Bu tam 25 yıl önce okuduğum, gerçekten etkilendiğim, şu anda sözlerini hayal mayal hatırladığım bir şiirin hikaye edilmiş halidir bu sözler.
Köyde bütün genç kızlar ona hayrandı, uzun boyu, kumral dalgalı saçları, yüzündeki temizlik ve bakışlarındaki etki büyülüyordu onları. Genç adam ise içlerinden birine gönül vermiş, onu deliler gibi seviyordu, genç kızda kaptırmıştı kendini. Ailesinden çekinen genç kız zaman zamanda olsa onunla gizlice buluşuyor, onunla hasret gideriyordu. Buluştukları ağacın altında genç adam birgün sevdiğine " ne olursa olsun, ama ne olursa olsun ben seni bırakmam, sende bana söz ver, beni bırakma " dedi. Genç kızda sevdiğine söz verdi, ne olursa olsun onu bırakmayacaktı. İki sevgilinin aşkları bütün köyde konuşulur oldu, kızın ailesi istemiyordu adamı, nede olsa varlıklıydılar kendileri, genç adam ise gariban takımından.. Belli bir süre sonra köyde bir cinayet işlendi, bu cinayetin faili olarak genç adam tutuklandı, aslında bu suçu işlememişti, nedendir bilinmez tüm deliller aleyhineydi. Cezaevine gizlice geldi genç kız ve sevdiği adamla görüştü. Giderken herne pahasına onu bekleyecekti ve asla unutmayacaktı, bu konuda söz verdi, kendisininde unutmaması için bir resmini ve eliyle oyaladığı mendili verdi. Genç adam sevdiğinden bu sözleri duyduktan sonra hayata dahada sıkı sarılmaya başladı. Geceleri sevdiği kadının resmine bakıp hayallere dalıyor, dışarı çıkacağı günü sabırsızlıkla bekliyordu. Yargılama sonunda suçlu bulundu ve ceza aldı. Zamanla sevdiğinden bir türlü haber alamaz oldu, ancak sevdiği kadının verdiği sözleri hatırlayıp teselli buluyordu kendisinde. Aradan yıllar yıllar geçti. Nihayet bitmişti, ertesi günü tahliye olacaktı, o gün hiç uyumadı, bekledi bütün gece güneşin doğmasını. Sabah erkenden gidip tıraşını oldu, aynaya baktığında mahpusluğun ve kötü şartların etkisiyle beyazlaşmış saçlarını ve bıyıklarını, yüzüne olduğundan fazla çöken ihtiyarlığı gördü. Ancak genç adam bunlara aldırmıyor, sevdiğine kavuşmanın heyecanı bütün benliğini sarıyordu. Tahliye olduğunda hiçbir yere uğramadan köyüne gitti. Köyde hiç kimse onunla konuşmak istemiyor, ser verip sır vermiyorlardı. Evine gittiğinde gizlice eve gelen bir kadın bütün olanları anlattı adama. Kız uzak bir yerde oturan zengin bir adamla evlenmişti, kadının söylediğine göre babası onu zorla evlendirmişti. Adam da sevdiğinin zorla evlendirildiğini düşünüp onu arayıp bulmaya karar verdi. Onu bulup konuşacaktı, eğer zorla evlendirilmiş ve mutlu değilse kendisiyle gelmesini isteyecekti. Evet evet aynen bu şekilde yapacaktı. Tutacaktı elinden ve sevdiğine kavuşacaktı, 20 yıl boyunca o günün hasretiyle yaşamış, bütün olumsuzluklara rağmen sevdiğinin sözleriyle avutmuştu kendisini. Derken sevdiği kadının bulunduğu köyü buldu, gizlice sordu soruşturdu, küçük bir çocuk gösterdi kadının evini. Adam eve doğru yaklaştı, gerçekten zengin bir adama ait olduğu her haliyle belliydi, yavaş yavaş ilerledi, baktığında sarmaşıklar arasındaki pencerenin kenarında oturmuş, bembeyaz çemberi başında, saçlarına çok azda olsa kırlar düşmüş, ama hala aynı güzellik, hala aynı gözlerle bakan sevdiği kadını gördü. Yıllarca beklediği, bunun için yaşadığı anları hatırladı, önce korktu ve çekindi, " ya mutluysa, ya unuttuysa, en kötüsü de ya kendini tanıyamazsa " diye düşündü. İşte en kötüsü de buydu. " Ya unuttuysa "... Ama söz vermişti, unutmayacaktı... Kadın adamın kapıya doğru yaklaştığını görmedi adamın, dalgın dalgın etrafına bakınıyordu pencereden. Adam cesaretini toplayıp süslü kapının tokmadığını birkaç kez çaldı. Kapının çalındığını duyan kadın aşağıya inip kapıyı açtı, baktığında saçları ve bıyıkları tamamen beyazlaşmış ihtiyar birini gördü, Adam kadın hiçbirşey sormadan sevdiği kadının adıyla hitap etti kadına. Kadın şaşırmıştı, kimdi kendisinin adıyla hitap eden bu ihtiyar adam,tanıyamamıştı onu. Kadın adamın gözlerinin içine bakarak " BUYUR DEDE, BİRŞEYMİ İSTEDİN " deyince adamın gözleri doldu, ağlamamak için kendisini zor tuttu. Bütün umutları bitmişti, hayatta olabilecek en son şey olmuştu onun için. unutmuştu sevdiği kadın kendisini, sesini, bakışlarını. Adam bir defa daha ismiyle hitap etti kadına, ancak kadın yine şaşkın bir halde " BUYUR DEDE " diye seslendi. Kırlaşmış saçları daha da kırlaştı sanki o anda adamın, yüzüne birkaç kırışıklık daha eklendi, biraz daha soldu gözlerindeki ışık. Artık onun için hayatın anlamı bitmişti, DEDE demişti sevdiği, unutulmuştu.. Eline ceketinin cebine atıp yıllarca hiçbir şekilde kırıştırmadığı mendili uzatıp kadına verdi, kadın şaşkın bakışlar arasında aldı mendili. Adamın kalp atışları dahada hızlanmıştı, geriye döndü, birkaç adım attı ve yere yığılıp kaldı, etraftan gelenler oldu, ancak adam hayatını kaybetmişti. Bütün bunlar olup biterken kadın şaşkınlığından mendile bakamamıştı bile, bir müddet sonra merak edip baktı mendile, birşey anlamadı, ancak mendili iyice açıp baktığında kendi resmini gördü, birden hatırladı geçmişi, kapısına kadar gelen, ona adıyla hitap eden bir zamanlar beklemeye söz verdiği adamdı, tanıyamamıştı onu, üstüne üstlük bir de " Dede " demişti, gözlerinden süzülen yaşlarla sarıldı sonkez adama, utanıyordu, lanet okudu kendisine, lanet okudu hayata. Söz verdi kendi kendine, ölünceye kadar evden dışarı çıkmayacaktı, tekbir kelime dahi konuşmayacaktı. Ve aradan geçen birkaç yıl içinde kadın hiçbir şekilde evden dışarı çıkmadı, pencereye dahi yaklaşmadı, ağzından tek kelime çıkmadı. Ve birgün sevdiğine yaşattığı acıya dayanamadı ve son nefesinde sevdiği adama kavuşturması için Allah'a dua etti.http://eadalet.org