Cumhuriyet tarihinde İstanbul Belediyesi seçimlerinin bu 2014 kadar önemli olduğu zamanlar yaşanmış mıdır, bilmiyorum. Her seçimin kendine özgü kritik tarafları elbette vardır. 2014 yerel yönetim seçimlerini önemli yapan birincil etken elbette ardından gelen ve Türk tarihinde ilk denebilecek Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Halk, seçimini yapacak. Yerel yönetim seçimleri ise bunun provası... Önce gelişen gezi süreci, vesaire İstanbul'a başka önemler de yüklememizi gerektirdi. Zîra İstanbul, Cumhurbaşkanlığının doğal adayı Recep Tayyip Erdoğan'ın kalesi konumunda... Başarısını en net göstereceği/göstermesi gereken yerlerin başında geliyor bu şehir. Başbakanın en çok özen gösterdiği yer aynı zamanda...
Ancak; Başbakan ve AK Parti, İstanbul'a yatırdığının karşılığını istenilen ölçüde hiçbir zaman alamadı. Bu kadar büyük yatırımların yapıldığı şehirde yerel yönetim oy oranları her zaman genel seçimin altında kaldı. Konya, Kayseri, Sivas, Erzurum gibi Anadolu şehirlerinde % 60'ları zorlayan hatta geçen oy oranları, İstanbul söz konusu olduğunda sağlanamadı.
Bundaki en büyük etken hiç şüphesiz yatırım ve hizmetler değil; karizmatik yerel yönetim liderliğinin oluşmamış olması... İktidarın yüklenmesine rağmen gerek il bazında, gerek belediye bazında istenilene ulaşılamaması... Aslında gündelik hizmetler düşünüldüğünde İstanbul'da standartı yakalamış bir belediyecilik yapılıyor. Ancak; ülkemizde her on yılın tanımlamaları farklı; gelişiyoruz. 2000'li yıllar, belediyecilik beklentilerinin yenilenmesi gereken yıllar ve bu yenilenme İstanbul'da halka yansımıyor ya da halk algısına hitap etmiyor. Seçimin matematiği de iyi kurulamıyor.
Bu seçimin farkı; Cumhurbaşkanlığına yürüme ihtimali olan Başbakan'ın İstanbul'da en yüksek oy oranı ne ise onu zorlamaya olan kararıdır. Bu kimine göre % 50, kimine göre % 55, kimine göre de % 60... İstanbul'u kazanmak için AK Parti'ye lazım olan oy % 45... Yani AK Parti % 45 aldığı zaman rakipleri ne yaparsa yapsınlar İstanbul AK Parti'nin demektir. Ancak; Cumhurbaşkanlığı seçimi daha yüksek oy oranlarını gerekli kılıyor. Yalnız Cumhurbaşkanlığı değil, Geziden sonraki Türkiye'nin psikolojik eşiği de % 50'nin üzerini mecbur kılıyor.
Seçimin mecbur kıldığı bu oranlar AK Parti'nin hâlihazırdaki Başkanında yok. Aslında Başkan Kadir Topbaş da geçen yıllarda görevi "mecburen" götürüyormuş hissiyle çalıştı. Pozitif bir enerji yaymadı. Dolayısıyla şehrin insanına iyi bir algı oluşturacak başka bir adayın olması daha iyi netice verecektir. Aslında AK Parti'nin Bakanları içinde bu işlevi yürütecek birçok aday var. İsmi en çok geçen ve 3 dönemi sona eren Egemen Bağış bunlardan birisi. Dikkatle bakıldığında hem şehrin yönetimini hem de seçimlerdeki yüksek oy potansiyelini gerçekleştirebilecek bir isim...
Egemen Bağış, sadece AK Parti'nin genel kitlesinden değil, onun dışından da oy alabilecek bir isim. Özellikle liberal kesim ona sıcak bakıyor. CHP'ye gitme potansiyeli olan bu oyları AK Parti'ye döndürebilir. Bu oylar hiç değilse AK Parti'nin oylarına % 3-5 oranında katkı sağlar.
Kim ne derse desin AK Parti'nin İstanbul yapılanmasında Karadenizlilerin yadsınamaz bir gücü ve etkinliği var. Hem İl Başkanı hem de Belediye Başkanı Karadenizli, hatta birçok ilçe başkanı bile... Egemen Bağış bu oylara Doğulu oyları ekleyebilir. Az kişinin bilmesine karşılık Doğu kökenli bir İstanbul Milletvekili olması (Bingöl doğumlu bir Siirtli) BDP oylarından bile geçişler sağlayabileceğinin göstergesi. Zaten, özgürlüklere önem veren bir bakan olduğundan bu konuda yeterli algıya sahip... Türkiye'nin, bir barış sürecini adımladığı bu günlerde üzerinde cidden düşünülmesi gereken bir konu bu. Soralım "İstanbul'da kaç doğu kökenli var?" diye... Cevap elbette "milyonlar" olacaktır.
Bunun dışındaki bir diğer husus -ki bana bu yazıyı yazdıran sebeptir- Egemen Bağış'ın MHP tabanı tarafından da sempati duyulan bir isim olması; Onun, AB parlamentosundaki çıkışları; meşhur "oğlum bak git"leri; en hassas olduğumuz karikatür meselesindeki "onu münasip bir yerine..." cevabı hem MHP tabanı, hem muhafazakar kesim, hem de birçok CHP'li tarafından "takdir" edildiğini hadiseler oldu. Bizim insanımız "doğal" insanı ve "doğal" cevapları seviyor. Akdenizli tarafımız hep sıcak; hoş Karadenizli damarımız da öyle ya, neyse...
Bütün bunların dışında Bakan Egemen Bağış çok çalışkan, ufku açık, dünyayı iyi tanıyan, yabancı dil hakimiyeti çok yüksek -muhatapları ile dalga geçecek kadar-, İstanbul'u iyi tanıyan -zaten İstanbul milletvekili-, komplekssiz, sağlam karakterli, siyasetin içinde ama "politika yapmaya gerek duymayacak doğallıkta" ve sıcak bir isim... Aslında daha birçok yönü ile değerlendirdiğimizde her görüşten İstanbul insanının üzerinde mutabık kalacağı ve kaldığı bir isim...

Demokrasi zaten mutabakat rejimi değil midir...?