(O gece ıslak bir laciverde yansıyordu ay…)
O gece, ıslak bir lacivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle…
…..
Bir kabarıp bir yatışıyordu içim… Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi;
Kilidi açılmış bir şiir defterinin!
Lacivert davetiydi, kapkara gece altında;
…şimşeğin öpebileceği her bir şeyin!..
Lacivert bir davetliydi, gözlerinin;
…siyaha kesmek için!..
*
Veya, sanki bir kömür madeniymişim gibi; mavi kıvılcımlar saçarak içime vurmasını beklememdi elindeki kazmanın…
…bir yürek çarpıntısı gibi!..
…..
Yani yüreğimin vuruşu gibi;
…yaşadığımı hissettirmendi!
Hadi söyle!..
Soyunan oldu mu ben gibi; içinde yıldızların titrediği pınarların başında?..
Ve ayın gümüş ışıklarının ısındığı teni, bir yandan ürperirken; sessizce gizlenen oldu mu, gözlerinin lacivert serinliğine?..
*
Sen…
Ürkek yıldızların kaçıştığı gecede…
Kucağımda kaynayan bir çoban çeşmesi gibisin;
Serin tenin,
…şırıl şırıl saçların,
…ve lacivert gözlerinle!..
Ve sen…
Okyanusun daveti gibisin!
Yani, hani bir tek damlanı koyduğunda dilime, “bütününü” isteyeceğim!..
…..
Yani, öyle veya böyle “senli ölümlerden” ölüm beğenmem gerekecek!..
Yani; “suyunu tatmadan susuzluktan ölmek” veya, içtikçe daha çok susayacağımdan; “sudan çatlayarak susuzluktan ölmek”ten birini tercih etmem gerekecek!..
*
Yani sen…
Bir han duvarındaki kurna gibisin;
…hani yapıştığımız an ağız ağza, can çekişmeye başlayacağım!..
Ve ben, bunu bildiğim için…
Bir ömür boyu susuzluğumla boğuşacağım!
*
Yine de;
Engin, derin ve serin bir okyanusun lacivert dalgaları gibi,
…bakışlarınla okşanmaya başladığımda…
Titreyeceğim;
…yüzüne yıldızlar fırlatılmış bir gece gibi!..
Düşüneceğim sonra, ama çok sonra…
Diyeceğim ki, sanki sayıklar gibi;
“O gece, ıslak bir lacivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle…
Bir kabarıp bir yatışıyordu içim…
Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi;
…kilidi açılmış bir şiir defterinin!..”

Muammer Erkul