Seytan yetiştirmek bu kadar basitti...

Küçük bir beyazlığın ardından geliyor uyku, iniyor yavaş yavaş bedenime, göz kapaklarım kayıyor,yer çekimine yenik düşüyor çaresiz…

Günlerdir uyuyamamanın verdiği bir hırsla giriyorum yatağıma..

Immm..Sıcacık. .En güzel mutluluk…

Birden bir karanlık sarıyor benliğimi.İşte uyudum dediğim anda telsiz seslerini duyuyorum…Bir an duraklayıp ilerlemeye başlıyorum sebepsiz…

Bir ormanın içinde seslere doğru yol alırken ;ağır bir ter kokusu geliyor burnuma.

Bu hışırtı da neyin nesi?

Çalılıklardan gelen sesle ani bir dönüş yapıyorum, ne ile karşılaşacağımı hesaplamadan.
Gözlerindeki dehşet….
Bakışları kanımı donduruyor.İçindeki nefret bir ok gibi saplanıyor kalbime,parçalı yor yüreğimi…Dizlerimin bağı çözülmek üzereyken, minik bir elin sıcaklığını hissediyorum tüm bedenimde.
Gözlerindeki hüzünle;
-Daha bu hiçbir şey abla!

Diyor bana.
Gözlerinden okuduklarım yeni bir yangına doğru yol aldığımı anlatmaya yetiyor…Duruyorum bir süre ona bakarak…

İşte bu anda ya uyanacaktım yada sonuna kadar kalacaktım orada..
Peki dayanabilecek miydim?
Bilmiyordum…
Ama yine de uyanamadım…
Bunu yapmayı istedim; lakin o küçük çocuğu bırakamadım.
Çünkü ne göreceklerim ne de yaşayacaklarım, onunkilerden daha beter olmayacaktı farkındaydım…

Kalacağımı anladığı anda ilerlemeye başlıyor yolda minik ayaklarıyla.Yerde ayak izleri görüyorum ve o ayak izleri nasıl bir gerçekliğe doğru gittiğimi anlatıyorlar bana…

Küçük ayak izleri ve beraberinde ilerleyen büyük ayak izleri…

Annesi değil…Yada babası…
Gözlerindeki korkudan anlaşılıyor kim olduğu ya, yürek kabul etmek istemiyor.
Ben ayak izlerini anlamlandırmaya çalışırken bir feryat yükseliyor uzaklardan…

-Kuzum…Yavrumu verin bana..Daha küçücük o, bir damla benim yavrum..Ben olmadan yapamaz verin onu bana…Ağlar anam diye evladım..Ağlar getirin n’olur…Ağlatmayın bebeğimi..ağlatmayı n miniğimi,getirin anasına…

Hıçkırık sesleriyle devam ediyor acılı kadın…

-Onun yerine beni al Allah’ım…Beni bununla sınama yaradanım…
Duruyor elimden tutan minik kız..Sesin geldiği yöne doğru bakıyor…
Belli belirsiz bir;

-Anne…
Dediğini duyuyorum…
-Annem…

İlk öğrendiği kelimeydi belki anne…
Ve en özlediğiydi şimdi annesi…

Gözlerinden akan yaşlar daha beter yakıyor bedenimi.Dizlerimin üstüne çökerken çaresiz kalıyorum karşısında…
Güçsüz…
Bitik…
Sarılıp ağlamaya başladığında gökyüzü eşlik ediyor ona…

Gökyüzü kızgın…
Kızgınlığı anlaşılıyor çakan her şimşekte
ve çaresizlikten ağlıyor bulutlar tıpkı gözlerimden akanlar gibi…

Yorgun bedeninin daha fazla yürüyemeyeceğini anladığımda kucağıma alıyorum şefkatle onu.Tam o sırada bir çikolata gözüme çarpıyor çamura bulanmış,yarım kalmış...
Ona bakıyorum ,minik elleriyle ayak izlerini gösteriyor bana…Küçük ayak izlerinin kaybolduğunu fark ediyorum korkuyla…

-Babam olsaydı, babam bilseydi…

Diyor ağlayarak.

-Korurdu seni miniğim,biliyorum izin vermezdi.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken birden arkadan sesler gelmeye başlıyor .dönemye korkuyorum…

-Dön abla!

Diyor…

-Dön ve gör.Gör ve yaz,anlat…


Titrek vücudu daha sıkı sarılıyor bana,başını omzuma yaslıyor.
Ağır ağır dönüyorum , o gözlerini kapatıyor.Yaşadı klarını birde izlemek istemiyor.

Pis sakallı bir adam elini tutuyor miniğin.O çikolataya kaptırmış kendini.Adam etrafına bakınarak kimselerin olmadığı bir yer arıyor.Gözleri dönmüş bir halde ilerliyor ağaçların arasında.
Minik kız çikolatayı atıyor derken, annesi geliyor aklına…Göremeyince onu, nasıl da üzüleceğini düşünüyor,o minicik kalbiyle annesi üzülmesin istiyor.

-Annem…

Diyor yarım yamalak devam ediyor…

-Abiy, annem kızay bana..Geyi götüy beni…

Adam dinlemiyor..

-Yürü hadi!

Ağlamaya başlıyor minik kız;korkuyor…Anlıyor bir daha göremeyeceğini annesini,canı yanıyor…

-Baba…

Diyerek bağırmaya başlıyor,duyarda sesini babası geliri diye..Durmadan babasına sesleniyor…

Adam sinirleniyor , ensesinden yakalayıp öyle götürüyor minik kızı.
Daha da huysuzlaşınca sağır bir şeytan görüntüsünde sırtlıyor ve günahlarına bir kurban daha bulmanın verdiği şehvetle(!) adımlarına hız veriyor.


O sırada başını omzuma dayamış miniğin ensesindeki parmak izlerini fark ediyorum.Morluklar öyle belirgin ki sebepsiz öpüyorum.
Acısı bana geçsin, o artık acı çekmesin istiyorum…

Kalp atışlarını hissediyorum , öyle titrek ki vücudu engel olamıyorum sadece izliyorum. Adam onu sürüklerken ilerliyorum peşlerinden…
Tam ağzımı açacakken (sanki durdurabilecekmiş im gibi) işaret parmağını koyuyor ağzıma minik kız gözleri nemli..

-Sus ablam…Sadece izle..İzle ve anla neler yaşadığımı..anla ki anlat..anlat ki birileri dur desin artık, bizlerin yarım kalmış oyunlarının ardında çaresiz bakakalmasın annelerimiz…Ağlamasın babalarımız…

Susuyorum, bir damla gözyaşı akıyor yanağıma, o minicik elleriyle siliyor.

-Sen de güçlü olmazsan, ben ne yapayım abla?





Haklı…
Öyle haklı ki minik haliyle…
İçime akıtıyorum tüm göz yaşlarımı…

Ve ilerlemeye devam ediyoruz birlikte, onun daha önce yaşadıklarını sessiz sedasız izleyerek…




Minik kız ağlamaya devam ederken adam umursamadan soyuyor onu…Annesinin bile kıyamadığı minik kız yediği tokatların tesiriyle ne olduğunu anlamadan yerde buluyor kendini.Sapıkç a ısırıklara maruz kaldığı anda kapatıyorum gözlerimi.
O hıçkıra hıçkıra ağlıyor, ben yüreğimden akan kan damlalarıyla eşlik ediyorum ona…



O adamı parçalamak isterken bunu yapamamak…
Çaresiz kalmak…
Offf..
Çaresiz…
Lanet olsun…
Lanet olsun bana…
Lanet olsun bu dünyaya…



Sadece miniğin hıçkırıklarını ve adamın nefesini duyuyor kulaklarım..Bir de uzaklardan gelen feryatları.

-Saçının teline kıyamadığım yavrumu verin bana!

Ve çalılıklardan bir ses geliyor yine…
İşte orada ,bize bakıyor.
Görüyor mu bizi?
Hayır…
Şeytan işini bitirmiş giderken dönüyorum,geride ne bıraktığını görmek için…


Minik vücudu morluklar içinde yatıyor,çektiği acılarla bir hoşça kal bile demeden annesine,acıması zca veda ettiriliyor hayata…

Göz göze geliyoruz o anda minik kızla.
Annesini, babasının feryatları işliyor ciğerime…
Çaresizliğim yok ediyor benliğimi…

-Duyuyor musun abla?Yeni öğreniyordum ben her şeyi.Annem gözünden sakınırdı oysa.Babam kıyamazdı bana…Başkaları neden kıydı abla?


Ne diyebilirdim bu sözlerin ardına?
Cevabım yeterli olur muydu acısına?
Cevabım yeterli olur muydu çektiğim acıya?



Telsiz sesleri duyuluyor yine aniden.Polisler beliriyor birden.Minik bedeni kapatıyorlar gazeteyle.
Babası bir köşeye geçmiş ağlıyor hıçkıra hıçkıra.Kendini suçluyor.Onu koruyamamanın verdiği acıyla vuruyor başını duvardan duvara…
O iniyor kucağımdan, babasının yanına koşuyor.

-Baba…Baba buradayım ben!

Minik kız babasına seslenirken adli tıp doktoru olayı anlatıyor savcıya.

“Makdulenin ensesinde morluk olduğu, ensesinden tutularak,olay yerine zorla getirildiği,dö rt yaşındaki küçük kızın hunharca tecavüze uğradığı ve cinsel organı ile midesinin sanığın cinsel organı tarafından parçalandığı tespit edilmiştir.Henü z daha canlıyken organlarındaki parçalanmadan dolayı yoğun miktarda kanamanın yaşandığı, cinsel organının açıkta olduğu ve kapanmadığı, buda ölüm gerçekleştikten sonra da tecavüze deva…”

Ağlayacağını anladığı zaman susuyor doktor…

“Olayla ilgili detayı ekte sunacağım!”

Diyor ve uzaklaşıyor gözündeki damlalara engel olamayarak.

Küçük kız, babasının başucunda bekliyor,son kez gördüğünü bilerek.

Ve polisler…doktor,savcı…Hepsi görev kutsallığını unutup gözyaşı döküyorlar olanların ardına…

K
üçük kız gözlerindeki hüzünle bakıyor etrafına, derken iki melek iniyor yanına.Gitmek istemiyor.Bana bakıyor,bırakmamı istemiyor onu anlıyorum titrek bakışlarının gözlerimin içine işleyişinden.
Koşarak atlıyor bacaklarıma…Diz çöküyorum,sarılıyor.

-Abla, yaşamak istiyorum ben,yarım kalmış oyunlarıma devam etmek…

Ağlamaya başlıyor yeniden.

-Bir şeyler de abla!Kalayım burada, de bir şeyler. Bak babam nasıl üzülüyor, duymuyor musun annemi? Yardım et kalayım, n’olur…


Halbuki gitmesi gerekiyor ve biliyor ki bir şey gelmiyor elimden.
Susuyorum…
Sesimi çıkaramıyorum…
Anlıyor…

-Annemi görmedim daha.Onu göremez miyim sence? En azından bunu söyle onlara. Annemi göreyim abla!

Başını okşuyorum şefkatle…

-Söylersen götürürler seni annenin yanına miniğim.Ama ondan sonra gitmelisin.Senin gibi bir sürü çocuk var orada inan bana.Hepsi mutlu, kimse canını yakmayacak orada.

Bir öpücük konduruyorum yanağına…

-Hem oyunlarına da devam edeceksin orada bir tanem…

-Ama annem…

Gözündeki yaşları siliyorum…

-Biliyorum, git ve söyle onlara.Yaşamak istiyordun biliyorum,biliyorum daha çok şey yapacaktın…Keşke koruma ihtimalim olsaydı seni ama yapamazdım…


Sarılıyor sımsıkı.Ben cümlelerimi devam ettiremiyorum, iyice güçsüzleşiyorum. Sarıldığı anda tüm acısı bana geçsin istiyorum…Sarıldığı anda tüm geçmişini unutturabilsem ona diyorum çaresiz…Öpüyor yanağımdan,babası nın yanına koşuyor.Hıçkırmaya başlıyor derken…

-Ben gidiyorum babam…Üzülme,canım yanmayacakmış orada,ablam dedi benim gibi çocuklar da varmış oyun oynayabileceğ im…Sadece siz olmayacaksınız ama ağlama n’olur babam…

Diyerek öpüyor babasını da…Yanındaki meleğe bir şeyler söylüyor derken ve tutarak ellerinden kayboluyor…


Ben ağlayan babasına bakarak kalakalıyorum…
Çaresizliğim başucumda.
Güçsüzlüğüm son deminde bekliyorum.
Öyle güçsüzüm ki bir süre uyanamıyorum…




------------ --------- --------- --------- --------- --

Not: Sanık yakalandığında verdiği ifade;

“Ben evde bilgisayarıma gelen mailleri kontrol ediyordum.Bir mailde ‘en güzel çocuk porno siteleri burada ,tıklayınız.’ Yazıyordu.Açtım baktım, küçük yaşta kız çocuklarının fotoğrafları vardı.Ve tahrik oldum,evimin önünde oynayan dört yaşındaki kızı kandırarak koruluğa götürüp tecavüz ettim…”





İşte bu kadar basitti bir ananın- babanın canını yakmak…
İşte bu kadar basitti; ‘ne istediniz benim vücudumdan?Neden oyunlarımı yarım bıraktınız?’ diyen minik bir kız çocuğuna kıymak…
İşte şeytanları yetiştirmek bu kadar basitti, meleklere ihtiyaç duyduğumuz dünyada…

İşte her şey bu kadar basitti…