Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Üç Soru....

Eğlence ve Mizah Kategorisi Öykü ve Hikayeler Forumunda Üç Soru.... Konusununun içerigi kısaca ->> ÜÇ SORU Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye D€NiZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesaj
    2.148
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    4906

    Üç Soru....

    ÜÇ SORU
    Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: "Eğer bir
    işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en
    önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."
    Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim
    kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim
    olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük
    bir mükafat vereceğini ilan etti. < BR>
    Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar
    birbirinden tamamen farklı çıktı. İlk soruya cevap olarak; kimileri her
    hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların
    yer aldığı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak
    gerektiğini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında
    yapılabilir".
    Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar
    verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş
    olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler.

    Bu defa başka bilginler de kral neler olup bittiğine ne kadar ederse
    etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte karar vermesinin
    imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona
    yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler.

    Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi
    imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir
    kişi anında kara verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler
    olacağını önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de yalnızca
    sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek isteyen,
    sihirbazlara danışmalıdır.

    İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en
    fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına göre danışmanlar;
    bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir
    kısmına göre ise savaşçılardı.

    Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince; bazıları
    dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta
    ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet dediler.

    Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini
    kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi. Ama halâ doğru cevapları aradığı
    için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya kara verdi.

    Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade halktan
    başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek
    kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü.
    Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da geride bırakıp
    yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovuğunun önüne çiçek
    tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam etti. Münzevi mecalsiz
    ve zayıf birisiydi; küreğini toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak
    çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu. Kral yanına gelip şöyle dedi.

    "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Doğru
    şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç olduğum,
    dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir?
    En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim işler nelerdir?"

    Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya
    devam etti.

    "Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de biraz dinlenin."
    Münzevi, "Sağolun" diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral iki tarh
    kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap vermedi; bu defa
    ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve şöyle dedi: "Biraz dinlenin; bir
    parça da ben çalışayım." Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam
    etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, ağaçların ardından batmaya
    başladı; sonunda kral küreği toprağa saplayıp şöyle dedi: "Ey bilge
    kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. Eğer cevap
    vermeyeceksen, söyle de evime gideyim". Münzevi, "Buraya koşarak birisi
    geliyor" dedi, "bakalım kim?" Kral arkasına döndüğünde bir adamın
    koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin
    altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine
    inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın
    üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral
    yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla
    sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir tey
    istedi.
    Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş hava
    soğumuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak
    yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya
    daldı.

    Kral, koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki
    eşiğe çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.
    Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle
    dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı. Kralın
    uyandığını ve kendisine baktığını gören adam; "Beni affedin" dedi,
    zayıf bir sesle. Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey
    yapmadınız ki" dedi. "Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam.
    "Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden
    öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye
    gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama
    akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya
    yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp
    yaraladılar. Onlardan kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı
    sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise
    hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz
    olup size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim. Affedin
    beni." Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu
    kazandığı için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve
    kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca
    mallarını iade edeceğine de söz verdi. Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının
    önüne çıkıp münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap
    vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarda, bir gün
    önce kazmış oldukları tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu. Kral ona yaklaştı
    ve şöyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size son defa
    yalvarıyorum!"
    Yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini
    kaldırıp krala baktı ve, "Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek
    istiyorsunuz?" diye sordu kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı
    münzevi.
    "Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu tarhları kazmasaydınız,
    gidecek ve şu adamın saldırısına uğrayacaktınız ve yanımda
    kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli vakit, tarhları kazdığınız vakitti;
    en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra
    bu adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz
    vakitti, çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan
    ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için
    yaptıklarınızdı." "Bundan sonra şu gerçeği unutmayın: Tek önemli vakit
    vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o
    zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz
    odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini
    bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya
    gönderilmesinin tek sebebi budur.",



    .enguzelsozler.com/Tesadufe.Bak.html.enguzelsozler.com/Tesadufe.Bak.html
    Konu D€NiZ tarafından (08-12-2008 Saat 01:53 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    blueice
    Misafir..

    Cevap: Üç Soru....

    Güzel hikaye, teşekkürler....

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye kirmizigül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Nerden
    Istanbul, Turkey, Turkey
    Mesaj
    3.148
    Blog Mesajları
    22
    Rep Gücü
    18820

    Cevap: Üç Soru....

    bu güzel hikayeyi bizlerle baylastiginiz icin tesekkürlsr deniz gözler.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    1. Hikaye yarışma birincisi
    2. Avatar yarışma birincisi
    Venhar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Bilmiyorum :)
    Mesaj
    4.887
    Rep Gücü
    81913

    Cevap: Üç Soru....

    Tşk deniz gözler .. harikaydı

Benzer Konular

  1. 3 Soru
    mopsy Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-09-2011, 07:10 PM
  2. YGS soru ve yanıtları
    YukseLL Tarafından Yatay Geçiş (YGS) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-04-2010, 04:49 PM
  3. Zor soru
    Venhar Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 04-09-2009, 11:15 PM
  4. İki soru?
    Venhar Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 14-03-2008, 12:56 AM
  5. 10.000$ ödüllü soru ???
    ErDaLL Tarafından Araba ve Otomobil Foruma
    Yorum: 9
    Son mesaj: 22-11-2007, 01:05 PM
Yukarı Çık