Adını arayan hikâye
Bir rüyaydı gördüğüm, sabahı 'yaşamak' olan. Rüyamda dünyayı gördüm. Bir Mevlevi'yi andırır gibi hızla dönüyordu. Onunla birlikte her şey dönüyordu, döndüğünü bilmeden. Rüyamda 'rüya' görüyordum.
Bitmeyen kapılar açılıyor, kapanıyor, tekrar açılıyordu. Esrarengiz bir rüzgâr, bütün kuvvetiyle odaları dolaşıyordu. Kapanan her kapıyla ben biraz daha büyüyor ve 'sona', belki de 'sonsuz'a yaklaşıyordum. Açılan her kapı, ardındaki bilinmezle korkutuyordu beni. Fakat girdiğim her oda kendini sevdirir oldu bana. Yeni başlangıçlar tesellisi oldu sona erişlerin.
Bir an annemi hissettim. Adına 'şefkat' denen bir şey yüreğimi okşuyordu. Biri kulağıma sessizce, 'doğacaksın...' diye fısıldadı. Bu annemin sesiydi. Peki ya annem kimdi? Ben neredeydim? Gerçeğe giden rüyanın ilk adımında mıydım? Doğacak mıydım? Ben de insanlardan bir insan mı olacaktım? Oysa ben annemle mutluydum. Huzurluydum. 'Olamaz, gitmek istemiyorum!' dedim. Var kuvvetimle bağırdım, çığlık attım:
- Anne, çağırma beni. Bana oradan bahsetme. Hep burada kalsam, ben sende, sen yüreğimde, yaşayıp gitsek olmaz mı? Anne, çağırma... beni çağırma anne!...
Annem ısrarla çağırıyordu beni. Çok uzaklardan ellerini bana doğru uzatmış, 'dünya'ya çağırıyordu. Yeni bir rüyaya... Kapının ardındaki odaya, 'gel!' diyordu gülümseyerek.
Önce annemin kucağına kıvrılacaktım. Sonra kucağına bebeği kıvrılan bir anne olacaktım.
Bir gün 'kal!' diyen yanımı da yanıma alarak, tutup annemin elinden, dünyaya yürüdüm. Olmaya, ölmeyi göze alarak yürüdüm. 'Doğarsam ağlarım!' demiştim. Ağlarken doğdum. Ve sonra dünya...
Bardağım suyla, vazom çiçekle, ellerim kitapla doldu. İnsanlar tanıdım, hayatlar yaşadım, tanıdığım her insanla çoğaldım. Güldüm, ağladım, dostlar buldum.
Etrafımda insanlar kıyıya vuran dalgalar gibi bir azalıp bir çoğaldılar. Ama hepsi de hayatımın bir parçası oldular. Gelmekten korktuğum dünya, bağlandığım dünya oldu. Bilmezken sever oldum, sevmezken bağlanır... Ve anladım ki, dünya da bir rüya.... Kapılar bitmedi. Yol uzun ve yorucu... Ve şimdi geleceklerden korkuyorum.
Bir gün annem sessizce ayrıldı dünyadan... Bir kapı ansızın kapandı... Bir rüyadan sıçrayarak uyandım...
Toprağa sarıldım... Ve annemi duydum derinden... Sanki beyaz bir güvercin omzuma konuyor. Annem ellerini bana doğru açarak beni 'oraya' çağırıyor. 'Burası daha güzel, gel!' diyor. Gülümsüyor... İnanasım gelmiyor:
- Anne, çağırma beni. Bana oradan bahsetme. Beni çağırma anne, çağırma!...
Kuyudaki karanlık...
Çöldeki gece...
Rüyamın ardında ne var?
'Bir ben var bende, benden içerde...'

Yüsra Mesude