Vidanın Başkaldırışı


Bir vida. Ve vardı. Ağır kurşun altında duyulurdu soluğu. Büyük makinanın, kendi özünü, cevherini değiştirip, başkalaştırdığı, küçük bir vida olarak bitirdiği zaman ve bir yanlışlıkla süprüntülerin içine düştüğü günden beri.. Kaybolduğu ve süprüntülerin arasında dışarı atıldığı için, gizli bir gurur duymamış da değildi. Kendi özüne, cevherine aykırı ve belki yabancı; başka bir vidaydı. Olmuş olduğu vidaya, bu cevherine yabancı biçime başkaldırmıştı ve kendi Özüne döneceği, dönüşeceği bir vida olmak için yeni makinalar aramaya koyulmuştu.

Bir kapıdan çıkıp, bir başka kapıdan çıkıyordu. Bininci kapıdan çıkıyordu belki de. Bir kere yapılmış olduğu, kendisine verilen biçime mahkûm gibiydi. Özünü, içinde gizlenen cevheri duyuramıyordu hiçbir şeye. Herşey onu mahkûm olduğu biçimde görüyordu. Bütün makinalar öyle görüyor ve hatta söylediklerini çok zaman anlamıyordu bile. O ise, bir gün sesini duyurabileceğini, dilini yeniden çevirebileceğini umuyordu. Kendi cevherine, özüne uygun bir makinanın varlığına karışarak, işte o zaman belki içindeki düşüşten kurtulacak, durulacaktı. Nerede? Nerede? Nerede? En eski makinalara, en hurda, en döküntü makinalara razı olduğu günler bile, yapıldığı makinadan başka hiçbir makinaya uymayan ivleri, eni, derinliği ile işe yaramamış eski çivi, eski vida, eski somun, eski anahtar, eski musluk vesairenin atıldığı yerlerde umudu kırılmış, sesi azalmış, etini oksijen delmeye başlamıştı.

Baktı gerilere. O yapıldığı makinanın nerede olduğuna. Artık çok geçti. Özünü bir kurt gibi, farkına varmadan kemirmişti bu biçim. Artık o ne kendi özünü bulacaktı, çünkü başka bir biçime dökülmüştü. Ne kendi biçimine uygun bir yaşam bulacaktı, çünkü o yapılmış olduğu makinadan yıllarca uzaktaydı. Varamayacaktı oraya. Varmak da istemiyordu aslında. Atıldığı eski demir, bakır, alüminyum parçalarının içinde, her ele gelişte, evrilip, çevrilip yeniden atılan, ve içinde bir itiraz, bir isyan yükselen vida.

Geçtiği yerlerde yeni ve çalımlı makinaları birbirine bağlayan vidaları, gizli bir kıskançlıkla gözden geçirdiği olmuştu. Belki kendisinden bin kere daha özsüz, fakat daha yarayışlı bir biçime döküldükleri, ve öyle bir vida oldukları için kolay, gösterişli, önemli deliklere vidalanmışlardı. Bu çetin dengesizlik, onda bir aşağılanma duygusu yaratmaktan çok, itirazını besledi. Başkaldırışın ilk, küçük tohumu oldu. Bu yanlış kurulmuş demir dokuya, bu yanlış kurulmuş topluma, bu yanlış yaratıldığı dünyaya sırtını döneceği güne kadar. Yapabileceği tek şey de bu idi zaten: sırtını dönmüş olmak.

Ey! Kuşun sesini tüfek duyar mı? Tüfeğin sesini çiçek duyar mı? Çiçeğin sesini su? Seni kim duyacak eski vida, yanlış vida, onurlu ve yüreği kırılmış vida. İşte böyle atıldığın yerde, bir tabutun içinde gibi...


Adam İçin Türevler
Onur Yayınları