3. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 24 Toplam: 24

Bir öykü

Eğlence ve Mizah Kategorisinde ve Öykü ve Hikayeler Forumunda Bulunan Bir öykü Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Bir gün, küçük tay su içerken ayağı takılarak göle düşmüş. Yüzme bilmeyen küçük tay, bir dal parçasına tutunmuş. Eğer çırpınırsa ...

  1. #21
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Cevap: Bir öykü

    Bir gün, küçük tay su içerken ayağı takılarak göle düşmüş. Yüzme bilmeyen küçük tay, bir dal parçasına tutunmuş. Eğer çırpınırsa sürükleneceğinden korkarak, etrafına seslenmeye başlamış:
    "İmdat! Yardım edecek kimse yok mu?"
    Sesi duyan tavşan, koşarak gelmiş. Küçük tayın zor durumda olduğunu görünce, ona yardım etmek istemiş. Ama yüzme bilmediğinden, göle girmeye korkmuş.
    "Göle eğilip tüm gücümle seni karaya çekeceğim. Biraz uğraşırsam başarırım sanırım" demiş.
    Tavşanın yardım edecek olması tayı çok mutlu etmiş. Tavşan uğraşmış ama başaramamış. Sesleri duyan alabalık gelerek, onlara yardım etmek istemiş. Ama karaya, tavşanın yanına çıkmaya çekinmiş. Çünkü ancak suda yaşayabiliyormuş:
    "Ben de sana gölden destek vereyim. Böylece başarabiliriz" demiş.
    Tavşan ve alabalığın uğraşmaları yine de bir sonuç vermemiş.
    "Ben kuğuyu çağıracağım" demiş alabalık. "O çok güçlüdür."
    "Çağırırsan gelir mi?" diye sormuş küçük tay.
    "O çok yardımseverdir. Mutlaka gelir" diyerek göle dalmış ve gözden kaybolmuş.
    Çok geçmeden yanında kuğu ile dönmüş. Gerçekten de kuğu tavşana ve alabalığa göre büyük ve güçlü görünüyormuş. O da tayın sağ tarafına geçmiş ve tayı karaya çıkarmak için bir süre uğraşmışlar beraberce. Ama çabaları yine de sonuç vermemiş.
    Bu sırada uçmakta olan güvercin ne yaptıklarını merak edip bir süre onları izlemiş:
    "Arkadaşlar ne yapmaya çalışıyorsunuz?"
    Zaten çok yorulmuş olan tavşan, alabalık ve kuğu bu soruya sinirlenmişler. Tay ise artık umudunu iyice kaybetmiş bir şekilde, güvercine cevap vermiş:
    "Su içerken ayağım takıldı, göle düştüm. Kuğu, tavşan ve alabalık da beni kurtarmaya çalışıyorlar."
    "Ama böyle kurtaramazlar ki seni" demiş güvercin.
    "Çok bilmiş seni. Ya nasıl kurtaracağız?" diye söylenmiş tavşan.
    "Benim yardımımla" demiş güvercin.
    "O nasıl olacak, sen de bizimle beraber itecek misin?" diye alaylı bir şekilde sormuş kuğu.
    "Hayır. Sadece çok önemli bir sözcük söyleyeceğim."
    "Önemli bir sözcük mü?"
    "Galiba büyülü bir söz biliyor güvercin" demiş tavşan küçümser bir ifadeyle.
    "Evet belki de büyülüdür söyleyeceğim sözcük. Siz aranızda uyum olmadığı için boşuna uğraşıyorsunuz. Alabalık tayı denize çekiyor. Kuğu yukarı doğru itiyor. Tavşansa karaya çekiyor. Yani üçünüz de farklı bir yöne doğru gücünüzü harcıyorsunuz. Tabi bu yüzden de bir sonuç alamıyorsunuz. Gücünüzü aynı yöne yöneltirseniz, küçük tay kurtulur."
    Güvercin bunları söyledikten sonra "hoşçakalın" diyerek uzaklaşmış oradan.
    Küçük tay gölden çıkarken dördü birden güvercinin ardından "güle güle" diye seslenmişler.
    O sırada kendisini aramaya çıkan annesini fark eden küçük tay, ona doğru koşmuş ve olanları anlatmış.
    Annesi yavrusunun arkadaşlarına teşekkür etmiş ve:
    "Güvercinin kastettiği sözcük galiba 'uyum'du" demiş.
    Tavşan tek başına küçük tayı kurtaramadığına biraz üzülmüş, ama birlikte başarmanın tadını da aldığı için:
    "Sadece uyum değil büyülü sözcük. Dostluk ve uyum" diye eklemiş.

    alıntı:cats

  2. #22
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Cevap: Bir öykü

    Ayakkabıcı Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktakibir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, sporayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçükbir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca,çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı.
    Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
    Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı,dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
    Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti.
    Birmüddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
    - Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü?

    Bu senekimodeller bir harika!. Çocuk, ona dönerek:
    - Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti.
    Ama benim bir bacağımdoğuştan eksik. -
    Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle taminsan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklıya da vicdanı.
    Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: -
    Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
    Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: -
    Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
    - Çok basit!. dedi, adam.
    Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...
    Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti.
    O güne kadar çektiği acılar,hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
    - Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
    Çocuk, başını yanlara sallayıp: - Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!. - İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam.
    Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
    Çocuk biraz düşünüp: - Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki? - Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan birçocuğa satarım.
    Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devamederek: - Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu. -
    İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır. - Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, gerikalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabısenindir, sattım gitti!.
    Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasındadükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyladoluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndüktensonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyigöstererek. - Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
    Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.Eski bir ayakkabı, para eder mi? -
    Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardanhaberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar.Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
    Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya.Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara gözgezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: -
    Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
    Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücükkondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu.
    Eğer bütün mallarını birgünde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerindendoğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak birtebessümle teşekkür edip: -
    Babam haklıymış!. dedi. 'Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!' demişti.
    Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
    Her hayat yaşanacak bir can bulur,
    Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
    Bulunmayacak tek şey senin benzerindir

    alıntı:MUZAFFER VARNA

  3. #23
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Yaşamı Kafese Koymayanlara

    Yaşamı Kafese Koymayanlara

    Zamanların birinde, parlak tüyleri, rengarenk kanatları olan bir kuş varmış. Bakanları büyüleyen, yaşam sevinci veren göklerde özgürce uçmak için yaratılmış bir hayvanmış. Günün birinde kadının biri bu kuşu görüp ona aşık olmuş, Kalbi yerinden fırlarcasına, gözleri heyecandan parlayarak
    kuşun uçuşunu seyretmiş.


    Kuş onu yanına çağırmış ve ikisi birlikte, anlatılamaz bir uyumla uçmuşlar.
    Kadın kuşa tapıyor, onu kutsal sayıyor, yüceltiyormuş.


    Ama günün birinde düşünmüş kadın: -Belki de uzak dağları keşfetmek ister"
    diye korkuya kapılmış. Aynı duyguyu başka bir kuşla yaşamayacağından
    korkmuş. Ve kıskanmış -kuşun uçabilme yeteneğini kıskanmış. Kendini yalnız
    hissetmiş. "Ona bir tuzak kurayım", diye geçirmiş içinden. "Bir dahaki
    sefer, kuş tekrar gelirse, artık gidemesin" demiş.


    Kadın kadar aşık olan kuş, ertesi gün tekrar sevgilisini görmeye gelmiş. Ne
    var ki, tuzağa düşmüş ve bir kafese hapsedilmiş. Kadın her gün gelip, kuşu
    seyrediyormuş. Vurgunmuş ona ve onu gösterdiği arkadaşları, "Ne şanslı bir
    insansın!" diye haykırıyorlarmış. Ne var ki, duygularında alışılmadık bir
    değişim baş göstermiş. Artık sahibi olduğundan, kalbini çalmasına ihtiyaç
    kalmadığından, kadının kuşa olan ilgisi azaldıkça azalmış. Uçamayan,
    hayatının anlamını dile getiremeyen hayvancık da sararıp soluyor,
    parlaklığını yitiriyor, çirkinleşiyormuş. Kadın da artık karnını doyurup
    kafesini temizlemekle yetiniyormuş.


    Günlerden bir gün kuş ölmüş. Kadın son derece üzülmüş. O andan itibaren
    sevgili kuşunu bir an bile aklından çıkaramamış. Ama kafesi hatırlamıyormuş
    bile. Aklında hep onu ilk kez, mutluluk içinde bulutlarla yarışırken
    gördüğü an varmış sadece.


    Kendinle başbaşa kaldığı yalnızlıkları artmış. Kuşun onu dış görünüşü ile
    değil, özgürlüğü, enerjisi ve sürükleyici tavrı olduğunu fark edermiş.
    Sevgilisinin yokluğunda kadının yaşamı da anlamını yitirdikçe, yitirmiş ve
    sonunda ecel gelmiş kapıyı çalmış.


    "Niye geldin?" diye sormuş kadın, ölüme. "Tekrar onunla birlikte göklere
    uçabilesin diye", yanıtlamış ölüm. "Neden ama ölüm?" diyebilmiş kadın.


    "Yaşamı özgür bırakabilseydin eğer, ona olan sevgin, bağlılığın ve
    hayranlığın artardı; ona kavuşabilmek onunla yeniden uçabilmek için artık
    bana muhtaçsın".


    ... kaynak:Paulo Coelho "On Bir Dakika"

  4. #24
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Cevap: Bir öykü

    Çin'de, tek oğlunu yitiren bir anne, yüreğindeki büyük üzüntüsüyle bir din ad***** gitti ve derdine bir çare bulmasını istedi: " Oğlumu bana hangi duaların, hangi sihirlerin geri getirebileceğini öğrenmek istiyorum " dedi. " Söyleyin, o duaları edeyim, o sihirleri yapayım"
    Çinli din adamı, üzüntülü anneye acısını yatıştıracak sözler söylemek yerine, ona bir görev verdi:
    "Bana, yaşamları boyunca bireylerinden teki bile hiçbir acı tatmamış bir evden, bir avuç hardal tohumu getir " dedi. " Onu, senin yaşamında acıyı yok etmek için kullanacağız "
    Üzüntülü anne, bu sihirli tohumu isteyebilmek için, acının bilinmediği bir ev aramaya başladı.
    Sonunda, çok güzel ve çok büyük bir konak gördü ve gitti, umutla kapısını çaldı.
    " İçinde, acının asla yaşanmamış olduğu bir ev arıyorum " dedi. " Bu güzel ve büyük konağı görünce, burada acının yaşanmadığına inandım ve aradığım yerin burası olduğuna karar verdim."
    Konağın sahipleri, acılı anneyi içeri aldılar, ona ikramda bulundular ve acısını dinledikten sonra ona, " aradığı evin burası olmadığını " söylediler.
    " Siz yanlış yerdesiniz " diye söze başladılar ve sonrada, başlarından geçen tüm acılı olayları anlatmaya başladılar. Acılı anne, ev sahiplerini dinlerken onlara acımaya başladı:
    " Bunlar benden daha acılı " dedi kendi kendine. "Bunlara birilerinin kesinlikle yardımcı olması gerekir."
    Çevrede onlara yardım edecek kişilerin bulunmadığını görünce bir süre orada kaldı ve elinden geldiğince bu acılı aileye yardımcı oldu.
    Acılı anne daha sonra kentte yine sokak sokak dolaşarak, içinde acının yaşanmadığı başka evler aramasını sürdürdü.Fakat hangi evin kapısını çaldıysa, tümünde acılı öyküler dinledi. İçinde acının yaşanmamış olduğu bir ev bulamamış, fakat kapısını çaldığı bu evlerdeki acılı tüm kişilerin acılarını paylaşarak onlara yardımcı olabilmişti.
    Acılı anne, gittiği evlerde tanıştığı acılı kişilerin acılarını azalta bilmek için onlara yardımcı olmaya kendini o denli kaptırdı ki, bir süre sonra kendi yüreğinde ki evlat acısının da azalmaya başladığını gördü. Ve sonun da, sihirli hardal tohumunu aramayı buldu, içindeki acıyı da unuttuğunun ayırdına vardı.






    kaynak:? cats

Benzer Konular

  1. Çok güzel bir öykü
    Venhar Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-12-2009, 10:57 PM
  2. güney....öykü...
    güney Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 13
    Son mesaj: 17-03-2009, 01:29 PM
  3. çok güzel bir öykü
    EXSELANCE Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 17
    Son mesaj: 05-03-2009, 10:51 AM
  4. adı olmayan öykü....
    güney Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 26-05-2008, 10:12 AM
  5. çöl - öykü
    elvistuna Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 31-08-2007, 03:16 PM
Yukarı Çık