Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Üyecik kahve bahane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesaj
    43
    Rep Gücü
    2682

    Bir Tatlı Keyif: Kahvenin Öyküsü

    İlk yazılı belgeler kahveden “Türklerin içtiği, siyah renkli, yemeklere asla eşlik etmeyen, ağır yudumlarla tadına varılan ve arkadaş toplantılarından eksik olmayan bir içecek” olarak söz ediyor. Sonra bu keyif veren içeceğin adı hep politikayla anılıyor. III. Murat “dedikodu yapılıyor” diye kahvehaneleri kapatırken, Köprülü Mehmet Paşa daha ileri giderek kahvecileri çuvallara koydurup boğazın sularına yollamış. Ama, ağız tadı politikayı yenmiş. Osmanlı padişahlarının çekindiği kahvehaneler, Fransa’da da en ateşli politika tartışmalarının cereyan ettiği mekanlar olmuş. Desmoulines, Danton ve Marat gibileri cumhuriyetin temelini Procope’nin cafésinde atmış.

    Fransa kralları Osmanlı meslektaşları kadar ağır önlemler almamış olsalar da, tüm önemli cafélerin yakınına karakol kurdurmayı da ihmal etmemişler.


    LOUIS Figuier’in yazdığına göre kahve İran’da 9. yüzyıldan beri içiliyor. Büyük hekim Abu İbn-i Sina ondan bahsederken Habeşistan’daki ismi “bunk”u kullanıyor. Kahvenin, Arap ülkelerine ve İran’a Habeşistan, Libya ve aşağı Mısır’dan karavanlar yoluyla ulaştığını biliyoruz. Yazılı metinlerde kahveden bahseden ilk Avrupalı, Padova’lı bir İtalyan olan Prospero Alpino, Gianni Morazini’ye Mısır’dan yazdığı mektubunda, “Türklerin içtiği, siyah renkli, yemeklere asla eşlik etmeyen, hafif ve ağır yudumlarla tadına varılan ve arkadaş toplantılarından eksik olmayan bir içecek”ten dem vurur. Alexandre Dumas da Dictionnaire de Cuisine adlı eserinde İstanbul’daki imamların camiler yerine kahvehanelerin dolmasıyla ilgili şikayetlerinden bahseder. Ruhban sınıfıyla benzer sıkıntıları paylaşıyor olmalı ki, III. Murat da tüm kahvehaneleri kapatıp sahiplerini işkenceyle cezalandırmış. Bu kararın arkasında, başa geçtikten sonra beş kardeşini öldürmesiyle ilgili kahvehane dedikodularının payı var mıdır bilinmez. Aynı tarihlerde kahve mekruh ilan edilmiş. Kısa bir sükunetten sonra kahve tutkunları yavaş yavaş vazgeçemedikleri alışkanlıklarına geri dönmüşler. IV. Mehmet zamanında ise İstanbul tekrar bir kahvehane cenneti haline gelmiş. Fakat bu sefer de, kahveseverler karşılarında dönemin etkili başveziri Köprülü Mehmet’i bulmuşlar. Kahvehanedeki düşük çenelerden rahatsız olan Köprülü önce kahvecileri falakaya yatırmış. Bu ceza para etmeyince, tüm halka açık işletmeleri kapatıp, kahvecileri de ağızları sıkı sıkı bağlanmış çuvalların içinde Boğaz’ın mavi sularına bırakmış. Gelin görün ki politika ağız tadına bir kere daha yenilmiş ve sultanlar da haremdeki kahvagilerde kahve yudumlamaya başlamışlar.


    Kahvenin Avrupa’daki hikayesi ise biraz tersten yazılmış. Zamanın Osmanlı’ya açılan en büyük limanlarından Marsilya’da oturan bir Türk-Cezayir ailesinin evine konuk olan Sear La Roque’la başlayan kahve keyfi, önceleri sadece yüksek zümrenin ağız tadına hitap etmiş. Süleyman Ağa’nın zenci kölelerinin elinden kahve içen XIV. Luis döneminin saray kadınlarının kalbi, iri kaslı kölelerin cazibesinden mi yoksa kahvenin uyarıcı etkisinden mi hızlı çarparmış bilinmez! Tarihçilere göre bir levanten olan ilk kahve tüccarı da, Petit Chatelet’de açtığı dükkanında Alman kutularına yerleştirdiği kahve tohumlarını satmaya başlamış. Fakat içmeye hazır kahveyi ilk satan kişi kimilerine göre bir Türk, kimilerine göre de bir Yunanlı olan Kambur Kandiyot adındaki Giritliymiş. Beline önlük niyetine bağladığı kiriyle kapı kapı dolaşan Kandiyot, kahveyi yanında taşıdığı küçük bir cezvede yaparmış. O zamanlar kahve yapmanın şimdiki kadar basit bir iş olmadığını da hemen ekleyelim. Bir kere Fransa’da henüz kahve çekmeye yarayan bir değirmen yokmuş. Daha ağır çeksin diye yaş satılan kahve tohumları kurutulduktan sonra, kabukları ayıklanırmış. Yanmayacak kadar kavrulan tohumlar toz haline gelene kadar dövüldükten sonra, yeterli miktarda kahve özünü iyice bıraksın diye on kere kaynatılırmış.

    Kandiyot’tan ilham alan Arnavut Pascal da ayaklı kahveciliğe başlayınca kahve fiyatları bir nebze düşmüş. Pascal, hayli para kazanmış olmalı ki, Avrupa’nın bilinen ilk cafésini Quaai de l’Ecole’de açmış. Tarihin ilk café garsonu da böylelikle işbaşı yapmış. Hiç şüphesiz, soylu ama aynı zamanda o zamanki bir çok Sicilyalı gibi de çulsuz olan Palermolu Procope, anavatanını zengin olma hayalleriyle terkederken garson olacağını hiç tahmin edemezdi. Hele hele 11 sene garsonluk yaptıktan sonra, tam işi bırakmaya karar verdiğinde talih kuşunun, çok uzaklardan, Viyana önlerinden ona doğru yola çıkacağını hiç bilemezdi herhalde. Viyana surlarını geçemeyeceğini anlayan Kara Mustafa yönetimindeki Osmanlı ordusu, geri çekilirken geriye yüzlerce çuval kahve bırakınca, sadece Procope’nin değil birçok Avrupalının kaderleri ve alışkanlıkları değişmiş oldu. Kahve tohumlarını atlara yem yapmaya karar veren Avusturyalıların imdadına, bir zamanlar Osmanlı sarayında köleyken kahve yapmanın sırlarını öğrenmiş Franz Kolschitsky yetişmiş. Viyana’nın daha sonraları kremalı ve buzlu kahveleriyle meşhur olacak ilk kaffehaus’unu da aynı şahsiyet açmış. Viyana’nın kahve kültürünü ilk önce Rue des Fossés-Saint-Germain’de Fransızlarla buluşturan Procope, böylece aradından ve şöhreti bugün hala Rue de l’Ancienne-Comédie’de açık olan cafésinde yakalamış. Procope’nin dillere destan cafésini daha birçok mekan izlemiş ve Fransız devrimi sırasında Paris’deki café sayısı ikibine ulaşmış. Osmanlı padişahlarının çekindiği kahvehaneler, Fransa’da da en ateşli politika tartışmalarının cereyan ettiği mekanları oluşturmuşlar. Desmoulines, Danton ve Marat gibileri cumhuriyetin temelini Procope’nin café’sinde atmışlar. Fransa kralları Osmanlı meslektaşları kadar aşırı önlemler almamış olsalar da, tüm önemli cafélerin yakınlarına birer karakol kurdurmayı da ihmal etmemişler.


    O zamanların Fransası’nda kahvenin insan sağlığı üzerindeki etkileri de oldukça hararetli atışmalara neden olmuş. Örneğin Melanbranche onu sadece lavman olarak kullanırken, Saint-Simon, bu çamur renkli içeceğin bunca tüketilmesine bir türlü anlam verememiş. Kimi doktorlar onu her derde deva bir iksir olarak tanımlarken, kimileri de cüzzama neden olduğuna kanaat getirmiş. Bazı hekimler de onun çok yavaş öldüren bir zehir olduğu konusunda anlaşmışlar. Herhalde, bu doktorlar birer kahve delisi olan Voltaire’in 85, Fontenelle’in de 100 yaşına kadar yaşamalarına oldukça şaşırmışlardır.

    bugday.org

    --------Yeni Postalandı 08:57 PM ---------- Önce gonderilen mesaj at 08:56 PM ----------

    Not: konu yanlış bölümdeyse taşınması ricasıyla,

    sevgiler...

  2. #2
    Üyecik Yarenimm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesaj
    23
    Rep Gücü
    61

    Cevap: Bir Tatlı Keyif: Kahvenin Öyküsü

    Birlikte Kahve icelim



    Her kahve aynı tadı taşımaz
    nerede içiyorsan,kiminle içiyorsan ona göre değişir...




    Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü,
    en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin
    tadı kederlidir...
    kahve telvesine yüreğinin acısı karışır...



    Bir pazar öğle sonrası annenin
    "hadi bir kahve yap da içelim"
    dediği kahve; huzurludur...
    köpükler annenin gözbebeklerine yansır...
    dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...


    Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği Kahve aynı kahvedir belki...
    köpüğüyle,rengiyle,dumanıyla aynı kahvedir.
    ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer
    ve tadları değişir...
    Her kahve aynı değildir bu yüzden...
    kahve;
    düşülen kuyudan çıkma çabasıdır...
    Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur, çıkarsın,
    çıktığın an uyuyakalırsın...ferahlıktır!!!


    Tek başına balkonda içtiğin kahve; yalnızlıktır...
    Acıdır tadı...
    Ama garip de bir keyfi,lezzeti vardır...



    Baban için yaptığın kahve ; sevgi doludur...
    eski fincanda,az şekerli...
    kahve gibi görünmez sana...
    ama sıcaktır,dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...



    Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır...
    Isıtır insanın içini...


    Yorgun olduğunda içtiğin kahve hafifletir seni...
    kendine getirir,unutturur günün ağırlığını...


  3. #3
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.719
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062

    Cevap: Bir Tatlı Keyif: Kahvenin Öyküsü

    Nasıl da canım çekti; olsa da içsek..
    Emeğinize sağlık.
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  4. #4
    Üyecik Yarenimm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesaj
    23
    Rep Gücü
    61

    Cevap: Bir Tatlı Keyif: Kahvenin Öyküsü

    Bir fincan kahve olsam 40 yil hatrim olur sözü bosa deil: )

Benzer Konular

  1. Kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi
    YukseLL Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-07-2013, 09:12 PM
  2. Siz Cennette Keyif Yaparken
    dogangunes Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 15-09-2010, 01:41 AM
  3. Kahvenin Büyülü Dünyası
    YukseLL Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 29-12-2008, 01:29 PM
  4. Spordan keyif almanın 23 yolu
    SAHARAY Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-04-2008, 02:32 PM
  5. Kahvenin zararı kadar yararı da var
    Affrodit Tarafından Hastalıklar ve Tedavi Yolları Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-03-2008, 06:04 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık