça yapılmış olsalar bile, gerçeklerden söz ediyorlar. Öte yandan, itirafların birbirlerine benzediği söylenecektir. Bunun böyle olması hiç şaşırtıcı değil. Bir Sicilyalı, bir Arnavut, bir Danimarkalı, Norveçli ya da Guatemalalının cinayet işleme nedenleri birbirinin eşidir. Bazı duyarlı kişileri incitmemek için burada Amerikalılar ile Rusları saymıyorum.

    Özenti değiller, oldukları gibiler. Kendilerini hemen ele veriyorlar, itiraf etmeliyim şimdi. Onları önyargısız konuşturabilmek için Meksika dağlarından toplanmış Oaxaca mantarlarından yapılma uyuşturucu ya da uyarıcı bir bileşim kullandık, çünkü sorgulamalarda yalnız değildim. Salt yayınlamaya yetkili olduğum kısımları yayınlıyorum. İsim vermiyorum, isimler bende gizlidir.

    Ünlü bir İspanyol romanında "şarabın yüreğe can verdiği" söylenir. Yalnızca yüreğe değil. İnsan, kendi sınırlarına tek başına ulaşamıyor bazen. Zirveye ulaşıp oradan çevreye yayılmak için hayvanlar gibi uğraşan ve bunu yapmak için bazı maddelere gereksinimi olan büyük yazarlar tanıdım. Bu durum ressamlarda, mühendislerde ve mimarlarda görülmez. Bu bir üstünlük mü, bilemiyorum. Hiç kimse hatalarını şıppadak kabullenmez. Böyle anlarda kim Tanrı'ya sığınmaz ki? Okuyacaklarınız yalnızca bir fısıltıdır. Parıltısız ama fısıltı yine de. Yosunun üstünde suyun fısıltısı. Adam olmaz ve müzikle dolup taşan bir günahkârın, lirik bir Fransızcayla çok önceleri söylediği gibi. Bütün öbür kitaplarım gibi, bunu da yayınlamamalıydım. Katkım ne? Hiçbir şey. Tarihe yeni bir şey katamıyorsa, hiçbir şeyin değeri yoktur. Zamanımızın insanı yalnızca başarısızlıkla ilgileniyor. Son büyük efsane de, eskidiğinden değil,
    fazla güçlü olduğundan çöküyor, insanlığın büyüklüğü, kurduğu ütopyaların gücüyle ölçülür. Şimdi hiçbir yere gitmiyorsak, günümüzün idealinin, içgüdülerin bastırılması ve bayağılık oluşundandır. Hadım edilmiş olmanın sözde onuruna ulaşalım derken en iyilerimiz harcanıp gitti.

    Yeraltı dünyalarında, nasıl yaptıklarını bilmeden açıklıyorlar benliklerini bu alçakgönüllü suçlular. Ama onlara acıyarak bakmıyoruz. Çünkü onlar da zamanımızın olağanüstü gelişmesine karşı çığlık atamayan bizler kadar aşağılık kişiler. Bilinçli baskıyla bize yükleneni kabulleniyoruz, karşı çıkmıyoruz, herkes rahat. Kaderi tek eliyle nasıl yenebilir insan?

    Bu örnekleri sunmak için, doğal olarak absürd bir anlatımı yeğledim. Dolaysız anlatmam mümkün değil. Abartılı anlatımın bu dolambaçlı güzelliği var işte.

    Kimin kanatları düşmedi?

    Korku, ustalara kadar ulaşmış; ortada dolanan palavracıların dışında kimse başarılı değil artık. Hiçbir zaman toprağa bu kadar yakın durmadık. Bizi hiçbir iz bırakmadan yutacak olan toprağa. Suçu kimselere yüklemeyelim. Belki hava muhalefeti nedeniyle, mahsülü yitirdik.

    Bilginin tuzu kimseleri güldürmüyor artık. Çocuklarını yedikten sonra kendi kuyruğunu ısıran bilgelerin dışında. Ne ektik, ne biçtik? Geriye yalnızca kadere dayanan oyun kaldı. Bazıları yorulmazlar oyun oynamaktan. Ben yoruldum. Bu itiraflarda bulunanlar da yorgun. Miyop, gözleri bozuk ve kör bastonlarıyla çılgın çifteler atan insanlar bunlar.

    P.D. — Sanılanın tersine, ruh hastalarından yalnızca iki itiraf geldi. Deliler beni düş kırıklığına uğrattılar bu konuda. İtirafların sırası konu ya da ülke ile bağlı değildir ama bazıları okura kolaylık sağlamak için seri olarak düzenlendi. Bir başka ağır suç olan tekdüzelikten, elimden geldiği kadar uzak kalmaya çalıştım.

    SON....

Benzer Konular

  1. THY Örnek Mülakat Soruları
    dogangunes Tarafından Eğitim Öğretim Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-10-2014, 02:59 AM
  2. Chavez'den Örnek Davranış
    SOSYALİST Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 23
    Son mesaj: 16-12-2010, 10:48 AM
  3. Örnek ve Değerli Anne!
    KİRMİZİELMA.05 Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-01-2010, 02:31 AM
  4. Örnek insan
    simqe Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 28-10-2009, 08:11 PM
  5. Örnek Bir Dua
    nefisetülilm Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 07-10-2009, 12:21 AM
Yukarı Çık