Büyük bir Sufi efendi vardı, bütün devirler içinde en büyüklerden biri: Gazzali; şöyle demişti: "İnsan gelişiminin, insandan Tanrı'ya giden yolunda; potansiyel insandan, gerçek olana, olasılıktan gerçekliğe yedi vadi vardır." Bu yedi vadi çok önemlidir. Bu vadileri anlamaya çalış, çünkü onların içinden geçmek zorunda kalacaksın. Bu yedi vadiden herkes geçmek zorunda kalacak

Bir vadide ne yapılacağını doğru bir şekilde anladığında, onun ötesine geçebileceksin ve bir zirveye ulaşacaksın, çünkü her vadinin etrafı dağlarla çevrilidir. Vadiyi geçer başını derde sokmaz, içinde kaybolmazsan, vadiye fazla tutunmaz, ilgisiz yansız bir tanık olarak kalırsan ve vadinin yuvan olmadığını hatırlamayı sürdürür, burada bir yabancı olduğunu; zirveye ulaşılması gerektiğini hatırlamaya devam eder de zirveyi unutmazsan zirveye ulaşırsın. Aşılan her vadide hediyeler vardır.

Yedi vadi vardır ve yedinciye ulaştığında, artık başka vadi yoktur. İnsan mevcudiyetine ulaştığında, çelişkileri kalmaz. Gerilim yoktur, ıstırap yoktur.

Birinci vadi, bilgi vadisi olarak adlandırılır.

Haliyle bilgi birinci olmak zorundadır, çünkü insan bilmekle başlar. Diğer hiçbir hayvanda bilgi yoktur, sadece insan bilir, sadece insan bilgi toplar. Yalnızca insan yazar, okur, konuşur. Bu yüzden bilgi birinci vadi olmak zorundadır. Buradaki tehlike şudur: Bilmenin gerçek amacını unutup bilginin kendisine bağımlı hale gelebilirsin. O zaman çok, daha çok bilgi toplarsın ve yaşamlar boyu üst üste bilgi toplayarak devam edersin. BÜYÜK BİR ALİM OLURSUN, BİR ÜSTAT, AMA BİLEN BİRİ OLMAZSIN. İnsan bir sürü şeyi bilerek değil, yalnızca daha farkında olarak, gerçekten bilen biri olur.

İkinci vadiye, pişmanlık vadisi denir.

Sen kim olduğuna bakmaya başladığında, doğal olarak büyük pişmanlıklar ortaya çıkar. Yaptığın bütün yanlışlar, bütün yaptıkların ve yapmamış olman gerekenler yüzünden pişmanlık duymaya başlarsın. Birinci vadiyi geçtikten sonra, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu tam anlamıyla bileceksin. O zaman birden yaptığın yanlışı göreceksin; ne kadar çok incittiğini, diğer insanlara ne kadar katı davrandığını, kendine karşı acımasız olduğunu, şimdiye kadar nasıl yıkıcı, sert, saldırgan, öfkeli ve kıskanç olduğunu. Hepsi gözünde canlanacak. Bu vicdanlı olmanın doğal bir yan ürünüdür: vicdan ortaya çıkar. Şimdi, pişmanlık vadisinin olumsuz yanı, geçmişle ilgili suçluluklar konusunda (bunu veya şunu yanlış yaptın ve milyonlarca hata yapıyorsun) çok fazla üzgün olunması ihtimalidir. Evet, hata yaptığını gördün, ama bu doğaldı, çünkü şuursuzdun. Bu yüzden suçlu hissetmene gerek yok. Bu durumun olumlu tarafı, geçmişle değil, gelecekle ilgilenmenin gerekliliğidir. Ve vicdanın da çok daha güçlü hale bu vadide gelir.

Üçüncü vadinin adı, engeller vadisidir.

Artık vicdan ortaya çıktığı için, kaç engel olduğunu görebilirsin. Kaç mani olduğunu görecek gözlere sahipsin. Al- Ghazzali dört engel olduğunu söyler. Biri baştan çıkarıcı dünyadır, nesneler dünyası; çok büyüleyicidir nesneler, ihtiras meydana gelir. Neden dünyadaki bütün dinler, kişinin ayartıcı dünyayı aşması gerektiğini söyler durur? Dünya seni çok fazla baştan çıkarırsa, dünyevi şeylere çok fazla özlem duyarsın, Tanrı'yı arzulama halin kalmaz. Demek ki, önce baştan çıkaran dünya gelir; ikinci olarak, insanlara bağımlılıklar. Bu yolda sadece birkaç gün birlikteyiz ve birlikteliğimiz raslantısal. Sonsuza dek sürmeyecek. Bu nedenle insanlarla ol, sevgiyle ol, şefkatle ol ama bağımlı olma; aksi takdirde bağımlılığın ötesine geçmene yetecek özgürlüğü vermez. Öyleyse ikinci engel insanlardır, bağımlılıklar.

Al- Ghazzali üçüncüye şeytan der ve dördüncüye ego. Şeytanla kastedilen zihindir. O kadar uzun zamandır seninle ki, şimdi seni o kadar kolay terk edemez. Zaman lazım. Dördüncü engel egodur; arayış yolunda büyük engellerden biri.

Biraz bilinçli olmaya başlayıp vicdanın ortaya çıktığında ve engelleri araştırmaya başladığında, büyük bir ego hiç yoktan aniden seni teslim alır: "Ben bir bilge oldum, artık sıradan değilim, olağanüstüyüm." Problem şu ki olağanüstüsün! Bu doğru! Bu yüzden ego bunu kanıtlayabilir. En büyük problem budur, çünkü ego sadece zırva konuşmak değildir. Ego mantıklıdır. Kesinlikle öyledir! Yine de insanın, başının egoyla "olağanüstüyüm" fikriyle derde girmesi ihtimaline karşı uyanık olması gerekir, yoksa hep üçüncü vadide kalırsın. Olumsuz taraf, bu engellerle mücadele etmeye başlamaktır. Mücadele etmeye başlarsan vadide kaybolursun. Savaşmaya gerek yok. Sadece anlamak yeter. Mücadele, bastırmak demektir. Egoyu bastırabilirsin, insanlara bağımlılıklarını bastırabilirsin ama bastırılan kalır ve dördüncü vadiye girmen zorlaşır. Sadece baskıları olmayan dördüncü vadiye girebilir. Bu yüzden bastırmaya başlama. Olumlu tarafı ego sana meydan okusa da bunu bir düşmanlık olarak alma, daha çok ötesine geçmek için verilen bir uğraş olarak gör.

Dördüncü vadi; sıkıntılar vadisidir.

Bu vadi bilinçaltında gelişir. Kendi kişiliğinin arkasına gizlenerek korunmaya çalıştığın çılgın dünyanın girişidir. Çok anlaşılmaz, tuhaf bir vadidir. Kişi, üçüncü vadiye kadar bir öğretmen olmadan ilerleyebilir, ama üçten sonrasında yapamaz. Üçe kadar kendi başına gidebilir. Dördüncüde, bir öğretmen şarttır. Daha önce belli şeyleri bilirdin; şimdi hiçbir şey bilmiyorsun. Sıkıntıyı hayatına buyur etmelisin, isyan etmeden, Allah' a şükür ederek, bu hayatında bir karanlık daveti olabilir. Ama karanlığın bir derinliği vardır; ışık sığdır. Karanlığı hayatına buyur etmediğin sürece, ölümü de buyur edemezsin. Öyleyse bu vadide öğreneceğin ilk ders: kabul etmek, karşılamak olmalıdır. Çünkü bu karanlık Allah'ın ilk görüntüsüdür. O karanlıktır, ama daha sonra karanlık olmadığını anlayacaksın. Çünkü aslında hayat senin algıladığın kadardır. Karanlığı da sen öyle algıladığın için siyah gibi görünür… Aslında göz kamaştırıcı bir ışığın içindesindir, işte bu vadide öğreneceğin şey budur...

Beşinci vadi, uğultu vadisidir.

Beşinci vadide, ölüme gidersin. Dördüncüde uykuya, karanlığa girdin; beşincide ölüme gidersin. Bireyselliğini kaybettiğin için büyük bir korku ortaya çıkar, büyük bir keder hissedilir. Bugüne kadar hissettiğin en büyük keder, çünkü şu soru gündeme gelir: olmak ya da olmamak? Yok oluyorsun; bütün varlığın olmak için can atacak. Dördüncüye geri dönmek istiyorsun. Karanlıktı, ama en azından iyiydi: sen oradaydın. Şimdi, karanlık koyulaştı. Yalnız bu da değil, karanlığın içinde yok oluyorsun. Kısa zamanda senden tek bir iz kalmayacak. Olumsuz taraf, Ben'e tutunmaktır ve olumlu taraf Ben'in yokluğunda, ölmeye hazır olmaktır, isteyerek, sevinçle, gönüllü olarak…

Sonra altıncı vadi gelir, dipsiz vadi.

Kişi yok olur. Beşincide kişi kayboluyordu; altıncıda kişi artık yoktur. Kişi geçmişten bir anıdır, yok olur. Beşincide kişi ölüme gidiyordu; altıncıda ölüm gerçekleşti, kişi öldü, artık yok. Adı bu yüzden "dipsiz vadi". En zahmetli olanı, sondan bir önceki. İnsan var olamamanın, hiçliğin büyük acısını yaşar.

Bundan sonra yedinci vadi gelir, en son vadi, ilahiler vadisi, kutlama vadisi.

İlahiler vadisine Gazzali güzel bir isim vermiştir: "artık geride kalan hiçbir şey yok, mutlak sevinç. Ben buna büyük doyum diyorum." Kişi olgunlaştı, çiçek açtı. Koku ortaya çıktı. Şimdi gidecek hiçbir yer yok. Kişi aradığı, peşinden koştuğu, mücadele ettiği şey oldu.

Bu yedi vadi güzel bir yol haritasıdır; Sufi haritası. Yolunu kaybetmiş çoğu insan için ya da yolunda giderken karşılaştığı zorluklara göğüs gerebilmek için ve her şeyden önemli İNSAN olabilmek için güzel bir haritadır, isterseniz…


alıntı