ÖZDEN ÇİÇEK-DUBAİ

Birkaç ay önceydi... Öğlen vakti, bir alışveriş merkezinin mescidine girdim... Vakit epeyce ilerlediği için içeride pek kimse yoktu. Uzakdoğulu görünümlü 30-35 yaşlarında bir hanım abdest almış titizlikle örtüsünü bağlamaya çalışıyordu. Üzerinde yukarıdaki fast food yiyecek satan yerlerden birine ait armalı üniforma vardı. O sırada içeriye orta yaşlı Arap bir anne ile 14-15 yaşlarındaki kızı girdi. Genç kız aynanın önünde örtüsü ile uğraşan bayanı görünce heyecan ile annesine bir şeyler söyledi, sonra da yanına giderek; Sen yukarıda çalışıyorsun hep görüyorum; ama şaşırdım şimdi, maşallah çok sevindim ne zaman Müslüman oldun? diye sordu. Genç hanım kısık ve titreyen bir sesle cevap verdi: 3 gün önce. İşte bundan sonrası benim için anlatılması güç duyguların yaşandığı çok önemli dakikalardı... Üçümüz gayri ihtiyari hanımın etrafını çevirdik, heyecan ile anlattığı hikayesini dinlemeye başladık. O ise gözleri dolu dolu, sesi titreyerek, tedirgin, sıcak; ama sıcacık bakışlar ile anlatıyordu. 10 yıldan fazladır bu ülkedeyim. diyordu: Buraya çalışıp para kazanmaya geldim. Sri Lanka;lıyım. Aynı memleketli 5-6 arkadaş aynı evde kalıyoruz. Ben yıllardan beridir dikkat ediyorum da İslamı kendime çok yakın buluyordum. Sessiz bir insan sayılırım. Kimsenin işine karışmam, kimse ile alay etmem, kimse hakkında konuşmam, hep iyi insan olmaya çalışırım, pek fazla paraya önem vermem.

Arkadaşlarım da çoğu zaman benimle dalga geçerler. Bu Ramazan birden tuhaf bir şeyler hissettim. Kendi kendime dedim ki ben de Müslümanlar gibi oruç tutacağım. Denedim, çok müthiş hissettim kendimi. Ne kadar güçlü olduğumu anladım. İçimdeki duygular o kadar güçlü idi ki anlatamam. Ramazanın sonlarına doğru karar verdim ben Müslüman olmalıyım diye. İslam merkezine gittim. Oradan Allah, İslam, ibadet gibi konularda merak ettiğim her şeyi sordum. Sonra dedim ki işte benim aradığım bu! 3 gün önce de Müslüman oldum, belgemi de aldım. Ama evde artık benimle kimse konuşmuyor. Bu zaten deliydi, şimdi artık iyice çıldırdı diyorlar. Ben de sadece gülümsüyorum. Yalnız şimdi çok korkuyorum. Hiç hata yapmamam lazım. Her şey sıfırlandı, yeniden başlıyor hayatımda. Her attığım adıma dikkat ediyorum. Ağzımdan her çıkan söz için on defa düşünüyorum. Acaba yanlış bir şey söyler de kimseyi üzer miyim diye... Yaptığım işte azami dikkat sarf ediyorum, kimsenin hakkı üzerimde kalmasın diye. Her şeyi dosdoğru yapmam lazım, ben artık Müslümanım, olabildiğince iyi olmam lazım. Böyle anlatıp gidiyordu işte...
İçimin titrediğini hissettim. Hepimiz yan yana namaz kıldık. Onun yanı başımda elleri ayakları titreyerek, huşû içinde kıldığı namazı hiç unutmayacağım. Sonra da bana gözlerini dikerek Doğru yapabiliyorum değil mi? Kabul olur değil mi diye soruşu... Aman Allahım!

Acaba ben, ya benim yaptıklarım. O kadar özendim ki. Onun yerinde olup Rabbime en az onun kadar yakın olabilmeyi istedim. Ellerini tuttum Dua ederken eğer beni de hatırlarsan bana da dua et olur mu? dedim. Oradan nasıl ayrıldığımı, eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum.

Aslında her an yeni bir başlangıç yeniden bir yaratılış değil mi?.. Rabb&im her an yeni baştan yaratmıyor mu her şeyi? O zaman hiçbir zaman geç değil, değil mi? Şu an, şimdi her şeye yeniden başlayabiliriz onun gibi. O kadar titiz, doğru ve dürüst bir insan olmaya... Her söylediğimize, her attığımız adıma dikkat edebiliriz. Geçmiş geçmiştir ders alırız; ama keşke öyle değil de böyle yapsaydım diye bir şey yok, zamanı geri getiremeyeceğimize göre bu keşkeler daha da zaman kaybından başka bir şey değil. Gelecekte ise bizi neler bekliyor bilmiyoruz. İşte elimizdeki en büyük hazine; yaşadığımız an. Onu en iyi nasıl yaşarız?.. Asıl ona bakmalı değil mi?

Nerede olursak olalım, ortam nasıl olursa olsun biz hep olmamız gerektiği gibi dosdoğru olacağız. Bazen kendimizi yapayalnız hissediyoruz bu insan kalabalığının içinde. Oysa bir bilebilsek hiçbir an yalnız olmadığımızı...

Yıllar önce bir mektubunda söyle yazmıştı rahmetli kardeşim: Yalnızlık yalnızlığı hak edenlerin defterinde, etrafında kalabalıkla yitip gidenlerin vicdanlarında... Bir tek kişi gülmese içten, hep maske altından baksa yüzler, umurumda bile değil. Ne tanınmak amacım, ne de istenmek. Verdiğim kadarını bile almak istemiyorum. Bana değneği verene, körlük edip vurmuyorum ya gerisin geriye. Gülden ne koku istiyorum, ne de şarkı bülbülden. Hırslar sadelikte erirken, kim tahmin ederdi ki en kompleks olanın en sadenin arkasında beklediğini. Sonsuzun, hiçliğin gözünden gülümsediğini.

alıntı